Devamı var:Yavuz Sultan Selim Devri Osmanlı-Özbek Münasebetleri

Altın Ordu Devleti’nin enkazı üzerinde pek çok küçük hanlıklar kurulmuş ve XVI. yüzyılda ise bir hayli çoğalmıştı. Bunların ilki Altın Ordu’nun merkezi olan Saray ve Taht Hanlığı, ikincisi Astarhan Hanlığı, üçüncüsü Kazan Hanlığı, dördüncüsü Kırım Hanlığı, beşincisi Batı Sibirya’daki Şeybanoğulları Hanlığı, altıncısı Seyhun havzasında Şeybanoğulları’nın Ebu’l-Hayr kolu (Özbekler), Yedincisi Nogay Mirzaları’nın kurdukları yarı devlet şeklindeki teşekkül olup bu da İdil’in aşağı havzasında idi. Yedisu’nun dağlık bölümünde ise Çağataylar hüküm sürüyordu.

Cengiz soyundan gelen bu hanedanlar yerli Türk kitlesi içinde bir avuç önder olarak gözükmüş olduklarından uzun zamandan beri Türkleşmiş bulunuyorlardı. Moğol görünümleri altında Müslüman-Türk hanlıklarından başka bir şey değillerdi. Bu hanlıkların hemen hemen hepsinde memleketi sülâle azâları arasında bölerek “inçü” usûlüyle idare etmek ve sülâlenin iş başında bulunan kolunda yaşça üstün olanını hanlamak sistemi hakimdi. Sülalenin bilfiil iktidarda bulunan nüfuz sahibi azâsı bile bu an’âneye riâyet eder ve yaşı müsâit olmadıkça kendisini “Büyük Han” ilân etmezdi.

Kırım Hanlığı bir kenara bırakılıcak olursa, Osmanlı Devleti XVI. yüzyılda en çok Şeybanî (Özbek) Hanlıkları ile siyasî münasebet kurmuşlardır. Osmanlıların Câmi-i saadet dinî ve dünyevî, Nâsır-ı Mezheb-i Hakkı Hanefî, Hâfız-ı Bilâd-ı Turan ünvanlarını verdikleri Şeybanî Hanları’nın hayatı Horasan için İranlılar’la çarpışmakla geçmiştir. Büyük saygı duydukları Osmanlılar’la karşılıklı dayanışma içerisinde önce İran’a ve daha sonraları da Ruslar’a karşı bir birlik oluşturma çabasına girdiklerinden Şeybanîlerin tarihini kısaca ortaya koymak gerekir.

Şeybaniler; İran, Çin, Türkistan ve Güney Rusya bölgesinde yerleşmiş, Cengizoğulları hanedanları yıpranıp kaybolurken, kuzey bozkırında geride kalmış ve unutulmuş, aynı ailenin diğer kolları onların yerini almaya ve tarihî imparatorluklardan kendilerine düşen payları istemeye başlamışlardı. İşte Şeybanîler bunlardan en önde gelenlerden biriydi. Esasen Özbek adı Ebu’l-Gazi Bahadır Han’ın belirttiğine göre Altun-Ordu hükümdarı Öz-Bek Han’dan (1313-1340) gelmektedir. Cengiz Han’ın torunlarından biri olan Batu Han tarafından kurulan Altun-Ordu Hanlığı’nın başına dokuzuncu olarak, otuz yaşlarında Öz-Bek Han geçmişti. Öz-Bek Han Altun-Ordu’da İslamiyet’in tamamiyle yerleşmesine de vesile olmuş, bu durum ise Anadolu’da sevinçle karşılanmıştı.

Öz-Bek Han Altun-Ordu Devleti’nin başında iken 1329’da, Doğu Deşt-i Kıbçak’ta kendisine karşı bağımsızlığını ilan eden Gök-Ordu Han’ı Mübarek Hoca ve sülalesini yok etme mücadelesine büyük hizmette bulunan Cuci neslinden Şibanlıların nüfuzları artmıştır. Öz-Bek Han’a yardımcı olmaları sebebiyle Şibanlılara ve Öz-Bek Han’ın emrindeki kitlelere Özbekler denilmiştir. Başlangıçta şahıs adı olan Öz-Bek bir zaman sonra urug adı olmuştur. Özbekler Cengiz Han soyundan Kıbçak Hanları’ndan, Batu ve Berke’nin kardeşi Şeyban (Şıbın) adında Cengiz Han’ın bir torununa nisbetle bu adla anılmışlardır. Özbek-Şeybanî Hanedanlığı’nın kurucusu ise, 1428-1468 yılları arasında Özbeklerin başarılı temsilcisi Ebu’l-Hayır Han kabul edilmektedir.

Ebu’l-Hayır Han, on yedi yaşında iken 1428’de Sibirya’da,-şimdiki Tobolsk’un batısında- Tobol ırmağı üzerinde Ulusu’nun hânı ilân edilmiştir. Hemen diğer Cuci uluslarından Ural ırmağının doğusunda ve Seyhun’un kuzeyinde kalan toprakları almıştır. 1430-1431’de Harezm bölgesini de ele geçirmiş ve Urgenç’i yağmalamıştır. Timurlu hükumdarı Şah-Rûh’un ölümünden (1447) önce Timuroğulları’nın elinden Sir-Derya hattındaki Sığnak’tan Uzkent’e kadar müstahkem şehirleri ele geçirmiştir. Barthold’un tahminine göre Sığnak başkenti olmuş, buna karşılık şimdiki Türkistan şehri olan Yesi Timuroğulları’nın elinde kalmıştır. Ebu’l-Hayır, Timur’un torunları arasındaki mücadeleden yararlanarak Türkistan’ın iç işlerine karışma fırsatı bulmuş, bu şekilde Timuroğlu Ebu-Said’in Semerkant tahtına çıkmasına yardım etmiştir (1451).

Ebu’l-Hayır’ın kudreti zirvesine çıkmıştı. İmparatorluğu Seyhun’dan Tobolsk civarına kadar uzanırken 1456-1457 yıllarında Kalmuklar’ın karşısında yenilgiye uğrayan Ebu’l-Hayır Han’ın nüfuzu sarsıldı. Şeybanîler ve onlara tabi olan boylar XIV. yüzyıla gelindiğinde tamamen Özbek adını almışlar ve menşei halâ tartışılan bu isimle tarihte anılmışlardır. Bir kısım Özbekler kendisinden ayrılarak Kazak olmuşlar, Ebu’l-Hayır yeniden itaat altına almak istediği bu Kırgız-Kazakları ile savaşırken 1468’de ölmüştür.

Yaklaşık üç yıl sonra Moğolistan’daki Çağatay Hanı Yunus, Özbek tahtına bağlı kalan son aşiretleride dağıtmıştır. Muhalif Özbeklere gelince yani Kırgız-Kazaklar bozkırda tamamen göçebe bir devlet kurmuşlardı. Bu devlet ilk iki önderlerinin ölümünden sonra Onların oğulları olan Karay’ın oğlu Baranduk (1488-1509) ve Canıbek’in oğlu Kasım (1509-1518) tarafından yönetilmiştir. Kasım bir ara Taşkent’i elegeçirmeye çalışmış ise de başarısız olmuş ve bir daha teşebbüs etmemiştir. Bu atadan kalma göçebeliği Sığnak çevresinde yarı erleşik bir imparatorluğun şartları ile birleştirmek isteyen Ebu’l-Hayır’ın macerası, başarıya ulaşamamış Cengiz Han’ın macerasıyla aynıdır. Ama Ebu’l-Hayır’ın başaramadığını daha sonra gelen Şahi Beğ veya Şah-Baht (Ebu’l- Fetih Muhammed Şeybanî) ve diğerleri başaracaktır.

Ebu’l-Fetih Muhammed (1491-1510), Ebu’l-Hayır’ın on bir oğlundan en büyüğü Şah-Budak’ın büyük oğludur. Şahi Beğ Özbek, daha doğrusu Şah-Baht Özbek, büyük babasının kendisine vermiş olduğu Şah-Baht isminin tahrif edilmiş şekli olan Şeybak olarak da isimlendirilmiştir. Şiirlerinde genellikle bu ismi kullanır. Ebu’l-Fetih ismine ise ancak meskûkât üstünde rastlanır.

Şah-Baht (Muhammed Şeybani), 1468’de babasının Moğol Hanı Yunus tarafından öldürülmesi üzerine babasının öcünü almak için bir müddet beklemek zorunda kaldı. Başlangıçta Mangırt-Nogaylar, Kazaklar, Moğollar ve Maverâunnehir hakimleri arasındaki mücadelelerde sık sık taraf değiştirdikten sonra 1488’de hizmetlerinin karşılığı olarak kendisine Moğol Hanı Mahmud tarafından Türkistan (Yesi) şehri verildi. Bundan sonra gücü gittikçe arttı. Timurlu mirzalar arasındaki mücadelelerden de faydalanarak kısa zamanda Maverâunnehir’e girdi (1495). Horasan’da dahil Semerkant ve Hive’yi, Timurlular’ın başkenti Herat’ı da alarak, dört yıl gibi kısa bir sürede bütün Timurlu ülkesine hakim oldu. 1500’de Türkistan tahtına oturdu.

Şeybak Han’ın öyle bir siyasî nüfuzu vardı ki, Kaşgar Hanları kendisinden habersiz hiç bir siyasî teşebbüste bulunmamıştır. Şiîliğe düşmandı ve Türklerin şiîlik dolayısı ile ikiye ayrıldığını herkesten önce sezen bir insandı. Ayrıca Rus tehlikesinin büyüklüğünü de kavramış ve Rus ilerleyişini endişe ile takip etmiştir. Şeybani Han 1505’te otuz bin kişilik ordusuyla Ürgenç’e sahip oldu. 1507’de Timurluların elinde bulunan Horasan bölgesini aldı. 1508 yılında Safevi Şah İsmail’e bir elçi göndererek Şiilikten vazgeçip Sünniliğe dönmesini teklif etmiştir. Ancak Şah İsmail buna cevap bile vermemiştir. Muhammed Şeybani Han, Mahmudabad’da yaptığı savaşta mağlup olarak kendisi de ölüler arasında yer almıştır. Osmanlıların Safevilere karşı Özbeklere yardım etmelerine rağmen, Şeybani Han yenilmiş ve Özbekler arasında kargaşa başlamıştır.

Safevi Şah İsmail ise, ortaya çıktığı 1500 yılından beri yaptığı hiç bir savaş ve saldırı da mağlup olmamıştı. Hem Osmanlıların hemde Özbeklerin ikazlarına rağmen bir türlü bu ülkelere olan Şii propagandasını durdurmamıştı. Çok sistemli ve gizli bir şekilde organize ettiği halifeleri sayesinde arzu ettiği devletin temellerini atmış, sınırlarını devamlı genişletmişti. Hatta Şah İsmail, Özbeklerin hükümdarı Şeybani Han’ın Kazaklar’la mücadelesini fırsat bilerek Horasan’a yürümüş ve burayı işgal ederek pek çok Sünni- Müslümanı öldürmüştü.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

“” için bir yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir