Yavuz Sultan Selim Devri Osmanlı-Özbek Münasebetleri


Prof. Dr. Remzi KILIÇ

Osmanlı Devleti Padişahı Yavuz Sultan Selim’in (1512-1520) XVI. yüzyılın başında Türkistan’da hüküm süren Özbek Hanları ile olan münasebetleri nasıl olmuştur?
Özellikle Şii-Safevi Devleti hükümdarı Şah İsmail’e (1501-1524) karşı ortak siyasi karar ve davranışları bu araştırmada ortaya konmuştur. Özbek hanları ile Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’in olumlu diyalogunu bu çalışmada görmek mümkündür.

THE OTTOMAN-UZBEK RELATIONS DURING THE REIGN OF YAVUZ SULTAN SELIM(1512-1520)
ABSTRACT
The Ottoman-Uzbek relations during the reign of Yavuz Sultan Selim (1512-1520) this study is to find out the establishment of the relations between the Ottoman Empire and the Uzbek Khans during the reign of Yavuz Sultan Selim. A special attention was given to the policy of the Sultan Selim against Shah Ismail (1501-1524). This topic was in detail analysed. Furthermore this study shows that good relations as far as the dowments were concerned, was established between the Uzbek’s and the ottomans.
Key Words:Yavuz Sultan Selim, Muhammed Seybani Khan, Shah İsmail, The Ottoman Empire, Safevids, Uzbek Khan, Central Asia.

GİRİŞ

Osmanlı Devleti tahtına dokuzuncu padişah olarak, 24 Nisan 1512’de cülus eden Sultan Selim (1512-1520), II. Bayezid Han’ın oğludur. II. Bayezid Han (1481-1512) tahta geçtiği sırada şehzade Selim’i Trabzon sancağına vali olarak tayin etmişti. Selim, Kefe’ye sancakbeyi olarak gidişine kadar, yaklaşık yirmi dokuz yıl (1481-1510) Trabzon’da valilik yapmıştır. Selim’in Trabzon’da; yönetim anlayışı, kumandanlık tecrübesi, kitleleri sulh ve idare kabiliyeti ve asker kişiliği iyice gelişmişti.

Yavuz Sultan Selim, Osmanlı padişahı olduğu zaman Avrupa ile dostluk münasebetlerini sürdürmeyi devam ettirmiştir. Osmanlı Devleti’nin genel siyasi durumunu tehdit eden doğudaki Şah İsmail’in Şiilik mezhebini yayma faaliyetlerini ise kaygıyla takip ediyordu.

İran’da Safeviler hanedanının kurucusu olan Şah İsmail (1501-1524), Tebriz’de kendisini Akkoyunlu hanedanı Uzun Hasan’ın varisi ilan ederek tahta çıkmış, Şiiliği devlet dini-mezhebi olarak benimsemişti. Şah İsmail batı komşusu Osmanlılara ve doğu komşusu Özbeklere karşı yaptığı savaşları bir din-mezhep savaşı gibi göstermeye çalışmıştır. Bu nedenle XVI. yüzyılda Sünniler ile Şiiler arasında Ortaçağ boyunca görülmemiş bir mücadele yaşanmıştır.

İran XVI. yüzyılda Safevilerin elinde bulunup, bu hanedan başlangıçta Türkleri-Türkmenleri tarikatlarına bağlamış ve daha sonra İran milliyetçiliğinin savunucusu kesilip, Türkleri İranlılaştırmağa çalışmıştır. Yavuz Sultan Selim bu sebeple Şii-Safevileri -etkisiz kılmak için- Osmanlı Devleti’nin dolayısıyla Türk Milleti’nin birinci hedefi telakki etmiştir.

Yavuz Sultan Selim tahta geçtiği sıralarda Anadolu’da bir takım Şii hareketler, Safevi hükümdarı Şah İsmail tarafından desteklenmiş, Osmanlı Devleti parçalanarak yıkılmak istenmiştir. Bu hareketin bir an evvel bertaraf edilmesi Yavuz Sultan Selim’in en büyük meselesi olmuştur. Türk sülalesi olarak ortaya çıkan ve Acem olarak münkariz olan Safeviler, Şah İsmail’in önderliğinde Osmanlı Devleti’ni çökertmek için entrika dolu isyan teşviklerini ve tahriklerini Türkmenler üzerinden hiç eksik etmiyorlardı.

Yavuz Sultan Selim Trabzon valisi iken, Şah İsmail’in Azerbaycan ve Doğu Anadolu’da yürüttüğü kesif propagandayı görmüş, hatta 1507’de Dulkadiroğulları üzerine yaptığı Orta Anadolu seferinde binlerce Türkmeni nasıl haksız yere katkettiğini biliyordu. Safeviler ayrıca Doğu’da Sünni akideyi temsil eden Özbekler üzerine de devamlı baskınlar vererek onları Türkistan’da güçsüz bırakmak istiyorlardı.

Özbekler ise, XVI. yüzyıl boyunca Türkistan muhitinin en güçlü hanedanlarını ortaya çıkarmışlardı. Türkistan coğrafya olarak; Batı’da Hazar denizi ile Horasan dağları, Doğu’da Doğu Türkistan bölgesi ve Altay dağları, Güney’de Hindikuş ve Kûh-ı Sefid dağları, Kuzey’de Kazakistan bozkırlarının kuzey sınırları arasında kalan yaklaşık 5.340.066 km² ‘lik bir sahayı içine alan bölgedir. Türkistan esasen Türk adının, dilinin, tarihinin, kültürünün, medeniyetinin ve töresinin, kısaca Türk’e ait her bir şeyin ortaya çıktığı ata yurdumuzdur.

Türkistan’ın XVI. yüzyıl’dan önceki ve sonraki tarihi kesin olarak ayrılmakta, şimdiki Türkistan ise tarihinin üçüncü devresini yaşamaktadır. XVI. yüzyıl’dan önceki Türkistan tarihi, çeşitli milletlerin ve onlarla gelen çeşitli medeniyetlerin milletler arasındaki çeşitli sınıf ve gurupların mücadeleleri, memleketin o şartlar içinde gösterdiği tedrici ve sürekli ilerleme ve olgunlaşma safhaları, bu bölgenin bilhassa Ortaçağ boyunca kara ticaretindeki mevkiinin gittikçe yükselmiş olması şeklinde tasvir edilebilir.

Türkistan’ın yükselme ve olgunlaşması Timurlular devrinde zirvesine ulaşmıştır, diyebiliriz. Çünkü onlardan günümüze kadar bir çok tarihi yapı ulaşabilmiştir. Türklerin ancak kendi an’ânelerini İslam an’ânelerine uydurabildikleri göçebe hayatını bırakarak medenî ve mahsuldar ülkelerde yerleştikleri ve Tacik-İslam medeniyetiyle Türk an’ânelerini; Türklük ve Moğolluğu esas tutmak üzere cem’edebildikleri zaman Türkistan’da sağlam bir hükümet kuralabileceğini gayet açık bir surette anlayan ve onu esas düstur edinen “Timur Bey” hakiki bir Türk millî siyaseti gütmüştür. Maverâunnehir’de muteaddit yerlerde kanallar kazdırdı. Oralara belki yüzbinlerce Türk’ü her taraftan -hatta Deşt-i Kıbçak ve Anadolu’dan- zorla getirterek yerleştirdi. Maverâunnehir’de Celayır, Harezm’de Kangrat, Cite’de Doğlat gibi büyük kabileleri dağıttı. Onların birini diğerine katarak pek çoğunu ekinciliğe mecbur etti. Bu zât Semerkant’ın güney ve kuzeyinde “Khayrâbâd” adıyla vücuda getirdiği büyük ark sistemlerinin etrafında Türk kasabaları meydana getirmiştir. Timur ve Oğulları tarafından yaşatılan siyasî ve medenî hayatın parlaklığı ve büyüklüğü, Deşt-i Kıbçak’ta yaşayan an’âneci Cengizlileri Maverâunnehir etrafına celbetti. Bunlara tabi uruglar yavaş yavaş Timur ve Oğulları hizmetine giriyor ve Maverâunnehir’de, Zerefşan ve Ceyhun kıyılarında Fergana ve Seyhun havzasında yerleşiyorlardı. Timuroğulları’nın tuttuğu medenîleştirmek işi Cengizoğulları içinde bir ülkü olmuştu .

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

“Yavuz Sultan Selim Devri Osmanlı-Özbek Münasebetleri” için bir yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir