Yabancı Dil Yetisi Üzerine – Prof. Dr. Mustafa ÇAKIR


Kimileri için küreselleşmenin doğal bir sonucu olarak, Dünya’nın artık büyük bir köy haline geldiği söylenebilir. Bu anlayışa göre, öğrenilen her bir ilave dil, sınırlar ötesine ulaşan bir araç olarak algılanmaya başlandı . Dolayısıyla yabancı dil öğrenme konusuna verilen önem giderek daha da artıyor ve bu artışa paralel olan gelişime ayak uyduramayanların bireysel veya kişisel yakınmaları da devam ediyor.

“Çok çalışıyorum ama bir türlü başarılı olamıyorum”

Bu ifade, ÖSYM (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi) tarafından yapılan yabancı dil sınavlarından istediği sonucu alamayan gençlerin yakınmalarından alınmış bir cümledir. Bu bir anlamda ülkemizin yabancı dil öğretimindeki çaresizliğini de özetlemektedir. Toplumsal olarak gösterilen bütün çabalar, dil öğrenmeye değil; her hangi bir sınavdan yüksek, daha yüksek veya en yüksek skoru alarak (sınıf, sınav) geçmeye yöneliktir. Hâlbukimerkeze alınması gereken, “öğrenme” olmalıdır. Öğrenmenin gerçekleşmesi ile sınav başarısı da gelir; öğrenme olmadan ise istenen skorların elde edilmesi neredeyse olanaksızdır.

Bu yakınmalar ne anlam ifade etmektedir? Bu yakınmalardan, çıkarılması gereken ders ne olmalıdır?

Öğrencinin “öğrenme” sözü ile kastının ne olduğu iyi anlaşılmalıdır. Öğrenme, bireyde görülmesi arzu edilen dilsel davranışları yaşantısı yoluyla bilinçli bir strateji ile kazandırıp, ona bilgi edinme, belleme anlamında bir davranış değişikliği kazandırma hali olarak algılanmalıdır. Bireyin sadece, alanı ile ilgili yayınları okuması, anlaması ve hatta o dilde çeviri yoluyla yayın yapması, onda gerekli davranış değişikliği için öngörülen becerilerin içselleştirilmesi için yeterli değildir. Sayılan etkinlikleri gerçekleştirmiş olmasına karşın, sınavı geçememiş olması, önemli bir rahatsızlık ve şikâyet nedeni olmaktadır. Bu durumun getirdiği psikolojik rahatsızlık, bireyin öğrenme sürecinden uzaklaşması için bir gerekçe oluşturmamalıdır.

Peki, “Sınavı geçme” öğrenmiş olmanın göstergesi ya da ölçütü müdür?

Mesleki süreçte ya da öğrenim yaşantısı boyunca kariyer basamaklarında gerekli bütün sınavları geçmesine karşın, öğrendiği dilde kendini ifade edememek de bizim topluma özgü bir durum olarak dikkati çekmektedir. O halde, yabancı dil öğretmenlerinin bile dilini öğrettiği ulusun temsilcileri ile tercüman aracılığı ile anlaşabildiği bir ülkede, “sınavı başarmış olma” dili bilmenin göstergesi olmak durumundadır. Bu durum gerçekle örtüşmediğinden, yaşananlar, sınavı geçenlerin de öğrendikleri dile hakim olamadığını göstermektedir.

Bütün bu soruların ve şikâyetlerin sonunda, alan uzmanı olarak çıkarılması gereken sorun yaklaşık şu cümlede düğümlenmektedir:

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir