Vuslat Aşk’ın En Acıyanıdır


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 16 Şubat 2019 Kerim Usta

Vuslat Aşk'ın En AcıyanıdırKalbim Ağır Geliyor Bedenime, Taşıyamıyorum…
Çok Defa Tövbe Ediyorum Onun Adını Yazan Kalemlere…
Olmuyor…!
İçim Öyle Dolu ki Onunla Dolup Taşıyor Kağıtlara…
Milyonlarca Kelime Harcıyorum Uğruna…
Bu Günlerde Takvimler Hangi Günü Düşüyor, Hangi Sevdaya Çizik Atıyor, Hangi Vuslata Gün Saydırıyor Bilmiyorum…
Yazının Kendisini Okuyan Gözlere Kavuşamadığı, Kelimelerin Bittiği, Kağıdın Kaleme, Kalemin Kağıda Küstüğü Yerdeyim…
Kaybedilmiş Günlerin Güncesini Tutmuyorum…
Yorgun ve Bezgin Yılların Rüzgarına Kapılmışım Sürüklenip Gidiyorum…
Ve Ben İlk Defa Bu Kadar Doluyum…
İlk Defa Kendimi Yazmak Zorunda Hissediyorum…
Cümleler Boğazıma Düğümleniyor…
Yazmak İstiyorum Ruhumun Derinliklerini…
Hüzünlerimi… Acılarımı…
Çabalıyorum Ama Olmuyor, Yazamıyorum…Kelimeler Parmaklarımın Uçlarında Esir Kalıyor…
Sıcak Bir Damla Gözlerimde Nedensiz Akıp Gidiyor Öylece…
Satırlar Çaresiz Suskunlarda…
Akşam alacasıdır gözlerimBakışlarımda taşıdığım ömrüm ve on yedime sığdırdığım acılarım var, kaydı düşülmemiş, düşmemiş acılar Kendimi hangi çığlıkta bıraktıysam gene hala dönmedim banaKaybettim kendimi bu şehrin teşne yorgunluğunda, mağrur bir söz edasıyla Kim bilir şimdi hangi çıkmaz sokakta boğuk feryatlar savuruyorum göğe! Kim bilir kimde kaldım gene Bu kaçıncı kayboluştur bu kaçtır silinir adım Ben ki asir bir gece söz de kalsın ses de Bana beni bulun yeter! En kavi sebeplerimi harcadım yar yoluna Bilmek gözümün ardında Ve sevda sızım sızım sızlar ellerimle uçurum arasında Bu yanılgılar sürer beni var ile yok arasınaYüreğim Yüreğim ki dağ İçine saklı denizler almış, varlığı hiç olmuş coğrafya Kutsal bildiklerim benden cayanlardıKim ki gitmeyi vebal bildi ben ona meftun oldum İşte odur ki ne varım ne yokum!

Birbirimize çaresizliğimizden ağlar örerken bize, aşkın bir soluk sonrasında kalıyoruz. Özlemekten durulamayan ama hep ayrılıkla ödüllendirilen acuze pişmanlıkları ekliyoruz künyemize. Durup durup yanağını okşuyoruz kutsal cümlelerin. Bilmiyoruz bizi en önce harflerin terk ettiğini. Ben sana meftun, sen bana giryan… Oysa bu ayrılıktan ancak bir biz çıkar. Saçlarında yorulan rüzgârda kalıyor ömrümün neşidesi. Hayatla acı arasındaki köprüde kalbimi ihlal ediyorum aminsiz dualarla. Mayınlar patlarken geçmişimizde yüzümüzü sakınamıyoruz karakışlardan. Aşkın onuru sana beni bulabileceğin bir hece bile bırakmadan öyküm siliniyor dudağıma bulaşan yağmurdan. Umudu kangren özleyişlere çeviren bekleyişler alnımdaki yazgıyı incitirken yorulmaz mı başımızı okşayan gökyüzü? Bir çıkar yol göster bana seni terk etmem için.

Paylaşabilirsiniz
Avatar

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir