Yayım tarihi:

Devamı var:

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 14 Kasım 2020 Kerim Usta

Günümüzde küresel emperyalizm, dünya egemenliği doğrultusunda batıdan doğuya yöneldiğinde, Ortadoğu üzerinden Hazar havzasına çıkmayı hedeflemektedir. Türkiye Cumhuriyeti’ni Hazar havzasına girişin kapısı ve üssü haline getirmeye çalışmaktadır. Bölgede iki büyük devlet olan Türkiye ve İran’ın rejim farklılığı ve alt mezhepçilik kışkırtılarak, karşı kaşıya getirilip birbirleriyle savaşmaları istenmektedir. Küresel emperyalizmin Hazar havzası planı, Türkiye’nin bütün doğu bölgelerini cephe konumuna getirmektedir. Güneydoğu’da Kürdistan, Doğu Anadolu’da Büyük Ermenistan, Doğu Karadeniz’de ise, Pontus Rum devletleri kurularak, bu cephe bölgede küresel Hıristiyan emperyalizminin önü açılmak istenmektedir (Çeçen, 2005: 11).

Türk Milleti’nin şüphesiz aleyhine olacak bu planı bozmak gerekir. Bu ise tarihî kültür kaynaklarımızı yeni nesillerle sağlıklı ve bilimsel yöntemlerle aktarmaktan geçmektedir. ABD ve AB emperyalizmi hazırladıkları Hazar havzası savaşı planı içerisinde, bütün Türkiye’yi askeri üs haline getirmeyi amaçlamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, eğer fırsat verilirse küresel emperyalizm yüzünden top yekûn yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir. Hazar havzasının komşusu olan Türkiye Cumhuriyeti yaklaşmakta olan bu tehlikeye karşı önlem almak zorundadır.

Türklerin yüzyıllarca yönettikleri Hazar havzasında, büyük bir çöküş yaşamaları ve küçük devletlere bölünerek üstünlüklerini kaybetmeleri planlanmaktadır. Oysa Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Özbekistan, Başkurdistan ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri, hep Türk devletleri olmalarına rağmen, Hazar havzasında küçük devletler halinde kendi geleceklerini kurtarmaya çalışmaktadırlar. Emperyalizm, böl ve yönet ilkesi doğrultusunda, Hazar havzasının büyük Türk nüfusunu küçük devletlere bölerek, bu bölgedeki Türk egemenliğini kırmayı amaçlamıştır (Çeçen, 2005: 10-11). ABD eski devlet başkanı Clinton: “XXI. yüzyılda ABD’nin en önemli stratejik görevi, Avrasya bölgesinde stratejik bir blok kurulmasına engel olmaktır” demektedir.

Sovyet-Rusya’nın yıkılmış siyasi sisteminin enkazları üzerinde, bölge barışına katkı sağlayacak, sağlıklı ve kalıcı bir siyasi yapının oluşturulması, gerçekten çok zor görünmektedir. Bu zorlukların aşılabilmesi için azimli, bilgili, tecrübeli, akıllı ve cesur yöneticilere ihtiyaç vardır. Bu kazanımlar ise Hazar bölgesi Türk devletlerinin hemen hepsinde mevcuttur. Fakat ortak noktalarda ve paydalarda buluşulmalıdır. Tarih milletler arası ilişkilerde asla boşluk olmadığını göstermektedir.

Herkes her şeyden önce Türkistan ve Kafkasya’daki Türk Cumhuriyetleri’nin meselelerinin, büyük bir kısmının maziden miras alınan meseleler olduğunu bilmelidir. Önceleri yıllarca Rus çarlarının yönetiminde kalan Türk halkları, Bolşevik ihtilâli ile birlikte komünist zorbaların pençesine düşmüşlerdir. Çarlık Rusya devrinde Slavlaştırma ve Hıristiyanlaştırma tecrübesini yaşayan halklar, daha sonra komünist ve ateist başka bir tecrübe daha yaşamışlardır. Dünyada daha önce bir örneği ve uygulaması olmayan komünist ideoloji, Rus uygulaması ile Türk halklarının üzerine bir kâbus gibi çökmüştür (Yeniçeri, 2001: 312). Türk halkları hürriyetler bakımından iyi bir vaziyettedir. Ancak Rusya’nın vaktiyle Türk topluluklarına vermiş olduğu baskı ve korku, onların nasıl bir geçmişten geldikleri hususu göz önünde tutulmalıdır.

Sonuç ve Öneriler:

Türk Milleti’nin farklı şubelerinin tarih boyunca çok geniş coğrafyalarda, dağınık ve ayrı yönetimler altında yaşamış olmasının onların aralarında sosyal, kültürel, siyasal ve eğitim alanında işbirliği yapılamayacağı anlamına gelmez. Türklerin kültürel kökleri bakımından; Ahmet Yesevî, Manas, Köroğlu, Nasreddin Hoca, Korkut Ata, Oğuz Han, Ali Şir Nevaî, Yusuf Has Hâcip, Kaşgarlı Mahmut, Bilge Kağan vb. şahsiyetler, hem Uluğ Türkistan’ın hem de Ön Asya Türklüğü’nün değerleri olduğu sürece, bu toplulukların çeşitli alanlarda birlik oluşturmaları gayet doğal ve kolay olacaktır. Zira onları birleştiren ana damarlar canlı ve yaşamaktadır (Yeniçeri, 2003: 390-391).

Günümüzde gelişen ve değişen dünya şartları dikkate alınarak, Türk Cumhuriyetleri’nin eğitim ve kültür açısından “Türk Dünyası Eğitim ve Kültür Birliği” projesi adı altında bir eylem programı oluşturması gerekmektedir. Nasıl ki, “Avrupa Birliği Eğitim Programı: Socrates” (Doğan, 2005: 364) çerçevesinde eylem planları varsa, Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri topluluklarının da böyle bir eğitim ve kültür içerikli projesi ve buna uygun programları geliştirilmelidir. Somut olarak, Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri ve Türk topluluklarının Eğitim bakanlıkları, eğitim ve kültür faaliyetlerinden sorumlu birimleri ve yetkilileri bu projeyi oluşturabilirler. Arkasından da bu proje bir eylem planı çerçevesinde yürürlüğe girer ve uygulanır.

“Türk Dünyası Eğitim ve Kültür Birliği” adına, ortak bir proje programı içerisinde; Okul öncesi öğrenim çağı, İlköğretim çağı, Ortaöğretim çağı, Yükseköğretim çağı ve Uzaktan eğitim yolu ile öğrenim görenler başta olmak üzere, bir gruplandırma yapılarak bu süreç uygulamaya konulmalıdır. Ayrıca, Türk dünyasında her kademede, her yaş çağındaki insanları Ortak Türk Birliği anlayışı içerisinde; Türk Kültürü, Türk Dili, Türk Tarihi, Bilgisayar Kullanımı, Türk Üniversitelerinde Teknoloji Paylaşımı, Teknik ve Mesleki Eğitim ve Türk Dayanışması anlayışı içerisinde, eğitim ve eğretim amacıyla ortak paydalarda birçok konular etrafında bir eylem planı gerçekleştirilebilir.

Türk-İslam âlimlerinin adları verilerek, hazırlanacak olan Eğitim ve Kültür Programı eylem planına meselâ; 1. İbni Sina: Türk dünyasının Okul öncesi, İlköğretim ve Ortaöğretim çağındaki çocuklarının ortak çerçevede öğrenimi, 2. Yusuf Has Hâcip: Yükseköğretim çağındaki gençlerin ortak müfredatlarda öğretimi, 3. Ahmet Yesevî: Hayat boyu öğrenme yani yetişkin kuşakların eğitimi Türklük bilincinin kazandırılması, 4. Kaşgarlı Mahmut: Türklerin ortak bir alfabe ve Türk Dili’nin kullanımı öğretimi, 5. Buhari: Türk Kültürünü ve Tarihini Avrasya ve Dünya’ya tanıtma öğretimi, 6. Farabi: Eğitim uzmanları ve karar vericilerin ortak eğitimi, 7. Ali Kuşçu: Türklerin Yükseköğretimde iş birliği amaçlı programı, 8. Harezmî: Türklerin Eğitimde bilgi ve iletişim teknolojileri programı, 9. Mevlana: Türklük şuurunu ve insan sevgisinin bütün Türklere kazandırılması eğitimi, adı verilebilir. Bu amaçla bir komisyon oluşturulmalıdır. Bütün Türkleri hedefleyen sadece “Türk Kültürü Eğitim ve Öğretim Programı” projesi çerçevesi içerisinde oluşturulan akademik ve bilimsel kurullar bunun alt yapı çalışmalarını başlatmalıdır. Bu somut proje dahilinde dokuz eylem planı uygulamaya konulmalıdır.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Kerim Usta tarafından

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir