Yayım tarihi:

Devamı var:

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 14 Kasım 2020 Kerim Usta

Türk Cumhuriyetleri ve Türkistan’daki Bazı Siyasi ve Kültürel Gelişmeler:

Şüphesiz, Türk Cumhuriyetleri bir fenomendir. Hem de öyle bir fenomendir ki, hiçbir Türk eğitimcisi, yöneticisi, bilim ve kültür adamı bunu görmezlikten gelemez. Türk Dünyası mevcut durumla, hali hazırdaki kavramlarla, ya da yakın geçmişteki korku ve kaygılarla yönetilemeyecek kadar önemlidir. O bakımdan Türk Dünyası için stratejik bir bakış açısı geliştirmek gerekir. Uzun vadeli, mevcut iç ve dış siyasi gelişmeleri ve etkileşmeleri dikkate alan, geneli kapsayan ve geleceğe yönelen bir yaklaşım olmalıdır (Yeniçeri, 2003: 391).

Brezinski’nin “Avrasya’ya egemen olan dünyaya egemen olur” sözü, mücadelenin ne denli stratejik olduğunu göstermektedir. Küreselleşme sayesinde başta Ortadoğu ve Orta Asya olmak üzere, yeryüzündeki bütün kaynakları büyük ölçüde denetim altına alan Amerika merkezli bir dünya meydana gelmiştir. Orta Asya Türk devletlerinin Türkiye’ye olan teveccüh ve beklentileri, bölge üzerinde hesabı olan ülkelerin, Türkiye’ye yönelik olarak yeni stratejiler üretmelerine neden olmuştur. Bu nedenledir ki, soğuk savaş döneminde hiç gündeme gelmeyen birçok girişim, baskı ve siyasi olay Türkiye aleyhine son zamanlarda büyük bir ustalıkla planlanmaktadır(Yeniçeri, 2003: 75).

Bugün Avrasya bölgesinde Rusya Federasyonu güçlü ve deneyimli bir ülke konumundadır. Öte tarafta Çin Halk Cumhuriyeti, yaklaşık olarak 9.516.000 km kare yüzölçümü ve bir milyar 500 milyon nüfusu ile Asya’da Türklüğü ve insanlığı tehdit eden bir siyasi ve ekonomik güç durumundadır. Asya’da her üç insandan biri, dünyada her beş insandan biri Çinli’dir. Avrasya sahasında Türk Milleti, Altaylardan Tuna boylarına kadar on milyonlarca km karelik geniş yurtlarda yaşamaktadır. Türkler, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ile enerji kaynakları, yetişmiş insan güçleri, tarihî birikimleri, jeopolitik ve jeostratejik konumları ve bağımsız Türk Cumhuriyetleri ile gecikmiş olan Türk Birliği’ni derhal gerçekleştirmelidir.

Bu oluşumun adı; Türk Birliği, Türk Devletleri Topluluğu, Asya Türk Devletleri, Türk Dünyası Devletleri, Asya Devletleri Birliği, Avrasya Türk Devletleri olabilir. Ama bir Türk Devletleri Birliği kurulmalıdır. İşbirliğine ve güç birliğine her hususta katkı sağlamalıyız. Bu çerçevede ortak eğitim ve kültür faaliyetlerine hız verilmelidir. Çünkü ortak dayanışmanın ön koşulu eğitim ve kültür değerlerimizdir. Kültür ve eğitim ortaklığı diğer meselelerin çözümünde birleştirici harç olacaktır.

Orta Asya bölgesinin somut entegrasyon sürecinin başlatılması kaçınılmazdır. Bu iş için önce eğitim ve kültür işbirliği sağlanabilir. Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan Türkmenistan, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti arasında “Türk Devletleri Eğitim ve Kültür Birliği” kurulmalıdır. Bu düşünce Türkistan’da bulunan Türk toplulukları ve Türk devletleri açısından olduğu kadar Türkiye içinde son derece önemlidir.

Burada Özbekistan gerçeğine dikkat etmek gerekir. Çünkü Özbekistan 26 milyon nüfusu, Aral Gölü’ne dökülen Ceyhun ve Seyhun nehirleri arasında, tarihî Maveraünnehir bölgesinde, Batı Türkistan sahasında çok önemli ve stratejik, coğrafyası bakımından verimli bir bölgede bulunmaktadır. Uluğ Türkistan’ın kalbi durumundadır. Tarihte birçok Türk devleti bu ülke topraklarından çıkmıştır. Özbekistan’ın Türk dünyasındaki tarihî ve jeopolitik önemi unutulmamalıdır.

Ayrıca Türkmenistan, Kazakistan ve Kırgızistan toprakları, Türk tarihinin ve Türk adı ve kültürünün binlerce yıldan beri doğduğu, geliştiği ve yayılıp, beslendiği merkezlerdir. Azerbaycan Cumhuriyeti ise, XX. yüzyılın başından itibaren Türklük düşüncesinin Türk dünyasında en güçlü olduğu merkezdir. Azerbaycan toprakları, M.Ö. VII. yüzyılda Saka-İskit hükümdarı Alper Tunga’dan bu yana Türklerle meskun stratejik bir bölgedir. Azerbaycan Türk Kültürü ve Türkçe Dili’nin yüzyıllardır en sağlıklı geliştiği bölgelerden biridir. Bugün Türkistan topraklarının önemli bir sahası da hala Çinlilerin işgalinde bulunan Doğu Türkistan’dır. Bütün bir Türk dünyasının her türlü kültür kökleri ve zengin kaynakları Avrasya sahasında bulunmaktadır.

Avrasya bölgesi, başta ABD, AB, Çin ve Rusya Federasyonu arasında büyük bir mücadele sahası haline gelmiştir. Bu mücadele bölge ülkelerinin demokratikleşme, istikrar ve barış içerisinde kalkınmalarını engellemektedir. Bölge ülkeleri ya zengin petrol ve doğalgaz kaynakları, ya da bu zenginlikler kadar önemli olan stratejik konumları yüzünden bölgesel ve küresel güçlerin hedefi olmaktadırlar. Bölge devletleri arasında devamlı ihtilaflar çıkarılmaktadır.

Önemli jeopolitik konuma ve zengin doğal kaynaklara sahip olan Türk toplulukları açısından, kendilerini bölge dışı güçlere karşı korumalarının ve genel olarak güvenliklerini sağlamalarının en etkin yolu bir birlik oluşturmalarından geçmektedir. Orta Asya Birliği bu açıdan ele alınmalıdır. Doğu Türkistan ve Orta Asya devletleri arasındaki işbirliği çok mühimdir. Kaşgarlı Mahmut ve Balasagunlu Yusuf Has Hâcib’in Doğu Türkistan kültür muhitinin yetiştirdiği, Türk eğitim ve bilim adamları olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Ancak Uygur Türkleri ile Orta Asya Türklerinin ilişkilerine Çin’in izin vermek istemeyeceği muhakkaktır. Buna karşı Türklerin kader birliği fikrî bilincini yaymak gerekir. Türk Birliği sürecinde öne çıkarılması gereken önemli bir unsur da Türk kimliğidir. Şüphesiz, ortak kimlik konusunda Türkistan coğrafyasında çok güçlü bir potansiyel bulunmaktadır. Ancak, bu potansiyelin harekete geçirilmesi için planlı çabalar gerekmektedir (Somuncuoğlu, 2005: 12-13).

Avrasya halkları arasında XX. yüzyılda Avrupa’da yaşanan savaşlara benzer savaşlar olmamıştır. Mesela Türkler ile Ruslar en son 1918’de savaşmışlardır. Türkiye ile İran 350 yıldır birbirleriyle barış içinde yaşamaktadır. Rusların diğer Avrasya halkları üzerinde kurduğu kolonyalist imparatorluk dağılmış üzerinden on yedi yıl geçmiştir. Bu zaman içerisinde Moskova ile Orta Asya’nın başkentleri arasında karşılıklı eşitliğe dayalı bir ilişki modeli kurulması için gereken ön şartlar oluşmuştur (Özdağ, 2004: 24-25). Bölge halklarının etkin bir eğitim ve kültür işbirliğini gerçekleştirmeleri mümkündür. Bu kültürel işbirliği Avrasya örgütüne kısa zamanda dönüştürülebilir. Bunun için gereken ise sadece siyasi iradedir. Bu gelişmeleri sağlayacak alt yapının var olduğunu düşünmekteyiz. Başlamış olan ilişkiler artırılarak geliştirilmelidir.

Tarihî süreç içerisinde, sömürgeciler egemenlikleri altına aldıkları toplumları, imha etmektense kendilerine benzeterek onları amaçları doğrultusunda kullanmanın, daha ekonomik bir yöntem olduğunu fark etmişlerdir. Güçlü ve başarılı olan egemenler, farklı dil, din ve soy mensuplarını kendilerine benzeterek, ya da kendi kimliklerini sömürgelerine benzeterek türdeşliği tehdit eden öğeleri ortadan kaldırmayı düşünmüşlerdir. Bunun başarısının da asimile konusunda izlenecek yöntemle ilgili olduğunu keşfetmişlerdir.

Millet, kültür ve coğrafya olarak Türk Dünyası ve Türk Milleti, asimilasyonun ve totalitarizmin en zalim uygulamaları ile karşı karşıya kalmıştır. Türk soylu topluluklara Çinliler ve Ruslar tarafından uygulanan asimilasyonun yüzlerce yıllık bir geçmişi vardır. Bilindiği gibi, gerek Çarlık Rusya gerekse Kızıl Bolşevikler büyük bir kararlılıkla diğer mahkum uluslara olduğu gibi, Türk soylu topluluklara da asimilasyon için her türlü şiddeti ve kaba yöntemi kullanmışlardır (Yeniçeri, 2003: 57-58).

Artık dünya şartları değişmiş, gelişmeler Türklerin lehine sonuçlar doğurmaktadır. Çağımızın son derece önemli kaynakları arasında yer alan petrol, doğalgaz gibi zenginlikler Hazar havzasında, yani Türk yurtlarında yoğun miktarda bulunmaktadır. Avrasya merkezli enerji mücadelesinde Rusya, ABD ve Çin başta gelmek üzere, AB ülkelerinin şirketleri bölgeye komşu ülkeler olan İran, Pakistan, Türkiye gibi ülkeler, Hazar havzası enerji kaynakları için büyük bir rekabet içerisindedir. Enerji ihracatıyla Orta Asya ve Kafkasya’ya gelecek olan zenginlik, burada kurulmuş olan devletlerin egemenliklerini korumalarının yanı sıra, siyasi ve ekonomik istikrara da yardımcı olacaktır. Ancak gelişmeler, Rusya’nın Hazar havzasının ekonomik kaynakları üzerinde gerçek kontrolü sağlamayı hedeflediğini açıkça göstermektedir(Yüce, 2005: 312-313).

Eğer, Hazar havzasında yani Kafkaslarda ve Orta Asya’da, yüzyıllarca egemen olmuş Türklerin, bölge devletlerinin dayanışmaları ile yeniden etkin olmaları sağlanamazsa, emperyalizm Hazar havzasına girecektir. Çıkabilecek üçüncü dünya savaşını durdurmanın yolu, Hazar havzasında Türk devletlerinin emperyalizmin saldırısına karşı ortak hareket etmeleri ve bölgesel birlik oluşturmalarıdır. Merkezî Devletler Birliği adı altında oluşturulacak bölgesel birlik dünyanın merkezinde otorite ve düzen sağlamalıdır. Bunun içinde tartışmasız Türkler arasında kültür ve eğitim işbirliği kaçınılmazdır.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Kerim Usta tarafından

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir