Yayım tarihi:

Devamı var:

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 14 Kasım 2020 Kerim Usta

Ruslar, Türkiye Türkleri ile Türkistan Türkleri arasında kültürel bağları büyük oranda koparmayı başarmış gözükmektedir. Çünkü Ruslar, Türk cumhuriyet ve topluluklarına ayrı ayrı Kril alfabesine dayalı bir yazı dili zorunlu kılmıştır. Böylece, bırakın Türkiye Türkleri ile Türkistan Türklerinin biri birileriyle anlaşmalarını, Türkistan Türkleri bile zamanla kendi aralarında anlaşamaz hale getirilmiştir. Bu yüzden dil konusundaki olumsuzlukları ortadan kaldırabilmek için ortak “Türk Dünyası Dil Kurumu” kurulmalı ve ortak bir dil sözlüğü hazırlanmalıdır (Yüce, 2001: 111).

Sovyetler Birliği, Türkistan’da cumhuriyetleri teşekkül ettikten sonra her Türk cumhuriyetine kendi lehçesini ayrı bir lisan olarak kullandırtmıştır. Böylece Türkler arasında dil ve kültür birliğini bozmak istemiştir. Bunun ardından Ruslar alfabeye el atmışlar, 1924 yılında hazırlattıkları ve 1928 yılında Türkler için Rus Kril harfleriyle karışık bir Latin harfleri sistemini uygulamaya başladılar. Türkiye Türklerinin de 1928 tarihinde Latin alfabesine geçmesinden rahatsız olan Ruslar, 2. Dünya savaşı ile birlikte Türkistan Türklerinin kesinlikle Latin alfabesini kullanmasını yasaklamış ve Kril alfabesini mecbur etmiştir. Daha önce Latin alfabesi ile yazılmış olan eserler toplanıp imha edilmiştir (Yalçınkaya, 1997: 398-399).

Son zamanlarda Türk Cumhuriyetleri, ortak bir alfabe oluşturma çabası içerisine girmişlerdir. Özellikle, Kazakistan ve Azerbaycan’da Türkiye ile aynı alfabeyi kullanmak üzere karar alınmıştır. Bu önemli gelişmenin diğer Türk Cumhuriyetleri’nde de bir an evvel sağlanması gerekir. Türk Cumhuriyetleri’nin bağımsızlıklarını ilan etmelerinden sonra, 1992’de Milli Eğitim Bakanlığı, Türk ülkelerinde açtığı Türkçe öğrenme kurslarının birer şubesini mutlaka üniversitelerde de açabilmelidir.

Türkiye, Kırgızistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Özbekistan cumhuriyetlerinin eğitim bakanları arasında Mayıs 1992’de Ankara ve Eylül 1992’de Bişkek’te yapılan toplantılar sonucu şu kararlar alınmıştır:

* Türk dilleri konusunda ortak araştırmalar yapılması, terminoloji birliğinin sağlanması,
* Türk Dünyası dil, tarih, coğrafya bilimler akademisinin kurulması,
* Ortak bir imlâ ve telaffuz kılavuzunun hazırlanması,
* Ortak tarih ve edebiyat program ve kitaplarının hazırlanması,
* Latin alfabesine geçiş için bilimsel çalışmalar yapılması,
* Türk Destanları’nın eğitim programlarına alınması,
* Ortak bilgi, arşiv ve dökümantasyon ağı kurulması,
* Türk Dünyası Rektörler Konseyi kurulması,
* Okullarda Türk Lehçeleri’nin okutulması,
* Televizyon programları arasında mübadele yapılması,
* Üniversitelerde Çağdaş Türk Lehçeleri ve Türkiye Türkçesi bölümlerinin açılması,
* Dinî, millî ve manevî değerlerin artırılması,
* Kadro Yetiştirmede işbirliğine gidilmesi,
* Kazakistan’da Ahmet Yesevî Kazak-Türk Üniversitesi kurulması (Yüce, 2001: 111-112).

Bu kararlar ve bu yolda yapılan gelişmeler şüphesiz önemli ve güzel adımlardır. Hatta bunlardan bazıları hayata geçirilmiştir. Diğerlerinin gerçekleşmesi yolunda ciddî adımlar atılmaktadır. Türk Cumhuriyetleri’nde Latin alfabesine dayalı matbaalar açılmalıdır.

Bu toplantılarda alınan kararların zaman kaybedilmeden uygulanması gerekir. Türk Cumhuriyetleri’nin alfabe konusunda iki önemli adım atmaları gerekir. Birincisi Kril alfabesini derhal kaldırmak, ikincisi ortak bir alfabenin kabul edilmesidir (Zaim, 1993: 53).

Bilindiği gibi ilk defa 1 Mayıs 1925’de Azerbaycan Yüksek Sovyeti, Latin alfabesinin kullanılmasını kararlaştırmıştı. 1928’de Türkiye’de de Latin alfabesinin kabulü, Türkiye’nin nüfuzunun Türkistan ve Kafkaslarda artmasına sebep olmuştu. Bu durumun Rusya için tehlikeli olacağını sezen komünistler, Türklere ayrı ayrı Kril alfabesini mecbur tutmuşlardı. Türkistanlı ve Azerbaycanlı dil âlimleri, ilmî kongrelerde ortak bir dil kullanılması gerektiğini savunmuşlardı. Bugün Azerbaycan’ın resmi dili Türkçe’dir. Yine ilk defa Türk Cumhuriyetleri içerisinde 25 Aralık 1991’de Latin alfabesine geçilmesi kararı alan Azerbaycan olmuştur (Gömeç, 2006: 60).

Türk Cumhuriyetleri’nde genel olarak nüfusun eğitim-öğretim seviyesi; yüksek öğrenim görmüş olanların oranı % 10-15, orta öğrenim görmüş olanların oranı % 50-65 arasındadır. Bu durum gelişmiş ülkelerdeki eğitim-öğretim oranları ile karşılaştırıldığında çok düşük bir seviyedir. Kaldı ki, Türk Cumhuriyetleri’nde eğitimli ve Türklerden daha iyi koşullarda yaşayan Rusları ve yabancıları dikkate almak zorundayız. Türk ülkelerindeki Türklerin öğrenim durumu ve eğitim seviyesi her kademede yetersiz ve mutlaka bu oran artırılmalıdır. Ayrıca eğitim-öğretimin kalitesi, teknolojinin yeteri kadar kullanılıp kullanılmadığı, mesleki eğitimin yetersizliği başlıca meseleleri oluşturmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti, Türk dünyası içerisinde bulunan Türk Cumhuriyetleri’nin yönetim kadrolarına, asker ve bürokratlarına, sivil halk topluluklarına karşı, bugüne kadar sürdürdüğü dost ve kardeş siyasetini sürdürmeye devam etmelidir. Asya Türk Cumhuriyetleri ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim kurumlarından, teknolojik gücünden, yetişmiş insan gücünden, demokrasi deneyimlerinden yararlanabilir. Eğitim ve öğretim Türk Birliği için her kademede titizlikle sürdürülmelidir. Bunun yanı sıra, ticarî ve ekonomik işbirliği, karşılıklı ithalat ve ihracat ilişkileri geliştirilerek, Türk iş dünyası tarafından artırılmalıdır.

Türk Cumhuriyetleri ve toplulukları, Sovyet Sosyalist yönetimi boyunca yetmiş yıldan fazla, uygulanan kültür ve eğitim politikalarıyla, ısrarla bilinçli bir şekilde asimile anlayışı ile yozlaştırılmıştır. Ruslar çok sistemli bir plan içerisinde Türkleri, kendi öz kültür ve köklerinden uzaklaştırmak yoluna gitmişlerdir. Ruslar, bütün halkları kendi kültür daireleri içerisinde eritmek ve gelecekte Türk yurtlarında temelli hakimiyet kurmak istiyorlardı. Her türlü yol ve yöntemi kullanarak, eğitim ve kültür politikalarını kendi amaçları doğrultusunda düzenlemişlerdi. Bu durum Türkleri birçok sıkıntıya sürüklemiş ve karşı milliyetçilik akımına sevk etmiştir. Türkler tarihî köklerine, kültürel değerlerine bağlılık mücadelesi yaşamışlardır.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Kerim Usta tarafından

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir