Yayım tarihi:

Devamı var:Türkiye ve Türk Cumhuriyetlerinde Eğitim ve Kültür Meseleleri

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 14 Kasım 2020 Kerim Usta

20. yüzyılda Dünya’nın en büyük kara devleti olan Sovyetler Birliği’nin sosyalist rejimi ancak yetmiş üç yıl kadar devam edebilmiştir. Sovyet-Rusya, Gorbaçov ile birlikte uygulamaya koyduğu “prestroika ve glastnost” politikasıyla dağılma sürecini yaşamıştır. Fakat Ruslar, “Bağımsız Devletler Topluluğu” adı altında, yine de güç ve hakimiyetlerini ortaya koymuşlardır. Rusya Federasyonu, Türk Cumhuriyetleri başta olmak üzere, Sovyet-Rusya’dan ayrılan diğer topluluk ve halkları büyük oranda, BDT adı altında örgütleme başarısını göstermiştir. Bugün Rusya Federasyonu, Avrasya’nın en büyük topraklarına sahip, yaklaşık olarak 165 milyon nüfuslu, nükleer gücü olan, birçok doğal kaynaklara hükmeden bir devlettir (Özdağ, 2000: 176) . Rusların ayrıca yüzyılları aşan, farklı milletleri kendi sömürge faaliyetleri ile kontrol altında tutabilme deneyimleri de göz ardı edilmemelidir.

Türk dünyasının her tarafında, Türkiye’de ve Türkistan sahasında bulunan cumhuriyetlerin bilim insanları başta olmak üzere, Türk aydınları, düşünürleri, siyasetçileri ve eğitimcileri, son çeyrek yüzyıl içerisinde, Türklüğe dair yüzlerce kitap, makale, araştırma, dil çalışmaları, projeler yapmış ve yazmışlardır. Devlet ve siyaset adamları, akademisyenler, gençlik teşkilatları, iş adamları ve eğitimciler; birçok toplantılar, kurultaylar, konferanslar, kongreler ve çeşitli işbirliği yaparak, Türk halklarının dostluğunu, kardeşliğini ve dayanışmasını artırmayı amaçlamışlardır.

Sovyetler Birliği zamanında Rusların, Kafkaslar ve Türkistan ile ilgili bir kültür programları söz konusudur. Başta Türk-İslam kültürünü yıkmaya ve parçalamaya yönelik hedeflerin temelinde olan dil tahribâtı, Türkiye’nin Latin harflerini kabulü üzerine Kril harflerine geçişi ve diğer eğitim ve öğretimle ilgili köklü reformlar yaptıkları bilinmektedir. Bunun yanında ticaret ve sanayi alanında uygulama ve projelerde önemli isimler olan İlminsky ve Mayendorf’un görüşlerini bilmek gerekir. Bu isimlerin bir bakıma Türk toplumundaki tepkileri durumunda olan Gaspıralı İsmail, Yusuf Akçura gibi, Rusların ekonomik, sosyal ve kültürel politikalarının karşısında yönetim, eğitim ve kültür meselelerine Türk milletin nazarından bakan görüşleri değerlendirmek çok önemlidir (Yalçınkaya, 1997: 20).

Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan gibi Türk devletleri başta olmak üzere Ruslar, bütün Türk yurtlarında Sovyet sosyalist rejimi yönetimi boyunca yayımlanan tarihî, kültürel ve edebî eserlerin pek çoğunu milliyetçilik fikri taşıyor mantığı ile yasaklama yoluna gitmiştir. Ruslar, Türk Cumhuriyetleri’nde onların kendi millî eğitimleri, tarihleri ve kültürleri yerine Sovyet sosyalist düşüncesini dayatmıştır. Türk Cumhuriyetleri, kendi kültürlerini, tarihlerini, edebiyatlarını doğru ve gerçekçi bir yaklaşımla genç nesillerine yeniden öğretmek zorundadır. Bunun da tek yolu eğitim sistemini millîleştirmektir. Ayrıca Türk dünyası, ortak alfabe başta olmak üzere, birlikte yeni programlar, ortak projeler, eğitimde müşterek açılımlar yapmak durumundadır.

Bugün Türk Cumhuriyetleri’nin önemli ortak bir meselesi de “millî dil” meselesidir. Ruslar,  Türkistan coğrafyasını sosyalist rejimin yönetimi altına almadan önce Türk dilleri (lehçeleri) arasında fazla bir fark yoktu. Kazak, Kırgız, Karakalpak, Özbek, Tatar, Türkmen lehçeleri öylesine bir birine benziyordu ki, bunlar kendi aralarında anlaşmakta hiçbir güçlük çekmiyorlardı ve müşterek bir edebiyat dilleri vardı. Fakat Türklerin önce Çarlık Rusya sonra da Sovyetler Birliği egemenliği altında kalmaları sonucu, Ruslar dil ve yazı konusunda son derece sert bir politika izlemeye başladılar (Yüce, 2001: 90).

Tarihleri boyunca Türkler, milletler mücadelesinde mazlum milletlere, düşkün ve yoksul halklara, yardımcı olmuş, kol-kanat germiş, onları korumuş, asla köle muamelesi yapmamıştır. Bu gibi nedenler ile Türklük ulu çınarı hiç yıkılmamış, hep var ola gelmiştir. Türk aydınları ve bilgeleri, Türk milletinin evlatlarına daima yol göstericilik ve rehberlik yapmışlardır. Türk Milleti, tarihi boyunca kurmuş olduğu devletli yapı içerisinde, birçok halkı etrafında barındırmış, felakete uğrayanları bünyesinde korumuştur. Bunun temelinde Türk kültürü ve insan sevgisi, hoşgörü anlayışı bulunmaktadır. Bu süreçte Türk eğitimcileri, kültür temsilcileri daha duyarlı ve sorumlu hareket etmelidir.

Türk dünyasının temsilcilerini ilmî, kültürel, sağlık, eğitim ve ekonomik amaçlı toplantılarda kendi bayrakları altında görmek ve Türklüğü burada kaynaştırmak, dostluğa ve kardeşliğe yönelik çağrıları sürdürmek, kalıcı hale getirilmelidir. Niçin Türk aydınları, Türk dünyasına yönelik, eğitim, ekonomik ve ticarî işbirliği, kalkınma ve gelişme, kültürel faaliyetler alanında zayıf ve etkisiz kalmaktadırlar? Bunlar üzerinde düşünülmesi gereken ve cevap arayan sorulardır.

Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan ve Türkmenistan cumhuriyetleri başta olmak üzere, Türk dünyasında az sayıda insanımızın eğitim ve kültür meseleleri ile uğraştığını ve faaliyet göstermekte olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Kırgızistan’da Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, İktisat ve Girişimcilik Üniversitesi, Kazakistan’da Kazakistan-Türkiye Ahmet Yesevî Üniversitesi gibi, önemli ilmî merkezleri ve buralarda çalışan Türk akademisyenleri, eğitimcileri Türk kültürüne katkıları ve Türkler arasında eğitim faaliyetleri bakımından kutlamak gerekir.

Türk Cumhuriyetleri’nde Eğitim-Öğretim ve Kültür Meseleleri:

Türk tarihinin ve Türk kültürünün ortak değerleri arasında; Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hâcip, Ali Şir Nevâi, İbni Sina, Harezmî, Uluğ Bey, Ali Kuşçu, Hoca Ahmet Yesevî, Farabî, Ebu Mansur Maturidî, İmam Buharî, Bahaûddin Nakşibendî gibi büyük insanlarımız, Türkistan’ın yetiştirdiği Türk-İslam büyükleri arasında bulunmaktadır. Türklerin eğitim ve kültür birliği bu kökler etrafında geliştirilmelidir.

Bir milletin fertleri arasında; eğitim, öğretim, iletişim, kültür ve her türlü ortak değerler için anlaşma vasıtası dil’dir. Türkler arasındaki en önemli kültür meselesi de millî dil hususudur. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Cumhuriyetleri ve toplulukları arasında en temel ortak bağ Türkçe’dir. Ruslar, Türk topluluklarını daha kolay asimile etmek, özellikle Türkler arasında kültürel değerleri yıpratmak ve yok etmek için Rus dilini bütün Asya Türk ülkelerinde hâkim bir duruma getirmiştir. Türk Cumhuriyetleri arasında adeta resmi ve yaygın kullanılan dil Rusça olmuştur.

Avrasya sahasında gerçekten, Bolşevik ihtilâli öncesinde ve sonrasında eğitim ve kültür alanında, Türkler ile Ruslar arasında çok çetin mücadeleler cereyan etmiştir. 20. yüzyılın başlarında Türk dünyasının siyasi ve kültürel birliğini savunan Gaspıralı İsmail’in “dil’de, fikir’de ve iş’te birlik” görüşü, 21. yüzyılda da geçerliliğini aynen korumaktadır. Türk Cumhuriyetleri arasında eğitim ve kültür alanında yaşanan en önemli meselelerden birisi de bilgi yetersizliğidir. Bolşevik ihtilâlinden sonra Ruslar, Türkler üzerinde iki defa alfabe değişikliğine gitmiş ve zorla Ruslaştırma politikası gütmüşlerdir. Bu durum Türklerin kültür hayatını alt üst etmiştir. Bu uygulamalar sonucu doğal olarak, genç kuşaklar ile eski kültür kaynaklarının bağları kesilmiş, geçmişinden habersiz bir nesil yetiştirilmek istenmiştir (Yüce, 2001: 89).

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Kerim Usta tarafından

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir