Devamı var:

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Şehzâde Selim, Mayıs-Haziran 1508 yılında, Gürcü Atabek Mirza Çabuk ile dost ve müttefik olduğu için, O’nun adamları kılavuzluğunda, Açıkbaş/Kutayis üzerine güçlü bir akın yapmıştı. Buranın meliki III. Bagrat’ı itaat altına almış, “ocaklık” yolu ile İstanbul’a tâbi kılarak, bir çokta esir ve ganimet malı ele geçirmişti. Bu yağma seferinde, Gelat’ın güzel mozayikli kilisesine dokunulmamıştı. Gürcü kroniklerinin de belirttiğine göre; Atabek Yurdu ve başındaki Mirza Çabuk, Şehzâde Selim’e daha önceden itaat ederek O’na yardımcı olmuş, Canet (Lazeli/Gönye-Batum) doğrudan fethedilmiş ve Trabzon’a bağlanmıştı. Gürel (Gurya) ile Açıkbaş (İmeret/Kutayis) ülkeleri ise cizyeden muaf tutularak, Trabzon Sancağı’na tâbi kılınmıştı.

Trabzon’dan akınlar yaparak, Gürcistan’da Açıkbaş’ın itaat ettirilmesi ve yanına toparlanan Akkoyunlu beyleri ve ahâlisi ve Anadolu’dan dirlik uman kişilerin çokluğu ve bütün bunların doğurduğu güçlü bir savaş kudreti ve yaygın şöhretini çekemeyen, öteki şehzâdelere dayanan Divân vezirlerinin telkini ile, yaşlanmış olan Osmanlı Pâdişahı II. Bâyezid Han’ın, oğlu Şehzâde Selim’in davranışlarını hoş görmemesine ve artık akınlarını yasaklamasına yol açmıştır.

“Şehzâdelerden Sultan Selim Trabzon Eyaletine mutasarrıflar olub ekser-i evkaatda Gürcistânı gâret ü tahrîb ve Kızılbaşlar ile ceng ü pürhâşdan hâlî değil idi. Hattâ Erzincan ve Bayburdu anlarun elinden aldı….Sultan Selim Hanı itaatten hurûc ve dâ’vây-ı istiklâl etmek töhmeti ile ithâm ve bu dâ’vây-ı kâzibeyi müşârun ileyhi bilâ izin Gürcistâna etdüğü seferler ve Devlet-i Aliyye ile musâlaha üzere olan Kızılbaş tâifesi ile etdüğü cengler ile istişhâd etdüler. Osmanlı Sultanı (II. Bâyezid Han) Sultan Selim tarafına müekked “emr-i âlî” ısdâr buyurdular ki “ancak sancağunu muhâfazaya meşgul olub ziyâde tecâvüz eylemeye”.

Şehzâde Selim, Gürcistan seferinde ele geçen ganimetten beşte bir olan hazine payını bile almayıp, hepsini gaziler arasında taksim etmişti. Daha sonra Şehzâde Selim, Rûm, Karaman ve Anadolu’dan gelmiş olan yiğitlerin ileri gelenlerinden bazılarını huzuruna çağırarak, onlara şu tarihi konuşmayı yapmıştı: Atalarımın sarayında bulunan bilgisiz, mal ve hediyeye düşkün idareciler, çok eskiden beri sarayımıza ve memleketimize hizmet eden halk çocuklarını, tanınmış yiğit ve kahramanları ileri gitmekten el çektirmişler, devamlı olarak ihsanları “kul topluluğu”na olmuştur. “Kul”dan başkasına makam ve mevki vermezler. Bundan dolayı halkın bir kısmı Acem’e gitmek dilerler diye işittim. Benim nazarım sizler üzerinedir. Bunu duyurmak ve göstermek için sizleri çağırdım. Benim niyetim budur.

Atalarımız zamanından beri bize şöyle öğüt verilirdi: Sarayımızda asıl askerimiz, yolumuza sadâkatla can ve baş koyup, bize yoldaşlık ve hizmet edenlerdir. Yüksek mevkiiler, makam ve dirlikler onlarındır. Allah bana saltanat nasip ederse benim bakışlarım halk çocuklarınadır. Meylim kılıç vuran pehlivanlaradır. Kullarımıza niye minnet edelim. Onlar samimi kullardır. Onların içinden Müslüman, temiz inançlı, dindar ve iyilik sevenleri ve yiğitleri ileri çekip yükseltmek gerekir. Yoksa “kul” diye beceriksiz ve alçaklara değer verip, yaramazı adam etmek pâdişahlık alâmeti değildir. Halk ve memleket çocuğundan yüz çevirmek uygun olmaz. İnşaalah ben bu niyette kararlıyım. Her biriniz yerli yerine varıp, benim bu temiz inançlarımı halka tenbih edip bildiriniz. İran’a yönelip gitmekten vaz geçsinler.

Bunu dinleyen yiğitler memleketlerine dönüp gittiklerinde Şehzâde Selim’in kendilerine yaptıklarını ve anlattıklarını her tarafa, herkese anlatıp ilan etmişlerdir. Bunu duyanlar cân-ü gönülden Şehzâde Selim’e bağlanıp, artık kimin arkasına düşeceklerini ve kime gönül ve ümit bağlayacaklarını bilip, halkın toplandığı yerlerde, ozanlar türküler söyleyip; “Yürü Sultan Selim meydan senindür”, sözlerini tekrar edip duruyorlardı.

Şehzâde Selim, babası II. Bâyezid’in idaresinde ortaya çıkan zâfiyeti ve vezirlerin yetersizliğini biliyordu. Öte yandan Erdebiloğlu Şah İsmail’in Anadolu’ya yaptırdığı Şiîlik propagandası ülke bütünlüğü bakımından tehlikeli bir hal almıştı. Şehzâde Selim, bu olumsuz gelişmelerden sonra, artık gözünü zorunlu olarak Osmanlı Devleti tahtına dikmişti. Şehzâde Selim, Trabzon’da Sancakbeyliği sırasında, 1508 yılı sonuna kadar, Canet/Lazeli bölgesini fethetmiş ve Gürel’in itaatını yeniletmiş, Açıkbaş/Kutayis ülkesi Osmanlı’ya tâbi kılınmış, bütün Batı-Gürcistan bölgelerini Osmanlı Ülkesine bağlamayı tamamlamış ve Safevîlerin Akkoyunlulara vâris olarak buralara sokulmalarına engel olmuştur. Bundan başka Şehzâde Selim, Açıkbaş/İmeret-Bagratlıları, Trabzon’dan akıncı alarak, Doğu Gürcistan/Kartliler zararına sınırlarını, Kür Suyuna karışan sular boyunda genişletmiştir. Şehzâde Selim’in etkisi ile Tiflis (Kartli) Bagratlıları da, Safevîlere karşı Osmanlıları metbû tanımışlardır. Hatta Kakhet Bagratlıları da, Sultan Selim’in padişahlığı sırasında (1512-1520), Safevîlere değil, Osmanlı Devleti’ne bağlı bulunuyorlardı.

Trabzon’da Sancakbeyi olan Şehzâde Selim, Osmanlı Devleti’nin iyi idare edilmediğini düşünüyor, vezirlerin de II. Bâyezid’den sonra, saltanat için ağbeyi Şehzâde Ahmed’e olan meyillerini biliyordu. Kendisi de ileriye yönelik planlar içerisindeydi. İlk düşüncesi Rumeli’ye geçerek babası ile görüşmektir. Ancak, vezirler buna karşı çıkacaklardır. Osmanlı Devleti tahtına oturabilmek için, Şehzâde Ahmed, Şehzâde Korkut ve Şehzâde Selim arasında amansız bir mücadele başlayacaktır.

Şehzâde Selim önce, 1494 yılında Trabzon’da doğmuş olan oğlu Şehzâde Süleyman için, 1509 yılında (oğlu on beş yaşında iken) babası II. Bâyezid Han’dan bir sancak istemiştir. II. Bâyezid Han, bunun üzerine önce Şebinkarahisar sancağını, Şehzâde Ahmed’in itirazı üzerine de, Bolu sancağını verir. Şehzâde Ahmed; “Bolu, İstanbul-Amasya yolu üzerindedir”, diyerek yine itiraz eder, sonuçta Şehzâde Süleyman, Kefe Sancakbeyi olarak tayin edilmiştir.

Şehzâde Selim 1510 yılında, Kefe Sancağına, babası II. Bâyezid’den izin almaksızın, oğlu Şehzâde Süleyman’ın yanına gitmiştir. Şehzâde Selim memleketin gidişâtını iyi görmemekte ve Rumeli’ye geçerek babası ile buluşmak arzusundadır. Bu arada şehzâde Selim oğlu Süleyman’ın Kefe Sancağı’nı müstakil olarak idareye başlamış, II. Bâyezid ise, Şehzâde Selim’in asıl sancağı olan Trabzon’a dönmesini emretmiştir. Şehzâde Selim bu duruma, Rumeli’de bir sancağa tayin edilmek istediğini belirterek cevap vermiştir. Ayrıca yirmi altı yılı aşkın bir süredir, görmediği babası II. Bâyezid Han’a hasret kaldığını ve elini öpmek üzere Edirne’de buluşmak istediğini bildirmiştir. Bu isteğine vezirlerin telkini ile red cevabı verilmiştir. Bundan sonra Şehzâde Selim, Mart 1511 yılında Rumeli’den sancak talebini bizzat babasına yapmak üzere, kalabalık bir maiyyetle Karadeniz’den geçerek Edirne’ye gitmeye karar vermiştir. Bu arada Anadolu, Safevî halifelerinin propagandaları ile adetâ fokur fokur kaynamaktadır.

Netice de, 1511 yılı Muharrem ayının onuncu gününde, Şah Kulu-Baba Tekeli isyanı çıkmıştır. Bu isyan çok can ve mal kaybına sebebiyet vermiştir. Osmanlı Devleti Padişahı II. Bâyezid’in otoritesi iyice sarsılmış ve şehzâdeler arasındaki iktidar mücadelesi de artmıştır. Şehzâde Selim, 3 Ağustos 1511 tarihinde babası II. Bâyezid ile Edirne’de Uğraş Köyü yakınlarında, istemeyerek de olsa bir çatışma yaşamıştır. Şehzâde Selim mağlup olarak Kefe’ye çekilirken, ağabeyi Şehzâde Ahmed saltanatı devralmak üzere Gebze’den İstanbul’a yönelmiştir.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.
Paylaşabilirsiniz
Avatar

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir