Devamı var:Trabzon Valisi Şehzade Selim ve Faaliyetleri

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Yavuz Sultan Selim’in şehzâde olarak valilik yapmasından çok önceleri, Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedildiği sıralarda Trabzon bölgesi, çok problemli bir yer idi. Aynı zamanda Trabzon’un, Gürcistan ve İran gibi ülkeler ile de sınırı bulunuyordu. Osmanlı idaresi Trabzon’da tesis edildiğinde, öncelikle bu bölgedeki mevcut dengeler ani bir darbeyle bozulmadı. Eski idarî yapının temel hususiyetleri korunmuştu. Bu idarî planlamanın coğrafî ve stratejik gerçekler kadar, daha önceki siyasî ve sosyal alt yapıları da göz önüne alınarak teşkil edilmiş olduğu açıktır. Aslında en başta Trabzon civarının fethi tamamlanmamış olduğundan, ilk yıllarda burasının bir sancak haline getirilip müstakil olarak kaldığı ve her hangi bir Beylerbeyiliğe bağlanmadığı üzerinde durulmaktadır.

Trabzon’a ait arşivlerimizde tarihî materyaller, XV. yüzyıla nazaran, XVI. yüzyıl başlarından itibaren ve özellikle Yavuz Sultan Selim’in saltanatı zamanında daha fazla bulunabilmektedir. Trabzon’un XVI. yüzyıl başlarında ve Yavuz Sultan Selim devrinde; Sivas, Amasya ve Tokat havalisini içine alan, Rum Beylerbeyiliğine bağlı olduğu görülmektedir. Ancak bundan evvel “Eyâlet-i Rûmiye-i Suğra”ya tâbi olduğunu, kati olarak teyit edecek kuvvetli bir delile rastlanmadığı ifade edilmekle beraber, Trabzon’un fethinden sonra, Komnenoslar Sarayı, Trabzon Sancakbeyi konağı oldu. Ülkenin Türkleşmesine önem verildi. Nerede bir güzel çiflik veya müstahkem bir mevki var ise, yerine bir Türk geçirildi. “Rum (Sivas) Vilayetine bağlanan Trabzon Sancağı; Harşıt boyundaki Kürtün, Torul ve Çanıça/Gümüşhane dışında Görele’den Pazar’daki Kemer’e ve Kemer’den Çoruh ağzına değin Hemşin ve Laz bölgeciklerini içerisine alıyordu”, denilmektedir. Ancak, bu konuda gerçekten kesin bir kanaate ulaşılamamakla birlikte, fethinden sonra ilk başlarda, Trabzon’un Anadolu Beylerbeyiliğine bağlı olduğu yolundaki bilgilerin doğruluğu da şüphelidir.

Trabzon Sancağının ilk teşekkülü sırasında, sınırlarını tam olarak tespit etmek oldukça zordur. Bu nedenle Trabzon Sancağın tahriri ile ilgili kayıtlara bakmak gerekir. Bugün Trabzon Sancağına ait en eski tahrir defteri 1486 tarihini taşımaktadır. Burada Trabzon ile ilgili olarak, hem idarî, hem de sosyal ve ekonomik dökümlerin mahiyeti hakkında bilgi sahibi olunabilmektedir. Gerek bu defter, gerekse XVI. yüzyılda kaydedilen bir diğer defterden, Trabzon’un ilk idarî yapısı hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Ancak başlangıçta, Trabzon Sancağının nereye bağlı olduğu yönünde kesin bir bilgiye rastlayamıyoruz.

Doğu Karadeniz bölgesinde bulunan Trabzon, XV. yüzyılın sonlarında ve XVI. yüzyılın başlarında, çeşitli hanedanlıkların, önemli bir nüfuz mücadelesine sahne olmuştur. Çünkü bir taraftan geçmiş dönemlerde Rum İmparatorluğu’nun merkezi idi. Diğer taraftan Karadeniz’e açılan önemli bir ticaret ve liman şehri idi. Bölgeye ve Trabzon’a hem Hıristiyan Gürcü prensleri, hem Şiî-Safevîler, hemde Akkoyunlu-Türkmen hanedanlığı vârisleri hakim olmak istiyorlardı. Son derece mühim bir stratejik öneme haiz olan Trabzon’un ehemmiyetini kavramış olan Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed ise, daha erken davranarak, önceden planlamış olduğu gibi, Trabzon ve havâlisini Osmanlı Devleti’ne katmıştı (1461).

Celal-zâde Koca Nişancı Mustafa Paşa, Trabzon hakkında; “Yavuz Sultan Selim’in vali olarak tayin olduğu yer, mutluluk yuvası Trabzon’dur. İklimi Cennet gibidir. Kuzeyde Karadeniz sahili üzerindedir. Bir tarafı Çerkez ve Gürcistan vilâyeti, bir tarafı Şirvân ve Geylân’a yakın ormanlar ve dağlarla çevrilidir. Bir tarafı da Acem ülkelerinden Azerbaycan’a bitişiktir. II. Bâyezid tahta geçip, vilayetler şehzâdeler arasında taksim edildiğinde, Trabzon diyarı da, dünyanın mutlu sultanı olan, Selim Han’ın mübarek ayaklarını basması ile şereflenmiştir”, ifadeleriyle bilgi vermektedir. 26 Ekim 1461 tarihinde Osmanlı ordusu tarafından fethedilen Trabzon’a, fethinden sonra Niksar, Tokat, Amasya ve Çorum gibi şehirlerden hayli Türkmen getirilerek yerleştirilmiştir. Trabzon Osmanlı Devleti’ne bağlı olduğu devirler de, eskiden olduğu gibi önemli bir liman şehri, ticaret, kültür ve sanat merkezi olmaya devam etmiştir.

Şehzâde Selim’in, Trabzon’a gelişinin ilk yıllarından itibaren, Sancağı’nın sınırlarını genişletmek, hakimiyetini artırmak istediğini görmekteyiz. Akkoyunlu hanedanından Sultan Yakub (1478-1490) ile mektuplaşmış ve O’na “gazây-ı Gürcistan”dan bahsetmektedir. Akkoyunlu hanedanlığının son sultanlarından Elvend Bey (1498-1504) ile de, Trabzon valisi iken mektuplaşan Şehzâde Selim, 1498 yılında Akkoyunlular iç kavgalarıyla ikiye ayrıldığı zaman, Şah İsmail (1501-1524) bu durumdan yararlanarak 1501’de Akkoyunlular’ın başkenti Tebriz’i işgal ederek, Safevî Devleti’ni kurduğu sıralarda, Trabzon’dan Gürcistan’a ilk akınlardan sonra ilk seferlerini yapmaktaydı.

Yavuz Sultan Selim’in Trabzon’a vali olarak gittiği ilk yıllarda, Erzincan ile Fırat nehrinin doğusundaki bütün bölgeler, Akkoyunlular’ın hakimiyetinde idi. Ayrıca Karadeniz kıyıları dışındaki Gürcistan toprakları da, Tebriz’e haraç ödeyen tâbiiler durumunda idiler. Fırat nehrinin batı taraflarında kalan Malatya, Divriği, Adıyaman, Antep ve Halep ise, başkentleri Kahire olan Mısır’daki Memluklar’ın elinde bulunuyorlardı. Bu bakımdan, Akkoyunlular ve onların vârisi olduğunu iddia ederek Azerbaycan’da ortaya çıkan Safevîler ile Osmanlı Devleti’nin hemhudut olduğu krıtik bölge, Rûm (Sivas) Vilâyetinin Trabzon Sancağı idi.

Şehzâde Selim’in Trabzon’da sancakbeyi olmasıyla, Trabzon’un idarî bağımsızlığının esaslı bir şekilde kendisini gösterdiği anlaşılmaktadır. Nitekim Kemâl Paşazâde, Yavuz Sultan Selim’in şehzâdelik dönemini ifade ederken Trabzon için, “Ermeniye-i Suğra vilâyetinin ki Trabzon dâru’l-mülküdür” diyerek, buranın idarî durumunu ortaya koymaktadır. Trabzon için 1488 tarihli kayıtlarda “vilâyet” ve “liva” tabirleri kullanılırken her hangi bir beylerbeyiliğe bağlı olarak gösterilmemektedir.

Fethinden sonra, Trabzon şehrinin nüfusu ile ilgili bilgi veren ilk arşiv malzemesi, Şehzâde Selim Trabzon’da sancakbeyi bulunurken hazırlanmış olan 1486 tarihli Mufassal Tımar Defteri’dir. Bu tarihten önce Trabzon Sancağı’nın tahriri yapılmışsa da, eksik olduğundan ikinci bir tahririn yapılmasına ihtiyaç duyulmuş, bunun sonucunda fethinden yirmi beş yıl sonra “828 numaralı Trabzon Mufassal Tımar Defteri” vücuda getirilmiştir. Bu deftere göre; 1486 yılında Trabzon şehrinde, bir mahalle ve on dokuz cemaatın oluşturduğu 257 hâne, bir mücerred (bekâr) ile birlikte Trabzon Kalesinde görevli 203 nefer Müslüman, on beş mahalle ve bir cemaatın oluşturduğu 920 hâne, 214 bîve (dul), 61 mücerred ile birlikte iki hâne müsellem-yamak ve 6 nefer kale görevlisi Hıristiyan olmak üzere tahminen 7575 kişiden oluşan bir nüfus bulunmaktaydı. Nüfusun yaklaşık olarak 2025 kişi ile yüzde yirmi yedisini Müslümanlar, 5550 kişi ile yüzde yetmiş üçünü de Hıristiyanlar oluşturmaktaydı. Müslümanlar kale surlarının çevrelediği alanda yaşarken, Hıristiyanların büyük çoğunluğu kale dışında doğu ve batı mahallelerinde oturmaktaydı. Bu durumlar devam eden süreçte sık sık değişecektir.

Şehzâde Selim Trabzon Sancakbeyi iken, dedesi Fatih Sultan Mehmed’den sonra babası II. Bâyezid’in zamanında görülen fetih ve gâzâ seferlerindeki durgunluğu, bu uçta giderip canlılığa çeviren çok güçlü ve hareketli bir şahsiyet olmuştur. Bir yandan Şah İsmail’in, Erzincan’a gelerek buradan Anadolu içlerindeki Osmanlı topraklarına, Şiîlik propagandası yaptırmasına karşılık, Bayburt ile Erzincan taraflarına yöneldiği gibi, öte yandan da, 1501 yılında Safevîlerin Tebriz işgalinden sağ kurtulabilen Akkoyunlu Beyleri ve ahâlisini de, mültecî olarak Trabzon Sancağına kabul ederek, onları Trabzon ile Rize arasına yerleştirmiştir. Ayrıca, Anadolu’dan gâzâ dileyen gönüllüleri de yanına alarak, Gürcistan’a akınlar yapan Şehzâde Selim, buralarda yağmalar yaparak tutsaklar almış ve fetih girişimlerinde bulunmuştur.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.
Paylaşabilirsiniz
Avatar

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir