Abdülhamid Han’ın Filistin’e Yahudilerin Yerleşmemesi Emri

Abdülhamid Han'ın Filistin'e Yahudilerin Yerleşmemesi Emri

ABDULHAMİD HANIN FİLİSTİNE YAHUDİLERİN YERLEŞMEMESİNİN EMRİ

Yıldız Sarayı Hümâyûnu Baş Kitâbet Dairesi,

Beyrut Vilâyeti dahilinde Safed Kasabasında bulunan ve Hayfa’ya 440 (Dört yüz kırk) ecnebî Musevinin istidâları vechile Tâbi’iyyet-i Devlet-i Aliyye’ye kabulleri istîzânın hâvi resîde-i dest-i ta’zim olan 20 Zilhicce 1308 tarihli tezkere-i Sâmiye-i sadâret-penâhileri manzur-i alî oldu. Musevîlerin Kudüs civa­rında içtima’ ve iskân etmeleri, ileride orada bir Musevî hükümetin teşekkülünü intâc edebileceği müâbesesiyle kat’â câ’iz olmaktan başka; zaten

Franz Kafka Kimdir?

Franz Kafka Kimdir?Franz Kafka, (d. 3 Temmuz 1883 – ö. 3 Haziran 1924) modern dünya edebiyatının ikonik ve özgün yazarlarından biridir.Temmuz 1883’te Prag’da ufak moda eşyalar satan bir dükkan işleten Hermann ve Julie Kafka’nın 6 çocuğunun ilki olarak dünyaya gelmiştir. İki erkek kardeşi daha bebekken ölmüştür. 3 kız kardeşi de kendinden uzun yaşamıştır. Hukuk okumuş, boş zamanlarında yazmaya başlamıştır. Yazıları, ilk olarak Betrachtung, 1912 yılından itibaren yayımlanmaya başlamıştır. Kafka’nın duygusal deneyimleri ve ailesiyle olan ilişkileri eserlerinde özellikle günlük ve mektuplarında ifade bulmuştur.

Pavlus Hakkında Bilgi

aPavlus Hakkında Bilgi

AZİZ PAVLUS
Asıl adı Saul olan Paulus. Tarsus’ta doğmuş bir Yahudi asıllı Roma vatandaşıdır.
Bir ferisi olup ilk Hıristiyanlara eziyet edip öldürmüştü. Şam’daki inananları yakalayıp Kudüs’e getirmek görevini Başkahinden alıp Şam’a giderken gökten gelen bir nur etrafında parlamış ve yere düşmüştür. Bir ses “Saul neden bana eziyet ediyorsun?”dediğinde “Ya Rab sen kimsin? sorusuyla yanıt vermiştir.Ses ona “Ben eziyet ettiğin İsa’yım.” Ve “Kalk şehre gir ve ne yapman gerektiği sana söylenecektir” dedi.
Saul yerden kalktı ve kör olduğunu anladı.Onu Şam’da Yahuda’nın evine götürdüler.

Hayber’in Fethi

HAYBER’İN FETHİ (Muharrem 7 H./Mayıs 628 M.)
Peygamberimizin Duâsı

Resûl-i Ekrem Efendimiz Hayber önlerine varınca şöyle duâ etti:
“Ey göklerin ve gölgelediklerinin Rabbi olan Allah! Ey yerlerin ve üstündekilerin Rabbi olan Allah! Ey şeytanların ve saptırdıklarının Rabbi olan Allah! Ey rüzgârların ve savurduklarının Rabbı olan Allah! Biz, Sen’den şu şehrin hayrını ve iyiliğini, halkının hayrını ve iyiliğini, bu şehirde bulunan her şeyin hayrını ve iyiliğini dileriz. Onun şerrinden, halkının şerrinden, içinde bulunan her şeyin şerrinden Sana sığınırız!”

Herhangi bir şehre girildiğinde Efendimiz hep böyle duâ ederdi.
3- HAYBER’İN FETHİ (Muharrem 7 H./Mayıs 628 M.)
a) Savaşın SebebiHayber Medine’nin kuzey-doğusunda, Suriye yolu üzerinde, Medine’ye 170 km. mesâfede büyük bir Yahûdî şehriydi. Yedi kalesi vardı. Hurmalıklarıyla meşhûr, münbit bir vâha’da kurulmuştu.Hayber, Müslümanlara karşı bir fesâd ocağı hâline gelmişti. Daha önce Medine’den çıkarılmış olan Yahûdîler de oraya yerleşmişlerdi. Müslümanlara karşı, müşrik bedevî Arabları harekete geçiren, Hendek Savaşını hazırlayan bunlardı. Hendek Savaşında, Benî Kurayza Yahûdîlerine, düşmanla işbirliği yaptıranlar da bunlar olmuştu.Rasûlullah (s.a.s.) Hayber ahalisiyle barış yapmak istiyordu. Hudeybiye’den döndükten sonra, Ravâha oğlu Abdullah’ı Hayber’e gönderdi. Fakat Yahûdîler barış teklifini kabûl etmediler. Onlar, komşuları Gatafan kabilesiyle birlikte Medine’yi basmak için hazırlanıyorlardı. Hudeybiye Barış Anlaşması’nın, Müslümanların aleyhine görünen maddeleri,onlara Müslümanları kuvvetsiz göstermişti. Münâfıklar da onları savaşa teşvik ediyorlardı.Gatafan kabîlesi, Müslümanlara karşı Yahûdîlerle birlikte hareket etmeyi kübûl etmişti.

Dünüyle Bu Günüyle Yemen

Dünüyle Bu Günüyle Yemen

Osmanlıda Yemen
Hadim Süleyman Paşa Tarafından 1539’da Osmanlı Topraklarına Katılan Yemen, Aynı Yıl Zebid Ve Aden’i İçine Alan Salyaneli Bir Eyalet Olarak Düzenlendi. 16. Yüzyıl Sonlarında Zeydi İmamlarının Başlattığı Ayaklanma Merkezi Denetimi Zayıflattı Ve 1635’e Değin Eyalete Beylerbeyi Atanamadı. Batıdaki Toprakların 17. Yüzyılın İkinci Yarısında İmam Kasım’ın Yönetimine Girmesinden Sonra Güneydeki Aden Sancağı Bir Beylerbeylik Konumuna Getirildi. 19. Yüzyıl Başlarına Değin Ulaşım Güçlüğü, Doğal Engeller Ve Etnik Sorunlar Yüzünden, Yemen’in Salyaneli Eyalet Düzenine Kavuşması Sağlanamadı. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa 1834’te Yemen’i Mısır’a Bağlamak İstediyse De Başaramadı. Osmanlı Hükümeti, Eyaleti Bir Süre El-aris Şeriflerine Bıraktı. Aynı Dönemde İngilizler De Aden’i İşgal Etti.1849’da Yeniden Osmanlı Egemenliğine Giren Yemen, Önce Eyalet, Arada Sancak (mutasarriflik), 1867’den Sonra Da 1918’de Değin Osmanlı Sınırları İçinde Kaldı.osmanlı Devletinin 16.çi Yüzyılda Hind Okyanusuna İnmesi Ve Yemen Üzerinde Hassasiyetle Durmasının Sebebi Portekizlilerin O Zamana Kadar Bir Müslüman Denizi Olan Hind Okyanusuna Gelmeleri Ve Müdaheleleridir. Coğrafi Keşifler İle Afrikanın En Güney Ucu Olan Ümit Burnunun Geçilmesi Dünya Tarihini Etkileyen Olayların

Siyonların Gizli İlmi “Kabala”

KABALA İSLAMİ GÖRÜŞ
İsrailoğulları henüz Hz. Musa hayatta iken dahi Eski Mısır’da gördükleri putların benzerlerini yapıp onlara tapınmaya başlamışken, Hz. Musa’nın vefatının ardından daha ileri sapmalara kaymaları zor olmamıştır. Kuşkusuz tüm Yahudiler için aynı şey söylenemez, ama aralarından bazıları Mısır’ın putperest kültürünü yaşatmış, dahası bu kültürün temelini oluşturan Mısır rahiplerinin (Firavun büyücülerinin) öğretilerini sürdürmüş, bu öğretileri Yahudiliğin içine sokarak onu tahrif etmişlerdir.
Eski Mısır’dan Yahudiliğe devrolunan öğreti, Kabala’dır. Kabala da, aynı Mısır rahiplerinin sistemi gibi, ezoterik (gizemli) bir öğreti olarak yayılmış ve yine Mısır rahipleri gibi temelde büyü ile ilgilenmiştir. Ünlü Yahudi araştırmacı Shimon Halevi, “Kabala, Tradition of Hidden Knowledge” (Kabala, Gizli İlmin Geleneği) adlı kitabında Kabala’yı şöyle tanımlamaktadır:

“Pratikte Kabala, kötülüklerle ilgilenmenin yolu ve semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın tehlikeli bir sanatı ve büyüye dayalı bir formudur.”

Kabala’nın en önemli özelliği, büyü ile yakından ilgili olmasıdır. Kabala’yı tanıtan en tanınmış kitaplardan biri “Die Kabala” (Von Papus) da, Kabala-büyü ilişkisini şöyle vurgular
“Kabala’nın teorisi, büyünün genel teorisine bağlanır.”

2. Abdülhamid’in Filistin Müdafaası

Sultan II. Abdülhamit, yahudilerin Filistin topraklarına yerleşme planlarının önüne geçen bir padişah olarak bilinir. Bu tutumundan dolayı da yahudilerin yönlendirdiği bütün fitne teşkilatlarının ana hedefi haline gelmişti.

Siyonizmin fikir babası olarak bilinen Teodor Hertzl, kendilerine Filistin’de toprak verilmesi için Sultan II. Abdülhamit’le görüşme yapmak istedi. Bazı kitaplarda II. Abdülhamit’in onlarla görüştüğü ancak tekliflerini reddettiği söyleniyor. Oysa gerçekte II. Abdülhamit onlarla görüşmeyi kabul etmemiştir. Bunun üzerine yahudi heyeti başbakan Tahsin Paşa yoluyla tekliflerini iletmişlerdir.

Yahudiler 1902 yılında Tahsin Paşa yoluyla padişaha ilettikleri tekliflerinde şunları bildiriyorlardı:

“Yahudiler aşağıda bulunan hususları taahhüt ederler:

1.Osmanlı devletinin otuz üç milyon İngiliz altınına ulaşan borçlarının tamamını ödemeyi,

2.İmparatorluğu korumak için 120 milyon altın franka mal olacak deniz filosu yaptırmayı,

3.Devletin mali durumunu canlandırmak için otuz beş milyon altın lira faizsiz borç vermeyi.

Bütün bunlar yahudilerin, yılın herhangi bir gününde Filistin’e ziyaret maksadıyla girmelerine müsaade edilmesine ve yahudilerin Kudüs-i Şerif’te kendi dinlerine mensup olanların ziyaretleri esnasında içinde kalabilecekleri bir müstemleke (kanton) kurmalarına izin vermesine karşılıktır”.

Sultan II. Abdülhamid’e böyle bir teklifte bulunan heyetin başında siyonizmin babası Hertzl vardı. Yukarıda kendisinden söz ettiğimiz Emanuel Karaso da bu heyetin içinde bulunuyordu.

Abdülhamit Han’ın Filistin’i Satın Almak İsteyen Siyonistlere Cevabı

Abdülhamit Han'ın Filistin’i Satın Almak İsteyen Siyonistlere CevabıFİLİSTİN’İ SATIN ALMAK İSTEDİ

Yahudi Hahambaşı, Abdülhamid’in önünde diz çökerek kendisini ve halkını affetmesi için yalvardı.

Zaman yazarı Mustafa Armağan, son günlerde özür meselesi yüzünden gerilen Türkiye-İsrail ilişkilerinin tarihsel boyutuna ilişkin çarpıcı bir yazı kaleme aldı. Armağan yazısında, Abdülhamid döneminde yahudi hahambaşının Sultan’ın önünde diz çökerek nasıl özür dilediğini anlattı.

İŞTE O YAZI

Mavi Marmara katliamı için İsrail’den beklediğimiz özür, askerî krize dönüşürken, Türkiye’nin B ve C planlarını devreye sokacağını açıklaması ortalığı karıştırdı. Bundan böyle donanmamızın Doğu Akdeniz’de seyrüsefer halinde olacağı açıklaması da malum lobilerde “Türkiye’ye neler oluyor?” sorusunun kuyruğunu tutuşturmuş oldu.
URGANLARI TEKER TEKER KOPARIYOR

Türkiye’ye bir şey olduğu yok, uykudan uyanıyor sadece. Cüceler ülkesindeki Gulliver, uykudan uyandığında kendisini sımsıkı bağlamış bulunan urganları teker teker koparıyor, hepsi bu. Yarın öbür gün Ayasofya ve 12 Ada dosyalarının açılmayacağını kimse garanti edemez; buraya yazıyorum.