II. Abdülhamid Han ve Pasteur

II. Abdülhamid Han ve Pasteur

II. ABDÜLHAMİD HAN VE PASTEUR
II. Abdülhamid Han’a yönelik akıl almaz iftiralar atan güruha, cevap vermeye devam etmek istiyorum. Yaklaşık iki hafta önce kaleme aldığım “Abdülhamîd Hân-ı Sânî” yazımda, Ulu Hakan’a yönelik mesnetsiz ve yakışıksız karalamalara, onun yaptığı hizmetler ve açtığı çığırlar penceresinden bakmaya çalıştık. Bu yazımda ise daha öznel bir meseleyi ele almak istiyorum.

Malumumuzdur ki, her türlü teknik gelişmeyi dikkatle takip eden Sultan Abdülhamid Han, tıbbî sahadaki araştırma ve gelişmelerle de yakînen ilgileniyor, buna ayrı bir önem atfediyordu. Bu konuda Said Naim Duhânî,
birkaç kelâm etmiş ve bir yazı da kaleme almıştır. Bu arada, Said N. Duhânî, Osmanlı hariciye nâzırlarından ve bir vakitler de Paris sefirliği yapmış Naum Paşa’nın oğludur.
Said N. Duhânî, Abdülhamid Han ile Mikrobiyolog ve Kimyager Pasteur arasında vukû bulan bir hâdiseyi ve
takiben diğer anekdotlar aktarımında şunları dile getiriyor:
Rum-Ortodoks bir Osmanlı olan Ferik Dr. Zoeros Paşa (kuduz aşısı çalışmalarıyla tanınan Osmanlı hekim) II.

Sultan Alparslan’ın Vefatı

Sultan Alparslan’ın Vefatı

SULTAN ALPARSLAN’IN VEFATI…
Sultan Alparslan, Malazgirt zaferinden sonra 1072 senesinde çok sayıda atlı ile Maveraünnehr’e doğru sefere çıktı. Türkleri bir bayrak altında toplamak istiyordu. Ordunun başında Buhara’ya yaklaştı. Amuderya nehri üzerinde bulunan Hana kalesini muhasara etti. Kale komutanı, batıni sapık fırkasına mensup Yusuf el-Harezmi, kalenin fazla dayanamayacağını anladı ve teslim olacağını bildirdi. Hain Yusuf, Alparslan’ın huzuruna çıkarıldığı sırada Sultan’a hücum edip, hançer ile yaraladı. Yusuf’u derhal öldürdüler.
Fakat Sultan Alparslan da aldığı yaralardan kurtulamadı. Dördüncü günü, 25 Kasım 1072 tarihinde; “Her ne zaman düşman üzerine azmetsem, Allahü tealaya sığınır, O’ndan yardım isterdim. Dün bir tepe üzerine çıktığımda, askerimin çokluğundan, ordumun büyüklüğünden bana, ayağımın altındaki dağ sallanıyor gibi geldi. “Ben, dünyanın hükümdarıyım. Bana kim galip gelebilir?” diye bir düşünce kalbime geldi. İşte bunun neticesi

 

olarak, cenab-ı Hak, aciz bir kulu ile beni cezalandırdı. Kalbimden geçen bu düşünceden ve daha önce işlemiş olduğum hata ve kusurlarımdan dolayı Allahü tealadan af diliyor, tövbe ediyorum. La ilahe illallah Muhammedün resulullah!…” diyerek şehid oldu. Tahran yakınlarındaki Rey şehrine defnedildi. Yerine oğlu Melikşah geçti.

Larnaka’daki Hala Sultan Tekkesindeki Yazıt

Larnaka'daki Hala Sultan Tekkesindeki Yazıt
Larnaka’daki Hala Sultan Tekkesi’nin bahçesine girişi sağlayan kemerli anıtsal kapıdaki 4 Mart 1813 tarihli yazıt.

Cenâb-ı Valiy-i Kıbrıs o bir menam-ı
Bu dergah-ı şerife eyledi fakat kerm-i infâk
Der-i Devletsarây-ı Bintü Milhanı idüb büyâd

Sultan Abdülhamîd’in Evlatları

Sultan Abdülhamîd’in subay elbisesi giymiş evlatları 1900. Soldan sağa: Selîm Efendi, Abdülkâdir Efendi, Abdürrahîm Efendi, Mehmed Âbid Efendi ve Burhâneddîn Efendi.

Sultan 2. Murad’ın Vasiyeti

Sultan 2. Murad’ın Vasiyeti
SULTAN 2. MURAD’IN VASİYETİ

“Tevekkülüm Halık’ımadır. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Salat ve selam Efendimiz Muhammed Mustafa’nın ve onun iyi, güzel ve temiz soyundan gelenlerin üzerine olsun. Her türlü noksandan münezzeh olan Cenab-ı Hak, yüce sultan, büyük hakan, ümmetlerin iradesine malik, Arap ve Acem meliklerinin efendisi, gazi ve mücahitlerin yardımcısı, kafir ve müşriklerin düşmanı, azgın ve inatçıların kahredicisi, zayıf, miskin ve fakir Müslümanların yardımcısı, denizlerin ve karaların sultanı, fetih babası, şehit Sultan Beyazıd oğlu, Sultan Mehmed oğlu Murad

Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Ölüm Yıl Dönümü

Kanuni Sultan Süleyman Han'ın Ölüm Yıl Dönümü
Yıl 1566… Ulu hakan Kanuni Sultan Süleyman Hanın son seferi zigetvarda vefat edişinin yıl dönümünü rahmetle

Yavuz Sultan Selim Han ve Muhyiddin Arabi Hazretleri

Yavuz Sultan Selim Han ve Muhyiddin Arabi Hazretleri YAVUZ SULTAN SELİM HAN ve MUHYİDDİN ARABİ HAZRETLERİ

Yavuz Sultan Selim, 24 Ağustos, 1516 tarihinde “Mercidâbık” savaşını kazandıktan sonra Haleb’e girmiş, iki hafta sonra da oradan ayrılıp Eylül ayı sonunda Şam’a ulaşmıştı. Buradan Mısır’a geçmeden önce de 15 Aralık’a kadar Şam’da kalmıştı. Yavuz Şam’da kaldığı sıralarda, Muhyiddin Arabî Hazretleri’nin (v.638/ 1240) bir kitabında

Osmanlı Sultanlarının Ahlakları

Osmanlı Sultanlarının Ahlakları
Sual: Mısırlı bir yazar, “Osmanlıların savaşlarda kazandığı zaferler, İslam’a şeref vermiştir. Ancak Osmanlı elinde İslam, manasından çok şey kaybetmiş, gelişmesi durdurulmuş, ilme gereken önem verilmemiş, ictihad durdurulup fıkıh ilmi de dondurulmuştur. Nihayet İslam, Osmanlıların bağlayıcı kaydından kurtulup bağımsızlığını

Mahpeyker Kösem Sultan’ın Saltanatı

Mahpeyker Kösem Sultanın Saltanatı

MAHPEYKER KÖSEM SULTANIN SALTANATI
II. Osman’dan itibaren Osmanlı idaresinde kadınlar saltanatının başladığı ve bunun başını da Kösem Sultân’ın çektiği söylenmektedir. Bu iddiaların aslı nedir?

Maalesef bu iddiaların bir kısmı doğrudur. Kadınlar Saltanatı, çok zayıf da olsa Kanuni devrinde Hürrem Sultân ile başlamış ve IV. Mehmed’in Köprülü’leri iş başına getirmesine kadar devam etmiştir. Bunun da sebebi, tahta geçen padişahların, eski Osmanlı Padişahları gibi ehliyetli ve dirayetli olmamasıdır.

Kaleye Çekilen Bayrak Gibi

Kaleye Çekilen Bayrak Gibi

KALEYE ÇEKİLEN BAYRAK GİBİ

Sultan II. Osman 22 Kasım 1617’de padişah olduğunda henüz 14 yaşındaydı. Fakat yaşı nın çok üzerinde bir olgunluğa sahip olan bu genç padişah, ecdadı gibi celadetli ve cesurdu. Tahta çıktığı senelerde, Avrupa’da söz sahibi bir devlet olan Polonya, Osmanlı sınırlarına saldırıyor, hatta bazı kaleleri ele geçiriyordu. Bunlardan en