Kanuni Sultan Süleyman Devri Karadeniz ve Rusya Siyaseti

KANUNÎ SULTAN SÜLEYMAN DEVRİ OSMANLI DEVLETİ’NİN KARADENİZ VE RUSYA SİYASETİ

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

Kanunî Sultan Süleyman (1520-1566) devrinde Osmanlı devleti dünyada çok güçlü bir konumda idi. Osmanlı devleti; Karadeniz’in kuzeyinden Türkistan’a kadar uzanan ve Altınordu devletinin toprakları üzerinde kurulan; Kazan Hanlığı, Kırım Hanlığı, Astarhan Hanlığı, Nogay Hanlığı ve Kasım Hanlığı gibi, hanlıkların Rus çarlığına karşı mücadelelerinde Kafkasların güvenliğinin sağlanması hususunda, Türkistanlı tüccarların ve hacıların güvenliği, Karadeniz’de Osmanlı gemilerinin serbestçe gidip gelmelerini sağlamak gibi konularda bir Karadeniz siyaseti geliştirmiştir. Osmanlıların 1563’de Rusya’ya karşı Karadeniz ile Hazar Denizi’ni bir birine bağlama ve Osmanlı devletinin Karadeniz ve Kafkasya bölgelerinde kalıcı hâkimiyet kurma mücadelesine yöneldiğini görüyoruz. Bu sebeple Hazar denizinde bir Kaptan-ı Derya görevlendirmek ve donanma bulundurmak için harekete geçilmişti. Karadeniz ve Hazar Denizi kontrol altına alınarak bölgede Osmanlı hâkimiyeti sağlanmak istenmiştir.

Fatih Sultan Mehmed’in 1461’de Trabzon’u fethiyle başlayıp, Yavuz Sultan Selim’in Trabzon valiliği (1485-1512)ve Çaldıran seferiyle gelişen, Osmanlı devletinin Karadeniz siyaseti, Kanunî Süleyman ile devam etmiş ve II. Selim devrinde (1566-1574) somut projeler ve seferler ile ortaya konulmuştur. Karadeniz ve Kafkaslar bölgesi tarih boyunca her zaman stratejik öneme sahip bir saha olmuştur. XVI. yüzyılın ikinci yarsında bölgeye Rusya çarlığı ve Safevî devleti hâkim olmak istemişlerdir. Osmanlı devleti, Karadeniz’in kuzeyindeki Türk hanlıkları ve Türkistan’daki Özbek Hanlığı ile kardeşlik ve dostluk siyaseti takip ederek, daima işbirliği içerisinde hareket etmişlerdir. Osmanlı devleti, Karadeniz’e dökülen Ten (Don) nehri ile Hazar Denizi’ne dökülen İdil (Volga) nehirlerini bir kanal ile birleştirerek, Rusların Kafkaslar ve Karadeniz’e inmelerini engellemeyi ve bu bölgede Türk hâkimiyetini devamlı kılmayı amaçlamıştır. Böylece, hem Karadeniz bölgesi, hem de Kafkaslar bölgesi ve öte yandan Türkistan’ın güvenliği ve Türk hanlıkları ile işbirliği içerisinde, Osmanlı hâkimiyeti kalıcı olarak gerçekleşmiş olacaktı.

Osmanlı devleti, Kanunî zamanında Avrupa’da Almanya ve İspanya’ya karşı Fransa’yı himaye etmekteydi. Osmanlılar, Viyana kapılarına dayanarak, rakipsiz bir devlet kurmak gücünü göstermeyi başarmışlardı[2]. Sultan Selim’in Doğuya (1514-1515) Safevîler üzerine ve Güneye (1516-1518) Memluklar üzerine yaptığı seferler sonucu, Osmanlı devletinin ülkeleri genişlemiş ve hâkimiyet sahaları daha da artmıştı. Safevîler İran’da ağır bir darbe yemiş, Memluk devleti artık tarihe karışmıştı. XVI. yüzyılın ikinci yarısına baktığımızda, Osmanlı toprakları “Üç Kıta” üzerine yayılmaktaydı. Tuna nehrinden Fırat nehri ötelerine, Kırım ülkesinden Cezayir’e kadar uzanıyordu. Mekke, Medine, Kudüs, Kahire ve Şam gibi, tarihi yerler başta olmak üzere, Osmanlılar Afrika’nın büyük bir kısmını yönetimleri altına almışlardı[3].

Karadeniz çoktan bir Türk gölü haline gelmişti. 1472-1475 yıllarında, Fatih Sultan Mehmed (1451-1481) Karadeniz’in kuzeyindeki Kırım topraklarını Osmanlı devleti himayesi altına almıştı. II. Bayezid (1481-1512) ve Yavuz Sultan Selim (1512-1520) devirlerinde, Kırım Hanlığı başta olmak üzere, Karadeniz’in kuzeyindeki Türk hanlıkları ile son derece müspet ilişkiler sağlanmıştı. Sancak beyliğine 1508 yılında Kefe’de başlayan Kanunî Süleyman (1520-1566) şehzâdeliğinden itibaren Karadeniz sahasının önemini bilmekteydi. Eskiçağlardan itibaren Karadeniz bölgesi, Ege ve Akdeniz ile yoğun bir ekonomik bütünlük oluşturmuştu. Kırım’ın kıyısında bulunan denize açık az nüfuslu Kuzey Karadeniz kesimleri ve Boğdan (Moldova), önemli miktarda

Osmanlıda Hariciye Nezareti

Osmanlıda Hariciye Nezareti

Hariciye Nezâreti
Hariciye Nazırlığı ya da Hariciye Nezareti Son dönem Osmanlı Hükümetlerinde devletin dış siyasetini yürütmekle görevli, günümüzdeki Dışişleri bakanlığı’na karşılık gelen kurumdur. İstanbul’da günümüzde İstanbul Valiliği işlevini gören Babıali binasında sadrazamlıkla aynı binayı paylaşmıştır.

19. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti’nde dışişleri Reis-ül Küttablar tarafından yürütülürdü. Dış ülkelerle yapılan yazışmalardan ise Babıali Tercüme Odası sorumluydu. Osmanlı Devleti’nin Avrupa’dan aldığı borçların artması, Avrupa ülkelerinin Yunan Bağımsızlık Savaşında gözlendiği gibi Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmaya

Siyaset, İş ve Ailede Kriz Yönetimi

Kriz durumlarında bu dünyada tutunacak hiçbir dalın kalıcı sağlamlıkta olmadığını bilelim. Bir ayağımız basmadan ikinci ayağımızı kaldırmayalım.

2007’de yargının başlattığı tarihi dönüşüm sürecini sekteye uğratacak yasa değişiklikleri dereyi geçerken at değiştirmek gibidir.

Hem güncel siyasete hem de günlük yaşamımıza baktığımızda iki türlü krizle karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Birincisi aşikar krizler, ikincisi sinsi (smoldering) krizler.

Aşikar krizler herkes tarafından bilinir ancak gizli krizler iyi liderlik kapasitesine sahip olanlar tarafından öncülleri ile bilinir ve yönetilir.