Osmanlı Türkiye’sinde Azınlık Okulları

Osmanlı Türkiye'sinde Azınlık Okulları

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

Osmanlı Türkiye’sinde Azınlık Okulları

ÖZET:
Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üzerinde egemen bulunduğu Misâk-ı Milli sınırları içerisindeki ülke topraklarımız üzerinde19.yüzyılda bulunan Osmanlı Devleti zamanında azınlık unsurlarının ayrılıkçı faaliyetleri, okullar açarak yapmış oldukları zararlı çalışmalar nelerdir? Osmanlı Devleti’ni yıkmak, parçalamak ve bölmek isteyen emperyalist batılı devletlerin azınlıklar ile işbirliği yaparak Yüce Türk Milleti’nin aleyhine göstermiş oldukları çabalar nelerdir?

19. yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti’nin zayıflamasından yararlanarak yabancılar ve azınlıklar, Osmanlı Ülkesinin merkezi olan Anadolu’da eğitim-öğretim faaliyetleri işbirliği görüntüsü ile son derece yıkıcı ve sinsi çalışmalar sergilemişlerdir. Bu kısa araştırmamızda bu durumu bir nebze ortaya koymaya çalışacağız.

Devamını Oku…

Fatih Devri Osmanlı-Akkoyunlu İlişkileri

Güneydoğu Anadolu’nun Osmanlı Devleti’ne Katılması

Prof.Dr. Remzi Kılıç

Osmanlı-Akkoyunlu İlişkileri

ÖZET:
Osmanlı Devleti, Fatih Sultan Mehmed zamanında büyük devlet olmaya başlamıştı. İstanbul’un fethi ile Doğu Roma yıkılmış, Bosna-Hersek’ten Fırat boylarına kadar Osmanlı ülkesi sayılıyordu. Gerek batıda, gerekse doğuda Osmanlı ülkesi genişleme gösterirken, Fatih gibi Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan da, doğuda Türkmenlere dayanan büyük devlet olma düşüncesi içerisindeydi. Uzun Hasan, kendisine Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmed’i rakip olarak görüyordu. O’nunla mücadele için Venedik’ten Papalığa, Karamanoğulları’ndan İsfendiyaroğulları’na birçok unsur ile dayanışma içerisine girmişti.

Nitekim iki padişah, Trabzon-Rum İmparatorluğu’nun topraklarına hakim olmak düşüncesi, Karamanoğulları meselesi, Anadolu’daki diğer Türkmen beylikleri üzerine hâkim olmak arzusu gibi, olaylar üzerine karşı karşıya gelmişlerdi. Aslında her iki padişah da, Anadolu topraklarını ülkesine katmak ve Türkmenleri yönetmek istiyorlardı. Hakimiyet, genişleme, güvenlik gibi sebeplerden dolayı, Otlukbeli’de karşı karşıya gelen Osmanlılar, Akkoyunluları mağlup ederek üstünlüklerini kabul ettirmişlerdir.

Giriş:
Osmanlı Devleti’nin başına, babası II. Murad Edirne’de vefat ettikten sonra, 18 Şubat 1451 tarihinde II. Mehmed, padişah olarak geçmiştir. II. Mehmed (1451-1481) yüksek bir ilim muhitinde iyi bir tahsil görmüş, derin bir Türk-İslam şuuru içinde yetişmişti. Babası ona tecrübeli devlet adamlarının yanı sıra, maddî ve manevî üstünlüğe sahip sağlam bir devleti de miras bırakmıştı.

1.Mehmed, evvelâ Bizans İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’u 29 Mayıs 1453’te fethederek, Bizanslıların bütün topraklarını ülkesine katıp, “Fatih” unvanını hakkıyla alarak işe başlamıştır. Fatih Sultan Mehmed, artık sadece Türklerin değil, Doğu Roma’nın vârisi sıfatını ve temsil yetkisini de kendisinde görüyordu. Bu nedenle hakimiyet sahasını genişleterek, büyük bir devlet olmayı amaçlıyordu.

Osmanlı Devleti’nin büyüme ve yayılma sürecinde ise, gerek doğudan gerekse batıdan son derece tehlikeli hücumlara mâruz kaldığını görmekteyiz. Bunlardan genellikle Osmanlı Türkleri’ni Avrupa kıtasından atmak isteyen, batıdan gelen ve çoğu Hıristiyan milletler tarafından “Haçlı ruhu” ile el ele verilerek yapılan saldırışlar, her defasında kırılmıştır. Hatta denebilir ki, 1448’de II. Kosova meydan savaşından sonra, batı yönünden Osmanlı Devleti’ni tehdit edecek derecede düzenli bir kuvvet Avrupa’dan artık çıkamamıştır.

Buna karşılık doğu yönünden gelen hücumlar, Osmanlı Devleti’ni büsbütün ortadan kaldırmak yahut da o zamanlar Anadolu’da yaşamakta olan birçok küçük beylikler seviyesine indirmek amacını güttüğünden, çok daha tehlikeli olmuştur. Bunlardan birincisi Timur’un 1402’deki Ankara savaşıdır. İkincisi bundan yetmiş yıl kadar sonra olan 1473’deki Uzun Hasan’ın Otlukbeli savaşı ve nihayet üçüncüsü de bundan kırk yıl kadar sonra olan 1514’deki Şah İsmail’in Çaldıran savaşıdır.

Osmanlılar bu hücumlardan, birincisi Timur karşısında ağır bir yenilgiye uğramışlardı. Bunun sonucunda devletleri dağılma tehlikesi geçirmişti. Gerçekten Ankara savaşında Osmanlı padişahı I. Bâyezid, Timur’a esir düşmüş, bundan sonra süren şehzâdeler mücadelesi sırasında, devlet büyük sarsıntılar yaşamış, o zamana kadar devam eden hızlı gelişme, uzunca bir süre sekteye uğramıştı. Buna karşılık Osmanlılar, doğudan uğradıkları ikinci ve üçüncü hücumları kırmayı başarmışlar ve böylece batıda Hıristiyan âlemine karşı olduğu gibi, doğu yönüne doğru da devletlerini genişletme imkânı sağlamışlardır.

Rumeli topraklarında 1352’den bu tarafa yüz yıldır, geniş fetihler yapan Osmanlı Devleti’nin kuvvetli temellere dayanabilmesi için Anadolu’daki Türk unsurunun da aynı çatı altında birleşmesi gerekiyordu. Böylece pek çok Türk nüfusunu aynı bayrak altında toplayacak olan Osmanlılar, hem Avrupa’daki sınırlarını daha güvenli bir biçimde genişletebilecekler, hem de Türk unsurunun küçük devletler halinde bölünerek biri birini yıpratmasını önleyip, onları dünya çapında büyük bir Türk devletinin sınırları içinde birleştirmek suretiyle Türklüğe seçkin bir mevkî kazandırmış olacaklardı. Bu itibarla, Anadolu Türk beylikleri arasında sivrilerek, Avrupa topraklarına sıçrayan gittikçe büyüyen Osmanlı Devleti’nin Anadolu’da Türk birliğini sağlamaya çalışmaları tarihî bir zaruretti.

Osmanlı Devleti, büyümeye başladığı sırada, Anadolu Türk beyliklerinin en kuvvetlisi olan ve kendilerini Türkiye Selçuklu Devleti’nin vârisi sayan Karamanoğulları, her fırsatta Osmanlılar’a karşı darbe vurmaya çalışmışlar. Zira Osmanlılar’ın fazla büyümesi günün birinde Karamanoğulları’nın ortadan kalkmasına yol açabilirdi. Buna meydan vermek istemeyen Karamanoğulları, Osmanlılar ile mücadeleden geri kalmıyorlardı. Hatta Osmanlılar’a karşı Hristiyan batı devletleri ve Papalık ile iş birliği yapmaktan dahi çekinmiyorlardı. Anadolu’da Türk birliğinin sağlanmasını, devletinin bekası açısından zaruri gören Fatih Sultan Mehmed, Karamanoğulları Beyliği’nin siyasî hakimiyetini ortadan kaldırmayı daha başlangıçta kafaya koymuştu.

Karamanoğulları gibi doğuda Akkoyunlular da Osmanlı Devleti için gün geçtikçe ciddî bir tehlike konusu olmaya başlamıştı. Nitekim, Karadeniz sahillerine göz dikmiş olan Akkoyunlular, Trabzon Rum İmparatorluğu ile öteden beri akrabalık bağları kurmuştu.

Akkoyunlular, bu sebepten Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon’u almak isteyişine engel olmak istemişlerdi. Bundan başka İsfendiyar toprakları üzerinde hak iddia eden Kızıl Ahmed Bey’i himaye eden ve onu Osmanlılar’a karşı kullanan Uzun Hasan, Osmanlı-Akkoyunlu sınırları üzerinde hadiseler çıkarmaktan geri kalmıyordu. Ayrıca Uzun Hasan, Osmanlılar’ı önemli bir rakip gördüğü için Karamanlılar ile Osmanlılar aleyhine iş birliği yapmaktan da geri durmuyordu.

Bütün bu hareketler, Fatih’i ister istemez doğudaki bu tehlike ile meşgul olmaya sevketti. Osmanlı Devleti açısından, bu tehlike var oldukça Anadolu’da henüz yeni alınmış ve Osmanlı topraklarına katılmış olan yerlerin güvenliğini sağlamak imkansız olacaktı. Bu itibarla Fatih Sultan Mehmed, önce Anadolu’nun ortasındaki Karamanoğulları Devleti’ni, sonra da doğuda büyümekte olan Akkoyunlu Devleti’ni ortadan kaldırmayı zaruri görüyordu.

Amerikan Misyonerler ve Ermeni Milliyetçiliği

Amerikan Misyonerler ve Ermeni Milliyetçiliği

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

OSMANLI DEVLETİNDE AMERİKAN MİSYONERLERİN ERMENİ OKULLARINDA ERMENİ MİLLİYETÇİLİĞİNE ETKİLERİ

Özet:
Yüzyıllar boyu çeşitli toplulukları bir arada yöneten Osmanlı Devleti, farklı etnik yapıdan gelen, farklı din ve kültür sahibi olan toplumlara karşı, geniş bir barış ve hoşgörü anlayışı içerisinde bulunuyordu. Bünyesinde çeşitli din ve millet mensuplarını yaşatan Osmanlı devleti yönetiminde, 1839 Tanzimat Fermanı’ndan sonra yalnızca Müslümanlar görev almamışlardır. Ermeniler, Yunanlar, Slavlar, Bulgarlar, Rumlar, Yahudiler ve daha bazı topluluk mensupları da, Osmanlı devlet yönetiminde üst düzey görevler almışlardır. Bu geniş ve her kesime hitap eden yönetim anlayışı farklı kesimlerin bir arada bulunmasını kolaylaştırmış ve değişik unsurlardan bir bütünlük meydana getirmiştir.

19. yüzyıl Osmanlı Devleti açısından pek çok değişikliğin söz konusu olduğu bir yüzyıl olmuştur. Mısır isyanı, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, Yunan isyanı, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, Kırım savaşı, Vilayet Nizamnamesi Teşkili, Ermeni Milleti Nizamnamesi, I. Meşrutiyet’in ilanı, Osmanlı-Rus harbi (1877-1878) gibi, gelişmeler de bu yüzyıl içerisinde cereyan etmiştir.

Devamını Oku…