Etiket: mesnevi

Şeyyad Hamza Hakkında Bilgi

Hayatı hakkında yeterli bilgi bulunmayan Şeyyâd Hamza’nın son araştırmalara göre XIII. yüzyılın son çeyreğinde doğduğu tespit edilmiştir. Fuad Köprülü, başta Latifî Tezkiresi olmak üzere bazı kaynaklarda Nasreddin Hoca ile görüşüp konuştuğu belirtildiği için önceleri on üçüncü yüzyıl şairlerinden olduğunu kabul etmiştir. Fakat son çalışmalar şairin 1348 yılında Akşehir civarında çıkan ve etrafı kasıp kavuran bir veba salgınını yaşadığını ve iki Okumaya Devam Ediniz…

Emîr Alî oğlu Pîr Mahmûd

14.yy ikinci yarısında yaşayan şair Emîr Alî oğlu Pîr Mahmûd (Pîr Mahmûd bin Pîr Alî)’un bilinen tek eseri Bahtiyâr-nâme isimli mesnevîsidir.Doğum ve Ölüm yılları hakkında bilgi bulunamamıştır. Kaynakların verdiği bilgilere göre 2975 beyitten oluşan eser, aruzun “mefâ’îlün mefâ’îlün fe’ûlün” kalıbıyla yazılmıştır. Konusu bakımından hem dinî-tasavvufî hem de aşk konulu mesnevîlerden farklı olan metin, ibret verici ilginç dokuz hikâyeden oluşmaktadır. Ahlakî nasihatlere de yer verilen manzume boyunca araya farklı kalıplarla söylenmiş gazeller yerleştirilmiştir. Eser, Kelile ve Dimne ile Okumaya Devam Ediniz…

Mustafa Darir Hakkında Bilgi

Mustafa Darîr. Daha çok Sîretû’n-nebi adlı eseriyle tanınan, XIV.yüzyılın ikinci yarısında eser vermiş bir Türk müellif ve şairidir. Darîr’in, doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak belli olmasa da Erzurum’da doğup 1377 yılında Mısır’a gidene kadar burada yaşadığını bilmektedir.Daha siyerini yazdığı sırada yaşının hayli ilerlemiş olduğu oradaki ifadesinden anlaşılmaktadır Hayatının son dönemleri hakkında da bilgi yoktur.

Anadan doğma kör olduğu için şiirlerinde “Darîr”. bazan da onun yerine “Gözsüz” mahlasını kullanan şairin asıl adı Mustafa’dır. Babasının Yûsuf, dedesinin Ömer olduğu künyesinden anlaşılmaktadır.Ahmediye, Sultaniye, Yakutiye veya Hatuniye gibi devrin meşhur Erzurum medreselerinden en az birinde eğitim aldığını tahmin edilmektedir. Okumaya Devam Ediniz…

Mesud Bin Ahmed-Hoca Mesud Hakkında Bilgi

Hayatı hakkında yeterli bilgi olmasa da babasının adının Ahmed olduğunu bizzat kendisi tarafından yazılmıştır.Şeyhoğlu Mustafa’nın 1400’de tamamladığı Kenzü’l-küberâ eserinde onu rahmetle anmasına dayanarak XIV. yüzyılın ikinci yarısında öldüğü tahmin edilmektedir. Eserlerini Farsça’dan nakil yoluyla meydana getiren Hoca Mesud her iki eserini de mesnevi tarzında yazmıştır.

Eserleri. Okumaya Devam Ediniz…

Şair Mehmed Hakkında Bilgi

Bu 14.YY şairi Mehmed hakkında bilinen pek azdır.Doğum ve ölüm tarihlerine ait bir bilgi bulunamışdır.Bugün elde Işknâme’den başka eseri bulunmayan ve kaynaklarda kimliği hakkında herhangi bir kayda rastlanmayan şairin bir adının da  Muhammed olduğu ve kendi eserinde bir kez zikretmesinden anlaşılmaktadır.

Işknāme veya doğru adıyla Ferruh-u Humā mesnevisi  31 Aralık 1397 yılında Sivas’ta valilik yapan Yıldırım Bayezid’in büyük oğlu Emîr Süleyman Çelebi’ye sunulmuştur.Tuhfenâme adını da kitabın Emîr Süleyman’a sunuluşunun bir ifadesi saymışlardır. Buna göre şair eserine Tuhfenâme demekle onu şehzadeye Mısır hediyesi olarak sunduğunu anlatmak istemiştir. Okumaya Devam Ediniz…

Kemaloğlu Hakkında Bilgi (14.YY )

Kemaloğlu’nun hayatı hakkında tam olarak bilgiler elde edilememiş olup 14. ve 15. yy arasında yaşadığı tahmin edilmektedir.Bir adının da İsmail olduğu ve Türkmen Aşiretinden bir medreseli olduğu söylenmektedir.Beyrut ile Hatay arasında hayatını sürdürmüş ve ileri derecede Türkçe,Farsca ve Arapça bildiği eserinden anlaşılmaktadır.

1387 tarihinde yazdığı Ferahname adlı eseri günümüze kadar gelen tek eseridir.Ferahnâme “mefâilün mefâi-ün feûlün” kalıbıyla yazılmış 3125 beyitten oluşan bir mesnevidir. Okumaya Devam Ediniz…

Şair Fahri (Fahrî) hakkında bilgi ve Eseri

Asıl adı Fahrüddîn Ya’kûb bin Muhammed olan “Fahrî ” 718/1318 tarihinde Aydıneli’nin Ayaslug (Selçuk) kasabasında doğmuştur. Anadolu sahasında ilk “Hüsrev ü Şîrîn”i Aydınoğlu Îsâ Bey adına 768’de (12 Mart 1367) “Fahrî ” mahlası kullanarak kaleme almıştır. Nizâmî’nin eserini tercüme eden Fahrî ayrıca Şâhnâme’den de faydalanmış ve mesnevinin konusunda bazı değişiklikler yapmıştır.Bilgiler arasında üç oğlunun olduğunu fakat üçününde kendinden önce öldüğünü anlıyoruz.Hakkındaki bilgiler kendi eserinden yola çıkılarak belirlenmiştir.Ölüm tarihi ise henüz tesbit edilememiştir.

Eseri: Okumaya Devam Ediniz…

Şair Gülşehir Hakkında Bilgi

Hayatı hakkında çok az belge bulunmakta ise de kendisinin Kırşehir’de (Gülşehri) bütün şehir tarafından tanınan,zâviye sahibi bir şeyh olduğu söylenmektedir.

Yerleştiği yer olan Kırşehir eskiden Gülşehri adı ile bilindiği için eserlerinde Gülşehir mahlasını kullanmıştır.Asıl isminin ise Süleyman veya Ahmed olabileceği tahmin edilmektedir.En çok Mevlânâ, Ahi Evran,Attâr, Senâî, Sa‘dî ve Nizâmî’nin etkisinde kalmıştır. Gülşehir’in Mantıku’t-tayr adlı eseri tamamladıktan sonra (717 -1317)  epey ilerlemiş bir yaşta öldüğü sanılmaktadır. Okumaya Devam Ediniz…

Ahmet Fakih Kimdir?

Hoca Ahmed Fakîh veya Sultan Hoca Fakîh adları ile de tanınan sanatçının yaşamı hakkındaki bilgiler genellikle Bektaşi ve Mevlevi kayıtlarda geçmektedir. Yaşadığı yerler olarak  Horasan ve Konya gösterilmektedir. Mevlana’nın babasından fıkıh dersleri aldığı için kendisine “fakîh” dendiği söylenilmektedir. Doğum tarihi kayıtlarda tam olarak geçmemekle  birlikte  ölüm tarihi 618 (1221) ve 650 (1252) olarak tahmin edilmektedir.

Ahmet Faki olarak beş ayrı kişi kaynaklarda görülmektedir.Bunlar sırayla :

  1. Ahmed Fakih. Azerbaycanlıdır (?). Muhtemelen Tebriz’in Asbust köyündendir. Anadolu’da ahî teşkilâtının kurucusu Kırşehirli Ahî Evran Şeyh Nasîrüddin Mahmûd el-Hûyî’nin şeyhi ve kayınpederi olan Şeyh Evhadüddin Hâmid b. Ebü’l-Fahr el-Kirmânî’nin mürididir. Şeyh Kirmânî’nin Konya’yı ziyareti sırasında 602’de (1206) Anadolu’ya gelmiş Okumaya Devam Ediniz…

Divan Şairi Ahmedi Hakkında Bilgiler

Ahmedî, Divan Şiirinin kurucusu olarak kabul edilmiş bir şairdir. doğum yeri ve yılı hakkında kesin bir bilgi olmasa da muhtemelen 735 (1334-35) yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Asıl adı İbrahim, lakabı Taceddin, babasının adı Hızır’dır. Asıl adı Tacüddin olup, şiirlerinde Ahmedi mahlasını kullanmış ve bununla tanınmıştır.

İlk tahsiline Anadolu’da başlamış, daha sonra Mısır’a gitmiş, büyük alim Ekmelüddin Baberti’den ilim öğrenmiştir.Molla Fenari gibi meşhur alimlerle arkadaşlık yapmış, sonra Anadolu’ya dönerek Kütahya’ya yerleşmiştir. Okumaya Devam Ediniz…

FARE İLE KURBAĞA

JHGFARE İLE KURBAĞA

Tesadüf bu ya, bir fare, vefalı bir kurbağa ile su başında tanıştılar. Her ikisi de bir buluşma zamanı tayin ettiler. Her sabah bir bucaktan çıkıyorlar, birbirleri ile gönül tavlası, oynuyorlar, gönüllerini vesveseden arıtıyorlardı.

Bu buluşmadan ikisinin de gönlü ferahlıyor, birbirlerine hikayeler anlatıyorlar, birini söylediğini öbürü dinliyordu. Gah baş diliyle, gah hal diliyle sırlarını ortaya koyuyorlar. “Topluluk rahmettir” sözünü tevil diyorlardı. O kötü mahluk, kurbağa ile eş oldu mu neşeleniyor, beş yıllık vakaları hatırlıyordu.
Okumaya Devam Ediniz…