Türk Kültüründe ve İnancında Kutsal Sayılar

Türk Kültüründe ve İnancında Kutsal Sayılar

Türk Kültüründe ve İnancında Kutsal Sayılar

Eski Türk inancı olan Şamanizm’den başlayarak, İslami ve İslamiyet sonrası dönemlerde, Türk kültüründe ve inancında sayıların önemli olduğu görülmektedir. Türk Mitolojisinde bazı sayılar kutsal bir özellik taşır. Şimdi bu sayıların destanlarda ve geleneksel kültürde nerelerde kullanıldığını inceleyelim.

a- Bir Sayısı, İslam dininde bir sayısı Allah’ı ifade eder. Allah birdir ve tektir.

b- Üç Sayısı, Geleneksel kültürümüzde ve âşıkların dilinde en çok işlenen sayılardan biridir.

Devamını Oku…

Türk Kültürünün Tarihsel Gelişimi

Türk Kültürünün Tarihsel Gelişimi
Türk Kültürünün Tarihsel Gelişimi

Türk Kültürünün Tarihsel Gelişimi ile Türk Kültürünü ortaya çıkartan kültürel akımlar, 9000 yıllık bir serüven ile yoğurularak günümüze kadar ulaşmış, Türklerin tarihlerine özgü bir kültürel doku meydana getirmiştir.

Türk Kültürünün Tarihsel Gelişimi ile Türk Kültürünü ortaya çıkartan kültürel akımlar, 9000 yıllık bir serüven ile yoğurularak günümüze kadar ulaşmış, Türklerin tarihlerine özgü bir kültürel doku meydana getirmiştir. Türk Kültürü olarak tanımladığımız bu kültürel olgu, Türklerin etkin ve sosyal kimliklerinin kazanımlarını incelememizde bize çok önemli bulgular sunarak Tarihsel süreçleri doğu yorumlayıp tereddüt ettiğimiz noktalarda teyit olanağı sunar.

Kültür, bir toplumu ve milleti meydana getiren yegane unsurdur. Her ne kadar toplumların ayrışmasının etnik ve genetik faktörleri varsa da bu faktörler Kültürel ayrışma olmadan tek başına bir milleti oluşturmaya yetmeyecektir. Zira bir toplum, alışkanlıklarıyla, toplumsal davranış ve gelenekleriyle müstakil bir kültüre sahip olduğu zaman kendisini diğer toplumlardan soyutlar ve ayrı bir millet olduğunu düşünür. Toplumlar, farklı etnik kökene sahip olsalar bile aynı kültürel alışkanlıklarla yaşadığı zaman kendisini ayrı bir millet olarak görmeyecek ancak aynı etnik kökene sahip olsa bile ayrı kültürel alışkanlık ve geleneklere sahip oldukları zaman söz konusu ayrışmanın gerçekleşmesi kaçınılmaz olacaktır.

Tarih, bize milletlerin oluşumunun şu üç faktörle meydana geldiğini öğretmiştir ; Kültürel, Etnik ve Coğrafi ortaklıklar. Bir toplum, kendi içerisinde farklı kültürel değerlere sahip olmaya başlayıp, genetik karakteristik özellikleriyle ayrışır ve bu iki ayrışma coğrafi olarak da gerçekleşirse ortaya yeni bir toplum yani yeni bir “Millet” çıkacaktır.

Türk Tarihide bu süreçlerden geçerek Türk Milleti olarak adlandırdığımız toplumların binlerce yıl önce Türk Kültürünü ortaya çıkartarak kendi kimliklerini ve toplumsal değerlerini özgün hale getirdiğini göstermektedir.

Türk Tarihinin kökenine gittiğimizde karşımıza en  uç nokta olan beyaz ırk çıkacaktır. M.ö. 10.000 yıllarında Kuzey Hazar bölgesinde ortaya çıkan dünyanın ilk Beyaz Irkı olan Brakisefaller (Yuvarlak Başlılar), Dünyanın ilk Kültürel akımı olan Anav kültürünü ortaya çıkartmışlardı. Bu toplum, sahip olduğu temel kültürü önce Kuzey’e sonra Güney’e göç hareketleriyle farklı coğrafyalara taşıdılar. Güneye indiklerinde Türkmenistan – Aşkabad şehrinde bulunan Anav bölgesinde ilk izine rastladığımız bu kültür ilerleyen zamanlarda Sümer Medeniyetini oluşturmuştu. Kuzeye, Altay – Sayan bölgesine göç eden bir diğer toplum ise M.ö. 3.200’lü yıllarda Afanasyevo kültürünü meydana getirdiler.

Dünya kültürlerini ortaya çıkartan bu akım neticesinde Türk Kültürünün temeli olarak kabul ettiğimiz Afanasyevo Kültürü Altay Dağlarının eteklerinde ortaya çıkmış, Ön Türkler olarak kabul ettiğimiz toplumlar bu kültürün içerisinde ayrı bir “Millet” olmuşlardır.

1500 yıl kadar devam eden Afanasyevo kültürü, M.ö. 1700’lü yıllara gelindiğinde evrilerek yeni ve daha güçlü bir kültür haline geldi ; Andronovo kültürü. Bu kültür atı evcilleştirip gündelik hayatın bir parçası yapmış, manevi inanışlarını sembolleştirip süs eşyaları üretmiş, simgeler kullanarak hislerini ve düşüncelerini şekillendirmişlerdi.

500 yıllık bir süre içerisinde yaşanan Andronovo kültürü, M.ö. 1.200’lü yıllarda Karasuk Kültürüne dönüşerek Türk Kültürünün en bariz izleriyle bezenmiş olarak karşımıza çıkar. Konar-Göçer kültürünün hayat tarzı olarak benimsendiği bu Kültürel akımda Keçeden çadırlar, büyük tekerli arabalar kullanılmaya başlanmış, Demir dövülerek güçlü silahlar imal edilebilir olmuştu.

M.ö. 700’lü yıllara kadar Türk Kültürünün bariz örneği olan Karasuk Kültürü, yerini Tagar Kültürüne bırakarak tarihte Ting-Lingler olarak rastladığımız Hun’ların ataları tarafından özgünleştirilerek pastorize hale getirilmiş, yalnızca Türklere mahsus bir Kültürel akım olma özelliğini taşımıştır. Antik Türk Kültürü olarak adlandırabileceğimiz kültürlerin en son halkası olan Tagar Kültüründe sosyal yaşantı içerisinde Tinsel öğeler daha sık yer bulmakta, toplumsal kurallar “Töre” adı altında yasalaşmakta, Boy/Budun teşkilatlanmasıyla siyasi örgütlenmeler görünmeye başlanmaktadır.

M.ö. 300’lü yıllardan sonra Türk Kültürü artık Türk Toplumu ile birlikte geniş coğrafyalara yayılmaya başlamıştır. Tagar Kültürü olgunlaşarak daha sosyal, daha devletçi bir Kültürel akıma doğru evrilerek Taştık Kültürüne dönüşmüştür. Türk Kültüründe artık mutlak bir lider ve mutlak bir Tanrı inancı toplum nezdinde kanıksanmaya başlanmıştır. Tarihte Tik’ler, Tiele’ler ve Kao-che’ler olarak tanıdığımız Türk Toplumları Taştık kültürünün yoğun şekilde yaşayan Atalarımız olarak karşımıza çıkarlar.

Tüm bu tarih serüveni neticesinde Kültürel akımlar geliştirerek Türk Kültürünü oluşturan Türk Toplumları, sahip oldukları kültürel değerleri koruyarak binlerce yıl boyunca özgün yapısını kaybetmemiş ve günümüze Tarihin en eski kültürlerinden olan Türk Kültürü’nü armağan etmiştir.

Kaynak:

TurkTarihim. Com

Osmanlı ve Avrupada Tuvalet Kültürü

Osmanlı ve Avrupada Tuvalet Kültürü

Osmanlı imparatorluğu sahip olduğu kültür ve yaşam tarzı ile Avrupa için örnek bir devletti. Bugün yaygınlığını yitirmiş olsa da Osmanlı’da Türk Hamamları temizlik adına çok önemli mekanlardı. Hamam kavramı Avrupa için temiz olmak ve banyo kültürü oluşmasında yine öncülük yapmıştır.

Hatta: daha da ilginç olanı Avrupa’da tuvalet kavramı bile yoktu. 1600’lerde tuvalet kavramından bihaberdiler. 1667 tarihinde Osmanlı’da “Tuvalet Vakfı” kurulurken Avrupa’da tuvalet bilinen bir şey değildi. İnsanlar ihtiyaçlarını boş buldukları alanlarda, ya da evin içinde giderip dışarıya fırlatıyordu. Şehirler pis kokuyordu.

Devamını Oku…

Türk Kültüründe Bozkurt İnanışı

Türk Kültüründe Bozkurt İnanışı
Bozkurt’un Türk destanlarındaki, dolayısıyla Türk Milleti’nin inanışlarındaki rolü üç şekildedir:

  • Ata olarak Bozkurt
  • Rehber olarak Bozkurt
  • Kurtarıcı olarak Bozkurt

Bozkurt’tan türemiş olmak inancı Türklere uzun zaman boyunca büyük bir gurur, emniyet ve geleceğe güvenle bakma duygusu vermiştir. Bazı Türk destanlarında ana, bazı Türk destanlarında baba olarak görülen Bozkurt

Devamını Oku…

Kültürlere Göre Çay Hakkında Bilgiler

Kültürlere Göre Çay

Türk Çay Kültürü

5000 yıllık tarihe sahip çay her ne kadar Türklerin yaşamına geç girmişse de temiz girmiş. Gün boyunca çay içmemizin yanı sıra, kendimize özgü demleme usulü, ince belli cam bardaklar, kıtlama çay gibi katkılarımızla çayın kültür tarihine eklediklerimiz gözardı edilemez. Bunlardan ilki, iyi bir çay demlemenin olmazsa olmaz kurallarından biri olan demliğin sıcak olması şartını, demliği çaydanlığın üstüne oturtularak, ustaca ve güzelce çözümlememizdir.

Buna karşın; çayın acıyıp tadının bozulmasını önlemek için; demledikten sonra, çayı süzdürüp başka bir demliğe boşaltmıyoruz o da işin ayrı bir yanı.

Devamını Oku…

Tanrı Dağları Hakkında Bilgiler

Tanrı Dağları

Tanrı Dağları

Orta Asya’da Doğu Türkistan’ın kuzeyindeki yüksek sıradağlar. Türkçede Tanrı Dağları olarak adlandırılırlar. Hazar çöküntüsünden itibaren doğuya doğru (67° -103° doğu boylamları) 3.000 km. boyunca uzanır. Büyük kısmı Kırgızistan topraklarındadır. Bu sıradağların en yüksek noktası Pobyeda (7.439 m.) ile Han Tengni’dir (6.995 m.).

Aralarında Fedçenko, İnilçek ve Koi Kof’un da bulunduğu birçok buzul vardır. Bu dağlar Çin ile Batı Türkistan ve İran arasındaki ticaret yolunda doğal bir engel oluştururlar. Ulaşım, Burul, İziz Dawan ve Terek geçitleriyle sağlanır. Kuzey yamaçlarında kavak ve huş ormanlarının bulunduğu bu dağların yüksek kısımlarında ladin ve öteki kozalaklı ağaçlardan oluşan ormanlar yer alır.

Devamını Oku…

Eski (Antik) Mısır Uygarlığı

Eski (Antik) Mısır Uygarlığı

İngiliz mason yazarlar Christopher Knight ve Robert Lomas, The Hiram Key (Hiram Anahtarı) adlı kitaplarında Eski Mısır’ın masonluğun kökeninde çok önemli bir yeri olduğunu anlatırlar. Yazarlara göre Eski Mısır’dan çağdaş masonlara miras kalan en önemli düşünce ise, “kendi kendine var olan ve rastlantılarla evrimleşen evren” fikridir. Mısırlıların bu büyük yanılgılarını yazarlar şöyle açıklamaktadırlar: “Eski Mısırlılar maddenin her zaman için var olduğuna inanıyorlardı; onlar için bir Yaratıcının mutlak olarak hiçlikten bir şey yapmasını düşünmek mantıkdışıydı.”

Devamını Oku…

Tasavvuf Türk Tarihinde Nasıl Bir Rol Oynadı

Tasavvuf Türk Tarihinde Nasıl Bir Rol Oynadı

Tasavvuf Türk Tarihinde Nasıl Bir Rol Oynadı

Tasavvuf özelde kişilerin ruhlarında derin izler bırakırken genelde ise toplumu ahlaklı kılan temel etkenlerdendir. Bu yönüyle tasavvuf sadece kişileri değil toplumları ve devletleri de etki alanı içine almıştır.

Türklerin tasavvufla tanışmaları İslâmiyet’le tanışmalarıyla aynı zamanda olmuştur. Türklerin tarih sahnesine çıkış ve dağılış yeri olan Asya’da ilk tasavvuf merkezi Horasan’dır. Zaten Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında Horasan Erenleri adı verilen tasavvufî eğitim almış gönül adamlarının çok büyük etkisi vardır. Buhara Merv, Semerkant gibi merkezler hem bu tasavvuf ekolünün büyüyüp geliştiği hem de fetih ruhuna sahip Alperen’lerin yetiştiği yerler olmuştur. Alperen’lerin piri ise kendisi de Türk olan ve günümüze kadar eserleri gelen büyük Mutasavvıf Hoca Ahmet Yesevî hazretleridir.

Devamını Oku…

Eski Türklerde ve Farklı Uygarlıklarda Kurban

Eski Türklerde ve Farklı Uygarlıklarda Kurban

Eski Türklerde Kurban Adetleri

Türk’lerin eski dinleri konusunda elimize ulaşan gerçek bilgilere gore  Çinlilerin “Wei-shu” ve “Sui-shu” salnamelerinde rastlanır. Çünkü Orta Asya’da Türkler en çok Çinlilerle etkileşim halindedir.

Wei-shu” kurbanla birlikte Türk dinî törenlerini şu şekilde göstermektedir:

  • Güneşin memleket üzerine doğuşunu temsilen hanın otağına doğudan girişi.
  • Devlet erkânının ataların mağarasına yılda bir defa kurban takdim etmesi.
  • Beşinci ayın 10–20. Günleri arasında halkın kenarında toplanarak göğün ruhuna takdim etmesidir.
  • Tu-chin’in [Ötügen] (Dugin okunur) 500 Li  batısında yüksek bir dağ vardır ve dağın tepesinde ağaç ve bitki bulunmayan Po-teng-nin-li (Bodıninli okunur) isminde bir yer bulunmaktadır ki manası ülkelerin koruyucu ruhu demektir.

Tarihi kaynaklara göre, Türklerde kurban gelenekleri Orta Asya’dan başlar. Türkler, gökyüzünde görülen güneş, ay, yıldızlar ve sonsuz gökyüzü maviliğini kutsal sayarlar. Öyle ya yağmurlar, fırtınalar gökyüzünde olmaktadır. Bu nedenle Gökyüzünü kutsal sayan Türkler, gökyüzüne törenlerle kurban keserlerdi. “Kök-Tenri- kültü. Orhun yazıtlarında şöyle bir kitabe vardır: “Başlangıçta yukarıda gök, aşağıda kara toprak vardı; benî adem bu ikisinin arasında yaratıldı”.

Göğe kurban kesme töreni XlX. yüzyılın sonlarına kadar Kaçin’lerde uygulana gelmiştir. Tıgır  Tayh adı verilen bu tören toplu dua ile başlar, onu koyun kurban edilmesi ve kımız, süt, ayran ve et suyu içilmesi takip eder. Bayrama katılan erkekler birbirine yakın obalardan gelirler.

Kadınlar ve Şamanlar ise törene alınmazlar. Tapılan objeler “gökyüzü ve güneş”tir. Bu tören yılda iki defa tertiplenir. Birincisine Şamanlar alınmaz; ikincisi ise yeryüzünde bolluk bereket olması için kurban kesme törenidir ki herkes bu törene katılır. Her iki törenler oldukça önemlidir.

Kurban kesme töreninden birisine Şamanların alınmaması onun ölülerin ruhuna veya “ezeli ruh”a dua töreni değil, çeşitli adetlere göre Tanrı’ya yakarış töreni olmasıyla izah edilmektedir. Yabancı inançlara göre tayh’a alınan Şaman delirir ve dehşetli azaplardan dolayı kaskatı kesilerek bayılır.

Eski Türklerde ruhların ölümsüz olduğu ve ölüm sonrası hayat inancının bulunduğuna inanılırdı. İstemihan’ın 576 da cenaze töreninde öbür dünyada müteveffaya refakat etsinler diye “dört savaş esiri Hun’un” boynu vurulmuştu. Yani bir çeşit kurban edilmiş olmaktalar. Yine İmparator T’atsung’un cenaze töreninde A-shih-na She-ni, hükümdar dostundan ayrılmamak için kendini doğramak istemiştir.

Bu iki olay Türkler’in ahret hayatının bir devamı olarak gördüklerini göstermektedir. Ancak kesinlikle ölen şahsı tanrılaştırma olayı yer almamış, sadece ölü ruhuna saygı söz konusu olmuştur. Eski Orta Asya’da birçok Türk boylarında ölüler,  Şamanlar tarafından boru üfleyerek, davul çalarak ebedi hayata gönderilirdi.

Türkler ’de insan kurban edilmesi bulunmamaktadır ve yasak edilmiştir. Ancak Göktürkler ’de  at ile birlikte insan kurban edildiğine dair Bizans elçisi Valentin’in, İstemi Kağan’ın cenaze merasimini (yog) anlatırken yaptığı tasvirde şu not vardır. “Matem günlerinden birinde, dört tane bağlı Hun getirdiler. Kağanın babasının atları ile birlikte bunları ortaya koydular. Öbür dünyaya gidip, kağanın maiyetine girmelerini emrettiler”.

(Buradan tümünün kurban edildiği anlaşılmaktadır)

Türk Cumhuriyetlerinde Eğitim ve Kültür

Türk Cumhuriyetlerinde Eğitim ve Kültür

Türkiye ve Türk Cumhuriyetlerinde Eğitim ve Kültür Meseleleri

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

Özet:

1990-1991 yıllarında Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde Türkistan ve Kafkaslarda, Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Ancak, bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri birçok mesele ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu meseleler; eğitim ve kültür başta olmak üzere, askerî, iktisadî, siyasî, çevre, din, sosyal ve toplumsal konular olarak ifade edilebilir.

Devamını Oku…

1 2