Etiket: imparatorluğu

Selçuklu İmparatorluğu’nun 976.yılı Kutlu Olsun

Selçuklu İmparatorluğu'nun 976.yılı Kutlu Olsun

SELÇUKLU İMPARATORLUĞUNUN 976.YILI KUTLU OLSUN
Kınık boyu Orta Asya’daki Oğuz boylarından biriydi. Büyük Selçuklu İmparatorluğunun çekirdeğini oluşturan boy, ittifak ile bu boy olarak kabul edilmesine karşın elimizde bunu gösteren net bir kanıt yoktur. Devlete ve hanedana adını veren Selçuk Bey’in bilinen en eski atası babası Dukak’dır. Dukak Yengikent Oğuz Yabguluğu’nda subaşı (ordu/birlik komutanı) olarak görev yapmış ve daha sonra adı kaynaklarda “Salcuk”, “Salçuk”,”Selcük”, “Selçuk”, “Sarçuk” gibi farklı şekillerde yazılan oğlu Selçuk bu göreve gelmiştir. Selçuk Bey’in torunlarının kurduğu devlet Daha Fazlasını Oku

Nakib-ül-eşraf Nedir?

Nakib-ül-eşraf Nedir? Osmanlı devlet’inde Seyyidlerin ve şeriflerin doğum ve ölüm kayıtlarını tutan kuruluşun idarecisine verilen addır.Bilindiği üzere  hazreti Hüseyin’in soyundan gelenlere seyyid, hazret-i Hasan’ın soyundan gelenlere ise Şerif denir. Nakib-ül-eşraf adı verilen memur Peygamber efendimizin torunlarının işlerine bakar, neseblerini kayıt eder ve saklar, doğumlarını ve vefâtlarını deftere geçirir, onları kötü işlerden ve şanlarına uygun olmayan sanatlara girmekten alıkoyarlardı.Fena hallere düşmelerini engellemek için vergi ve ganimetlerden pay alıp Seyyid ve şeriflere dağıtırlardı. Bu sülaleden olan kadınları dengi olmayan biriyle evlendirilmemesini sağlamkla görevliydiler.Nakib-ül-eşraf,Secere-i Tayyibe defteri adında bir defteri merkez ve taşrada kayıt altında tutardı.Sefere çıkıldığında ise görevleri Sancak-ı şerifin altında yürümektir.Nakib-ül-eşraf’tan sonra ki en yüksek makam Alemdarlık’tır. Daha Fazlasını Oku

Diplomasi’de Manda Nedir?

Fransızca bir kelime olan Manda’nın anlamı yetki ve görev olarak tanımlanabilir.Sömürgeciliği kaldırmak için düşünülmüş ama sömürgecilikten hiç bir farkı olmadığı ilerleyen yıllarda ortaya çıkmıştır.Sistemin çalışmasını kısaca tanımlayacak olursak;”az gelişmiş ülkelere müdahele edip kendi kendini yönetibilecek konuma gelene kadar bazı büyük devletlere verilen yetkidir.”diyebiliriz.Bu şekilde az gelişmiş Ülkeler resmen pay edilir hale gelmiştir.Bugün bile manda tarafından o zamanlarda yönetilen ülkelerde zamanımızda halen sorunların devam etmesi ilginçtir.

İlk kez 1919 yılında Pariste toplanan Paris Barış konferansında gündeme gelen Manda 28 Haziran 1919 yılında Milletler Cemiyeti Sözleşmesinin 22.Maddesinde resmen kabul edilmiştir.Buna göre A.B.ve C şeklinde üç çeşit manda vardır. Daha Fazlasını Oku

Osmanlıda Yenileşme Çabaları

1.OSMANLI’DA YENİLEŞME ÇABALARI
Her imparatorluk yükseliş dönemini yaşadığı gibi bu sürecin sonunda duraklama ve daha sonrasında da dağılma dönemi yaşamıştır. Osmanlı İmparatorluğu da yükseliş döneminin sonrasında duraklama dönemine girmiştir. Bu dönemde batı karşısında gerileyen, taşra birimleri üzerindeki denetimini yitiren, tüm kurum ve kuruluşlarıyla hızla çöküşe doğru giden devletin, içinde bulunduğu kötü durumdan telaşa düşen yöneticiler çözüm arayışlarını hızlandırdılar. Yeniden eski gücün kazanılması için, yerli kurum ve geleneklerin diriltilmesi yönündeki girişimler, bunları uygulayacak kadroların yetersizliği yüzünden başarılı olunamadı. Ayrıca kendisini yenileyecek iç dinamikleri tamamen körelen kurumlar, bozulanyapıyı onarmada yetersiz kalıyordu. Bu durumda, daha kolay ve uygulamaya konulabilecek hazır çözümler öneren Batılılaşma gündeme geldi.

Avrupa’da yeni bir siyasal düzen ve toplum anlayışının kapılarını açan 1789 Fransız İhtilali,, Osmanlı Devleti’nde “yenilikçi padişahlar dönemi”nin başlangıcıdır. III. Selim, 1808’e kadar süren iktidarında, askeri, idari, mali ve iktisadi alanlarda ilk köklü değişiklikleri başlattı. Bu köklü değişim çabaları daha çok askeri alanda olmuştur. Batı orduları karşında alınan mağlubiyetler sonunda tekrar başarılar Daha Fazlasını Oku

19.Yüzyıl’da Osmanlı Yönetiminde Ermeni Okulları ve Faaliyetleri

ERMENİ OKULLARI VE FAALİYETLERİ

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

Giriş:

Türkler ve Ermeniler, Anadolu ya da Ön Asya olarak bilinen coğrafyada, dokuz yüzyılı aşkın bir zamandır bir arada yaşamışlardır. Büyük Selçuklular ve Türkiye Selçukluları gibi, önemli Türk devletleri zamanından beri Türkler ve Ermeniler beraber yaşamışlardı. 1326 yılında Osmanlılar tarafından Bursa’nın alınmasıyla birlikte Orhan Gazi, Ermenilerin Kütahya’da bulunan ruhanî merkezlerini Bursa’ya nakletmiştir. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethinden bir müddet sonra 1461’de, Bursa’da bulunan Ermeni ruhanî reisi Ovakim efendi ile Anadolu’dan bir miktar Ermeni İstanbul’a getirilmiştir. Fatih Sultan Mehmet tarafından Samatya’da ki “Sulu manastır” isimli kilise Ermenilere verilerek, Ermeni Patrikliği kurulmuş ve Ovakim efendi Ermenilere patrik tayin edilmiştir. Bütün Ermenilerin dinî-ruhanî reisi sıfatı tanınarak, Ermeni Daha Fazlasını Oku

16. ve 17.Yüzyıl da Osmanlı Devleti’nin İran Politikası

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

OSMANLI DEVLETİ’NİN İRAN POLİTİKASI (16. ve 17. YÜZYIL)

Giriş:
16. ve 17. yüzyıllar Osmanlı Devleti’nin Dünya siyasetinde oldukça etkin olduğu bir dönemdir. 16. yüzyıl başlarında Yavuz Sultan Selim’in başarılı fetihleri, Osmanlıların hâkimiyet ve nüfuz sahasını doğuya ve güneye doğru genişletmiştir. Özellikle, İran ve Mısır seferleri sonucu birçok ülkenin yönetim ve idaresi Osmanlılara geçmiştir. Yavuz Sultan Selim devri (1512-1520) gibi, Kanuni Sultan Süleyman devri (1520-1566) de Osmanlı Devleti için ihtişamlı bir dönem olmuştur. Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu 16. yüzyılın hemen başlarında İran’da Safevî Devleti’nin (1501) kuruluşunu görmekteyiz.

İran’da Şah İsmail (1501-1524) ile ortaya çıkan Safevîler, kısa zamanda Osmanlıların hâkimiyet ve nüfuz sahası olan Doğu Anadolu, Azerbaycan, Gürcistan, Şirvân, Bağdat ve Musul bölgelerinde hâkimiyet tesis etmeye yönelmiştir. Şah İsmail kendisini Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın siyâsî varisi sayıyordu. Şah İsmail üzerine Sultan Selim 1514’de İran Seferi’ne çıkarak, O’nu Çaldıran’da ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Daha Fazlasını Oku