Hz. Ömer(r.a.)’dan Tavsiyeler

Hz. Ömer(r.a.)'dan Tavsiyeler

Hz. Ömer(r.a.)’dan Tavsiyeler

  • Hesaba çekilmeden evvel kendinizi hesaba çekiniz.
  • İstişare etmeden uygulamaya konulan işler başarısızlığa mahkûmdur.
  • Kış mevsimi abidlerin ganimetidir.
  • Bugünün işini yarına geciktirmeyiniz. İş bir vakit geri kalırsa hiçbir vakit ilerlemez.
  • İnsanların en akıllısı, insanların hareketini takdir edendir.

Hazreti Ömer Hakkında Bilgi

Hazreti Ömer Hakkında Bilgi

Hazreti Ömer

Ebû Abdirrahmân Abdullāh b. Ömer b. el-Hattâb el-Kureşî el-Adevî (ö. 73/693) Hz. Ebubekir’den sonraki ikinci halifedir.

İbn Ömer diye de anılan Abdullah, nübüvvetin üçüncü yılında Mekke’de doğdu. Hz. Peygamber’in zevcesi Hafsa ile ana baba bir kardeştir. Babasıyla birlikte müslüman oldu, yine onunla birlikte Medine’ye hicret etti. Babasından önce hicret ettiği de rivayet edilmektedir. On üç yaşında iken Uhud Savaşı’na katılmak istedi; fakat Hz. Peygamber henüz çok genç olduğunu söyleyerek izin vermedi. Bedir Savaşı’na da aynı sebeple kabul edilmediği rivayet edilir. On beş yaşına girince Peygamber’in izniyle Hendek Savaşı’na katıldı. Bey‘atürrıdvân’da, Hayber ve Mekke fethi ile Huneyn Gazvesi’nde bulundu. Ayrıca Suriye ve Irak fetihlerine, Yermük ve Nihâvend savaşlarına, Mısır’ın fethine katıldı.

Hz. Peygamber’in kayınbiraderi olması, ona Resûl-i Ekrem’in yakın çevresinde bulunma imtiyazını sağlamıştır. Bu sebeple Resulullah’ın, birçok sahâbînin görüp duyma imkânını bulamadığı

İslamda Dört Halife Dönemi

Dört Halife Dönemi

DÖRT HALİFE DÖNEMİ
Hz. Muhammed vefat edince Müslümanların başına sırası ile Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali geçti. İşte bu döneme dört halife dönemi (Hulefa-i Raşidin ) denir.

1. HZ. EBU BEKİR DÖNEMİ (632-634)

  • Suriye Seferi: Usame Bin Zeyd komutasında bir orduyu Suriye ‘ ye göndermiş, bu yöredeki kabileler egemenlik altına alınmıştır. Böylece Hz. Muhammed’in ölümünden sonra da İslamiyet’in gücünü devam ettirdiği kanıtlanmıştır.

İslamiyet’te Halifelik Sıralaması

MaviBayrak
Dört Halife veya Hulefa-i Raşidin Dönemi.

Hz. Muhammed’in vefatından hemen sonra seçimle göreve gelmiş Dört Halifedir:

  • Ebu Bekir: 632 – 634
  • Ömer bin Hattab: 634 – 644
  • Osman bin Affan: 644 – 656
  • Ali bin Talib: 656 – 661

661 yılında Ali’nin öldürülmesinin ardından kısa bir süre oğlu Hasan bin Ali halifelik mücadelesine dahil olmuş

Kerbelanın Baş Mimarı Yezid

Kerbelanın Baş Mimarı Yezid

Yezid: Emevî Devleti’nin ikinci halîfesi. Eshâb-ı kiramdan hazret-i Muâviye’nin oğludur. 646 (H. 26) senesinde Şam’da doğdu. 683 (H. 64)’de Şam’da, otuz iki yaşında iken vefat etti. Üç sene sekiz ay on dört gün halifelik yaptı.

Babası Suriye valisi iken doğan Yezîd, valilik konağında büyüdü. Babasının halifeliği sırasında iki defa hac emirliği ve Bizans’a karşı yapılan gazalarda kumandanlık yaptı. Hazret-i Muâviye 670 (H. 50) senesinde onu emrine verdiği ve içinde Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin de bulunduğu bir ordu ile İstanbul’u fethetmeye gönderdi. Başta Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî olmak üzere bir çok sahâbî (radıyallahü anhüm) bu kuşatmada şehîd oldular. Neticede, Bizans’dan her sene vergi almak şartıyla sulh” yapıldı.

Sıffin Savaşı Hakkında Bilgi

Sıffin Savaşı

Hz. Osman döneminde meydana gelen iç karışıklıklar ve sosyal bunalım giderek buhrana dönüşmüş ve adı geçen halife bu buhran neticesinde şehit edilmiştir. Sosyal bunalım, Hz. Ali’nin halifelik makamına oturtulması ile giderilmeye, İslam birliği yeniden tesis edilmeye çalışılmış, ancak önde gelen sahâbîlerden Talha b. Ubeydullah ve Zübeyir b. Avvam’ın mevcut halife Hz. Ali’ye karşı isyan etmeleri, sükunete doğru yol almakta olan İslam
toplumunu yeniden hareketlendirmiş, kaos ve kargaşa daha da artmıştır. Neticede toplum sıcak iç çatışmalar dönemine girmiştir.Hz. Ali halife seçildikten sonra aksi yönde yapılan önerilere rağmen Muâviye’yi valilikten azletmiştir. Ancak yerine tayin ettiği kişinin Şam’a girmesi Muâviye taraftarlarınca engellenmiştir. Arakasından Muâviye’yi itaate çağıran Hz. Ali’nin elçisi de eli boş geri gönderilmiştir. Bu arada meydana gelen Cemel Savaşı Hz. Ali’nin galibiyeti ile neticelenmiş, savaşın ardından Kûfe’ye yerleşen Hz. Ali, muhtemelen Muâviye’nin Cemel Vak‘ası’ndan ders aldığını düşünerek tekrar kendisine elçi göndermiş, fakat aylar sonra Kûfe’ye dönen elçi Şam halkının Muâviye ile birlikte savaşa hazırlandıkları haberini getirmiştir. Şam’ın bu kararlılığı karşısında benzer bir kararlılık da Kûfe’den gelmiştir. Kûfe halkı tıpkı Şam halkı gibi çoğunluk itibariyle savaş yönünde tavır almıştır. Muâviye’nin Hz. Osman’ın katillerinin kendisine teslim edilmelerini istediği haberine Kûfe Ulu Camii’ni dolduran insanlar hep birlikte “Osman’ın katilleri biziz” diye tepki vererek, savaş yönünde ciddi bir irade beyanında bulunmuşlardır Hem Şamlılar hem de Iraklılar başlangıç itibariyle birbiri ile uzlaşmaya hazır değillerdir. Savaş atmosferine giren taraflar, ilginçtir, aynı zamanda bir yandan da barış görüşmelerini sürdürmüşlerdir.

Sıffîn Savaşı, en başından itibaren barış görüşmelerinin yoğunluğu ile dikkat çekmektedir. Bir süre savaş hali ardından başlayan barış görüşmeleri ile savaş ve barış adeta iç içe geçmiş durumdadır. Hz. Ali her fırsatta Muâviye’ye elçi göndermiş fakat bunlardan hiçbir somut netice elde edememiştir. Elçiler her defasında eli boş geri dönmüşlerdir.
Sıffîn Savaşı, İslam toplumunun geleceğini etkileyen önemli olaylardan birdir Sıffîn Savaşı aynı zamanda, mahiyet itibariyle bir akrabalar savaşıdır. Bu bakımdan çok tuhaf ve aynı zamanda çok acı manzaralara sahne olmuştur.

Bir kimsenin kendi akrabaları ile savaşması ve verilen aralarda dönüp hayatını kaybeden akrabalarını defnetmesi, doğrusu insani olarak askerleri çok derinden etkilemiştir. Mübârezelerde3 de benzer sahneler yaşanmıştır. Mübâreze için meydana atılan iki kişinin birbirlerine yaklaşınca kardeş olduklarını anlayıp, büyük bir pişmanlıkla geri dönmeleri ve benzeri olaylar Sıffîn Savaşı’nın en acı sahnelerini teşkil etmektedir ve aynı zamanda bu olaylar savaşın bitirilmesi yönünde ciddi tesir husule getirmişlerdir Tüm bu üzücü manzaralar yanında, söz konusu savaşın tahminlerin ötesinde uzayıp gitmesi insanları canından bezdirmiştir. Bıkkınlık noktasına gelen askerler ister istemez artık yeter deme durumuna gelmişlerdir. Üst üste gelen hadiseler bir noktadan sonra tarafları savaşı bitirmenin çarelerini aramaya zorlamıştır.

Hz. Ebubekir Kimdir? Hz. Ebubekir Hakkında Bilgi

Hz.Ebubekir Kimdir?

Soyu: Ebu Bekir, Benü Teym’lerin Küreys kabilesindendir, Mekke’de doğmuştur. Babası Ebû Kuhafe, annesi Ummu’l-Hayr Selma’dır.

Hz. Muhammed (s.a.ş.)’in İslâm’i tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübesserenin ilki. Câmiu’l Kur’an, es-Sıddîk, el-Atık lakaplarıyla bilinen büyük sahabi.

Kur’ân-i Kerim’de hicret sırasında Rasûlullah’la beraber olmasından dolayı, “…mağarada bulunan iki kişiden biri…” (et-Tevbe, 9/40) şeklinde ondan bahsedilmektedir. Asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm’dan sonra Rasûlullah (s.a.ş.)’in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir. Azaptan azad edilmiş mânâsina “atık”; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da “sıddık” lâkabıyla anılmıştır. “Deve yavrusunun babası” manasına gelen Ebû Bekir adıyla meşhur olmuştur. Teym oğulları kabilesinden olan Ebû Bekir’in nesebi Murre b. Kâ’b’da Rasûlullah’la birleşir. Anasının adı Ummu’l-Hayr Selma, babasının ki Ebû Kuhafe Osman’dır. Künyesi Abdullah b. Osman b. Amir b. Amir… b. Murra …et-Teymî’dir. Bedir savaşına kadar müşrik kalan oğlu Abdurrahman dışında bütün ailesi Müslüman olmuştur. Babası Ebû Kuhafe, Ebû Bekir’in halifeliğini ve ölümünü görmüştür. Hz. Ebû Bekir’in Rasûlullah (s.a.ş.)’den bir veya üç yaş küçük olduğu zikredilmiştir. İslâm’dan önce de saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan “hanif” bir tacir olan Ebû Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamber’den hiç ayrılmamıştır. Bütün servetini, kazancını İslâm için harcamış, kendisi sade bir şekilde yaşamıştır.

Abdülmelik Bin Mervân Kimdir?

Abdülmelik Bin Mervân Kimdir?

ABDÜLMELİK BİN MERVÂN

Emevî devletinin beşinci halîfesi. Künyesi Ebu’l-Velîd, lakabı Ebu’l-Muluk’dur. 646 (H. 26) senesinde Medîne’de doğdu. 705 (H. 86) da Dimeşk’da cüzzam hastalığından vefat etti. Soyu; Abdülmelik bin Mervân bin Hakem bin Ebi’l-As bin Umeyye bin Abdisems bin Abdimenaf’dir. Anne tarafından soyu ise, Muaviye bin Velîd bin Mugîre bin Ebi’l-As bin Umeyye’dir. Nesebi, anne ve baba tarafından Ebu’l-As’da birleşir. Babası Mervân bin Hakem, Emevî halîfelerinin dördüncüsü olup, hazret-i Osman bin Affan’ın amcasının oğlu, damadı ve başkatibi idi. Annesi Aişe binti Muaviye, üstün vasıflar ve iyi huylar sahibi bir hatun olup, ahlâkı ve üstün vasıfları darb-i mesel haline gelmiştir.

Abdülmelik bin Mervân, hazret-i Osman’ın halifeliği sırasında doğdu ve ilim öğrenip, iyi bir tarzda yetişti. Kur’ân-ı kerîmi hazret-i Osman’dan okuyup ezberledi. On yaşında hazret-i Osman’ın şehid edilmesi hadisesini gördü. On altı yaşında iken halîfe hazret-i Muaviye tarafından Medine divanı reisliğine tayin edildi. Hicaz alimlerinden tefsir, hadis, fıkıh ilimlerini öğrendi. İbn-i Sa’d’ın rivayetine göre, Ebu Hureyre’den, Cabir bin Abdullah’dan, Ebu Sa’id-i Hudn’den ve diğer sahabeden hadîs-i şerîf dinleyip rivayet etti. Şiire ve edebiyata ziyadesiyle alaka duyardı. Gençliğinde zühdü ve ibadetleriyle tanındı. Uzun seneler Medine’de divan reisliği vazifesinde bulundu. Bu arada Cemel, Sıffin, Kerbela vak’alarına ve Harra savaşı gibi çeşitli hadiselere şahid oldu.

Hilafetin Osmanlıya Geçişi

Halifelik yani Dünyadaki bütün Sunni Müslümanların ruhani reisliği makamı, 766 tarihinden, beri Abbasi Hanedanlığında idi. Hz. Peygamber’im amcalarından Abbas’tan indiği için “Abbâsi” denen bu hanedan 1258′e kadar Bağdat da, bu tarihten sonrada Kahire’de devam etmiştir.

Fakat şöyle bir fark vardır ki; Kahire deki Abbasi Halifeleri İstanbul Patriklerine benzetilebilir. Papa’ya benzemezler, çünkü bir devletleri yoktu. Patrik nasıl Ortodoks âleminin ruhani reisi ise,  Kahire deki Halifeler de, Sunni âleminin ruhani reisi idiler. Fakat Bağdat’da ki Halifeler gibi aynı zamanda devlet başkanı olarak saltanat sürmüyorlardı.

[Ancak bu mukayese sadece bu bakımdandır. Halifenin Patrik ve Papanın ki gibi geniş ve vicdanların derinliğine nüfuz eden salahiyetleri yoktur. Kendilerinin dini meseleleri tefsir dahi etmedikleri bu gibi konulara sadece önderlik edip ulemaya ( Bilirkişilere ) Havale ettikleri malumdur. Halife Hz. Peygamber’in Halefi ve İslam birliğinin sembolü hüviyetindedir.