Sünnetin Tarihçesi

Bu makale Tarihinde

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 15 Kasım 2020 Kerim Usta

İslam hukuk otoritelerinin sünnet fiilinin gerekli bir ibadet olmasındaki sebep ve illetleri şöyle göstermişlerdir: Sünnetsiz kimse abdestini ve namazını bozmaya kendisini arz etmiş olur. Çünkü kesilmedik kalan deri, cinsel organının baş kısmını tümüyle kapatmaktadır. İdrar altına girince onu temizlemek hayli güçtür. Böyle bir durumda sağlıklı bir temizlik ancak sünnet olmaya bağlıdır. Bundan ötürü gerek selef (öncekiler) olsun gerekse halef (sonrakiler) olsun bir çokları sünnetsiz kimsenin imamlığını uygun görmemişler ve yasaklamışlardır. Fakat tek başına kıldığı namazlarda ise, devamlı idrarı damlayan kimse gibi özür sahibi sayılır.[74]

Osmanlı’da Sünnet

Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminden 19. yüzyıl sonlarına kadar padişahlar veya saray mensupları tarafından çeşitli vesilelerle yüzlerce şenlik ve tören düzenletilmiştir. Bu şenlikler, padişah çocuklarının doğumları (velâdet-i hümâyun), sultan hanımların ya da saraya mensup kişilerin evlilikleri (sûr-i cihâz), şehzadelerin ilk derse başlamaları (bed-i besmele), kazanılan askerî zaferler (fetih şâdumânlığı), ordunun sefere çıkması gibi vesilelerle ve en çok da şehzadelerin sünnet törenleri vesilesiyle yapılmıştır. Şenlikler, tarihçiler, gösterileri izleyen yerli ve yabancı konuklar tarafından kaydedilmiş ve bu şenliklerden bazıları edebî eserlere konu olmuştur.[89]

Osmanlı’da Padişahların çocukları, şehzadelerin sünnetleri çok gösterişli bir şekilde yapılıyor. Günlerce sürüyor, bazen de sultan düğünleriyle birleştirilebiliyordu. Şehzadelerle birlikte birçok çocuk da sünnet ettiriliyordu. Padişahların erkek çocuklarının sünnet düğünlerine, kızlarının veya kız kardeşlerinin evlenme düğünlerinde yapılan törenlere Sûr-ı Hümayun denirdi. Osmanlı döneminde yapılan düğün ve şenliklerin, sünnet ve düğün törenlerinin büyük bir önemi vardı.

Osmanlı tarihinde bulabildiğimiz ilk sünnet 1365’te I. Murat’ın şehzadesi Bayezid’ın Yakup ve Savcı Beyin sünnetleri için Bursa’da düzenlenmiştir. 1389 yılında Yenişehir’de I. Murat ile iki şehzadesi Bayezid ve Yakup üç Bizans prensesiyle evlendiler ve aynı şenlikte Bayezid’ın üç oğlu da sünnet olmuşlardır.[90]

Kaynaklara baktığımızda İstanbul’un fethinden sonra padişahların Edirne’yi bir dinlenme mekânı olarak kullandıklarını, yabancı elçileri Edirne’de ağırladıklarını, saray erkânı sünnet düğünlerinin burada yapıldığını görmekteyiz.[56] II.Bayezid zamanında 1490 yılında At meydanında çok görkemli sünnet ve evlenme düğünü şenlikleri olmuştur. Şehzade Sultan Ahmet’in oğlu ile vezir oğullarından biri sünnet edilmiş, kız çocuklarından biri Uzun Hasan’ın torunu Uğurluoğlu Ahmet Mirza’ya, biri Davut Paşa oğluna, biri de İskenderiye (İşkodra) Beyi Nasuh Bey’e nikâhlanmıştı. Bunların düğünleri de töre gereğince, günlerce sürmüştür. Sancakta olan şehzadeler Cem Sultan’la birlikte sünnet edilmişlerdir.[90]

Osmanlı törenlerinin bazıları dini yapıdaydı. Örneğin Kurban Bayramı, Şeker Bayramı ya da Mevlid Kandili gibi. Törenlerin içindeki öğelerde de dini olanlar vardı. Törenlerin temeli Sultan olduğu ve Sultanın da hem imparatorluğun hem de İslam’ın başı, halifesi olduğu için bu merasimlerde dini yapıyı görebiliyoruz. Özellikle yabancılar ve İslam dininden olmayanlar üzerinde bir yandan da imparatorluğun gücü üzerinde propaganda yapılırken aynı zamanda İslam’ın üstünlüğü de vurgulanıyordu. Törenlerde, özellikle sünnet törenlerinde yüzlerce Müslüman olmayan kişinin Müslümanlığı kabul ettiği ve sünnet olduğu görülmektedir. Sünnetlerin bir başka özelliği de pek çok sünnet düğününün ayrıca bir ya da birkaç sultan hanımın evlenmesi ile birleşmeleriydi.[90]

Şehzadelerin sancağa çıkarılması usulü bu tarihten sonra terk edildiği için sünnet eğlenceleri de pek o derece önem verilmiyordu. Bu yüzden padişahların cülusunda sünnet edildiğini gösteren örnekler mevcuttur.[90]

Eskiden sünnet günü çocuk giydirilir, bineceği at hazırlanır, dualarla ata bindirilirdi. Sonra evliya türbeleri ziyaret edilir, sonra alay halinde davullar çalarak sokaklar dolaşılırdı. Eve gelen çocuk, hediyeler verilmeden attan inmez, yakınları, akrabaları hediyeleri verdikten sonra, dualarla indirilip içeri alınırdı. Bugün at yerine arabalarla bu iş yapılmaktadır.

Sünnetten önce veya sonra Kuran-ı kerim ve Mevlid okunurdu. Sünnet çocuğu el öptükten sonra bazı yerlerde kirve denilen, ailenin çok sevdiği bir şahıs tarafından sıkıca tutulurdu. Mesleğinde usta, eli çabuk sünnetçi, hep bir ağızdan getirilen bayram tekbirleri arasında sünnet ediverirdi. Hemen süslü yatağa yatırılan çocuğa (Mâşallah, bârekallah) diye, hayır dua edilirdi. Misafirlere şerbet, şekerleme ve benzeri ikramlarda bulunulurdu. Bundan sonra misafirler sırayla çocuğun yatağının yanına gelirler, hediyeler verip ayrılırlardı.

Saraylardaki, konaklardaki sünnet düğünleri dillere destan olurdu. Şehzadelerin sünnet düğünlerinden bazıları hâlâ anlatılmaktadır. Hâli vakti iyi ailelerin sünnetlerinde, kaynayan kazanlarla fakir fukara da doyardı. Misafirlerin yanında herkese açık olan sünnet düğün evi, bayram yeri gibi olurdu. Eskiden genellikle etli pilav, zerde ikram etmek âdet halindeydi. Ayrıca lokum, şerbet gibi şeyler de verilirdi. Günümüzde eski ihtişamında olmasa bile bu güzel âdet her yerde benzeri şekilde devam etmektedir.[91]
Sünnetin Tıbbi Yararları

Sünnet, idrar yolu enfeksiyonlarına ve penis iltihaplarına yakalanma riskini azaltmaktadır. Yapılan çalışmalara göre sünnet, bebeklerde idrar yolu enfeksiyonunu %7’den %0,7’ye düşürmektedir.
Seyrek görülen bir kanser türü olmasına rağmen, penis kanserine yakalanma olasılığını belirgin bir şekilde azaltmaktadır.
AIDS dahil olmak üzere, cinsel temas yoluyla bulaşan hastalıklara yakalanma olasılığını belirgin bir şekilde azaltmaktadır.
Fimozis ve parafimozis oluşmasını engellemektedir.
Genital temizliği kolaylaştırır.
Sünnetli erkeklerin İnsan papillomavirus (HPV) enfeksiyonuna yakalanma riskini azalttığı bildirilmektedir. Sünnetsiz erkeklerin eşlerinde HPV’a bağlı kanser türü, sünnetli erkeklerin eşlerine göre 2,5 kat daha sık görülmektedir.[38]

Sünnet Hakkındaki Tartışmalar

Bugün Dünyada tartışmasız en çok yapılan cerrahi operasyon sünnettir ve erkeklerin yaklaşık ’si sünnetlidir. MÖ 2300 yıllarına ait Mısır mumyalarının sünnetli olduğu ve duvar resimlerinde sünnetin bir gelenek olarak uygulandığını gösteren bulgulara rastlanılmıştır. Bu kadar eski tarihi olan bir işlem konusunda, dini inanış ve gelenek farklılıkları, maddi sebepler ve bilimsel verilerdeki farklı görüşler nedeniyle halen tartışmalar devam etmektedir.[38]

Cumhuriyetin ilk yıllarında sünnetin yasaklanmasını isteyenler olmuştur. Dr. Kadri Reşit Paşa ve Doktor Nazım Şakir, sünnet hakkında konuşmalar yapmış, hatta Dr. Nazım Şakir, “Artık medeni olduk. Her gün banyo yapıyoruz. Bu yüzden de sünnete gerek kalmadı.” yönünde düşüncelerini ifade etmiştir. Dr. Miralay Asaf ve Dr. İhsan Hadi beyler ise sünnetin lehinde konuşmuşlardır.[92] Dr. Rıza Nur, bu konuda “Fenn-i Hitan” adında bir kitap yazmış, [93] ve sünnet işlemi devam etmiştir.[94][24]

1934 yılında Türkiye Tıp Encümeni’nde Operatör Doktor Prof. Cemil Topuzlu sünnet konulu bir bildiri sunmuştur. “Güya sünnetin temizlik bakımından faydası varmış; sünnetsizlik yüzünden hastalıklar oluyormuş” diyerek söze başladığı sunumunda, sünneti ileride apandisiti patlar diye bütün çocukların apandisitlerini çıkarmaya, tırnak arasında kir birikiyor diye tırnaklarını söktürmeye benzetmiştir.[95][10]

1989 yılında Amerikan Pediatri Akademisinin sünnetle ilgili görev komisyonu, yenidoğan sünnetinin potansiyel tıbbi faydaları ve avantajları yanında, risk ve dezavantajları da olduğunu deklare ederek, girişim öncesinde ebeveyne bunların anlatılmasını önermiştir.[96]

Son yıllarda özellikle İngilizce konuşan toplumlarda ve bilim çevrelerinde yeni doğan dönemindeki çocukların sünneti ile ilgili tartışmalar dikkat çekmektedir. Tartışma, sünneti savunan ve karşı çıkan görüş olarak iki başlık altında gerçekleşmektedir ve işlemin taşıdığı komplikasyon riskine ve ailenin isteğine bağlı yapılan işlemde onam/olur konularına odaklanmaktadır. Sünneti savunan görüşte; sünnetin, HIV ve diğer cinsel yolla bulaşan enfeksiyon hastalıklarının geçişinde ciddi bir azalmaya neden olduğuna dikkat çekilmekte ve bu kadar önemli bir yararın görmezden gelinemeyeceği belirtilmektedir 1,5. Ayrıca, yeni doğan dönemindeki çocuklarını aşı yaptırmak için karar veren anne ve babaların, sünnet işlemine göre çok daha ciddi bir yan etki riskine karşın olur verdiklerine dikkat çekmektedir. Sünnet işleminden kaynaklanan ağrı ve ağrının yönetimi problemi hakkında ise iyi düzenlenmiş bir anestezi protokolü ile sorunun üstesinden gelineceği ve işlem nedeniyle çocuğun ağrı çekmeyeceği vurgulanarak, sünnete karşı çıkan grubun ağrı ile ilgili argümanı savunucu grup tarafından çürütülmeye çalışılmaktadır. Karşı çıkan grup ilk olarak bu uygulamanın antik ve dinsel köklerinin olduğunu dile getirerek, günümüz tıp anlayışında sünnet için sınırlı sayıda endikasyon bulunduğunu ve bu gerekçelerle bu uygulamanın kabul edilemeyeceğini ileri sürmektedir. Ayrıca bu görüş, sünnet savunucuları tarafından ileri sürülen argümanların günümüz dünyasında temelini kaybeden antik gerekçelerin rasyonalizasyonu olduğunu ifade etmektedir. Bu işlem için karar verici olan anne ve babanın dinsel inancının öncelendiği, çocuğun bu işlemde bir söz hakkının olmadığı belirtilmektedir. Uluslararası yapılan mücadele sonucunda kızlar için sünnetin gerileme gösterdiği, buna karşılık mevcut durumda erkek çocuk sünnetinin devam ettiği ve bunun bir cinsiyet ayrımcılığı olduğu iddia edilmektedir. Başta HIV olmak üzere, cinsel yolla bulaşan hastalıklarla mücadelede eğitimin önemli bir araç olduğu, bununla birlikte bilimsel olarak ispat edilmesi durumunda bu amaçla sünnetin ileri yaşlarda anne ve babanın dinsel seçimi yerine, kişinin kendi seçimi olarak yapılmasının daha kabul edilebilir bir durum olarak görüldüğü belirtilmektedir.[97]

Musevi bir araştırmacı olan Goodman, çoğu Musevi’nin inandığının aksine, sünnetin Musevi kimliğinin temeli olmadığını öne sürmüştür. Artık Yahudilikte sünnet inancının değişmesi gerektiğini vurgulamıştır. Goodman sünneti “çocuklara uygulanan şiddetin bir formu” olarak tarif etmiş ve sünnet olmayan çocukları “tam Musevi erkek çocukları” olarak tanımlamıştır.[10]

Ergunca Tarafından Yayımlandı.

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir