Sünnetin Tarihçesi

Bu makale Tarihinde

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 15 Kasım 2020 Kerim Usta

Pavlos, Petrus Antakya’ya geldiği zaman, onu açıkça suçlar. Yakup’un yanından bazı adamlar gelmeden önce Petrus’un diğer uluslardan olan adamlarla birlikte yemek yediğini ama o adamlar gelince sünnet yanlılarından korkarak sünnetsizlerden uzaklaştığını, onlarla yemek yemez olduğunu” anlatarak Petrus’u ikiyüzlülükle itham eder ve onun adını kullanır.[64][56]

Oysa Pavlos’un Yahudi kökeniyle yakından ilişkili olan İbranice Saul ismi, büyük ihtimalle İsrailoğulları tarihindeki meşhur kral Saul’un isminden hareketle ve sünneti sırasında kendisine verilmiştir. Resullerin İşleri’nde Pavlos, kendi doğum yeri olarak, “Ben Kilikya’dan Tarsuslu bir Yahudi, hiç de önemsiz olmayan bir kentin vatandaşıyım” [65] ve “Ben Yahudi’yim. Kilikya’nın Tarsus kentinde doğdum”, diyerek Tarsuslu olduğunu söyler. Soyu hakkında ise “Doğumumun sekizinci günü sünnet oldum. İsrail soyundan, Benjamin oymağından, özbeöz İbrani’yim. Kutsal yasaya bağlılık derseniz Ferisi’ydim” der.[66][56]

Pavlos’a göre sünnet, Cumartesi gününe riayet, Tapınağı tazim artık yürürlükten kalkmıştı, hatta Yahudiler için de durum böyleydi. Hıristiyanlık, putperestlere açılmak amacıyla, Yahudiliğe olan siyasi-dini bağımlılığından kurtulmalıydı.[67] Onun hangi sebeplerle Eski Ahit’in çok önemli bir emri olan “sünnet”e karşı çıktığını anlamak zordur. Pavlos, bir taraftan sünnetin yararlı olduğunu söylemesine [68] rağmen, diğer taraftan da gereksizliğini savunmasını Galatyalılara Mektubu’nda şöyle yazmaktadır: “Sünnet edilen her adamı bir daha uyarıyorum, Kutsal Yasa’nın tümünü yerine getirmek zorundadır.” [69] Bunun; Pavlos’un, Hıristiyanları şekilcilikten uzaklaştırıp, İsa’ya iman etmelerini her şeyden üstün görmelerini idrak ettirmek olduğunu farz etsek bile, bu hususta İsa ile sorunları bulunmayan havariler ve Kudüs cemaati ile muhalefetini açıklamak yine zordur.[56]

Günümüz Hıristiyanlığına göre de Tanrı gözünde çocukları sünnet ettirmek veya ettirmemek arasında bir fark yoktur. Bunda zarar olmadığı gibi yarar da yoktur, tabi doktorların bunu önerdiği kimi tıbbi durumlar hariç. İsrailoğulları’na, oğullarını sünnet etme emri verilmiştir [70] ancak Yeni Ahit’te Hıristiyanların böyle bir zorunluluğu olmadığı açıkça belirtilmiştir.[71] Yahudiler arasında doğan Hıristiyanlık inanışında da sünnet önceleri tartışma konusu olmuş, ancak havarilerin ve özellikle de Paul’un “gereksiz” olarak görmesi nedeniyle dini bir gereklilik halini almamıştır. Ne var ki Mısır’daki Kıpti topluluğu gibi Afrika’daki bazı Hıristiyan gruplar hem kadın hem erkek sünnetini, ABD’deki bazı Protestan mezhepler ve Filipinler’deki Katolikler ise erkek sünnetini dinen gerekli olarak kabul ederler.[15]
İslam’da Sünnet

Kurân’da “Sünnet” (hitan) ile ilgili bir âyet bulunmamakla birlikte, Müslümanlığın simgesi olarak kabul edilmiştir. Geçmişi Hz. İbrahim’e kadar varan sünnet, câhiliye devri Arapları arasında da devam edegelen bir âdetti. Araplarda hem kadın hem de erkekler sünnet edilirdi. Erkeğin sünneti için “hitan” kadınların sünneti için “hafd” kelimesini kullanmaktaydılar. Ancak “el-hıtanan” ifadesi sünnet edilen yer anlamına hem kadın hem erkek için müşterek kullanılır. Bunların birbirine değmesi guslü gerektirir.[72]

Müslümanların kutsal kitabında sünnetle ilgili herhangi bir ifade yer almaz, ayrıca İslamiyet’in ilk yıllarında sünnet tartışma konusu da olmamıştır. Bu sıralarda Arapların kadın ve erkek sünnetini ne oranda uyguladıkları bilinmemektedir. Bugün Müslümanların büyük çoğunluğu erkek sünnetini, Afrika’daki inananların büyük bir kısmı ise kadın ve erkek sünnetini dinen gerekli görürler. Sünnetin Müslümanlar tarafından gelenekselleştirilmesinin 9. yüzyılda İslam’a dönen Yahudi asıllıların beraberlerinde kendi dinlerinin inançlarını İslam’a taşıması anlamına gelen İsrailiyyat ile olduğu sanılmaktadır.[73]

İslami kaynaklara göre sünnet, Hz. İbrahim’in 80 yaşlarında kendine tatbikiyle başlamıştır. Bir rivayete göre Hz. İbrahim’in Kurân’da söz edilen bazı kelimelerle sınanması (el-Bakara, 124) temizliğe dair sorularla olmuştur. Bunların vücûda dair olanları sünnet olmak, koltuk altı ve kasık kıllarının kesilmesi, su ile istinca ve tırnakların kesilmesi gibi hususlardı.[74]

Hz. İbrahim’in 80 yaşlarında Kaddüm köyünde sünnet olduğu rivayet edilir.[75] Ebu Hureyre’den gelen bir rivayette “Kaddüm” yerine “kadum” ifadesi kullanılmıştır ki o zaman ifade “bir marangoz aleti olan keserle sünnet oldu” anlamına gelmektedir. Ayrıca onun 70 veya 120 yaşlarında olduğu da rivayet edilmiştir. Hz. İbrahim sünnet olmuştur. İsrailoğulları arasında câri olan Tevrat’ın hükmü de böyle idi. Hz. İsa’ya kadar böyle devam etmişken sonradan Hıristiyanlar bu âdeti bozmuş ve “hitan”, kalbin guffesini (kalbi bürüyen perdeyi) atmaktır, şeklinde yanlış bir yorumla sünneti bırakmışlardır.[76]

Başka bir rivayette de şöyle denilmektedir: “Hiç kuşkusuz ilk misafir edinen, ilk defa don giyen ve ilk kez sünnet olan Hz. İbrahim’dir”.[77] Sünnet olmak ondan sonra bütün peygamberlerde ve onlara uyanlarda devam etmiş, Hz. Muhammet, peygamber olarak gönderilinceye kadar sürüp gitmiştir.[74]

İslam alimlerine göre sünnet olmak, insanın fıtratından kaynaklanmaktadır: Doğuştan insan ruhuna yakışan hususlardan bir kısmı şunlardır: “Ağzı su ile yıkayıp çalkalamak, buruna su çekmek ve temizlemek. Bıyıkları kesmek (veya kısaltmak), tırnakları kesmek, koltuk altının kıllarını gidermek, etekteki kılları gidermek ve sünnet olmak”.[78]

Hz. Muhammet, bir başka hadislerinde şöyle demiştir: “Dört şey var ki, bunlar peygamberlerin sünnetlerindendir. Sünnet olmak, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve evlenmek”.[79]

Rivayete göre, Peygamberlerin bazıları sünnetli olarak dünyaya gelmişlerdir. Bunların sayısı 10-17 kadardır. İmam Suyuti bunlardan bir kısmını bir şiirle ifade etmiştir. Bunlar Adem, Şit, Nuh, Sam, İdris, Musa, Salih, Lut, Yusuf, Şuayb, Yunus, Süleyman, Yahya ve Hz. İsa’dır. Şiirin sonu “Hatem”le biter ki maksat Hz. Peygamberdir.[80] Bazı rivayetlere göre ise doğumunun yedinci gününde dedesi bir ziyafet vererek onu sünnet ettirmiştir.

Buhârî’nin vahyin başlangıcına dair kitabında Şam piskoposu İbnu’n-Natur’un bir ifadesine yer verir. Buna göre yıldızlara bakarak kehanette bulunmada mâhir olan Herakelias bir gece “hitan melikinin zuhur ettiğini görür. Tam bu sıralarda Hz. Peygamber’in elçisi kendisine gelmişti. Elçinin kendisi de sünnetli idi”. Olay sünnetin İslam’ın ilk müesseselerinden biri olduğunu göstermektedir.[74]

Sünnet konusunda Wensınck, şu bilgileri ifade eder: Hitan, sünnet lisan al-Arab (h-t-n maddesi)’a göre bu tabir hassaten erkeklerin sünneti hakkında kullanılır: Kadınların sünneti için ayrı bir kelime vardır ki, o da “hafz”dır. Wensınck bir de Buhari’den “eğer iki sünnet yeri birbiriyle temasta bulunursa gusl lazımdır”. hadisini nakleder. Yine Wensınck’a göre “hitan eski Arabistan’da umumi bir adetti”. Diğer taraftan “hitan” Wensmck’a göre Kur’an’da değil, hadislerde ve şiirlerde ifade edilmiştir.[81]

İslam dininde sünnetin erkekler için vacip olarak kabul edilmesine rağmen, bu konuda farklı görüşler vardır. Mesela İmamı Şâfi’ye göre “sünnet” erkekler için de, kadınlar için de vaciptir. İmamı Maliki’ye göre ise sünnettir. “Kadınların sünneti” için Arapçada “hafz” tabiri kullanılır.[82] Bu konuda Ana Britannica’da şu bilgiler yazılıdır: “Klitoridettomi olarak adlandırılan kadın sünneti (Arapça hafz), farklı topluluklarda farklı biçimlerde Uygulanan ve klitorisin bir bölümü kesilerek gerçekleştirilen, gene törensel bir uygulamadır. Yeni Gine, Avustralya, Malakka takım adaları. Etiyopya, Mısır ve Afrika’nın başka kesimleri. Brezilya, Meksika ve Peru’da, ayrıca Ortadoğu, Afrika, Batı Asya ve Hindistan’da yaşayan çeşitli Müslüman topluluklarda yaygındır” [83][81]

Hz. Muhammed, “Sünnet (hitan), erkeklere sünnet, kadınlar için fazilettir” [84] buyurmuştur. Bu sünnet, Ebu Hanife ve İmam Malik’e göre mutlak sünnet, Ahmed b. Hanbel’e göre erkeğe vacip, hanımlar için sünnettir. Şafiî erkek ve kadın arasında vucûb bakımdan bir fark görmemiştir.[85] Çoğunluğu Hanefi olan Türklerde kadınlar sünnet edilmezler. Ebu’s-Suud Efendi kendisine yöneltilen; “Diyar-ı Arap’ta avratları sünnet ederler. Bu fiil sünnet midir?” sorusuna “el-Cevap: Müstehaptır” şeklinde cevap vermiştir.[86]

Hz. Muhammed, ileri yaşlarda Müslüman olanlara, 80 yaşlarında da olsalar “Üzerinizdeki (İslâm’ın hoşlanmadığı) fazla kılları temizle, traş et ve sünnet ol” buyururdu.[87] Usaym b. Kelib’in babasından, onun da dedesinden naklettiği rivâyete göre, dedesi demiş ki: “Peygamberimiz (s.a.s)’e geldim ve İslamiyet’i kabul ettim. Bunun üzerine Hz. Muhammed şöyle buyurdular: Kendinden küfrün kıllarını at ve sünnet ol”.[88]

Hz. Muhammed, ümmetini sürekli hayırlı ve mutlu sonuç getiren işlere yöneltir ve onları başkasından seçip ayıracak hususları öğretirdi. İşlenip işlenmediğinin derinliğine inmek, araştırıp kontrol etmekle yükümlü değildi. Onun bu konuda izlediği yol, İslâm’a girenleri dış halleri ile kabul etmek ve değerlendirmekten ibaretti. Gizli hallerini ise Allah’a bırakırdı.[74]

Hasan Basrî: Rasûlüllah Efendimize uyarak bir çok kimseler İslam’a girdi. Siyahı, beyazı, Romalısı, İranlısı, Habeşlisi… Ama bunlardan hiç birinin sünnet olup olmadıkları araştırılmadı. Şayet sünnet olmak vacip olsaydı, sözü edilenler sünnet olmadan İslam dinine kabul edilmezlerdi” demektedir. Ancak bu delil sünnet olmanın ihtiyari olduğu ispatlayacak nitelikte değildir. Zira Araplar zaten kesinlikle sünnet olmakta idiler. Diğer taraftan Yahudilere gelince, bunlar da kesin olarak sünnet olurlardı. Hıristiyanlara gelince onlardan bir grubu sünnet olurken, diğer bazıları da olmazdı. İslam dinini kabul eden herkes, ister puta tapan Arap olsun, ister Yahudi, ister Hıristiyan olsun, İslâmî prensiplerden birinin sünnet olmak olduğunu bilirdi. Bunu bildiği için de İslam dinini kabul ettikten hemen sonra boy abdesti aldıkları gibi sünnet olurlardı.[74]

Ergunca Tarafından Yayımlandı.

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir