Sünnetin Tarihçesi

Bu makale Tarihinde

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 15 Kasım 2020 Kerim Usta

Günümüzde sünnet esas olarak Musevilik ve İslamiyet dinlerinde uygulanmaktadır. Musevilik inancında Yaratılış kitabına göre tanrı İbrahim’e kendisini ve erkek çocuğunu sünnet etmesini emretmiştir. Tevrat’ta tanrının İbrahim’e “Aranızdaki her erkek sünnet olmalıdır ve bu benimle sizin aranızda anlaşma olarak kabul edilmelidir, aranızda 8 günlük olanların hepsi nesiller boyunca sünnet edilmelidir” şeklinde emrettiği yazmaktadır. İslamiyet inancında ise sünnet işlemi peygamberin sözleri ve davranışları ile belirlenen bir kavram olan “sünnet” üzerine kurulmuştur. Sünnet için Hz. Muhammed’in “Erkekler için kanun, kadınlar için ise onurun korunması” şeklinde vurgu yaptığı belirtilmiştir.[44] İslamiyet’te belirli bir sünnet yaşı yoktur, ama genellikle erkek çocukları 7 yaşına geldiğinde uygulanır. İslam’da sünnet kesin bir emir olmamakla birlikte, Müslümanlar arasında büyük simgesel önemi olan bir gelenek olarak ele alınmaktadır.[45] Uygulamada ise hemen her Müslüman çocuk sünnet olmaktadır. Museviler sünnet olma nedenleri için özellikle tanrının emirlerini belirtirken, Müslümanlar kozmetik, hijyenik ve tıbbi nedenleri de ön plana çıkarırlar[44][10]

Modern zamanlara kadar sünnet, cinsel bir kontrol aracı olarak düşünülmüştür. Bu görüşlerin en çok bilinenlerinden biri Yahudi asıllı düşünür İbn Meymun’un 1190 yılına ait şu sözleridir:

“Söz konusu sünnet olduğunda, öyle sanıyorum ki amaçlanan cinsel ilişkiyi azaltmak, cinsel organı zayıflatmak, ve bu şekilde erkeğin mutedil olmasını sağlamaktır. Bazı insanlar sanır ki, sünnet erkeğin yapısındaki bir bozukluğu gidermek içindir, ama buna herkes kolaylıkla cevap verebilir: Nasıl olur da doğadaki canlılar dışarıdan düzeltmeyi gerektirecek kadar “eksik yaratılmış” olabilirler, hele bu özellikle üstderi gibi işlevi açık seçik belli olan bir yapı ise? Gerçek şu ki, bu emir, eksik yaratılışlı bir yapıyı düzeltmek için değil, insanın ahlaki yetersizliklerini tamamlamak içindir. Bu organda açılan yara tam da istendiği gibidir; ne gerekli işlevlere zarar verir, ne de çoğalma yeteneğine. Sünnet basitçe aşırı isteği dengeler, çünkü sünnetin cinsel heyecanı azalttığına dair şüphe yoktur. Organ daha başlangıçtan kan kaybederek ve koruyucu tabakasını yitirerek güçsüz hale gelir……” [46]

Yahudi Mitolojisi’nde Sünnet

Sünnet Yahudi dini inancında büyük yer tutar. Kutsal kitaplarına göre, Tanrı, elçisi İbrahim aracılığı ile Yahudilerle arasında “Akide” adı verilen anlaşmayı yapmış, ve bu anlaşmanın delili olarak da İbrahim ve halkına sünnet olmalarını emretmiştir. Bu inanışın gereği olarak Yahudiler, doğumdan kısa bir süre sonra erkek bebeklerini sünnet ederler.[15]

Yahudi mitolojisine göre; 6. günde Tanrı kendi imgesinden erkek ve kadını yaratır. Adem’i saf tozdan yaratırken, Lilith’in yaratılması esnasında kir, pislik ve çamurları da ekler. Adem ve Lilith beraber huzuru hiçbir zaman bulamazlar. Adem Lilith ile yatmak istediğinde Lilith, “Neden senin altına yatmak zorundayım, ben de senin gibi tozdan yapıldım, yani sana eşitim.” der. Adem’in boyun eğmeye zorlaması sonucunda ise Tanrı’nın sihirli ismini söyleyerek rüzgar haline dönüşür ve Kızıldeniz’e kaçar.

Adem’in şikayeti üzerine Tanrı Senoy, Sansenoy ve Semangelof isimli meleklerini Lilith’i geri getirmek üzere gönderir. Bu sırada Lilith, şeytanlarla beraber olup, ıslak rüyalar gören veya mastürbasyon yapan erkeklerin spermleriyle her gün yüzlerce lilim denilen şeytan yavruları doğurmaktadır. “Adem’e geri dön yoksa seni boğarak öldürürüz.” Meleklerin bu çağrısı karşısında Lilith, “Kızıldeniz’deki yaşadıklarımdan sonra nasıl dürüst bir ev kadını olabilirim?” der. Cezasının ölüm olacağı söylendiğinde ise “Nasıl ölebilirim ki, Tanrı bana sekizinci güne kadar tüm erkek çocukların, yirminci güne kadar da tüm kız çocukların bakım sorumluluğunu verdi. Yine de sizlerin isimlerini bir muskada görürsem, söz veririm o bebeği rahat bırakacağım.” Bu tılsım sözü üzerine melekler anlaşır ve geri dönerler. Ancak Tanrı Lilith’i her gün yüz tane çocuğunun ölmesiyle cezalandırır. Böylece insan yavrusuna zarar veremediği durumlarda Lilith kendi yavrusuna dönecek ve kendisinden kaybedecektir.[47]

Yahudi Mitolojisinde anlatılan, Babil-Asur’ca Lilitu’dan gelen Lilith, kabul edilen en eski kayıtlı hikâye olan Sümer tabletlerinde (Gılgamış destanı) Lillake olarak görünür. Daha birçok eski hikâyede ortak nokta Lilith’in çağlar boyu kadınlara atfedilebilecek bütün olumsuz sıfatların taşıyıcısı olmasıdır: Baştan çıkarıcı, fahişe, cadı, vampir, cinlerin başı, gece canavarı, ‘unvan’larından bazılarıdır. Hatta illet kelimesinin de kökeni olduğu düşünülmektedir. Birçok Yahudi toplumunda yukarıdaki hikaye ve Lilith ile melekler arasındaki diyaloglar ritüellerde kendilerine karşılık bulmaktadır. Doğum odasında kapı üzerine kömür ile bir daire çizilmekte ve içerisine “Adem ve Havva. Lilith dışarı” yazılmakta, yine kapı üzerine üç meleğin isimleri yazılmaktadır. Lilith sünnetli erkeklere yaklaşmamaktadır. Erkek bebekler 8. günlerinde sünnet edilerek korunmaktadır. Ayrıca sünnetin mastürbasyonu da engellediğine inanılmakta, bu sayede şeytan yavrularının da doğmasının engellendiği düşünülmektedir. Mastürbasyonun sünneti engelleyeceği görüşü birçok bilimsel tıbbi makalede de kendisine yer bulmuştur.[49] Lilith’in bir şekilde bebeklerin yanına yaklaştığının göstergesinin uyuyan bebeğin yüzünde gülümseme olması olduğu düşünülür. Bu durumda bebeğin dudağına hafifçe vurularak Lilith’in kaybolması sağlanır.[47][48]

Yahudi yasasına göre bütün erkek çocuklar sünnet edilmek zorundadır. Bunun kökeni, daha önce yer yer ifade edildiği gibi, Tanrı’nın İbrahim’le yaptığı ahdin bir işareti olarak sünnetin yapılması ve bunun nesiller boyunca devam etmesi gerektiğinin ifade edildiği zamana kadar geri götürülebilir (Yaratılış 17/10-12).[50]

Sünnet, çocuğun doğumundan sekiz gün sonra Şabat’ta, Yom Kipur’da yapılır. Sağlık şartları uygun değilse, bu tarih ertelenebilir. Sünnet, bir çocuğu Yahudi yapmaz. Çünkü Yahudilik Yahudi bir anneden doğmakla elde edilen bir niteliktir. Ancak sünnet, çocuğu Tanrı’nın yaptığı ahdin bir üyesi haline getirir. Çocukken sünnet olmayan Yahudiler ve sonradan Yahudi olanlar sünnet olmak zorundadırlar. Modern Yahudi mezheplerinin birtakım itirazlarına rağmen, sünnet seküler Yahudiler arasında da bugün varlığını devam ettirmektedir.

Sünnette, çocuğun bir sünnet annesi ve bir de sünnet babası olur. Ayrıca bizdeki kirvenin fonksiyonunu icra eden sandak diye isimlendirilen çocuğun kucağında sünnet olduğu bir kişi de vardır. Sünnet işi, doktorlar tarafından da yapılmakla birlikte, bu iş hususunda uzman kişiler olan sünnetçiler, mohel tarafından yapılır. Operasyondan sonra mohel, bir fincan şarap üzerine bebek için dua eder ve ona İbranice isim verir. Çocuğa bir damla bu şaraptan verilir. Bu işlemlerin arkasından kutlama yemeği yenir.[50]

Günümüzde Yahudi nüfusunun €’den fazlasını oluşturan Ortodoks Yahudilikte bu uygulamalara rastlanılmamaktadır. Yine Yahudiliğe girişte sünnet olma şartı reformist ve yeniden yapılanmacı Yahudilerce şart koşulmamakta, tavsiye edilmektedir. Bunun asıl sebebinin ise, özellikle Amerika’da, Yahudi nüfusundaki azalmanın sebep olduğu ifade edilmektedir.[51]

Yahudi toplumunda erkeklere sünnette, kızlara ise sinagogdaki bebek kutsamasında isim verilir.[50] Yahudi oğlanlar, doğumlarından sekiz gün sonra sünnet edilirler. Tanrıya bağlılıklarının bir işareti olarak bunu yaparlar. Çocuk, adını bir ad koyma merasiminde alır.[52]

Yahudilik, ataerkil bir din olduğundan, sünnet bir tören olarak kutlanır ancak kızlar için böyle bir şey yapılmaz. Kadınlara dair bu tür ayırımları ortadan kaldırmaya yönelik çabalara rağmen, sinagogdaki günlük ibadette hala, Tanrı’ya kendilerini bir kadın olarak yaratmadığı için dua edilir. Kızlara yönelik bu tür törenler yapma girişimlerine rağmen, bu konuda bir gelenek oluşmamıştır.[50]

Hıristiyanlık’ta Sünnet

Hz. Yahya ve Hz. İsa, doğumlarını takip eden sekizinci gün [53] ebeveynleri tarafından sünnet ettirilmişlerdir. Pavlos, iman için sünnetin şart olmadığını ileri sürdüğünden [54] Hıristiyanlaşan Romalılar sünnet olmamışlardır. Yahudiliği seçen Romalılar ise Jüstinyen’in doktorları tarafından sünnet edilmişlerdir.[55][56]

Pavlos, Hıristiyanlığın Putperestler arasında yayılabilmesini kolaylaştırmak için, yeni dine girenlerin Yahudi şeriatine (yasasına) uymayabileceğini düşünmüş ve sünnet gibi, onlara zor gelebilecek bazı dini yükümlülüklerden onları muaf tutmuştur. İşte Pavlos tarafından verilen dini içerikli tavizler, yeni Hıristiyan olanların, Yahudi şeriatına uyup uymama veya hangilerine ne kadar uyacakları konusunda tartışmaların başlamasına sebep olmuştur. Bu anlaşmazlığın giderilmesi için Pavlos, Kudüs’e gelmiş ve orada, 49-50 yıllarında “Havariler Konsülü” adıyla anılan konsülü toplamıştır. Havariler konsülünden sonra, Hıristiyanlar arasında iki grup ortaya çıkmıştır. Bunlardan birisi Pavlos’un görüşlerinin hakim olduğu grup, diğeri de “Yahudi-Hıristiyanlar” grubu olmuştur. Bu husus, Pavlos’un Galatyalılara yazdığı mektupta, Petrus’a “sünnetlilik İncil”i, kendisine de “sünnetsizlik İncili” verildiğinden bahsetmesinden de anlaşılmaktadır.[57]

M.S. 49-50’deKudüs’te yapılan toplantıda [58] Petrus, Barnaba ve Pavlos konuşmalar yapmışlardır. Toplantı sonunda, kurtuluş için tanrısal hukuka bağlı olmanın gerekli olmadığına- dolayısıyla tanrısal hukukun bir parçası olan sünnetin de şart olmadığına ve diğer uluslardan (Gentilelerden) dine yeni girenlere zorluk çıkartılmaması konusunda anlaşmaya varılmıştır.[59]Yakup, Petrus, Pavlos ve Barnaba’nın katılımıyla gerçekleşen bu konsül sonrası [60], Antakya’daki cemaate; bu tür tartışmaları yapanları tanımadıklarını ve onları “akıl karıştırıcılar” [61] olarak gördüklerini belirten bir mektup göndermişlerdir.[62][63]

Ergunca Tarafından Yayımlandı.

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir