Sünnetin Tarihçesi

Bu makale Tarihinde

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 15 Kasım 2020 Kerim Usta

Rahip olacak erkek çocukları sünnet oldukları bilinmekte ama bu durumun ne kadar zorunlu olduğu bilinmemektedir. Ritüel tüm vücudun tıraş edilmesi ile başlıyordu. Heredot, özellikle geç dönemde, sünnet geleneğinin Colchians (Karadeniz sahilindeki Kafkas dağlarının batı yamaçlarında yaşayan Afrika orijinli yani kara derili ve kıvırcık saçlı bir koloni Sopronius oraya ikinci Etiyopya adı vermiş), Parthenios (Bartın Irmağı), Macrenios, Mısırlılar, Etiyopyalılar, Suriyeliler, Filistinliler, Phoenicans (modern Lübnan sahillerinde yaşayan halka Greklerin verdiği isim), Macroniansların olduğu geniş bir alanda uygulandığından söz etmektedir.[27]

Mısır toplumunda, dini inançlar gereği, bedenin, yiyeceklerin ve evlerin çok temiz olması gerekiyordu. Başta din adamları olmak üzere herkes temizliğe özen gösterirdi. Vücuttaki bütün kılları üç günde bir tıraş etmek, günde iki defa yıkanmak, zararlı sayılan hayvanları yememek, suları kaynatarak içmek günlük hayatın temel prensipleri arasındaydı. 12 yaşına gelmiş erkek çocuklar sünnet edilirdi.[8]

Mısır’da sünnetin gençlere ağrı üzerindeki hakimiyetlerini gösterip, erişkinliğe geçmeleri için bir eşik olarak sunulduğu düşünülmektedir.[28] Antik Mısır’da din ve tıp arasında herhangi bir ayrım bulunmamaktadır. Rahipler aynı zamanda iyileştiricidir. Sünnet hijyenin yanında ahlaki, ruhani ve entelektüel gelişimin bir parçası olarak görülmüştür. Antik Mısır’da esir alınmış savaşçılar köleliğe alınmadan önce sıklıkla sünnet edilirlerdi. Ama sünnet sonrası yan etkiler çok sıktı ve sonuç olarak köle sayıları azalmıştı. Fenikeliler ve daha sonra geniş oranda esirleştirilen Museviler sünneti benimsemiştir ve gelenekselleştirmiştir. Zamanla sünnet Musevilik dini uygulamasına dahil edilmiş ve tanrı ile insan arasındaki anlaşmanın görünür bir işareti olarak kabul edilmiştir.[22][10]

Sünnet olayı ile ilgili olarak psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, Oedipus kompleksine atıfta bulunmuş ve bu kompleks sonucu olan kastrasyon anksiyetesi (Hadım edilme korkusu) ile sünnet olayını ilişkilendirmiştir. Freud’a göre sünnet olayı erkek çocuğun annesine karşı duyduğu özlemden vazgeçtiğini göstermek amacıyla toplum önünde törensel olarak uygulanan bir cerrahi operasyondur. Erkek sünnet olarak artık erkekliğe adım atmış ve annesi ile bağlarını tam olarak koparmış olmaktadır.[15]

Sigmund Freud’a göre Erkeklerin sünnet olma adeti Musa tarafından Mısır’dan getirilmiş ve Yahudilere empoze edilmiştir. Freud Musa’nın Yahudilere kazandırdığı erkeklerin sünnet olması adetinin o tarihlerde sadece Mısır’da uygulandığını, Herodot’un da bu yönde bilgi verdiğini, mumya, mezar vb. kalıntılarının da bunu doğruladığını, Doğu Akdeniz’in hiçbir kültüründe (mesela Babil, Sümer) olmadığını, dolayısıyla Musa’nın Mısırlı olduğunu söylemektedir.[29] Hatta Sigmund Freud, kitabının ileriki bölümlerinde bugün bile Yahudilerden neden nefret edildiğini tahlil ederken gerçek sebeplerin geçmişe dayandığını söyleyerek iki sebep zikreder:

Yahudiler kendilerini seçilmiş ilan etmekle diğerlerinin kıskançlığına yol açmışlardır.
Sünnet hadisesi diğerlerine iğdiş edilme korkusunu hatırlatmıştır.[30][29]

Herodot’un konuyla ilgili sözleri şöyledir: “İnsanlar arasında yalnız Kolkhisliler, Mısırlılar ve Etiyopyalılar sünnet olurlar. Filistin’deki Fenikeliler ve Suriyeliler, kendileri söylerler ki, bu âdeti Mısırlılardan almışlardır; Thermodon ve Parthenios ırmakları kıyılarında yaşayan Suriyeliler ve komşuları Makronlar da bunu Kolkhisliler’den öğrendiklerini söylerler. Sünnet yapan halklar yalnız bunlardır ve anlaşıldığına göre Mısırlılar gibi yapmaktadırlar. Bu âdeti kim kimden aldı, Mısırlılar mı Etiyopyalılardan, yoksa bunlar mı onlardan bunu bilemem; zira belli bir şey ki, bunlarda bu adet çok eskidir” [31]

Sünnetin kökeni ile ilgili teorilerden biri James DeMeo’nun, “Erkek ve Kadın Jenital Yaralamalarının Coğrafyası” adlı makalesinde açıklanır. DeMeo, toplumların ataerkil özellikleri, sünnet uygulayıp uygulamadıkları ve uyguluyorlarsa bunun şiddetini ve küresel kuraklık endeksini bir harita üzerine koyarak karşılaştırır. Bu üç faktörün kesiştiğini fark eden DeMeo, sünnetin M.Ö. 5000 yıllarında Sahara’nın çölleşmesi ve bunun sonucunda kurulan ataerkil düzen ile ortaya çıktığı sonucuna varır. Daha sonra bazı tarihsel olayları inceleyerek sünnetin ataerkillikle birlikte Sahara’dan dünyanın başka yerlerine yayılışını açıklar.[32][15]

Ashley Montagu de “Sakatlanan İnsanlık” adlı makalesinde her iki cinste sünnetin, ataerkilliğin yükselmesi ile ortaya çıktığını iddia eder. Günümüzde sünnetin devam etmesini, eski ataerkil eğilimlerin halen güçlü olmasına bağlar.[33]

Sünnet, temizlik, cinsi hayata hazırlanma, üreme, toplum içinde sosyal prestij kazanma, bereket tanrılarına kurban verme gibi sebeplerle yapılmıştır. İlkel topluluklarda, acıya dayanma denemesi olarak, topluma kabul törenlerinden biri olmuştur; bu anlayışla ilkellerdeki yaşayışını devam ettirmektedir. Yahudilikte sünnet, erkek çocuğun doğumunun 8. gününde yapılması gereken dini bir emirdir. Müslümanlıkta ise terki günah olan dini emir, yani farz olmadığı halde, namaz, oruç, zekat gibi farzların önüne geçmiş, adeta erkeğin Müslümanlığının belirtisi olmuştur; sünnetsiz Müslüman erkek düşünülemez.[8]

Tunceli Alevileri, sünnetin ortaya çıkmasını şu kıssaya dayandırmaktadırlar: Hz. İbrahim peygamberin oğlu olmaz, ikinci kez evlenir. Allah’a yalvararak eğer bir çocuğu olursa hak yolunda kurban edeceğini vaat eder. Hz. İbrahim’in dileği kabul olunur ve bir çocuğu olur. İkinci eşi olan Hz. Hacer’den doğan çocuğun ismi İsmail konur. İsmail büyüyünce Cebrail bir nida getirerek Hz. İbrahim’in İsmail’i kurban edilmek için söz verdiğini hatırlatır. Hz. İbrahim, İsmail’i alıp Arafat Dağı’na götürürken yolda şeytana rastlar. Hz. İsmail, hurma yemekle meşgulken, Şeytan, Hz. İbrahim’i caydırmaya çalışır. Hz. İsmail, hurmanın çekirdeğini babasını caydırmaya çalışan şeytanın gözüne atar ve “Bu adam, seni caydırmaya çalışıyor.” der. Gözü kör olan şeytana o yüzden kör şeytan denir. O zaman şeytan bir aksakallı kılığında geldiği için tanınmamıştır. İsmail, şeytanı teşhis etmiştir. Bunun üzerine Hz. İbrahim oğlunu alıp Arafat Dağı’na çıkar. Gözlerini bağlar, bıçağı çıkarıp kurban etmek için bıçağı boynuna atar; fakat bıçak kesmez. Bıçağı taşa vurur, bıçak mermer taşı keser. O anda o bıçak da konuşmaya başlar: “Hak’tan izin yok, İsmail’in bir tüyünü kesemem” der. Cebrail, Hz. İsmail’i kaldırıp koçu indirir. Koç İsmail’in yerine kurban edilir. Kesilen kurbandan 90 kişi yer, o zaman karıncalar gelir: “Ya İsmail bizim payımız nerede” derler. Karıncalar davacı olur, Cebrail Hak’tan nida getirir: “Ya erenler dişlerinizin arasını karıştırın, onu da karıncalara verin” der. Herkes dişlerinin arasında olan eti karıncalara verir, karıncalar davalarından vazgeçerler. Karıncalardan sonra bu defa toprak davacı olur: “Kurban kesip yediniz, kanını bana akıtmadınız” der. Kimse cevap vermez, Cebrail, yine Haktan bir nida getirir: “Ey erenler Allah’ın emri şu ki, İsmail’in bileğini kesin kan toprağa aksın, toprak razı olsun” der. O zaman Hz. İsmail sünnet edilerek kanı toprağa akıtılır.[34] Yöre halkı, sünneti Hz. İbrahim’den kalan bir gelenek olarak gördüklerini bu kıssa ile ifade etmişlerdir.[35][4]

  1. yüzyılın ortalarında Amasya’da yaşayan Şerafeddin Sabuncuoğlu’nun, 3 ciltlik el yazması, “Cerrahiye-i İlhaniye” isimli eseri içinde çocuk cerrahisi açısından önemli olan sünnet ve sünnet hataları gibi bazı konular detayları ile ve açıklayıcı resimler ile yer almıştır.[36]

Tarih boyunca Mısırlılar, Yahudiler, Babillilerin sünnetli oldukları görülmüştür. Eski Mısır piramitlerinde bulanan bazı mumyaların sünnetli oldukları görülmüştür.[37] Kristof Kolomb yenidünyayı keşfettiğinde, birçok yerlinin sünnetli olduğunu görmüştür.[38]

Tıbbi nedenlere yapılan sünnetin ilk başlangıcı ise 19. yüzyıldadır. 1891 yılında Remondino sünnetin tıbben yararlı bir girişim olduğunu vurgulayarak alkolizm, epilepsi, astım, enüresis, fıtık ve gut gibi bazı hastalıklardan korunmada etkin olduğunu öne sürmüştür.[39] Bu şekilde 20. yüzyılın ilk yarısına kadar genellikle sünnet lehinde çıkan araştırmalar özellikle İngilizce konuşan ülkelerde tıbbi sünnetin, sıklıkla yeni doğan döneminde yapılmak üzere yaygınlaşmasına neden oldu.[40]

1949 yılında Gairdner yazdığı makalede rutin sünneti sorgulayarak sünnet derisinin özellikleri ve önemini vurguladı.[41] Bu makaleden sonra ise sırasıyla İngiltere, Kanada ve ABD’de Çocuk Hastalıkları Dernekleri rutin sünneti tavsiye etmekten vazgeçtiler.[40] Sünnet oranları bu ülkelerde belirgin olarak düştü. Ancak özellikle sünnetin çocuklarda idrar yolu enfeksiyonlarını (İYE) belirgin olarak düşürdüğünün gözlenmesi ile 1989 yılında Amerikan Çocuk Hastalıkları Akademisi yeni bir bildirgeyle daha çok kararı aileye bırakan daha tarafsız bir konum almıştır.[42] Bugün, dünyadaki erkeklerin nerdeyse dörtte biri tıbbi nedenlerle ya da geleneksel, dinsel yani tıbbi olmayan nedenlerle sünnet olmaktadır.[43][23]

Ergunca Tarafından Yayımlandı.

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir