Devamı var:

Eğri seferiyle ilgili olarak talebelerinden Receb Efendi şöyle nakleder: Şemseddin Sivâsi bir gün bu fakiri odalarına çağırıp: “Din düşmanlarınn (hristiyanların), sınırlardaki müslümanlara baskı ve zulümleri haddinden fazla olmuş, tahammül edilemez hâle gelmiştir. İçimde onlara karşı sefere gitme arzusu belirdi” buyurdu. Bu sözü üzerine, ihtiyar olduklarını, zayıf, bünyelerinin sefere çıkmaya engel olacağını ve bu hususa dair padişahtan da herhangi bir haber gelmediğini söyledim.

Bunun üzerine:

“Bize işâret ve tenbih olundu ki: “Sefer hazırlıklarını tamamla! Fetih ve zafer senin için mukarrerdir” buyurdu. Ben de:

-“Şüphesiz ben sâdece hak dine boyun eğip, yüzümü, gökleri ve yeri yaratmış olan Allah’a çevirdim ve ben O’na ortak koşanlardan (müşriklerden) değilim” mealindeki En’âm süresinin 79. ayetini okudum. Bunun üzerine:

-“Bize müjde verildi ki yakında güçlü bir padişah gazâ edip, birçok fetihlerde bulunacak ve müminlerin kalbleri de sevinçle dolacaktır” buyurdu.”

Çok geçmeden III. Mehmed Han, Osmanlı padişahi oldu. Şemseddin Sivâsi hazretleri, altı deve, altı katır ve kendi için de bir at satın alıp sefer hazırlığını tamamladı. Sivas’ta medfun bulunan Gâzî Abdülvehhab’ın sancağını yanlarına alıp, Ayasofya yakınındaki Kapı Ağası dergâhında bulunan Koca Şeyh’e verdi. Bütün sefer hazırlıkları tamam olunca, mübarek bir günde her türlü erzak ve mühimmat hayvanlara yüklendi. Bütün şehir ahâlisi Şemseddin Sivâsi’yi uğurlamak üzere toplandı.

Beklerken bir kapıcıbaşı aceleyle gelip, pâdişahtan Eğri seferine katılmak üzere dâvet geldiğini belirten fermâni okudu. Bunun üzerine Şeyh Şemseddin Sivâsi hazretleri: “İşittik ve itaat ettik. Zâten biz iki senedir hazırlıydık. Bismillah, hemen gidelim” diye el kaldırıp duâ buyurdu. Oradaki topluluk düâya âmin deyip, göz yaşları arasında uğurladılar.

Uzun yolculuktan sonra Üsküdar’a geldiler. Henüz genç olan, Azîz Mâhmud Hudâyi onu karşılayıp, ellerini öptü. Şeyh Şemseddin Sivâsi, Mahmud Hüdayı’ye:

-“Oğlum size yeğânesiniz (bir talebesiniz). Bugünden sonra fazlalaşırsınız” diye dua edip, ileride çok büyük bir veli olacağını müjdeledi. O gece sabaha kadar birlikte sohbet ettiler. Sohbet esnasında Azîz Mâhmud Hudâyi:

-“Yaşınız seksene ulaşmış, vücudunuz da zayıftır. Kendinize eziyet etmeseniz, çünkü her an nefsiniz ile büyük cihaddasınız” diyerek seferden alıkoymak istedi. Bu sözüne cevaben:

-“Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın bütün emirlerine uymak lâzımdır. Büyük cihadı yaptık (Nefis ile cihad, M.K.). Ancak küçük cihad kalmıştı. Bu emirlerine ihtiyar olarak uymak isteriz” buyurdu.

Düşmanlıktan sonraki muhabbet

Şeyh Şemseddin Sivâsi hazretlerini, vâz ve nasihat etmesi için civar köy ve kasabada halkı dâvet ederlerdi. Bir talebesiyle dâvete icabet edip giderken bir köyde konakladı. O köy halkı, hazreti Ali’yi sevdiğini iddia ederek, sevgili Peygamber efendimizin seçilmiş Eshâb-i kırâmı hakkında kötü sözler söylüyorlardı. Kendilerine ve hayvanlarına paralarıyla yiyecek bir şeyler almak istediklerinde vermedikleri gibi, onları zulüm ve işkenceye öldürmek istediler. O zaman Şemseddin Sivâsi hazretleri, iki rekât namaz kılıp, Allahü teâlâya dua etti.

Aradan fazla zaman geçmeden, köyün ileri gelenleri ve kalabalık bir topluluk türlü türlü yiyecekler ve hediyelerle geldiler. Taacub edip:

Önce siz bize yemek vermeyip öldürmek istediğiniz halde bu muhabbet ve sevgi nedir?” diye sorulduğunda:

-“Biz de bilmeyiz ne hal oldu. Kalbimize, şu azizin muhabbet ve sevgisi yerleşti. Mümkün olsa canımızı bile feda etmeyi isteriz” diye cevap verdiler. Sonra talebesi, Şemseddin Sivâsi hazretlerine:

-“Sultanım, düşmanlıktan sonra bu muhabbet nedir?“diye sordu. Tesbihini gösterdi. Onlar bu şekilde muhabbet ederken o topluluğun reisi geldi:

-“Sultanım küçük kızım var. Bazen sara tutar. Günlerce halden kurtulamaz, kurtulunca da da kendini bilmez. Söylenen sözleri anlamaz. Başka evladım da yok. Huzurunuza getireyim de hayır dua buyurun. Zira bana:

-“Kara Şems’ın dergahından ne isterseniz geri çevrilmez” diye bildirildi”. O da bir an önce getirmesini isteyince adamcağız kızını bir hayvana bindirip getirdi ve bir ölü gibi Şemseddin Sivâsi hazretlerinin huzuruna koydu. Hazret-i Şeyh bir müddet teveccüh buyurup:

-“Fatiha” dediğinde, kızcağız sıçrayıp ayağa kalktı. Sevinerek evlerine döndü. Nakledilir ki: O hastalık bir daha gelmedi. Aklı başına iffetli bir hatun oldu.

Bu kerâmeti gören köy halkı, Eshâb-i kırâm hakkındaki kötü düşüncelerinden vaz geçip. tövbe ettiler. Hepsi, Şeyh Şemseddin Sivâsi’nin sevenleri ve talebeleri oldu.

Üsküdar’da üç gün kaldıktan sonra, dördüncü gün, padişah tarafından gönderilen bir kadırga ile İstanbul’a geçip, Ayasofya yakınında bir yere yerleştirildi. Daha sonra Sinan Paşa köşküne, padişah Sultan III. Mehmed Han tarafından davet edildi. Uzun müddet sohbettte bulundular. Bu sohbette Şeyhülislam Sâdeddin Efendi de hazır bulundu.

Sohbet esnasında padişah, Şemseddin Sivâsi’ye:

-“Tarafımızdan sizi sefere davet etmek üzere gönderilen kapıcıbaşımız sizi yola çıkmak üzere hazır bulmuş Hazırlıklı olduğunuza göre, bu işin sonunda ne olacağını bilirsiniz. O halde bizi müjde işaretinizle sevindirip, neticeden haber vermenizi isteriz” dedi. Bunun üzerine Şemseddin Sivâsi:

-“Hadis-i şerifte «Amellerin en faziletlisi, mü’minleri sevindirmektir» buyruldu. Malumunuz ola ki Eğri Zaferi biraz zahmet çektikten sonra müyesser olacak. Düşman yenik ve perisân olacaktır. Hatırınızı hoş tutun” müjdesini verdi.

Şemseddin Sivâsi hazretlerinin bu cevabına sevinen padişah, kendi üzerindeki samur kürkü ona giydirdi. Ayrıca kapıcılar kethudaşı Mehmed Ağa vasıtasıyla, iki yüz altın sikke, dervişlerine de yüz altın sikke ihsan edip:

-“Bunlar helal malımızdır. Kabul buyurursunlar” dedi. Şeyh Şemseddin Sivâsi hazretleri: -“Allahü teâlânin emri üzere kimseye sû-i zan etmemeli, hüsn-i zan’da bulunmalıdır. Kimseyi araştırmak ve teftiş etmeke vazifeli değiliz. Tasavvufta da her geleni Allahü teâlâdan gelmiş bilip, hediyeleri ve ihsânları kabul etmek gerekir” buyurdu.

Birkaç gün sonra İstanbul’da kaldıktan sonra padişah ve orduyla birlikte yola çıkıp, Eğri kalesi önlerine ulaştılar. Kale kolay fethedilip, harap olan şeyler tamir edildi. Ancak asıl düşman askerlerinin, kale yakınlarında bir başka yerde olduğu öğrenilince, ordugâh, düşmanın karşısına nakledildi.

Rivayet edilir ki yedi yüz bin kişilik bir orduydu. İslam ordusuyla küffar ordusu karşılaştı. İslam ordusunda bozgun ve fırâr baş gösterdi. Padişah III. Mehmed Han, yerinden hareket etmeyip:

-“Ey Rabbimiz! Üzerimize bol bol sabır dök. Ayaklarımıza kuvvet ve sebat ver, bizi kafirler kavmı üzerine muzaffer kıl” melaindeki Bakar süresi iki yüz ellinci ayet-i kerimesini okudu. Padişahın yanında şeyhülislam, kazaskerler, şeyhler ve bazı vazifeliler haricinde kimse kalmadı. Hazine ve cephanelik düşman tarafından zaptedildi. Bu firar ve bozgun üzerine her şeyin bittiğini zanneden padişah, Şemseddin Sivâsi hazretlerini çağırıp:

-“Söylediklerinizin tersi vâki oldu” deyince, Şemseddin Sivâsi:

-“Padişahım söylediklerimiz doğrudur. Kafirin hezimete uğramasına yarım saat kalmıştır. Şu anda bir kuvvet sahibi tasarruf için ortaya çıkmak üzeredir. Bu an fethin başlangıç anıdır. Hatırınızı hoş tutunuz” diye cevap verdi.

Benzer Konular:
İldenizliler Hakkında Bilgi

İLDENİZLİLER: Azerbaycan ve çevresinde hüküm süren atabeg hanedanı. Hanedanın kurucusu olan Şemseddîn ildeniz, Kıpçak Türklerinden idi ve Irak Selçuklu Devleti Devamını Oku

Milli Mücadele’de Gizik Duran ve Faaliyetleri

Milli Mücadele'de Gizik Duran ve Faaliyetleri / Prof. Dr. Remzi KILIÇ I. Dünya Savaşı Sonrası Durum ve Millî Mücadele’nin Başlaması: Devamını Oku

Mevlana Halid-i Bağdadi Hakkında Bilgi

Nakşibendiyye tarikatının Hâlidiyye kolunun kurucusu Mevlana Halid-i Bağdadi  1193’te (1779) Irak’ın Süleymaniye şehrine bağlı Karadağ kasabasında dünyaya geldi. “Şeşangost” (altıparmak) Devamını Oku

Seyyid Burhanüddin Muhakkık-ı Tirmizi

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin şeyhi, Seyyid Burhânüddîn Hüseyn Muhakkık-ı Tirmizî (ö. 639/1241) 561 (1166) veya 565 (1169) yılında Tirmiz’de doğdu. Seyyid Devamını Oku

Güncelleme tarihi: 19 Aralık 2021

Avatar for Ergunca

Yorum yapın