Şemseddin Ahmed Sivasi Kimdir?

Yayım tarihi

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 19 Nisan 2021 Kerim Usta

Şemseddin Ahmed Sivasi Kimdir?

Şemseddin Ahmed Sivâsî (Kara Şems) hazretleri

Anadolu’da yetişen büyük velîlerden. Halvetiyye yolunun kolu olan Şemsiyye (Sivâsiyye)’nin kurucusudur. Babasının ismi Ebu’l-Berakat Muhammed’dir. Asıl ismi, Ahmed, künyesi Ebu’s-Sena, lakabı Şemseddin’dir. Kara Şems diye şöhret bulmuştur. 1519 (H. 926) senesinde Tokat’ın Zile ilçesinde doğdu. 1597 (H. 1006) senesinde Sivas’ta vefât etti. Sivas’ta Meydan Camii avlusunda medfûn olup, Kabri ziyâret edilmektedir.

Türk-İslam tarihindeki meşhur üç Şems’ten birisidir. Bunlardan birincisi Mevlâna Çelâleddin-i Rûmi’nin hocası olan Şems-i Tebrizi, ikincisi İstanbul’un fethinde Fatih Sultan Mehmed Hanın yanında bulunan Akşemseddin, üçüncüsü de III. Mehmed Han ile birlikte Eğri Seferine katılan Kara Şems’tır. Üçü de yüksek dereceler sahibidir.

KaraŞems yedi veya sekiz yaşındayken, Amasya’da bulunan Halvetiyye büyüklerinden Şeyh Hacı Hıdır’ın sohbetleriyle şereflenip elini öptü. Bu ziyareti talebelerinden Receb Efendi şöyle nakleder; Hocam Kara Şems anlattı: “Babam, Ebu’l-Berakat Muhammed Efendi, Amasya’daki Habib Karamâni hazretlerinin halifesi olan marifetler ve kerametler sâhibi Hacı Hıdır’ın talebelerindendi. Bu fakir yedi yaşındayken, babam anneme: “Oğlum Ahmed’i şeyhime götürmek istiyorum elbiselerinin yıka. Yolculuk için azık ve şeyhime götürebileceğim hediye hazırla” dedi. Hazırlık yapıldıktan sonra bir kış günü babamla Zile’den Amasya’ya vardık. Hacı Hıdır’ın huzuruyla şereflenip ellerini öptük. Hacı Hıdır: “Böyle kış günlerinde bu masumu ne diye getirdin?” buyurunca, babam da: “Nazarınıza muhatap olmak, şerefli sohbetinizden bereketlenmek ve hayır duanızı almak için getirdim” dedi. Bunun üzerine Hacı Hıdır hazretleri mübarek ellerini kaldırıp, benim yüzüme bakarak dua etti. Orada bulunanlar âmin dediler. Bu fakire gelen ihsanlar ve yükseklikler o duanın bereketiyledir.

Ziyaret bittikten sonra Zile’ye döndü. O beldenin âlimlerinden sarf ve nahv ile diğer ilimleri tahsil etti. Daha sonra Tokat’a gidip Arakiyecizâde Şemseddin Efendi’den ve diğer âlimlerden aklî ve naklî ilimleri öğrendi. Bu sırada gördüğü bir rüyayı şöyle anlatır: “Tokat’ta ilim tahsili ile meşgul olduğum sırada bir gece, rüyamda bir sahrada oturmuş ve etrafımı bir nur kaplamıştı. Etrafımda genç-ihtiyar birçok kimsenin döndüğünü gördüm. Bu rüyayı, rüya tabir etmekle mahir olan Köstekcizâde’ye anlattım. Ben rüyayı anlatınca, bana: “Nerelisin, kimin nesisin, nerede kalıyorsun ve ismin nedir? ” diye sordu. Ben de ayrıntılı olarak hâlimi ve kim olduğumu anlatınca, bana: “Sana müjdeler olsun ki, zâhırî ve batınî ilimlerde yüksek dereceye ulaşıp zamanının bir tânesi olacaksın. Her taraftan insanlar gelip senden feyz alıp, Allah’u teâlânin rızasına kavuşacaklar diye tabir etti. Bu tabirde bildirilen hususlar yirmi sene sonra aynen meydana geldi

Tokat’ta aklî ve naklî ilimleri tahsil edip yükseldikten sonra İstanbul’a gelip, Sahn-i semân medreselerinden birinde müderris olarak vazifelendirildi. Bir müddet ilim öğretip talebe yetiştirmekle meşgul oldu.

Bir gün zamanın kazaskerlerini ziyarete gitmişti. Müderrişlere ve kadılara karşı kazaskerin tutumunu ve onların makam için düştükleri hâlleri beğenmedi. Çıktıktan sonra Fâtih Câmiine gitti. İki rekât namaz kılıp, huzurlu bir kalp ile Allahü teâlaya: “Yâ Rabbi! Bunların içinden beni kurtarıp, tasavvuf ehlinin yoluna dâhil eyle” diye dua etti. Kısa bir müddet sonra hacca gitti. Hac ibadetini yerine getirip Peygamber efendimizin mübarek kabrini ziyaret ettikten sonra, doğum yeri olan Zile’ye döndü. Orada ilim öğretip, insanlara Allahü teâlanın dinine ve Peygamber efendimizin güzel ahlakını anlatmaya başladı. O sırada İbn-i Hisam’ın Kavâid-ül-İ’râb adli eserine Hail-ül-Me’âkid adlı şerhi yazdı. Fakat içinden ilahi aşkın ateşinin harareti her geçen gün biraz daha artıyor, Allahü teâlânin sevdiği bir veliye talebe olmak istiyordu. Bu sırada Amasya’lı Şeyh Müslihuddîn Efendinin dergâhına gidip, onun sohbet ile şereflendi ve ona talebe oldu. Bir müddet sohbet ve hizmetinde kalıp feyz aldı. O sırada gördüğü bir rüyasını şöyle anlatır:

Yazar: Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir