Selçuklulardan Osmanlılara Medreseler ve Yönetim İlişkileri

Yayım tarihi

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 17 Eylül 2021 Kerim Usta

Başta Tuğrul Bey (1038-1063) olmak üzere, Alparslan (1063-1072), Melikşah (1072-1092) ve Sultan Sancar (1117-1157) gibi Selçuklu devlet adamları, bilginlere, sanatkârlara büyük saygı göstermişler, eğitim ve öğretimin yayılmasına çalışmışlardır. Tuğrul Bey, fethettiği şehirlere girdiğinde ilk iş olarak bilginleri ve din adamlarını saygı ile ziyaret ederdi. Sultan Alparslan medreseleri ülkenin her tarafına yaygınlaştırmıştı. O kendi gelirinin bir kısmını yoksullara, on’da birini de bilim adamlarına veriyordu[7].

Nizâmiye Medresesi,Nişabur şehrinde kurulan en önemli medreselerden biridir.Bu medrese İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî için Selçuklu Veziri Nizâmü’l-Mülk tarafından kurulan Nizâmiye Medresesidir. İbn Cübeyr, Bağdat’ta otuz küsûr medrese gördüğünü onların en güzel köşklerden bile muhteşem olduğunu, en muazzam ve ünlü olanın ise Nizâmu’l-Mülk’ün yaptırdığı Nizâmiye Medresesi olduğunu ifade etmiştir[8]. “Tanınmış ilim ve fikir adamlarını sinesinde toplayan maaşlı müderrisleri (profesörleri) aylık ve erzak tahsisatı alan öğrencileri ile meccanî öğretim yapan, ders programları tespit edilmiş ve zengin kütüphâneler ile donatılmış en yüksek öğretim müessesesi olarak medrese İslam dünyasında Sultan Alparslan tarafından kuruldu (1066). Bağdat’ta altmış bin altına inşâ edildiği rivayet olunan Nizâmiye adlı bu medreseye çarşılar, han, hamam ve çiftlikler vakfedilmişti”[9]. Dinî bakımdan Hanefî ve Şâfîi fıkıhlarını öğreten Bağdat Nizâmiyesi’nin yanı sıra, Nizâmü’l-Mülk daha sonra Isfahan, Musul, Merv, Belh gibi şehirlere de kendi adı ile anılan medreseler tesis ettirdi[10].

İslam dünyasında bu medreselerde yetişmiş birçok düşünür, zamanlarının hükümdarlarına nasihat yollu, devlet ve hükümet idaresiyle ilgili tavsiyelerde bulunmuşlar v bu hususta eserler yazmışlardır. Bu tip eserlere genellikle “Nasihâtü’l-Mülûk” denir. Devlet adamlarına tavsiyeler ve bilgiler içermektedir.

Farâbi’nin; Medinetü’l-Fâdıla, Siyâsetü’l-Medeniyye, İmam Gazzâli’nin; Nasihâtü’l-Mülûk, Mâverdi’nin; El-Ahkâmü’s-Sultâniyye, Nizâmül-Mülk’ün; Siyâset-Nâmesi bu vesile ile zikredilebilir. Osmanlılar devrinde, bu gibi eserlere misâl olarak Keykâvus’un; Kâbusnâme adlı eserinin Mercimek Ahmet tarafından yapılan tercümesi önemlidir. Fatih’in babasının nasihati olan; Nasihât-ı Sultan Murat, Kanunî Sultan Süleyman devri sadr-ıazamlarından Lütfi Paşa’nın; Asâf-nâmesi, Gelibolu’lu Mustafa A’li’nin; Nasihâtü’s-Selâtin’i, Kitâb-ı Müstetâb’ı, Koçi Bey’in; Telhisât der Ahvâl-i A’lem-i Sultan Murat Han veya Koçibey Risâlesi, Kâtip Çelebi’nin; Düstûru’l-Amel li Islâhi’l-Halel’i ve Mizânü’l-Hak fi İhtiyâri’l-Ehakk’ı, Defterdar Sarı Mehmet Paşa’nın; Nesâyihü’l-Vüzerâ ve’l-Ümerâ gibi eserler hatırlatılabilir. Ayrıca, Koca Sekbânbaşı Risâlesi, Kemânkeş Kara Mustafa Paşa Lâyihâsı, Resmî Ahmed Lâyihâsı, Aynî Ali Efendi’nin; Kavanîn-i A’li Osmân der Hulâsâ-i  Mezâmin-i Defteri Divân’ı vardır.

Yukarıda bahsedilen Osmanlı devrine ait Nasihât-nâme, Siyâset-nâme ve Lâyihâ türündeki eserler, Osmanlı Devleti’nin çöküşünü ve dönemlerindeki bozuklukları kendi üslupları içinde anlatan önemli belgelerdir[11]. Padişahlar tarafından çıkarılan, Adaletnâmeler ve Islahat fermanları gibi belgeleri de, aynı grupta değerlendirmek gerekir. Çünkü bu belgeler de ilgili müesseselerdeki bozuklukların düzeltilmesi için verilen emir ve yasakları göstermeleri bakımından çok önemlidir.

Gerek Selçuklu, gerekse Osmanlı Devleti; kendi çağlarına göre ileri bir toplum düzenine dayanmaktaydı, diyebiliriz. XVI. Yüzyıla gelindiğinde, Fransa Kralı I. François, Osmanlı Devleti’nden iki milyon duka altın borç ile cephâne, at ve savaş gemisi istemekteydi. Akdeniz Adaları ve İtalya Türk buğdayına muhtaçtı. İngiliz Kraliçesi Elizabeth, Türklerin yün boyama tekniğini çalmak ve İngiltere’ye Türk işçileri kaçırmak gayesi ile İstanbul’a ajanlar gönderiyordu. Fransız yazarı Fernand Braudell’e inanmak gerekirse, Kral VII. Henry, Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Türk Hukuk Sistemi’ni incelemek üzere İstanbul’a heyet gönderiyordu.

Osmanlılar Döneminde Kurulan Medreseler:
Osmanlı ilmiye teşkilâtını; Müderrislik, Kadılık, Kadıaskerlik ve Şeyhülislamlık olmak üzere dört ana başlık altında toplamak mümkündür. Osmanlı eğitim ve öğretiminin en önemli müessesesi hiç şüphesiz ki, medreselerdir. Osmanlılar’da medreseler genel olarak orta ve yüksek tahsil tedrisatı yapılan kurumlardır[12]. Osmanlı tarihinde medreseler, eğitim öğretim sürecinde en önemli bir yer tutmaktadır.

Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu müteakip padişahlar ve devlet adamları eğitim ve öğretim faaliyetlerine önem verdiler. Devletin hızla genişleyen topraklarından başka öteki İslam ülkelerindeki ve özellikle kendilerden önceki Anadolu Selçuklularını örnek alarak benzeri özel medreseler açmaya başladılar[13] . İlk Osmanlı Medresesi İznik’te Orhan Gazi tarafından 1330’da kurulan “İznik Orhaniyesi “adını alan medresedir. Orhan Gazi bu medresenin başına Kayserili Davut efendiyi müderris olarak getirmiş ve medrese için vakıflar tesis etmiştir[14]. Yine İznik’te Süleyman Paşa kendi adına bir medrese kurmuştur. Osmanlılar’da medreseler hem program hem de mimarî bakımından büyük bir gelişme gösterdiler. I. Bayezid Han Bursa’ya camiler ve medreseler inşâ ederek bir ilim merkezi haline gelmesini sağladı. Bundan sonra birçok medrese kurulmuş ve Osmanlı ülkesinin her tarafına yayılmıştır. Osmanlıların ilk bir buçuk asır zarfında yaptıkları medreselerin derece itibariyle en mühimleri, İznik, Bursa ve Edirne medreseleri idi[15].

Osmanlı Devleti’nde resmî bir müessese olarak medreselerin devlet nizamı içinde yer alması Fatih Sultan Mehmet’in kendi adıyla kurduğu “Fatih Medreseleri” ile başladı[16]. İstanbul’un  fethinden sonra medrese nizamına hız verildi. Fatih Sultan Mehmet şehirdeki kilise ve manastırları medrese haline getirdi. Fatih Medreseleri’nin kurulması Osmanlı medrese teşkilâtı için bir yenilik sayılır. Fatih Kanunnâmesi’nde “Sahn-ı Semân”[17] diye adlandırılan medreselere Semâniye Medreseleri’de[18] denir. Bu medreseler; Haşiye-i Tecrid, Miftâh, Kırklı, Ellili, Hariç, Dâhil, Sahn-ı Semân, Altmışlı olarak zikredilebilir. Osmanlı Medreseleri’nde; Kelam, Mantık, Belagât, Lügat, Nahiv, Matematik, Astronomi, Felsefe, Tarih, Coğrafya gibi ilimlerin yanında Kur’an İlimleri, Hadis ve Fıkıh gibi dersler de okutuluyordu[19]. Osmanlı medreselerinde uzun bir süre dinî ilimlerin yanı sıra müspet ilimler hep verile gelmiştir.

Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı Sahn-ı Semân ya da Medâris-i Semâniye denen sekiz yüksek düzeydeki medresenin her birinin on dokuz hücresi (derslik) vardı. Sekiz müderrisin birer odası ve elli akçe gündeliği vardı. Her medresede bir odası ve beş akçe gündeliği bulunan, ekmek ve çorba verilen birer muîd (müderris yardımcısı) vardı. Her medresenin on beş odasına ikişer akçe gündelik, ekmek ve çorba verilen birer danişmend (talebe) yerleştirildi. Geri kalan iki oda kapıcılara ve ferraş denen temizlikçilere ayrılmıştı. Tetimme medreseleri ya da Mûsıla-i Sahn denen sekiz medrese ise orta öğretim düzeyinde idi. Her medresede on bir oda vardı. Her odaya suhte (Softa) denen üç kadar öğrenci yerleştirilmişti. Fatih ayrıca camiye çevrilen Ayasofya Kilisesi’nde ve Eyüp Camii’nin yanında medreseler yaptırdı. Ayasofya Medresesi Sahn derecesinde idi. Ayasofya’nın ilk müderrisi Molla Hüsrev’dir[20] . Molla Hüsrev ve Ak Şemseddin Sultan Fatih’in en çok sevdiği üstatları idi.

Süleymaniye Medreselerini ise, Kanuni Sultan Süleyman kurmuştur. Babası Yavuz Sultan Selim adına Yenibahçe’de bir medrese yaptırmıştır. Daha sonra da 1544’de şehzade Mehmet için bir medrese açtırdı. Fakat Osmanlı Devleti’nin en ileri durumundaki müesseselerinden biri 1550-1557 yılları arasında kurulan “Süleymaniye Medresesi”dir. Özellikle ordunun, tabip, cerrah, mühendis ihtiyacını göz önünde tutan Kanuni Sultan Süleyman, İstanbul’daki Süleymaniye Camii yanında bir Tıp Medresesi, Dârüşşifâ, Riyâzıyât (Matematik)  öğrenimine mahsus dört medrese, bir Dârü’l-Hadis ve bir Tetimme tesis etmiştir[21]. Kanuni’de inşâ ettirdiği medreselere bazı gelirler ve vakıflar tahsis etmiştir.

Fatih Sultan Mehmet’in Sahn-ı Semân Medreseleri; Tefsir, Usul-i Fıkıh, Fıkıh, Kelâm, ve Arap lisaniyatı üzerine tedris yapan İlâhiyat, İslam Hukuku ve Arap Edebiyatı Fakültesi idi. Henüz müspet ilimlere mahsus olan Tıp ve Matematik fakülteleri yoktu. Bu ihtiyaç göz önüne alınarak mevcuda ilâveten; Tıp, Riyâziye (Matematik) fakülteleriyle bir de Dârü’l-Hadis isimli medreseler yapıldı[22]. Dâru’l-Hadisler en yüksek dereceli medreselerde açılan bir öğretim kurumu olarak bulunurdu.

Konuyu okumaya devam et.  Sayfa 3

Yazar: Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir