Şah İsmail ile Sultan Selim’in Mücadelesi

Yayım tarihi

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 17 Eylül 2021 Kerim Usta

Sultan Selim, Anadolu’nun birlik ve bütünlüğünü sağlamak amacıyla, Kemah Kalesi’nin fethinden sonra Sivas’a dönmüştür. Vezir-ia’zâm Hadım Sinan Paşa’yı on beş bin askerle Şehsuvaroğlu Ali Bey kılavuzluğunda, Dulkadırlu Alauddevle Bozkurt Bey üzerine göndermiştir. Alauddevle Bey, Osmanlılara muhalif hareket etmekteydi. Sultan Selim İran’a giderken, Çaldıran savaşına iştirak etmemiş, zahire vs. yardımında bulunmamıştı. Hatta, Kemah’ın fethi sırasında bir Osmanlı kervanını vurmuş, belki daha önemlisi, Memlûklu hükümdarı Kansu Gavri’ye müracaat ile yardım ve himayesini talep etmiştir

Alauddevle Bey, tehlikenin gelip çattığını görünce haremini, hazinelerini vs. Turna Dağı (Nurhak) tepesine çıkararak, Dulkadırlu arazisine hâkim boğazları tutmuştur. Sultan Selim, Elbistan önlerinde İncesu kenarına karargâhını kurmuş, bu arada Sinan Paşa, Göksun ovasını geçerek, yirmi bin kişilik Dulkadırlu Türkmen ordusuyla karşılaşmıştır. Şehsuvaroğlu Ali Bey’in Alauddevle Bey’in askerlerine; “Merhum babamın ekmeğini yiyenler, sancağımın altına gelsinler” çağrısı etkili olup, Alauddevle Bey’in askerleri arasında dağılma meydana getirmiştir.

12 Haziran 1515’de Göksun yakınlarında Turna Dağı eteklerinde yapılan savaşta doksan yaşındaki Alauddevle Bey, dört oğlu ile beraber giriştiği mücadele de öldürülmüştür

Dulkadırlu Eyaleti’nden Acem diyarında alınan ganimet kadar kıymetli mücevherler ve bol miktarda para ele geçmiştir. Sultan Selim, her askere elde ettiği ganimet hariç bin’er akçe ihsan buyurmuştu. Kayseri’ye gelindiğinde Sultan Selim, askerlere memleketine dönüş için izin verip, kendisi adamlarıyla birlikte Göksun, Sarız ve Kayseri üzerinden İstanbul’a yönelmiştir

Sultan Selim, İstanbul’a vardıktan sonra, evvela Çaldıran Seferi sırasında meydana gelen başkaldırmalarda devlet erkanından kimlerin parmağı olduğunu meydana çıkarmak için tahkikat açtırdı. Netice de; Vezir İskender Paşa, Sekbanbaşı Balyemez Osman Ağa, Kadıasker Cafer Çelebi suçlu bulunarak katledilmişlerdir

Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu’nun Osmanlı Devleti’ne Katılması: (1515-1517)

Sıradağlar üzerinde kendi başlarına buyruk dolaşmakta olan Kürt beyleri, ayrı ayrı hareket etmekte Kelime-i Tevhid’den başka hiçbir konuda anlaşamayarak sürekli biçimde biri birileriyle çatışmayı huy edinmişlerdi. Bulundukları yerler, Safevî-Türkmen yönetiminde olan Tebriz, Diyarbakır ve Bağdat arasında idi. Anlaşmazlık yüzünden aralarında dayanışma bulunmadığından, Safevîler’e direnmeye güçleri yetmemiş ve ister-istemez onlara yani Şah İsmail’e baş eğmişlerdi

Güney Doğu Anadolu Akkoyunlu Türkmenleri’nden, Safevîler’in eline geçmişti. Nüfusun ekseriyeti Türk idi. Bir miktar da Kürt var idiyse de İranlı yoktu. Osmanlı kaynaklarında yanlış bir adlandırma ile “Kürdistan” denilen saha; Urmiye Gölü’nden Fırat boylarına kadar uzanan yerler olarak gösterilir. Oysa Kürdistan; bugünkü İran topraklarında kalan Bağdat’ın kuzey doğusudur. Ardelan, Luristan toprakları ve Urmiye Gölü’nün doğusunda kalan yerlerdir. Yüzyıllardan beri nesilden nesile Türkler ile meskun olan Güneydoğu Anadolu bölgesinde dağınık halde Sünnî olan Kürtler de vardı

Çaldıran Zaferi ve Osmanlı Ordusu’nun Tebriz’e kadar ilerlemesi gerçi İran’da Safevî Devleti’nin kudret ve nüfuzunu sarsmıştı. Fakat Osmanlılar çekilir-çekilmez İran’ın kuzeyinden Şah İsmail, hemen Tebriz’e dönerek hakimiyet ve otoriteyi yeniden kurmuştu. Ancak yanlış bir tavırla Güneydoğu Anadolu’daki Kürt beylerinden bir kısmını tutuklatarak beyliklerine son vermiş, buralarda kendi adına para bastırmak ve hutbe okutmakla Kürt beylerinin tepkisine yol açmıştı

Stratejik önemi olan Diyarbakır şehrine hakim olmak isteyen Şah İsmail, Sultan Selim’in İstanbul’a döndüğünü işitince, Çaldıran seferinde maktul düşen Ustacaluoğlu Mehmed’in kardeşi Kara Han’ı Diyarbakır’ı muhasaraya göndermiş ve tekrar zaptettirmiştir

İdris-i Bitlîsî önce Urmiye havalisine giderek, öteden beri Şah İsmail’e karşı Osmanlı Devleti’den yana olan Emir Sârim’in oğulları ile temasa geçmiş ve onları Safevîler’e karşı topraklarının ve hudutlarının korunmasında iknaya muvaffak olmuştur. Ayrıca Soran (Savran) hakimi Emir Seyyid Bey ve Babanlar ile görüşen Bitlîsî, Beradost emirlerinden Yusuf İskender ve Sultan Ahmed’in de Osmanlılar’ın safına katılmasını sağlayarak, civardaki Kürt kabilelerinin uzlaşmasını başarmıştır. Daha sonra İmadiye ve Cizre taraflarına giderek, İmadiye hâkimleri Emir Seyfeddin ve oğlu Sultan Hüseyin ile Cizre hâkimi Şah Ali Bey’in Sultan Selim’e biatlerini gerçekleştirmiştir.

Bu başarılarından sonra İdris-i Bitlîsî’nin Hizan ve Bitlis’e gittiği, bu havalideki beyleri Osmanlılar’a bağladığı ve onun tahrikleri ve çabaları neticesinde de Osmanlı ve Safevî taraftarı Kürtler arasında büyük bir mücadele meydana geldiği ve bunun Osmanlı Devleti’ne bağlı olanlar lehine sonuçlandığı, Cizre ve Musul arasındaki sahayı da, ayrıca yağma ve tahrip ettirdiği anlaşılmaktadır. Yine İdris-i Bitlîsî’nin gayretleri ile içlerinde Melik Halil Eyyubî, Bitlis hâkimi Emir Şerefeddin, Hizan hâkimi Emir Davud, Sason hâkimi Ali Bey, Namran hâkimi Abdal Bey ve Kürt ümerâsından toplam yirmi beş kişi Diyarbakır dolaylarını Safevîler’den temizlemek için Osmanlı Devleti hizmetine girmeyi kabul ettiler ve Muş sahrasında toplanarak faaliyete geçmişlerdir. Ayrıca yine İdris-i Bitlîsî’nin tahrikleri ile Diyarbakır ahalisi de Şehir’deki Safevîler’in bir kısmını katlederek bir kısmını da sur dışına kovarak Sultan Selim’e biatlerini bildrdiler kendisinden yardım isteğinde bulundular

Şeyh Hüsameddin Ali-oğlu İdris-i Bitlîsî, Kürtler’in örf, adet ve geleneklerini çok iyi bilen ve onlar arasında itibarlı bir kimse olduğu için yaptığı çalışmalar neticesini vermişti. Çok kısa zamanda Kürt beylerini Güneydoğu Anadolu’da iknâ ederek Sünnî olan Osmanlı Devleti’ne bağlamayı başarmıştı

Şah İsmail, Çaldıran savaşında ölen Ustacaluoğlu Mehmed Han’ın kardeşi Kara Han’ı, Urfa hâkimi olan Durmuş Bey ile birlikte Diyarbakır’ı muhasara ve zapta memur etmişti. Mardin, Hısn-ı Keyfa, Harput ve Ergani’de bulunan Şah İsmail’e mensup kuvvetlere de Kara Han’a katılmaları emri verilmişti. Kara Han beş bin kişilik bir kuvvetle gelip Diyarbakır’ı kuşatma altına almıştı. Diyarbakır halkı da İdris-i Bitlîsî aracılığı ile Sultan Selim’e haber göndererek kendisinden yardım istemişlerdi. Bu maksatla aslen Diyarbakırlı olan Yiğit Ahmed, Amasya’dan öncü kuvvet olarak gelmiş ve bu şahsiyet kuşatma hattını yararak şehre girmeye muvaffak olmuştu. Diyarbakır halkı ile Kara Han’ın kuvvetlerine karşı müdafa savaşı veriyordu.

Sultan Selim, Kara Han’a karşı kuşatılan Diyarbakır şehrinin hâlâ direnmekte olduğunu İdris-i Bitlîsî’den öğrenmişti. 16 Şaban 921/25 Eylül 1515 günü Edirne’de bulunan Padişah’a Safevîler’in on ay’dan beri kuşattığı Diyarbakır şehri yardımına 19 Receb 921/29 Ağustos 1515 günü gönderilen hükme göre Sivas (Rûm) Beylerbeyisi Şâdi Paşa’nın Amasya’dan çıkarak yürüdüğü, ayrıca Erzincan Beylerbeyisi Bıyıklı Mehmed Bey’inde o tarafa doğru gittiği haberi geldi. Elli bin nüfuslu Diyarbakır şehri Kara Han’a ve Safevî Ordusu’na on ayı aşkın bir zamandır dayanıyordu.

Sultan Selim tarafından, Sivas Beylerbeyisi Şâdi Paşa’nın beş sancak beyi ile Bıyklı Mehmed Paşa’ya katılması emredilmişti. Bu arada İdris-i Bitlîsî de Doğu Anadolu’da bulunan birçok Kürt ümerasını Diyarbakır’ın imdadına koşmak üzere ayaklandırdı. Bunlar arasında Palu hâkimi Cemşit Bey ve Çemişgezek hâkimi de vardı. Hepsi Kiğı sancağında birleşerek, önce Çapakçur’u (Bingöl) Safevîler elinden kurtarıp Diyarbakır önlerine gelmişlerdi. Osmanlı Ordusu da şehir yakınında Kara Köprü mevkiine toplanmıştı. Şâdi Paşa da burada kendilerine katılmıştı. 10 Eylül 1515’de askerler ve o yöreden olan Türkmen asıllı Yiğit Ahmet idaresindeki gönüllüler, Urfa kapısından şehre girmişlerdir. 20 Eylül’de Bıyıklı Mehmet’in kuvvetleri de şehre girerek, şehir muhasaradan kurtarılmış ve Diyarbakır surları ve burçları üzerine zafer bayrakları çekilmiştir

Bu hengame öncesinde İdris-i Bitlîsî yapmış olduğu yoğun çaba sonucu; Bitlis, İmadiye, Hasankeyf, Sason, Aşti, Ermi, Savran, Hizan, Siirt gibi yerlerin hâkimlerinden yirmi beş adet Kürt Beyi’ni Sultan Selim’e bağlı hale getirmişti. Bu Kürt beyleri, Sultan Selim ile birlikte, mal ve canlarını fedâ etmeye, ahdi yemin ederek bağlılıklarını bildirmişlerdi

İdris-i Bitlîsî ve Kürt beyleri on bin gönüllü ile hareket ederek, Diyarbakır’ı muhasara eden Kara Han’a karşı Bıyıklı Mehmed’in ordusuna katılmışlardı

Diyarbakır’ın Yiğit Ahmet ve Bıyıklı Mehmet Bey’in ordusuyla ele geçirilmesinden sonra Ustacalu Kara Han, Mardin tarafına kaçmıştır. Diyarbakır’dan Mardin’e firar eden Kara Han, takip edilerek Sincar’a geçtiği öğrenilmişti. Mevlânâ İdris-i Bitlîsî Mardin’e gelerek halka nasihat eyleyip kaleyi teslim almış ve boyun eğmeyenler gizlice kaçmışlardır. Osmanlı askerleri Mardin’e girmiş, sonra kışlamak üzere Diyarbakır’a geri çekilmişlerdi. Bunu haber alan, Kara Han tekrar Mardin’e gelerek durumu Şah İsmail’e bildirmiştir.

Konuyu okumaya devam et.  Sayfa 4

Yazar: Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

1 yorum

  1. muhterem hocamız saygılar sunarak yazınız mükemmel,şu hususu hatırlatmak isterizki,akkoyunlu,nun
    kuruluş noktası “Bayburt”sünür,dür”daha sonra d.bakır ve tebriz olmuştur.”Türkiyemize müjde”hoca ahmet
    yesevi ve hacı bektaşı velinin”soyu ve boyu”hz.ali.r.a..oğlu Muhammet hanefi,dir”türbesi “Bayburtta.
    not:Bayburtta 60 yakın Sahabei kiramların kabir ve makamları vardır.
    “Yavuz sultan selimi rahmetle anıyoruz.ruhu şad olsun.saygı ile.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir