Şah İsmail ile Sultan Selim’in Mücadelesi

Yayım tarihi

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 17 Eylül 2021 Kerim Usta

Sultan Selim’in Çaldıran Zaferi ile ne İran’ın fethi gerçekleşmiş, ne de Safevî varlığı ve Şia Mezhebi ortadan kaldırılabilmişti. Fakat, daha mühim ve kıymetli olan şu netice elde edilmiştir ki; Sultan Selim Çaldıran zaferiyle, Doğu Anadolu ile Batı Anadolu’yu ayrılmaz bir şekilde birleştirerek anayurdumuz olan Anadolu’nun Selçuklular’dan sonra bozulan birliğini ebedi surette temin etmiştir. Siyasi haritamızın bugünkü şekli, işte o gün dökülen Türk şehit kanlarıyla çizilmiştir. Çaldıran zaferiyle Anadolu artık asırlarca doğudan gelecek tehlikelerden korunmuştur

Sultan Selim’in Tebriz’e Girişi ve Amasya’ya Dönüşü:

Çaldıran’dan yola çıkan Sultan Selim, Osmanlı Ordusu ile 25 Ağustos 1514’de Cuma günü Tebriz’e doğru hareket etmişti. Bundan sonra Hoy sahrasına gelen Sultan Selim, Vezir Dukaginoğlu Ahmed Paşa, Rumeli Defterdârı Pîri Mehmed Çelebi, Sekbanbaşı Balyemez Osman Ağa ve  daha önceleri Akkoyunlu divânında mevkî sahibi olan büyük tarihçi İdris-i Bitlîsî’den oluşan bir heyeti, dört yüz yeniçeri ile Helvacıoğlu Hüseyin Bey’in idaresinde bulunan Tebriz’e, hem korumak hem de kendi gelişine hazırlatmak ve Şah İsmail’in hazinesine, mallarına el koymak için önden 29 Ağustos’ta göndermişti

Helvacıoğlu Hüseyin, Sultan Selim’in gelişini duymuş ve Şah İsmail’in geri kalan kıymetli mallarını alarak çoktan Tebriz şehrini terk etmişti. Bunun üzerine harekete geçen Sultan Selim, önce Ahtahane’ye sonra da Kuşçu Çemeni’ne geldiğinde, Şiiler tarafında döğüşen bazı beyleri ve Yedi Çeşme Çayırı’nda daha Şah Kulu hadisesinde aleyhte olan Kürt Halit’i öldürtmüştür.

Tebriz’in Surhab Köprüsü (Acısu) yakınına geldiğinde, Tebriz’in a’yân ve eşrâfı tarafından karşılanan Sultan Selim, şehre emân vermiş, büyük bir sevgi seli içerisinde bu menzilden Tebriz’e kadar yerlere serilmiş kıymetli Acem halıları üzerinden geçerek, merasimle şehre 16 Receb 920/6 Eylül 1514 Cuma günü girmiştir

Tebriz’in Sahib-abâd mahallesinde bulunan ve mavi altın sarısı çinilerle süslü olan Uzun Hasan Camii’ni cephânelik iken temizletip düzenleterek, Hulefây-ı Râşidin ile Ashab-ı Kiram’ın isimlerini ve kendi adını hutbe de okutan Sultan Selim, sonunda bir dua ederek cemaatta amin demiştir. Şah İsmail’in Akkoyunlular’dan ve Şeybanî Han’dan ele geçirdiği kıymetli hazinelere el konulmuştur. Bununla birlikte bir kısım fillerle, Şah’ın Akkoyunlu Türkmenleri’nden Yakup Bey ve Timur torunlarından Ebu Said’den gasbettiği emanetler İstanbul’a sevk edilmiştir

Sultan Selim, Tebriz’de iken kendi adına para bastırıp, Ehl-i Sünnet üzere hutbeler okutup, Şiilik Mezhebi adetleri terkedilip, Hz. Muhammed’in dininin ibadet tarzı yenilenmiştir[10]. Tebriz’de kaldığı sürece Sultan Selim, her şeyi Ehl-i Sünnet inancına uygun bir hale koymaya çalışmıştır. Kış mevsimi yaklaşırken Sultan Selim’in niyeti kışı Tebriz’de geçirmek, baharda tekrar Şah İsmail ve Safevîler’e karşı mücadeleye girişmekti. Fakat “a’yân bâ-husus sipâh ve yeniçeriyân” bu fıkir de değillerdi. Kızılbaş-Şiiler’in meskûn olduğu bu bölgede, vezirlerin ve yeniçerilerin de kalmak istemediğini anlayan Sultan Selim, Tebriz’i 25 Receb 920/15 Eylül 1514’de terkederek Nahçıvan yoluyla Karabağ’a çekilmek zorunda kalmıştır[11].

Tebriz’de bir takım icraatlar yapan ve bir çok yeri ziyaret eden, bu arada Heşt-i Behişt Sarayı’nı da gezen Sultan Selim, Kış mevsimini Tebriz’de geçirip, on beş yıldan beri birçok Türk hanlığını yıkan, pek çok masum insanı katleden Şah İsmail’e ve onun kurduğu Şii-Safevî hanedanlığına son vermek istiyordu. Fakat zahire ve yiyecek sıkıntısı, Kış mevsiminin yaklaşması, devlet erkânının ve askerlerin dönüş arzusu, “seferim Hind’e Sind’e olacaktır, Doğu ile Batı Türk-İslam alemini birleştirmek istiyorum” diye düşünen büyük insanı zor durumda bırakmıştı. Bunun üzerine Karabağ’da kışlamak üzere Tebriz’den hareket etmiştir[12]. Nahçıvan yoluyla Karabağ’a gitmeyi arzulayan Padişah: “Karabağ ili Acem şahlarının kışlağıdır. Beylerin ağırlıklarını, çevrelerini beslemeye dayanıklıdır komşu illerinden dahi azık getirilebilir, burada kışlamayı düşünmekteyiz” diye buyurmuştur[13].

Kış mevsiminin bu eski İlhanlı merkezinde geçirileceğini anlayan devlet ricâli ve Osmanlı Ordusu Merend’den Aras nehri kıyılarına gelindiği bir sırada, yeniçerileri isyana teşvik ettiler. Aras nehri taşkın olduğu halde geçerken bir hayli insan boğulmuş ve hayvan telef olmuştu. Yeniçeriler Anadolu’ya dönmek istediklerini, Karabağ’da kışlamak istemediklerini, padişahın etrafını sararak parça parça olmuş elbiselerini mızraklarına takarak bağırmışlar, hatta Sultan Selim’in çadırına kurşun atarak tepkilerini belirtmişlerdir[14].

Sultan Selim, bu isyanın arkasındaki teşvikçilerin, Vezir-iâzâm ile vezirler, kadıasker Ca’fer Çelebi, Yeniçeri ağası İskender Paşa ve Sekbânbaşı Balyemez Osman Paşa olduklarını anlamış, ama sessizce bu asî ruhlu devşirme ordusunun tavrını beğenmediği halde Kars-Erzurum yoluyla Amasya’ya dönmeye karar vermek zorunda kalmıştır[15]. Askeri isyana teşvik edenleri cezalandırmaktan geri kalmayan Sultan Selim, Revan şehrini yağmaladıktan sonra, vezir Mustafa Paşa’yı atının eğerini kestirmek suretiyle azletmiş ve yerine defterdar Pîri Paşa’yı vezir tayin etmiştir. Peşinden Nahçıvan’da iken, askerin bazı evleri yağmalamalarını vesile sayıp, “Siz askeri muhafaza da ihmal gösterdiniz” diyerek, Vezir-i azâm Hersek-zâde ile ikinci vezir Dukagin-zâde Ahmed beyleri çadırlarını başlarına yıktırarak azletmiştir[16].

Bu arada ordunun erzak ve saman sıkıntısı ile karşılaştığı görülmektedir. Gürcistan hâkiminden istenilen erzak gelmeyince Gürcü toprakları yağmalanmaya başlanmıştı ki, Gürcü Mirza Çabuk’un adamları İspir Kalesi’nin anahtarlarını ve ordunun zahire ve hayvanların saman ihtiyacını Çoban Köprüsü’nde getirmişler ve sıkıntı kısmen giderilmiştir. Fakat, Sultan Selim yine de zeametli süvarilerine izin vermek zorunda kalmıştır[17]. 20 Eylül 1514’de Aras nehri geçilip, Kesikkünbed’e konulup 21 Eylül’de Nahçıvan şehri yakınında konaklanıp, halkının Kızılbaşlığından dolayı yağma edilmiştir. 22 Eylül’de Karabağ yakınına konulup, Sederek’ten geçilerek Çukur-sa’ad (Revan) civarına konulmuştur. 28-29 Eylül’de Üçkilise geçilip, 5 Ekim’de Kars’ın Şuregel Suyu (Arpaçayı) geçilip Gökçedağ yakınına konulmuştur[18].

Yeni vezir olan Pîri Paşa, zahire sıkıntısını gidermek için, Bayburt taraflarına gönderilip, Ramazan’ın birinci günü 20 Ekim 1514’de Çin-ağılı mevkiine konulmuştur. Orduy-ı Humâyûn Erzurum’da iken Bayburt’un fetih haberi gelmiştir. Otağ-ı Humâyûn Bayburt’a geldiğinde kaleler fetheden güçlü beyler Padişah’a Bayburt Kalesi’nin anahtarlarını sundular[19]. Bayburt Kalesi ile beraber Kiğı Kalesi’nin de anahtarları getirilmiştir. 24 Ekim’de Bayburt tevabiinden Danişmend-kenti civarına konulup Başmirahur Bıyıklı Mehmet Bey’e, Bayburt’un fethinde gösterdiği yiğitlikten dolayı; Trabzon, Bayburt, Şebinkarahisar, Erzincan ve Canik sancakları, Erzincan valiliğine bağlı olarak verilmiş ve Mehmed Bey buralara “Serdar” olmuştur. Azledilen Hersek-zâde’nin yerine, Rumeli Beylerbeyisi olan Hadım Sinan Paşa Vezir-iazâm tayin edilmiştir

Sultan Selim, Niksar’da Ramazan Bayramı’nı idrak edip, 24 Kasım 1514’de Amasya şehrine kışı geçirmek, ertesi bahar harekâta buradan devam etmek maksadıyla, ordunun top ve cephanesini Şarki Karahisar’da (Şebinkarahisar) bırakmış, askerin de Ankara’da kışlamasını emretmiştir. Kapıkulu askeriyle kışın bastırması üzerine kış hazırlığı yapılıp, Amasya’da kalınırken, Ayas Ağa Tebriz’den gelenler ve yeniçeriler ile İstanbul’a gönderilmiştir

Amasya’da Çaldıran seferinde kahramanlığı ve büyük hizmetleri görülen Şehsuvaroğlu Ali Bey’e Pâdişah Selim, Dulkadırlu Vilayeti’ni uygun görüp, şimdilik durumun darlığı sebebiyle Kayseri Sancakbeyliği verilmiştir. Dulkadırlu ve Bozok yöresinin fethi göreviyle çok kıymetli bahşişlerle sancağına gönderilip, Bozok Sancakbeyi Dulkadıroğlu Süleyman’ı da mağlup edince, Bozok’ta Şehsuvaroğlu Ali Bey’e verilmiştir

Şah İsmail gelen heyetle yolladığı mektupta kısaca; yapılan savaştan pişman olduğunu, sulh istediğini ve Çaldıran’da alınan Taclı Hatun’un geri verilmesini istemekteydi

Bu arada Kürt Hacı Rüstem’in oğlu Pir Hüseyin Bey, Şah İsmail’den Osmanlı tarafına ilticâ etmiş ve babasının hükmettiği yerler kendisine verilmiştir

Sultan Selim’in en çok üzerinde durduğu husus, İran üzerine yeniden yürümekti. Kemah Kalesi’ne sığınmış olan Türkmen-Kızılbaşlar, Osmanlı topraklarına durmadan tecavüz ettikleri için, kışı Amasya’da geçirmekte olan Padişah’a; “Kemah Kalesi Kızılbaşlar’ın elinde bulundukça Bayburt, Erzincan gibi şehir ve çevre kasabaların güvenliğini sağlamak mümkün olamaz”, dediler. Bunun üzerine zaten Doğu Anadolu’da hâkimiyet kurmayı lüzumlu sayan Padişah, Kemah Kalesi’nin kuşatılmasını Bıyıklı Mehmet Paşa’ya emretmiştir

Sultan Selim, 19 Nisan 1515’de Amasya’dan Kemah’a doğru hareket etmiş; Karlıgöl, Karaçayır, Sivas, Merzifon, Elmalı üzerinden Kemah Kalesi’ne gelmiştir. Gayet müstahkem olan Kemah Kalesi, Varsaklu Mehmet Bey, tarafından savunulmaktaydı. 19 Mayıs 1515’de Padişah’ın da iştirakıyla umumî bir hücumla ikindi vakti Kale teslim alınmıştır. Şii-Türkmen müdafîler kılıçtan geçirilip, kadınları ve çocukları esir alınıp, muhafızlığına Karaçinoğlu Ahmed Bey tayin edilmiştir.

Konuyu okumaya devam et.  Sayfa 3

Yazar: Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

1 yorum

  1. muhterem hocamız saygılar sunarak yazınız mükemmel,şu hususu hatırlatmak isterizki,akkoyunlu,nun
    kuruluş noktası “Bayburt”sünür,dür”daha sonra d.bakır ve tebriz olmuştur.”Türkiyemize müjde”hoca ahmet
    yesevi ve hacı bektaşı velinin”soyu ve boyu”hz.ali.r.a..oğlu Muhammet hanefi,dir”türbesi “Bayburtta.
    not:Bayburtta 60 yakın Sahabei kiramların kabir ve makamları vardır.
    “Yavuz sultan selimi rahmetle anıyoruz.ruhu şad olsun.saygı ile.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir