Devamı var:

Rus saldırıları sonucu xvı. asrın ortalarında memleketin dağlık kısmı olan İdil(Volga) nehrinin sağ tarafında olan bölgeler Moskofların nüfuz bölgesi haline gelmişti. Böylece Rusların başkent Kazan’ı alma umutları artmış oluyordu.Kazan’ı almak ise bütün Kazan Hanlığını almak demekti. IV. İvan 1550’de Kazan şehrini almak amacı ile büyük bir ordu ile Kazan’ı kuşatmış, ancak başarılı olamayıp geri çekilmek zorunda kalmıştı[2]. Kazanlıların bu zaferi üzerine, Mehmed Şerifî adlı Kazan’da yaşayan Şerifî mahlaslı bir şair 1550’de doğu türkçesi ile “Zafernâme-i Vilâyet-i Gazan” ünvanlı mükemmel eserini Kanuni Sultan Süleyman ‘a göndermişti. Şair bu raporunda Kazan’ı doğrudan doğruya Osmanlı vilayeti olarak zikretmekteydi. Şüphesiz Şerifî bu hareketi ve “Sâhib-i Devletleri” tâbiriyle bahsettiği Osmanlı Sultanının bu olaylara “nazar-ı dikkati”ni çekmeye çalışıyordu[3]. Şair Şerifî bu zaferi kesin bir zafersanıyordu. Ne yazık ki, Kazan’daki iç çekişmelerinde etkisiyle 1552’de IV. İvan Kazan şehrini tekrar işgal etmişti[4].

Kazan Devleti’nin tarihe karışması gerek Rus, gerekse Türk tarhinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Zira, Kazan Hanlığı topraklarının Rusya’ya ilhâkı, Ruslara İdil nehrine engelsiz bir geçit sağladığı gibi, Osmanlılarla Rusları dorudan yüzyüze getirdi ki, bunu sonraki yıllarda devamlı ve uzun süreli çarpışmalar tâkip etmiştir[5]. Kazan Hanlığı Korkunç (IV.) İvan gibi bir canavar tarafından zaptedilince, Türkler müthiş bir baskı altına alınmıştır. Denilebilir ki, Kazan Türklerinin uğradığı felâketlere hiçbir Türk toplumu uğramamıştır[6].

Korkunç İvan 1554 yılında Nogay Beylerinin de yardımı ile Astarhan şehrini de işgal etmiş bulunuyordu. Astarhan’ın alınması Kazan sükûtunun bir sonucu idi. Aradan geçen iki yıl içinde, 1556 yılına gelindiğinde, Moskoflar yalnız İdil Havzası’na değil, Hazar Denizi ile Karadeniz arasındaki; Nogaylara, İdil üzerindeki Kazaklarında ekseriyetine hükmediyorlardı. Böylece Rusların nüfuz ve hakimiyeti Kafkaslara ve Karadenize

[1] .İsmail  Hami Dânişmend, İzahlı  Osmanlı Tarihi Kronolojisi, İstanbul, 1948, C.II.,s.382.
[2] .Battal, a.g.e., s.29-30.
[3] .Zeki Velîdi Togan,”Kazan Hanlığında Türk-İslam -İslam Kültürü”  ,İslamî Tetkikler Enstitüsü Dergisi,III, C.3-4’den Ayrı Basım, İstanbul, 1966,s.183; Togan, Asya Tarihi, s.43.
[4] .Togan,a.g.m., s.197.
[5] .Asrar, a.g.e.,s.152.
[6] .Battal, a.g.e.,s.11.

Karadenize kadar uzanmış oluyordu[1]. Moskova’nın Türk-İslam İllerini bir bir ele geçirmesi ve nüfuzlarının bu derece ilerlemiş olması tabiatıyla Osmanlı Devleti’nin  ve Kırım Hanlığı’ın rahatını kaçırmıştı. Üstelik Kazan Türklerinin, hatta İdil boylarında yaşayan Fin Uluslarının  elçileri Bahçesaray ve İstanbul’a kadar gelerek, Orta İdil’i  istilâ eden Rusların zulüm ve vahşetinden şikâyet ederek yardım istiyorlardı. Bu sebeplerle beraber  Korkunç İvan’ın batı kıyılarına doğru yayılma meşgûliyetinden faydalanarak, geç de olsa Osmanlı ve Kırım hükümetleri Astarhan ve Kazan davası ile uğraşmak zorunda kalmışlardı[2].

Kazan Hanlığı’ndan sonra Astarhan Hanlığı’nıda ele geçiren Ruslar, Kazan’da yapılan katliamı Astarhan’da da tekrarlamışlardı. Türk halkının canına ve malına öyle dehşetli bir darbe indirilmişti ki, bundan sonra onların bellerini doğrultmak imkansız hale gelmişti. Kuzey Kafkasya’daki Çeçenler, Çerkesler ve Gürcüler arasındaki mücadelelerde mağlup olan beyler IV. İvan’a gidip sığınıyorlardı. Kazan ve Astarhan’ın düşmesinden sonra bu beyler, kendi ahalilerinin Rusya hakimiyetine girmek istediklerini ileri sürerek Rusları buralara davet ediyorlardı. Ruslarda bu durumdan istifade ederek ilerlemelerine Terek nehrine kadar devam etmişlerdi. Ancak bu son Rus ilerleyişi üzerine İstanbul’un dikkati bu yöne çevrildi[3],  diyebiliriz.

Kanuni Sultan Süleyman gibi kudretli bir pâdişahın, Osmanlı Devleti’nin başında bulunduğu bir dönemde, onca gelen elçi ve mektuplara rağmen; Niçin Kazan ve Astarhan Hanlıklarına gereken yardım  ve ilgi gösterilemedi? Rusya’nın Türk İllerine yayılması neden engellenemedi? Zamanında müdahele edilemezmiydi? gibi sorular sorulabilir. Şunu hemen belirtelim ki, Kanuni Sultan Süleyman‘ın pâdişahlığı boyunca yapmış olduğu onüç “Sefer-i Hümâyûn”dan on tanesinin batıya, üç tanesininde Şii-Safevî (İran)’ler üzerine olduğu hatırlanmalıdır.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir