Peygamberimize Vahiyin Gelişi


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 13 Ekim 2019 Kerim Usta

Peygamberimize Vahiyin Gelişi

PEYGAMBERİMİZE VAHİYİN GELİŞİ

Kâbe’nin tamirinin üzerinden üç yıl geçer. Hz. Muhammed (S.A.S.) otuz sekiz yaşındadır. Bu arada kendisinden sonraya kalıp altı ay daha yaşayacak tek evladı, kızı Hz. Fatıma doğar. Bu son yıllarda yaşamında yeni ve garip olaylar baş gösterir. Yolda yürürken çevresinde nurlar parıldamakta, taşlar, ağaçlar dile gelip seslenmektedir: “Ey Muhammed! ALLAH’ın selamı üzerine olsun!”

Hz. Muhammed (S.A.S.) bütün bu olup bitenlere bir anlam verememekte ve ürkmektedir. Cinler tarafından ele geçirilmekten korkar. Fakat onunla ilgili esrarengiz sesler sadece taşlardan ve ağaçlardan gelmez. Onu dillendiren

koroya insanlar da katılır. Bunlardan biri Şamlı Yahudi âlimlerinden Îbn Heyyiban’dır… Ömrünün son demlerini yaşamakta olan bu ihtiyar Tevrat bilgini, Şam’dan Medine’ye göç eder. Son nefesinde de Medineli Yahudileri etrafına toplar ve onlara sıkı sıkıya tembihler: “Ey Yahudi topluluğu! Yemesi, içmesi bol olan bir yerden beni bu yoksulluk ve açlık yurduna getirenin ne olduğunu biliyor musunuz?” “Sen daha iyi bilirsin.” “Ey Yahudiler! Ben bu memlekete, gelme zamanı çok yaklaşmış bulunan ve sonra da buraya göç edecek olan Son Peygamber’i gözlemek üzere geldim. Yakında O’nun Peygamber olarak gönderilmesini ve O’na İman etmeyi umuyordum. O’nun gelme zamanı çok yakın. Ey Yahudi topluluğu! O’na İman etmekte kimse sizi geçmesin!” Sonra yaşlı âlimin başı yana düşer. Ne yazık ki tutulmayacak bir öğüt vermiştir.

Vahiy süreci sadık rüyalarla başlar ve altı ay devam eder. Bunlar, sabahın aydınlığı gibi apaçık gerçekleşen rüyalardır. Ve vahiyden önceki son yıllarda Hz. Muhammed’e (S.A.S.) yalnızlık sevdirilir. Bazen eşi Hz. Hatice ile gittiği bir dağ vardır: Hira. Mekke’ye üç mil mesafede, susuz ve taşsız bir dağdır. Kimi zaman üç-beş, kimi zaman on gün süren Hira inzivaları, Ramazanlarda bir aya kadar uzamaktadır… Henüz namaz yoktur… Hira inzivalarını dolduran ibadet şekli, düşünmek, düşünmek, yine düşünmek ve ibret almaktan ibarettir. Yüce atası Hz. İbrahim’in (ASÜ) ibretleri gibi…

Düşünür, Hz Muhammed… Kendi elleriyle oydukları ağaç ve taş parçalarına “Rabbim!” diye tapınan insanların acizliğini düşünür… Bir hiç uğruna babaları tarafından diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının acısını düşünür… İnsandan sayılmayan kadınları, basit bir mal kabul edilen köleleri düşünür… Bütün toplumu sarmış olan sarhoşluğu, kumarı, zinayı, faizi düşünür. Güçlünün fakire zulmetmesinin artık övünülecek bir şey haline gelmiş bulunduğu o kapkaranlık dünyayı düşünür… Ve en önemlisi, Âlemlerin Rabbi’nin, kulları tarafından unutulmuşluğunu, insanların yaradılış gayelerinden tamamen habersiz hale gelişlerini düşünür. Düşünerek ibadet eder ve acı çeker. Ta ki bir Ramazan gecesine kadar. Adı Kadir, kendi insanlık tarihi için Bedir (Dolunay) olan bir geceye kadar…

Ramazan ayında bir Pazartesi gecesidir. Hira dağının bir mağarasında seher vaktidir. Hz. Muhammed’in (S.A.S.) düşünce sancısı şakaklarını çatlatacak haldedir. Vahiy meleği Cebrail (ASÜ) nurla dolan mağaranın içinde ve bir insan şeklinde karşısında beliriverir. Bir kaç gece önce rüyasında aynısı gösterilip alışması sağlanan, insanlık tarihinin en büyük olayı, şimdi bir gerçek olarak yaşanmaya başlanmıştır.

Melek Cebrail (ASÜ) kendisine yönelerek “Oku!” der. Hiçbir kalemin anlatmaya güç yetiremeyeceği, aynen yaşanmadıkça bilinemeyecek ve Hz. Muhammed’den (S.A.S.) bir başkası tarafından da bir daha aynen yaşanamayacak, tarifi imkânsız bir halin içinde bulunan ALLAH Elçisi cevap verir: “Ben okuma bilmem!” Cebrail, Hz. Muhammed’i (S.A.S.) kucaklayarak, soluğu kesilinceye kadar sıkar. O kadar ki, Hz. Muhammed (S.A.S.) yıllar sonra o anı anlatırken: “Öleceğimi zannettim.” diyecektir.

Sonra Cebrail (ASÜ) kollarını gevşetir ve tekrar seslenir: “Oku!” Cevap yine aynı olur: “Ben okuma bilmem!” Hz. Muhammed (S.A.S.) Cebrail tarafından tekrar kucaklanır. İkinci sıkma da en az birincisi kadar şiddetlidir. Ve sıkmaların hikmeti odur ki: Bunlar Peygamberlik hazırlığının son adımlarıdır. Artık Hz. Muhammed (S.A.S.) ruhuyla ve bedeniyle vahyi alabilecek mükemmel hale getirilmektedir. Cebrail’in, “Oku!” seslenişi, “Ben okuma bilmem.” cevabı ve kucaklayarak sıkma olayı üçüncü bir kez daha tekrarlanır. Dördüncü tekrarla da sesleniş sadece “Oku!” komutuyla sınırlı kalmaz, vahiy şelalesi çağlamaya başlar: “Oku, yaradan Rabbinin adıyla! O Rabbin ki insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle yazmayı öğreten Rabbin, En Büyük Kerem Sahibi’dir.” (Alak, 1-5) Hz. Muhammed (S.A.S.) artık Peygamber’dir.

Ve, yirmi üç sene boyunca en yakın dostu olacak Hz. Cebrail’le aralarındaki ilk konuşma gerçekleşir. Artık ALLAH’ın Elçisi olmuş olan Hz. Muhammed’e (S.A.S.) ALLAH’ın (C.C.) selamı ve görevi tebliğ edilir: “Ey Muhammed! Yüce ALLAH, sana selam söylüyor ve senin için ‘Sen, Benim bütün cinlere ve insanlara Elçimsin! Onları, La İlahe İllallah, demeye davet et!’ buyuruyor.” der.

Titreyerek evine dönmekte olan Hz. Muhammed (S.A.S.) yoldaki bütün taşlar ve ağaçlar tarafından selamlanır. Eve girer girmez eşi Hz. Hatice’ye: “Beni örtün, beni örtün.” der. Üzeri örtülür, ama hâlâ titremektedir. Yaratılmışların En Şereflisi, Kâinatın Efendisi, omuzlarına binen sorumluluğun altında titremektedir.

Konuyu Paylaş

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?