Osmanlıda Evkaf-ı Hümâyûn


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 13 Ekim 2019 Kerim Usta

EVKAF-I HÜMÂYÛN

Osmanlı Devleti’nde pâdişâhlar ve hânedân tarafından kurulan vakıf müesseselerinin idaresinden mes’ûl teşkilât. Osmanlı Devleti’nin kurulup gelişmesinden sonra, idaresi altında bulunan memleketlerdeki vakıfların sayımı yapıldı. Daha sonra fethedilen yerlerde de pek çok vakıf kurularak, sayısı artırıldı, idaresine de büyük önem verilerek vakıflara nâzırlar ve müfettişler tâyin edildi.

Sultan Orhan Gâzi, Bursa’da yaptırdığı câmi ve zaviye vakıflarının nezâretini 1358’de vezir Sinân Paşa’ya verdi. Sinân Paşa ilk evkaf nâzırı oldu. Sultan Yıldırım Bâyezîd Han saltanatı sırasında, her vilâyete bir Ahkâm-ı şer’iyye müfettişi tâyin edildi. Vakıfların ve nâzırların kontrolü de bu müfettişler tarafından yapıldı. Çelebi Sultan Mehmed devrinde ise şer’î hâkimlerin nâzırlığına bakmak üzere Hâkim-ül-hükkâm-il-Osmânî ünvânı ile Mevlânâ Celâleddîn Muhammed tâyin edildi. Vakıfların umûmî nezâretini de o yürüttü.

Fâtih Sultan Mehmed Han İstanbul’da yaptırdığı vakıflarının nezâretini 1463’de vezîriâzam Mahmûd Paşa’ya, 1467’de de vezîriâzam İshak Paşa’ya verdi. Bu târihten îtibâren sadrâzamların nezâretini şart kılmış olan vakıfların genel idaresi demek olan Sadrıâlî nezâreti başladı. Bundan sonra bu nezâretin iş hacmi genişledi ve nezâret, Reîsülküttâblar tarafından idare edilmeye başlandı.

Sultan İkinci Murâd han ve Fâtih Sultan Mehmed Han’ın pâdişâhlıkları zamanında her vilâyet için birer Müfettiş-i evkâf-ı rûmiye tâyin edildi. Bununla beraber vakfiyelerdeki tasdiklerden anlaşıldığına göre, vakıfların nâzırlığını kazasker olan âlimler yürütmüştür.

Sultan İkinci Bâyezîd Han İstanbul’daki ve diğer vilâyetlerdeki vakıfların nâzırlığını 1506’da şeyhülislâm Alâeddîn Ali Efendi’ye verdi. Böylece şeyhülislâm nâzırlığı da başladı. Şeyhülislâm nezâreti, şeyhülislâma tahsis edilen vakıfların umûmî nezâreti demektir. Âlimler, şeyhler ve bunlara mensûb kişiler, kurdukları vakıfların nâzırlığını şeyhülislâma tahsis etmeleri sebebiyle şeyhülislâmın nezâreti daha da genişledi. Bu sebeble tezkereci denilen vazifeliler tarafından idare edildi.

Kanunî Sultan Süleymân Han’ın hanımı Haseki Sultan, İstanbul’da yaptırdığı câmi, medrese, imâret gibi vakıf eserlerin nezâretinin kapı ağası Hadım Mehmed Ağa’ya verilmesini şart koşması üzerine, 1545’den îtibâren Kapı ağası nezâreti çıktı. Kapı ağası nezâreti İstanbul’da Saray-ı hümâyûn kapı ağalarının nezâreti şart kılınan vakıfların umûmî idaresidir. Harem-i hümâyûnda sultanlar, sultan hanımları, kapı ağaları ve mensubları kurdukları vakıfların nezâretini kapı ağalarının yürütmesini şart koşmuşlardır. Böylece kapı ağası nezâretinin iş hacmi arttı. Bu sebeble bu nezâreti kapı halîfesi olan kişiler idare etmişlerdir. 1586’da pâdişâhın emri ile dârüsseâde ağası Habeşî Mehmed Ağa Evkâf-ı haremeyn nâzırı oldu. Böylece Haremeyn nezâreti başladı. Bu nezâret, gelirlerinin bir kısmını yâhud da asıl maksadın ortadan kalkması sebebiyle, hâsılatının Mekke ve Medine fakirlerine verilmesi şart koşulan vakıfların genel idaresini sağlayan bir kuruluş idi. Bu nezâretin kuruluşundan sonra pâdişâhlar, sultan hanımlar ve paşa vakıfları ile dârüsseâde ağaları ve mensubları vakıflarının nezâretleriyle birleşerek çok önem kazandı, iş hacmi genişledi. Bu birleşmenin sağlanmasından sonra Evkâf-ı hümâyûn nezâreti dört me’muriyetle idare edilmeye başlandı.

Bunlar:

1- Evkâf-ı haremeyn müfettişliği: 1586’da kuruldu. Vazîfesi; Haremeyn vakıflarını ve diğer bütün vakıfların hukukî mes’elelerini ve işleyiş tarzını teftiş etmekidi.

2- Evkâf-ı haremeyn muhasebeciliği: Dârüsseâde ağalarının gözetimi altında bulunan bütün vakıfların vakfiye ve te’sis maksadlarını tescil eden, vakıfları vakfiye şartlarına göre yöneten ve muhasebelerini tutan mühim bir me’mûriyet idi.

3- Evkâf-ı haremeyn mukâtaacılığı: Haremeyn vakıflarından mukâtaaya bağlanan bütün vakıf arazi ve binaların kayıtlarının tutulması, vergi ve diğer gelirlerinin toplanması, ferağ ve intikallerinin sağlanması ile görevli me’mûriyet.

4- Dârüsseâde yazıcılığı: Dârüsseâde ağalarının yazışmalarını yürüten büro.

Bu nezâretlerden sonra İstanbul, Galata, Üsküdar, Eyüb kâdılarının, kaptan Paşa ve yeniçeri ağalarının, sekbanbaşı, bostancıbaşıların nezâretleri kurularak, İstanbul’da Evkaf nezâretinin sayısı on ikiye çıktı. Bunların en büyüğü Haremeyn evkaf nezâreti idi.

Vakıf hizmetlerinin genişlemesi, idâresinin yaygınlaşması üzerine sultan birinci Abdülhamîd Han yeni bir Evkaf nezâreti kurdu. 1774’de kurulan bu Evkaf nezâreti mütevvelî kaymakamlığı, evkaf kitabeti ve ruznâmçe kitabeti adıyla üç bürodan meydana gelmekte idi. Bir müddet sonra buna bostancıbaşı ve harem-i hümâyûn evkaf nezâretleri de eklendi. 1777’de idaresi darbhâne nâzırlarına verildi. Sultan İkinci Mahmûd Han’ın pâdişâhlığına kadar büyük bir gelişme gösteren bu müessesenin, kontrolü altına aldığı vakıfların sayısı 1814’de elliye ulaştı. Yeniçeriliğin kaldırılması ile onlara âid vakıflar da evkaf nezâretine devredildi. Evkâf-ı hamîdiye ve Evkâf-ı mahmudiye çok büyüdü. Darbhâne nâzırlarının da bu vazifeyi artık yürütemiyeceği anlaşıldığından, 13 Ekim 1826’da Evkâf-ı hümâyûn nezâreti adıyla bir nezâret kuruldu.

Evkâf-ı hümâyûn nezâreti ilk kurulduğunda; kesedârlık, zimmet halîfeliği, sergi halîfeliği ünvanlarıyla üç dâireden müteşekkil idi. Kesedârlık idaresi nezârete bağlı bütün vakıfların ilâmlarına, takrirlerine ve inhalarına âid işleri yürütmekle vazifeli idi. Zimmet halîfeliği, vakıfların mukâtaalarını, zabıtnamelerini, sarraflardan alınacak kefalete bağlı borç tahvilleri ile ilgili işlemleri yürütmek, kira mukavelelerini düzenlemek, tahsilatı yapmak ve muhasebe kayıtlarını kontrol etmekle vazifeli idi. Sergi halîfeliği ise; Evkâf-ı hümâyûn nezâreti hazînesine gelen paraları almak, vakfiye gider bütçesini hazırlamak ve vakıf bütçesine göre günlük harcamaları yapmakla vazifeli idi.

1830’dan îtibâren bostancıbaşı, hazînedârbaşı, kilercibaşı, saray-ı cedîd ağalarının nezâreti altında bulunan vakıflarla birlikte Evkâf-ı hümâyûna bağlandı. 1831’de defterdâr-ı şıkkı evvel, reisülküttâb ve İstanbul, Galata, Eyüb, Üsküdar kâdıları ve Haremeyn müfettişi ile saray ağası nezâretlerinde bulunan 632 vakıf, yine Receb Kaptan Paşa ve Çavuşbaşı sadrıâlî nezâretlerine bağlı bulunan vakıfların idaresi, Evkâf-ı hümâyûn nezâretine bağlandı. Böylece nezâret işleri çok genişledi. İşlerin yürütülmesi için; Tahrîrât başkâtibi, Mülhakat gedikleri kâtibliği, Rûznâmecilik adlarıyla üç me’mûriyet daha kuruldu.

1834’den îtibâren Haremeyn vakıflarına âid işler için ayrı bir müdürlük kuruldu. 1835’de Anadolu ve Rumeli vilâyetleri merkezlerinde Evkâf-ı hümâyûn ve Haremeyn nezâretleri tarafından Muaccelât nâzırı ünvânı ile birer vakıflar müdürü tâyin edildi. Böylece 1836’dan îtibâren vakıfların taşra teşkilâtı kuruldu. Aynı sene İstanbul, Üsküdar ve Galata beldelerine akan sular umumiyetle hayır sever kimseler tarafından vakıf yoluyla getirildiğinden, su nezâretinin de Evkâf-ı hümâyûn nezâretine bağlanması zarurî görüldü. Boğaziçi ve Haliç’de seyr ü sefer yapmak için Evkâf-ı hümâyûn nezâretinin muhtelif iskelelerde yaptırdığı Pazar kayıklarının artması üzerine, bunların idaresi için 1837’de nezâret merkezinde Kayıkçılar kitabeti ve on yerde Kayıkçılar kethüdâlığı kuruldu. 1838’de Evkâf-ı hümâyûn, nezâreti ile Tophâne-i âmire nezâreti birleştirildi. Aynı sene Haremeyn evkaf nezâreti de Evkâf-ı hümâyûn nezâretine bağlandı.

Evkâf-ı hümâyûn nezâretinin Darbhâne nezâreti ile birleştirilmesi ve ayrıca Haremeyn vakıflarının da bu nezârete bağlanması neticesinde Evkâf-ı hümâyûn nezâreti büyük önem kazandı. Bu gelişmeler üzerine bir müsteşarlık kuruldu.

Evkâf-ı hümâyûn ile Evkâf-ı haremeyn nezâretlerinin birleştirilmesi üzerine, taşrada Evkâf-ı hümâyûn ve Evkâf-ı muaccelât nâzırlarının fazla mikdârda olması sebebiyle bunlarda birleştirildi. Muaccelât müdürü ünvânıyla vilâyetlere ve önemli sancak merkezlerine birer vakıflar müdürü tâyin edildi.

Evkaf nezâreti, 1838’de bir aralık Tophane ve Darbhâne nezâretlerine bağlandı. 1839’da büsbütün başlı başına bir yönetim hâline getirildi. Aynı zamanda kabîneye de alınmak suretiyle Osmanlı Devleti’nin önemli nezâretlerinden biri oldu. Evkaf nezâretinin taşra kuruluşları ise; önce muaccelât, sonra evkaf müdürlüğü adını aldı. Bu nezâretin açtığı rüşdiye sayısı artınca, bünyesinde bir de Mekâtib-i rüşdiye nâzırlığı kuruldu. Bir müddet sonra Evkaf nezâretinden ayrılan bu nâzırlık, Maârif-i umûmiye nezâreti olarak teşkilâtlandırıldı. Evkaf nezâreti, 1921’de Teşkîlât-ı esâsiye kânununa göre Ankara’da kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinde, Şer’iyye ve evkaf vekâleti olarak kuruldu. 1924 Anayasası’na göre de başbakanlığa bağlı bir genel müdürlük hâline getirildi.

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir