Osmanlı Türkiye’sinde Azınlık Okulları (19.Yüzyıl)


Son Güncelleme Zamanı:

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

ÖZET:
Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üzerinde eğemen bulunduğu Misâk-ı Milli sınırları içerisindeki ülke topraklarımız üzerinde19.yüzyılda bulunan Osmanlı Devleti zamanında azınlık unsurlarının ayrılıkçı faaliyetleri, okullar açarak yapmış oldukları zararlı çalışmalar nelerdir? Osmanlı Devleti’ni yıkmak, parçalamak ve bölmek isteyen emperyalist batılı devletlerin azınlıklar ile işbirliği yaparak Yüce Türk Milleti’nin aleyhine göstermiş oldukları çabalar nelerdir? 19. yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti’nin zayıflamasından yararlanarak yabancılar ve azınlıklar, Osmanlı Ülkesinin merkezi olan Anadolu’da eğitim-öğretim faaliyetleri işbirliği görüntüsü ile son derece yıkıcı ve sinsi çalışmalar sergilemişlerdir. Bu kısa araştırmamızda bu durumu bir nebze ortaya koymaya çalışacağız.

İstanbul’un fethini müteakip, Fatih Sultan Mehmed ortaçağı kapatıp yeni çağı açarken, gayr-i müslim tebâya son derece hoşgörülü davranmıştı. Osmanlı Devleti’nde 1453 yılından itibaren gayr-i müslimler millet okulları açarak çocuklarının eğitimine yönelmişlerdi. Çünkü Fatih bütün latin cemaatlerini dinlerinde ve dillerinde serbest bırakmıştı.[1] Katolik hristiyanların yanısıra, ortadoks hristiyan cemaatine ve yahudilere inançlarının gereği üzere ibadet edebileceklerini belirtmişti.[2] Fatih’ten öncede bu gelenek vardı. Daha sonraları azınlık gayr-i müslimler kilise okulları bile açmışlardı.

Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu zamanlarda, zararlı olmayan bu azınlık okulları, kapalı cemaat şeklinde, dil ve din tedrisâtlarını serbestçe yaparlardı. Osmanlı Devleti zayıflama sürecine girdikten sonra, devlet bünyesinde yaşayan azınlıkların ayrılıkçı hareketlere yönelmiş olduklarını görmekteyiz. Osmanlı Devleti’ni yıkmak ve parçalamak isteyen dış güçlerle işbirliği yapan azınlıklar, onların misyoner okullarına eleman ve siyâsi gayelerine destek vermişlerdi. Azınlıklar vaziyyete göre hareket ederek, Rusya, Fransa, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri gibi, Osmanlı Devleti’ni yıkmak isteyen devletlere imkan hazırlayıp kazanacaklarını zannetmişlerdi.

Osmanlı Devleti’nin zayıflamasına parelel olarak azınlıkların gücünü artırdığını ve Osmanlı hükûmetinin imzalamak zorunda kaldığı anlaşmalar sonucuda git gide emperyalist Avrupa Devletlerinin vesâyeti altına verildiklerini söyleyebiliriz. Bu azınlık cemaatleri Türk aleyhtârlığını ancak açacakları okullar kanalıyla şuur haline getirebileceklerine inanıyorlardı. Osmanlı Devleti bünyesinde eğitimin çöküş işaretleri başlayınca, Ermeniler ve Rumlar, sahip olacaklarını sandıkları Anadolu şehirlerinde gerçek anlamda bir eğitim seferberliğine girişmişlerdi.[3] Anadolu coğrafyasında açılmış olan azınlık okullarını, yabancılar tarafından açılmış olan okullardan ayrı mütaala etmek hayli zordur[4]. Çünkü azınlıklar kendi irade ve istekleri ile yabancılarla işbirliği yapmışlardı. Yabancıların emperyalist arzuları için, misyonerlik yoluyla faaliyet gösteren 18. ve 19. yüzyılda Türkiye toprakları üzerinde kurdukları okullarda onlara; öğrenci, din adamı, casus vs. vererek yardımcı oluyorlardı.

Osmanlı Devleti üzerinde emperyalist emelleri olan her devlet, Türkiye’de bir azınlık cemaatini âdetâ himaye altına alarak onları kendi maksatları doğrultusunda kullanıyorlardı. Azınlık unsurlara çeşitli vaadlerde bulunarak istismâr ediyorlardı. Bu acı gerçeği gören Osmanlı padişahları ve devlet adamları , zaman zaman bunları firenlemeye, etkisiz hale getirmeye çalışıyorlardı. Yabancı okulları ile azınlık cemaat okullarının müşterek hareketleri gösteriyorki, Osmanlı ülkesinde yaşayan azınlıklar kendilerine tanınmış olan hak ve hürriyetlerini olumsuz yönde kullanmışlardır. Öyle anlaşılıyorki, yabancı okullar ile azınlık okulları ortak hareketle kendi emellerine daha çabuk ulaşmak istiyorlardı.

Amerikan Board misyonerlerinden Eli Smith ve H.G.D. Dwight, Küçük Asya (Anadolu), Ermenistan ve Kuzeybatı İran’ı incelemek üzere, Board’ın emri ile yollara düşmüşlerdi. Smith ve Dwight tam onaltı ay süren üçbin millik bir geziden sonra hazırlamış oldukları rapor ile daha sonraki yıllarda birçok misyonerin bu bölgelerdeki çalışmalarına ışık tutmuşlardır. Bu iki Amerikan misyoneri daha sonra İstanbul’a gelerek Krikor Peştemalciyan’ın müdürlüğünü yaptığı Ermeni cemaatına ait bir okulda incelemeler yapmışlardı. Aşağı yukarı üçyüz öğrencinin bulunduğu bu azınlık okulunda; dört seviyede öğretim sürdüğünü, okutulmakta olan kitapların halkın anlayamadığı klasik ermenice ile yazıldığını, yabancı dil ve tabii ilimler öğretilmediğini tesbit etmişlerdi. Ayrıca “ çok aydın Ermeninin bulunduğu bu toplumda ilk öğretimde kaydedilen modern ilimlerin bulunmaması acıdır” sonucuna varmışlardı.[5]

Lütfen Dikkat: Konu uzun olduğundan daha hızlı ve rahat okunabilmesi için sayfalara bölünmüştür. Sayfanın en altında bulunan Sonraki ve Önceki düğmeleriyle veya hemen üstte bulunan sayfa numaralarını  kullanarak gezebilirsiniz. Allta bulunan link sizi yazı başlangıcına getirecektir.

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir