Olmekler


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 8 Ekim 2019 Kerim Usta

Olmekler Orta Amerika’nın Kolomb öncesi ve Aztek-öncesi bir halkıdır. İ.Ö. 1200 yıllarından başlayarak İ.Ö.500 yıllarına kadar Orta Amerika’nın büyük bir kesiminde hüküm sürdükleri sanılmaktadır. Yaşadıkları bölge Meksika Körfezi kıyılarından Büyük Okyanus’a ve Kosta Rika’nın güneyine uzanır. Olmeka terimi Nahuatl dilinde “kauçuk ülkesinin insanları” anlamına gelir.Mayaların yerleşim sınırlarının bittiği bölge diyebileceğimiz Tabasco yakınlarındaki ünlü Palenque kentinin biraz batısında Meksika Körfezi’nin güney sahilleri yakınında bulunan antik kent La Venta’da o bölgede Mayaların öncekileri gibi gözüken bir başka gizemli uygarlık ortaya çıktı. Günümüzde “Olmek” adını verdiğimiz bu uygarlığı kuranların kendilerini ne adla çağırdıkları bilinmiyor. Ancak bütün veriler Mayaların sahip olduğu şaşırtıcı matematik ve astronomi bilgilerinin ve şaşırtıcı mitolojilerinin ana kaynağının izleri İ.Ö. 1600 yıllarına uzanan Olmek uygarlığı olduğunu gösteriyor. Körfez bölgesindeki diğer etnik grupların yani Mikstek Zapotek ve Mayaların Olmek etkisiyle biçimlendikleri ve ivme kazandıkları anlayışı yaygınlaşmakta. Ancak bilgi ve belge eksikliği Orta Amerika arkeolojisi için hala en ciddi sorunlardan biridir.
Bu insanlar hakkında fazla bilgi yoktur; ama uygarlıklarının başlangıç tarihinin M.Ö.1500 yılları olduğu sanılmaktadır; takvimin başladığı M.Ö. 3114’den hâlâ biraz yakında. İleride yapılacak başka arkeolojik araştırmalar yeni cevaplar bulabilir. Ancak Ölmekler hakkında asıl ilginç nokta heykelleridir. Biri beyaz diğeri siyahi olan iki ırka ayrılmaktadırlar. Bu durum bu insanların kökeninin Amerikalı değil Atlantik Okyanusu’nun diğer yanından gelen insanlar olduğunu göstermektedir.

Arkeoloji Olmek kültürünün varlığından 19. yy.’ın ikinci yarısına kadar habersizdi. Olmekologlar bu kültürün tanınmasındaki ilk önemli bulgunun 1862 yılında taştan yapılma devasa bir kafanın bulunması olduğu konusunda görüş birliğindedir. Bugün bilinen tarihin büyük ölçüde yanlış olduğunu ileri sürenler Olmekler’in kökeni hakkında çeşitli varsayımlar ileri sürmüşlerdir.[1]
Garip bir biçimde arkeologların bütün çabalarına rağmen Meksika’nın hiçbir yerinde Olmek toplumunun gelişim aşamaları olarak adlandırılabilecek bir tek bulgu ya da işaret bile elde edilemedi. Sanatsal üsluplarının karakteristik biçimleri dev zenci başı heykellerinin yontulmasında ortaya çıkan bu insanlar sanki hiçbir yerden gelmiyor gibiydiler.
Zecharia Sitchin’in Anunnaki teorisi And Dağları ve Meksika’da yeni kolonilerden söz ediyordu. Sitchin’e göre Enki soyundan gelen ve Mısır’da yazının ve bilgeliğin tanrısı olarak saygı gören Thoth Afrika’dan getirdiği deneyimli bir grupla (bu grup eski Atlantisliler de olabilir) Meksika’ya ulaşmış ve Olmek kentlerinin ilk kurucusu olmuştu.[2]
Orta Amerika’da bir zamanlar yaşamış olan “Olmekler” de zenci devlerdi. Olmekler diğer bir dev grubu olan “Tiwanakanlar” ile birlikte Peru’daki devasa yapılarda kullanılan köle devlerdi.

Tevrat’ta Refait’lerden başka bir grup devden daha söz edilir ki bunlar da “Anakim” [5] lerdi.[3]

Olmekler hakkındaki varsayımların çeşitliliği Olmek toplumunun gizemini halen korumasında yani haklarında fazla bilgi edinilememesinde göz ardı edilemez bir etkendir.

Günümüzden yaklaşık 3200 yıl öncesinde pişmiş topraktan yapılma tabletler üzerinde örnekleri görülen Olmek yazısı piktogram ve ideogramlardan oluşur. 2002 yılında keşfedilen bir silindir biçimli mühür bu yazının silindirik mühürler üzerine de uygulandığını göstermiştir.

Olmek sanatında ana tema insan figürüdür ve bunların hatırı sayılır bir kısmı antropomorftur yani hayvan ile insan karışımıdır. Örneğin Beatriz de La Fuente (1973) yaptığı sayımda 206 Olmek sanat eserinden 110’unun antropomorf olduğunu saptamıştır. Bunların bir kısmı jaguar-insanı betimler.[1]

Dil ve kültürler arasındaki açıklanamayan garip benzerliklere ilişkin bir başka çalışma 20.yüzyılın başında Meksika’da Yucatan bölgesinde araştırmalar yapan Fransız araştırmacı Eugustus Le Plongeon’a aittir. Yitik Atlantis ve Mu varlığına gönülden inanan ve iz bulma umuduyla gerçekleştiren Plongeon 1914 yılında yayımladığı çalışmasında başta Mısır olmak üzere Meksika’nın Mayaları arasındaki benzerliklerden söz eder. Maya dili arasında hem ses hem de anlam olarak ortak olduğunu belirttiği yaklaşık 150 sözcüğü içeren bir mini sözlük vardır. İran ve Afganistan dolaylarındaki eski kent ve kabile isimlerinden 200 kadarının Maya dilinde anlamlı sözcüklere karşılık geldiği ileri sürülen bir de uzun listeye rastlarız. Yazara göre bu ilginç benzerlikler ve ortaklıklar Atlantis’in ortadan yok olmasıyla eskiçağ uygarlıklarına ulaşan kültürel mirasın sonuçlarıdır.[2]

Arkeologlar Olmek ülkesinde ya da Amerika kıtasının bir başka yerinde Afrika’ya ait tek bir alet, bitki ya da hayvan kalıntısı, insan iskeleti, bir dil unsuru ya da herhangi bir somut kanıt bulamamışlardır. Şu halde mantıklı bir insan bu sorunun nasıl ve neden ortaya atıldığını merak edecektir.
Jose Melgar y. Serrano, 1862 yılında Güney Meksika’nın Tuxtla Dağları’nda bir şeker hacienda’sını ziyaret ederken kendisine bir işçinin birkaç yıl önce toprağın altında bulduğu bazalttan yontulma dev bir insan kafasını gösterdiler. Kendi ülkesininkiler kadar Eski Dünya uygarlıklarıyla da ilgilenen kültürlü hır insan olan Melgar -şimdi Tres Zapotes Dev Başı l olarak anılan- heykelin olağanüstü bir bulgu olduğunun farkındaydı.
Daha sonraki yıllarda başın anlamını ve heykeli yapılan kişinin etnik kimliğini iki makale halinde yayınladı. O sırada entelektüel iklime hâkim olan yayılmacı fikirlere göre, baskı altında ezilen halefleri gibi Kolomb-öncesi Amerikan Yerlileri’nin de büyük ve güzel sanat eserleri yaratacak kültüre ve zekâya sahip olmamaları gerekiyordu.

Böylece Melgar, heykeli yapanların Eski Dünya’dan gelen göçmenler oldukları ve heykeli de bir Afrikalı, özellikle bir “Etiyopyalı” olarak yontmuş olduklarını kabul etmekteydi.

Melgar’ın başı, Olmek kültürünü araştıran Matthew W. Stirling’in başı tekrar temizlediği 1939 yılına kadar tümüyle unutuldu. Stirling’in Tres Zapotes, La Venta, Cerro de las Mesas ve San Lorenzo’da yaptığı araştırmalar bilim dünyasının dikkatini Olmek kültürüne çekmiş ve National Geographic dergisi Olmekler’i herkesin evine sokmuştu.

Olmek kültürü konusunda daha sonra yapılan araştırmalar aralarında 17 dev başın da bulunduğu yüzlerce taş heykeli ortaya çıkarmıştır. Ayrıca küçük yeşim oymalar, çanak çömlek ve başka çeşitli eşyalar da ele geçirilmiştir. Çağdaş bilimadamlarının çoğu bu olağanüstü anıtların, yaşayan ya da ölmüş Olmek hükümdarlarına ait olduklarını kabul etmektedir.

İlginç olanı, diğer 17 heykelin hiçbirinin “Afrikalı”ya benzememesidir ve Melgar’dan bu yana hiçbir arkeolog, onun Tres Zapotes başının etnik teşhisini kabul etmiş değildir. Şu halde Afrikalı Olmekler sorusu yakın zamanlarda neden yine ortaya atılmıştır?

Bilinen İlk Yazı Sümerler Değil Olmekler’in
1990 yılında Meksika’da yol dolgu malzemesi olarak kullanılacak taş toprak yığınının arasına karışmış halde yol işçileri tarafından bulunan taştan bir tabletin Yeni Dünya’nın bilinen en eski yazısını barındırdığı ortaya çıktı. Yazıda kullanılan sistemin de şu ana kadar bilinen türden olmaması tableti arkeoloji dünyası için daha da şaşırtıcı ve ilginç kılıyor. Bulunduğundan bu yana tablet ve üzerindeki yazılar üzerinde çalışan uluslararası ekip “Cascajal tableti” adını verdikleri taş blokun yaklaşık 3000 yıl öncesine dayandığını taşın yapısı ve üzerindeki yazının Orta Amerika’da yaşamış Olmek uygarlığını bir anda okur yazar hale getirdiğini daha önce bilinmeyen bir yazı sisteminin örneği olduğunu ve bu uygarlığa ona daha önce atfedilmemiş özellikler kazandırdığını söylüyorlar. “Bu keşif gözleri Olmek uygarlığına çevirmekle kalmayıp ona yeni bir açıdan bakmayı gerektirecek yeni bir dönemin de başlangıcı” diyor araştırmacılar.
Tablet çevresinde bulunan seramik çömlek parçaları kilden figürler ve değişik taş parçalarını inceleyen ekip taş ve üzerindeki yazıları uygarlığın M.Ö. 900’lü yıllarda sonlanan San Lorenzo dönemine bağlıyor. Bu batı yarımkürede yazının ilk ortaya çıktığı düşünülen dönemden 400 yıl öncesi demek. Tabletebir serpentin mineral bloku oyularak biçim verilmiş. 12 kilo ağırlığında; boyutlarıysa 36 cm (uzunluk) x 21 cm (genişlik) x 13 cm (kalınlık). Yazılar kimi dört keze kadar tekrarlanan 62 sembolden oluşuyor. Açıkça seçilen yazı unsurları dizim örüntüleri ve kullanılan tutarlı sıralama ekibe göre bunun bir “yazı” olduğunu doğrular nitelikte. Blokun beş yüzeyinin dışbükey yazı içeren yüzeyininse içbükey olması üzerindeki yazıların defalarca oyulup silindiğini gösteriyor. Bu da örneği daha önce görülmemiş özelliklerinden biri. Bazı dizi çiftlerinin tekrarlamalı kullanımı yazının “şiirsel” özellikler de taşıyor olabileceğini düşündürüyor. Eğer bu doğruysa yazı bu konuda da bölgede bilinen ilk örnek konumuna gelecek. “Elimizdeki tek örnekten yola çıkarak yazıların ne söylediğini anlamak bizi çok uğraştıracak” diye anlatıyor ekipten Stephen Houston (ABD Brown Üniversitesi); “çünkü dilleri hakkında henüz hiç bir şey bilmiyoruz.”

ÇAĞDAŞ EFSANE
Gabriel Haslip-Viera ile arkadaşları, yakınlarda yaptıkları kapsamlı bir çalışmayla fikrin geçmişinin, Ivan Van Sertima’nın yazılarına ve özellikle Kolomb’dan Önce Geldiler (1976) kitabına dayandığını bulmuşlardır.
Bir arkeolog olmayan Van Sertima, “Negroid” Afrikalılar’ın Kolomb’dan çok önce sayısız kere Amerika kıtasına geldiklerini, bu gelen Afrikalıların Mezoamerika ile Güney Amerika’nın ilk uygarlıklarını yarattıklarını ya da etkilediklerini iddia etmektedir. Hiçbir ciddi arkeolog bu iddiaları kabul etmemişse de, bunlar Kuzey Amerika’daki çağdaş Afromerkezci hareket için önemli bir temel efsane olmuştur.

Haslip-Viera’ya göre Afromerkezci revizyonist tarih, “eski Mısır, eski Mezopotamya, Hindistan, Çin, Avrupa ve Amerika’nınki dahil dünyanın bütün eski uygarlıklarının ‘siyah’ ırktan insanlar tarafından yaratıldığım ya da onlardan esinlendiğini” iddia etmektedir.

Van Sertima ve diğerleri iddialarını desteklemek için şunları ileri sürmektedirler: Eski Dünya’da çeşitli zamanlardan ve yerlerden yazılı belgeler, Olmek dev başlarının “Negroid” yüz hatları, Olmek toprak höyükleriyle Mısır ve Nübye’nin taş piramitleri arasındaki mimari benzerlikler, bir yarıkürede bulunan bitkilerin diğerinde de bulunması ve Amerika kıtasında mumyalama uygulaması. Haslip-Viera ve arkadaşları her kanıtı tek tek inceleyip her birini reddetmektedirler.

Olmekler’in Mezoamerikan uygarlığının kökenlerinde oynadıkları önemli rol gözönüne alındığında, Afromerkezcilerin iddialarını desteklemek için 19. yüzyıl vahşisi hayali fikirlerini canlandırmış olmaları şaşırtıcı değildir. Ancak bunlar aynı dönemin aynı derecede yanlış ırkçı fikirlerini de devam ettirmektedirler ki, bu fikirlere göre Amerikan yerlileri, Eski Dünya’nın halklarıyla aynı düzeyde büyük kültürel gelişmeler yapmaktan yoksun daha aşağı seviyede bir uygarlık sayılmaktadırlar.

OLMEKLER TÜRK MÜ İDİ?
Olmekler ya da Olmanlar, Orta Amerika’daki ilk uygarlık idi. Varlıklarına dair bol miktarda fiziksel ve dilbilimsel eser olmasına karşın, yalnızca Nahuatl dilini konuşan kabileler ve Mayalar, Olmeklerin veya Olmakların bir halk olduğu hakkında birşeyler biliyorlardı. Kesin olan bir şey varsa, o da onların Türk olduğunu bilmemiz; çünkü Olmak ya da Olman, Adem (Adam)  sözcüğünün Türkçe adlarıdır. Belki de Meksika’nın ilk yerleşimcileri oldukları için kendilerini böyle çağırıyorlardı.

Olmeklerin Batı Meksika’ya gemilerle Tehuantepec Kıstağı’ndan girdikleri söylenir. İlk olarak  Papaloapan ırmağının yakınlarında Veracruz kentinin doğu kıyısına yerleştiler. Nahuatl dilini konuşan insanlar, B harfini telaffuz edemiyorlardı. Papaloapan sözcüğü, muhtemelen Babalu-apan idi (Babil Geçiti).

Olmeklerin Zikharileri (Tapınak Tepeler), Sumerlerin Ziguratlarına benziyordu ve esasında aynı Zicualli ve Zacualli adı nedeniyle benzer idiler. Nahuatl kabileleri L harfini söyleyemedikleri için, bu sözcük muhtemelen Zigurat sözcüğünün diyalektik bir versiyonu olan Zicuari idi.

Kıyıya yerleştikten sonraki yüzyıllar boyunca  Meksika’nın orta iç karalarına ve günümüzdeki San Luis Potosi eyaleti kadar uzaklardaki kuzeye doğru hareket ettiler. Onların izleri en sonunda Güneybatı Birleşik Devletlere kadar uzanan uzaklar yerlerde bulunabilmektedir.

Çoğalıp yayıldıkça, Olmek ya da Olman olduklarını  unuttular. Hatırlayabildikleri tek şey, Amerika’ya gemilerle geldikleri idi : Nava veya Nauvak (Nahua veya Nauwak), “gemici halk”.
En sonunda, Nauvak sözcüğü Anauwak olarak değişti (artık gemici halk değildi). Bugün bile Nahuatl dilinde Anahuac sözcüğünün anlamı, “iki su arasında” demektir. Nahuatlca konuşan kabileler de ayrıca kendilerini, “Turan ya da Tulan’ın Oğulları” anlamına gelen Toltika sözcüğünden türemiş Toltek olarak adlandırırlar. İspanyollar Meksika’ya geldiklerinde, Aztekler, onların da Türk olduklarını sandıkları için İspanyolları  “Tuleler” diye çağırmışlardı.Onlar ve Sumerler aynı ana tanrıçalara dua ediyorlardı.

Güney Pers ülkesinin, Afganistan’ın ve Pakistan’ın çeşitli değişik adları vardı : Sivapuri (Tanrı Shiva’nın bölgesi), Sivabhu (Kutsal Shiva Ülkesi), Sivapuni (Shiva’nın İffeti) ve Shivulba (Rahim, Köken veya Shiva’nın Mağarası). Pueblo Kızılderilileri, kendi “altdünya”larını veya köken yerini Sibapu veya Sibapuni diye adlandırırlardı; Mayalar için orası, “altdünya” ve tanrıların yeri olan Shibalba idi. Hinduların Sivabhu, Sivapuni ve Shivulba’sının, Puebloların Sibapu, Sivapuni’si ve Mayaların Shivalba’sı (Xibalba) arasındaki dilbilimsel ve işlevsel benzerlikleri, rastlantı olmak için aşırı şekilde hemen hemen aynıdır.

Tepe sözcüğü,  etrafı bir köy ile çevrili dik kaya anlamında idi. Tepe, hem saldırı durumunda bir kale, hem de köyün sıklıkla ana tanrıça olan özel bir tanrısını onurlandıran dinî bir merkez olarak kullanılıyordu. Tüm Sivabhu üzerinde ve hatta Orta Doğu’da yayılmış olan yüzlerce Tepeden birkaç örnek verecek olursak : Tepe Yaya, Tepe Ya, Tepe Kilize, Tepe Liman, Tepe Catal, Tepe Godin, Tepe Cora, vb.

Orta Doğu ve Orta Asya’nın dışında olup da Tepe diye adlandırılan bu koruyucu ve kutsal tepelerden yüzlercesini bulduğumuz tek bölge, Meksika’dır. Bunlardan bazıları, Tepatitlán, Tuxtepec, Tepec, Tepic, Mazatepec, Tepetatas, Tepantita, Tepetzintla, Tepuste, Tepetlix, Tepetlalco’dur ve böyle devam etmektedir.

Antik Sivabhu’da bu tepelerin üstünde bulunan tanrılara “Muhafız Melek” anlamına gelen Yah, Yakh, Yakhu, Yaksha, Yakshi, vs. denirdi. En başta gelen Meksika Yakshi’sinin (kadın muhafız melek) şimdiki Tepeyac’ın üstünde yer alan  bir tapınağı vardı. O, şimdi Guadalupe Bakiresi’dir (Virgin of Guadalupe).

En sonunda Meksika’da Olmek’lerin dışındaki kabileler de, – tabi eğer sonunda kaldıysa – Olmeklerden sonra onların uygarlığını kopyaladılar. Aztekler, bir zamanlar şimdiki Florida Adaları (Florida Cays/Keys) denilen yerde yaşadıklarını iddia etmişlerdir. Kentleri su altında kalınca, denizci bir gurup onları kurtarmış ve Meksika anakarasına bırakmıştı. Aztekler, yıllıklarında hali hazırda orada bulunan uygarlığı uyarladıklarını belirtmişlerdir.

Nahuatl’ca konuşan kabileler ve Mayalar, İspanyollara , Tamoan-chan ya da Tamuan-chan dedikleri bir halkın da Olmeklerle karıştıklarını anlatmışlardır. Bunlar Okyanusya’nın Samoa ya da Yeni Zelanda gibi bir bölgesinden gelmiş bir halk olabilirler (bkz : Garibay’ın Llave del Nahuatl adlı kitabı). “Chan” sözcüğü, “Yılanların Yeri” anlamına gelmekteydi.1950’lerde Morelos eyaletinin Tepoztlan kenti yakınlarında fena halde aşınmış bir Sumer heykelini andıran tuhaf bir kaya oluşumunu görmeye gitmiştim. Bazı insanlar, kayanın yalnızca doğal bir oluşum olduğunu düşünürler, ama ben öyle düşünmüyorum. Kayanın yanında kesinlikle Aztek tarzında olmayan ve insan eliyle yapılmış başka oluşumlar da vardır.

Konuyu Paylaş
Avatar

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir