Napolyon Az Kalsın Osmanlıda Topçu Oluyormuş…


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 1 Kasım 2019 Kerim Usta

Napolyon Bonapart hakkında iki asırdır söylene gelen bir iddia vardır:
Gençliğinde İstanbul’a gelip Osmanlı Ordusu’nda görev almak istediği anlatılır. İddianın doğru olduğu tam 261 sene sonra, Alman tarihçi Johann Wilhelm Zinkeisen’in “Osmanlı İmparatorluğu Tarihi” isimli eserinin Türkçe olarak yayınlanması sayesinde ortaya çıktı.

Dünya tarihinin 1795 Ağustos’unda Türkiye’ye yapılan bir iş başvurusunun gerçekleşmemesi üzerine tamamen değiştiği 261 sene sonra, ortaya çıktı.

Başvuruyu yapan kişi Napolyon Bonapart, yani Fransız tarihine yepyeni bir çehre vermiş olan asker ve devlet adamı… İşveren ise, zamanın Osmanlı hükümdarı Üçüncü Selim…

Şimdiye kadar sadece söylentilerle sınırlı kalan hadisenin ayrıntıları, ilk cildi 1840′ta yayınlanan ve Türkçe’ye  kazandırılan Alman tarihçi Johan Wilhelm Zenkeisen’in “Osmanlı İmparatorluğu Tarihi” isimli eserinde yeralıyor.

Zinkeisen’in eserinin önemini ve ayrıntılarını bu sayfadaki kutuda okuyabilirsiniz. Şimdi, sözünü ettiğim ve yazdığı iş başvurusunun ayrıntılarını anlatalım:

Napolyon Bonapart, 1795 Ağustos’unda henüz 26 yaşında genç bir tuğgeneral iken, âmirlerinden Türkiye’de görev yapabilmek için izin istemiş. Gerekçe olarak “Rusya ile Avusturya’nın ilişkileri bozuldu, böyle bir dönemde Türk ordusunun güçlendirilmesi gerekir” demiş ama başvurusu Fransız makamları tarafından “Memlekete daha büyük hizmetlerde bulunabileceği” söylenerek reddedilmiş ve buna karşılık rütbesi yükseltilmiş!
Bonapart, Zinkeisen’in eserinde yeralan günlüğünün 30 Ağustos 1795 tarihli sayfasında elyazısı ile ve kendisinden üçüncü şahıs şeklinde bahsederken şöyle diyor:

“…Rusya İmparatoriçesi ile Avusturya arasındaki ilişkiler gittikçe sıkıntılı bir döneme girdi. Böyle bir gelişmeden Fransa da istifade etmeli ve Türkiye’nin askerî gücünü daha caydırıcı hâle getirmek için kendine düşen herşeyi yapmalıdır. Bu şekilde hareket, Fransa’nın menfaatinedir.
Türkiye kalabalık bir orduya ve cesur askerlere sahip ama savaş sanatının kuralları konusunda çok cahil. Harbin kazanılması için uygulanan modern taktiklerde, müstahkem mevkilerin elegeçirilmesinde ve savunmada son derece etkili olan topçu birliklerinin faydası ve düzenlenmesi gibi konular Türkiye’de henüz bebeklik aşamasında bulunuyor.
Durumun farkında olan Bâbıâli, birçok defa bizden defa topçu ve istihkâm subayı talebinde bulundu. Şu anda taleplerinin bir bölümünü yerine getiriyoruz ama gidenlerin sayısının az ve eğitimlerinin de mükemmel olmaması yüzünden, kâfi bir netice almak zor.
Çeşitli durumlarda, özellikle de Toulon kuşatması sırasında topçumuza kumanda eden ve bu görevinde sağladığı başarı ile belli bir şöhret kazanmış olan General Bonapart, Türkiye’ye müracaat ederek ordularında görev alabileceğini bildirdi. Kabul edildiği takdirde, yanında savaş ilminde yeterli seviyeye gelmiş altı veya yedi subay götürecek.
Yeni kariyerinde Türk ordularını caydırıcı seviyeye yükseltip Türk İmparatorluğu’ndaki müstahkem mevkilerin savunmasını mükemmel hâle getirebilirse, vatanına önemli bir hizmet yapmış olacağına inanacak…”

Bonapart, iş başvurusunu kardeşi Joseph’e yine o günlerde yazdığı bir mektupla bildiriyor ve “Hazır ol, seni de yanımda götüreceğim” diyor:

“…Talep ettiğim takdirde, hükümetin temsilcisi olarak Büyük Sultan’ın topçusunu düzenlemek üzere ve topçu generali olarak iyi bir maaş, diplomatik unvan ve iyi kabul görme şartlarıyla Türkiye’ye gitme imkânını elde edeceğim. Benimle beraber gelebilmen için seni konsolos, kuzenim Villeneuve’u da mühendis tayin ettireceğim. Bu takdirde hareketimden bir ay önce Cenova’da olacağım. Yola çıkacağımız zaman Livourne’a beraberce gideriz. Yanımda beş veya yedi subay daha olacak. Ama, ordunun hem idaresinde hem de harekât planlarında benden istifade etmek isteyen ve hakkımda çok iyi düşünceler taşıyan Halk Kurtuluş Komitesi’nin, Türkiye’ye gitmem konusunda bana izin vermeyeceğini sanıyorum. Bakalım, göreceğiz”.

Zinkeisen’in yayınladığı belgelere göre Napolyon’un tahmini doğru çıkıyor ve tarihçi, talebin reddedilmesinde etkili olan iki kişinin raporlarına da yer veriyor. Bu kişilerden ilki Pontécoulant Kontu ve Genel Güvenlik Konseyi üyesi Louis Gustave le Doulcet, diğeri de o zamanki ismi “Ulusal Konvansiyon” olan Meclis’in askerî işlerden sorumlu üyesi Jean Debry.

Kont Doulcet, Fransa’nın genç general Napolyon’u kaybetmemesi gerektiğini 1795 Eylül’ünün ilk haftasında yazdığı resmî yazıda şöyle ifade ediyor:

“Tuğgeneral Bonapart, komuta ettiği topçu birlikleri ile Alp Ordusu’nda seçkin hizmetler verdi. Sefer plânları ve kara ordularının harekâtı konularında Halk Kurtuluş Komitesi’nin emrinde görev yapan savaş tümenindeki müfrezesinde gayretli ve işine özen gösterir şekilde çalıştı. Alp ve İtalya Orduları için komiteye yaptığım çok sayıdaki işe yarar teklifleri ona borçlu olduğumu söylemek benim için zevkli bir vazifedir. Arkadaşlarıma, Bonapart’ı gerek topçu birliklerinde ve gerekse diğer ordularda ve hattâ Fransa haricindeki meselelerde kullanılabilecek bir vatandaş olarak öneriyor ve ülkeye faydalı olacağını söylemek istiyorum”.
Kont Doulcet’nin ardından Meclis üyesi Jean Debry de 13 Eylül’de yazdığı raporda “Napolyon’un rütbesini yükseltelim” diyor:

“Buluşup konuştuğum Tuğgeneral Bonapart hakkında, mesai arkadaşım Doulcet’nin duygularına aynen katılıyorum. Düşüncelerimiz aynı temellere dayanmaktadır ve Halk Kurtuluş Komitesi böyle bir zamanda böylesine seçkin bir subayı Cumhuriyet’ten uzaklaştırmamalıdır. Komite’nin Bonapart ile görüşmesi ve general Türkiye’ye gitme arzusunda ısrarlı ise, buna karşılık şimdiye kadar yaptığı hizmetlerinin ödülü olarak orduda yükseltilmesini sağlaması gerektiği düşüncesindeyim”.

Napolyon, bütün bu yazışmalardan sonra olup bitenlerle ilgili olarak kardeşi Joseph’i haberdar ediyor ve yazdığı bir başka mektupta “Komite, savaş devam ettiği müddetçe Fransa’nın dışına çıkmamın imkânsız olduğunu düşündü. Topçu sınıfını yeniden düzenleyeceğim ve burada kalmaya da muhtemelen devam edeceğim” diyor.

Türkiye’ye gelmesine izin verilmeyen Napolyon iş talebinden sadece üç sene sonra, 1798′de, o dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun toprağı olan Mısır’ı işgale kalkacak ama Osmanlı ve İngiliz ordularına karşı yenilince Paris’e dönecekti. Sonraki senelerde gittikçe yükselecek, kendini “imparator” ilân edecek ama siyasî ve askerî hayatını 1815′te Waterloo’da uğradığı büyük yenilgi ile noktaladıktan altı sene sonra, sürgün edildiği Saint Helena Adası’nda zehirlenerek canverecekti.

Şimdi, bir anlığına hayâle dalalım: Napolyon talebi kabul edilse ve İstanbul’a gelip Osmanlı Ordusu’nda görev alabilseydi tarih kimbilir başka değişik olurdu…!

Kaynak : Tarihin Sırları | Sıradışı Tarih

Konuyu Paylaş
Avatar

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir