Muhammed Sadık’tan Babası İmamı Rabbaniye Mektuplar


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 13 Ekim 2019 Kerim Usta

Muhammed Sadık'tan Babası İmamı Rabbaniye Mektuplar

İMÂM-I RABBÂNÎ’ye büyük oğlu Muhammed Sâdık “aleyhirrahme” tarafından yazılan birinci mektûb:

Kölelerinizin en aşağısı Muhammed Sâdık, şerefli kapınıza bildirir ki, buradakilerin hâlleri, durumları, yüksek teveccühlerinizin yardımı ile, çok iyidir.

Bedenlerimiz bir arada olduğu gibi, kalblerimiz de toparlanmış olarak yaşamaktayız. Çok zamandan beri, hizmetcilerinizi düşünüyor ve ayrılık sebebi ile üzülüyorduk. Bu satırların yazıldığı gün, meyân Bedreddîn gelerek âfiyette olduğunuzu bildirdi. Bizleri sonsuz sevindirdi. Rahatlığa kavuştuk.
Bunun için, Allahü teâlâya çok hamd olsun!

Gönüllerimizin kıblesi efendim! Hâfız Burhâneddîn, Ramazan-ı şerifin onüçüncü gecesi Kur’an-ı mecîdi hatm eyledi. Ondördüncü geceden beri, hâfız Muhammed Mûsâ başladı. Her gece beş cüz’ okuyor. Yarın gece, ondokuzuncu gecesi olup, hatm edecektir. Ramazan-ı mubârekin son onunda, hâfız Behâeddîn hatm edeceğini söyledi. Hak teâlâ selâmet versin! Bir gece, terâvîh namazında, hâfız Kur’an-ı kerim okuyordu. Çok nûrlu bir makam göründü. Sanki, Kur’an-ı kerimin hakîkatinin makamı idi. Her ne kadar, bunu söyliyemezsem de, hakîkat-i Muhammedînin bu makamın icmâli, ortası olduğu anlaşıldı. Sanki, büyük bir denizi, bir destiye doldurdular. Bu makam, Muhammed aleyhisselâmın hakîkatinin tafsîli, yayılmışı, açılmışı idi. Peygamberlerin ve Velîlerin büyüklerinin çoğu, yaradılışlarındaki gücleri kadar, bu makamdan birer parça pay almışlardı. Bizim Peygamberimizden başkasının, bu makamın bütününe kavuştuğu anlaşılmadı. Bu aşağı köleye de bir pay verildi.

Allahü teâlâ, yüksek teveccühlerinizin yardımı ile, tâm bir pay almak nasip eylesin!

Şu âna kadar, bu makam, tâm açık görülmedi. Bundan başka zamanlarımızda, kendimizi toparlamaktayız. Bu yüce ayda, çok bereket hâsıl oldu.

Kardeşim Muhammed Sa’îdin hâlleri bir düzende gitmektedir. Zamanları zikr ile geçmektedir. Şehirlerdekiler de, seve seve geliyorlar.

Bu fakir, şimdiye kadar dört cüz’den çok ezberledim. Bayrama kadar beş cüz’ ezberlemiş olacağımı umuyorum.

Köleniz.
Muhammed Sâdık

İMÂM-I RABBÂNÎ’ye büyük oğlu Muhammed Sâdık “aleyhirrahme” tarafından yazılan ikinci mektûb:

***

Kölelerinizin en aşağısı Muhammed Sâdık, yüksek kapınıza bildirir ki, burada bulunanların hâline şükrler olsun!

Dileklerimizin Kâbesi olan yüksek zâtınızın, hizmetcilerinizin ve sevdiklerinizin hepsi ile iyi olmanıza duâ etmekteyiz. Bütün dileğimiz, ancak budur.

Başımızın tâcı olan mektûbunuz, değeri ölçülemez olan yazılarınız, İsmâ’îl eli ile bizleri şereflendirdi. Okumakla çok sevindik. Hak sübhânehu ve teâlâ, âlemlerin kıblesinin ihsân gölgesini, bütün müslümanların üzerinden eksik eylemesin! Ümmî olan Peygamberleri ve Onun temiz olan Âli hurmetine -aleyhi ve aleyhim minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ- bu duâmızı kabûl buyursun

Ey, gönüllerin kıblesi! Hâllerimin yıkılmakta olduğunu nasıl bildireyim? Çirkin işlerimden ve geçmişteki ve şimdiki iyi hâllerin elden çıkmasından dolayı âh etmekten başka bir işim yoktur. Hiçbir zamanın ve ânın, Onun beğenmediği bir hâlde geçmemesini istiyorum. Fakat, bu nîmet ele geçmiyor. Tek ümmîdim, yüksek kapınızın hizmetcilerinin teveccühlerinin yardımına kavuşmaktır.

Fârisî mısra’ tercemesi:
Büyük ihsân, kerimlere güc gelmez!

Allahü teâlâya hamd olsun, şükr olsun ki, kıymetli teveccühlerinizin yardımı ile, bu âna kadar, emr buyurulan yolda çalışırken, az bir gevşeklik hiç olmadı. Hergün ilerleyiş ve artış umuyoruz. Sabah, öğle ve ikindi namazlarından sonra toplanıyoruz. Hâfız Behâeddîn, zaman bulunca, Kur’an-ı kerim de okuyor. Bu fakir, ara sıra (Kabz) oluyorum. Sonra (Bast) hâsıl oluyor, açılıyorum. Kabz, bast, teveccüh, zevk ve sükûn ve benzerleri, yalnız bedende hâsıl olmaktadır. Bedenden başka yere bulaşmıyorlar. Altı latîfe, ne teveccüh ediyorlar, ne de gâfildirler. Teveccüh ederlerse, teveccühleri, ilm-i huzurî gibidir. Hattâ, tâm öyledir. Teveccüh, zevk ve benzerlerinin hepsini zıllerin içinde bilmektedir. Zılden dışarda bulmamaktadır. Latîfeler, önce beden ile karışık idi. Kalb gözü, bedenden başka birşey görmüyordu. Böyle olduğu, çok sevinçli olan huzurunuzda da bildirilmişti. Şimdi, bedenden ayrı bulunmaktadır. Bu makamı, (Bekâ makamı) olarak bilmektedir. Bekâdan sonra, latîfelerde yine bir Fenâ hâsıl oldu. Bekâdan sonra olan bu Fenâ hâsıl olmadıkca, işin temâm olamıyacağı anlaşıldı. Birkaç günden beri yine (Kabz hâli) vardır. Sevindirici hâller pekaz olmaktadır. Bakalım ne olacak. Şu âna kadar bu âleme hiç teveccüh olunmadı. Hâlleri bildirmek lâzım olduğu için, birkaç kelime ile arz etmeğe kalkışıldı.

Ey gönüllerin kıblesi! Bu fakir, hemen hemen her gece, hazretinizi rü’yâda görmekle şereflenmekteyim.

Bundan daha çok ne yazayım. Daha çok yazmak, resmî şeyler eklemek olur.

Köleniz.

Muhammed Sâdık

İMÂM-I RABBÂNÎ’ye büyük oğlu Muhammed Sâdık “aleyhirrahme” tarafından yazılan üçüncü mektûb:

***

Kölelerinizin en aşağısı olan Muhammed Sâdık, yüksek kapınıza sunar ki, bu aşağı kul, çok zamandan beri (Kabz) hâlinde olup, çok sıkılıyordum.

Sonunda, Allahü teâlâya çok şükrler olsun, ancak yüksek teveccühünüzün yardımı ile, büyük bir (Bast), gönül açıklığı ihsân olundu.

Bu sıkıntısız hâlde iken, önceleri bu kimsenin yaptığı zikr ve teveccüh ve herşey, şimdi Onun “teâlâ ve tekaddese” tarafından yapılmaktadır. Kendinde, bunları alabilmekten başka, birşey bulamamaktadır. Üzerine güneş ışınları gelen ayna gibidir. Bu ışıkların doğması ile, bedendeki ve latîfelerdeki bütün karanlıklar ve bulanıklıklar yanıp temizlendi. Bunların hepsinde nûr ve bereket hâsıl oldu. (Şerh-ı sadr) oldu. Kalb genişledi. Bedenin hepsi nûr olup, ruhun ve sırrın eski parlaklıklarından daha çok ışık saçdı. Latîfeler arasında, en kâmil tecellî kalb üzerine oldu. Kalbe bakıp, içinde başka bir kalb görüldü. Buna da tecellî vardı. Bu kalbin kalbine bakınca bunun içinde de, başka bir kalb göründü. Buna da tecellî vardı. Böylece, sonsuz olarak, her kalbin içinde, başka bir kalb vardı. Şimdi bunların bir kalbde sona erdikleri sanılıyor. Fakat böyle olduğu iyi anlaşılamamaktadır. Şimdiki hâlin yanında, eski hâllerin ancak bir özenilecek şey olmadığı anlaşıldı. Bu makamın ismi biliniyordu. Edebe uygun olmaz korkusu ile yazılmadı. Ey gönlümün kıblesi! Bütün bunlar, temiz teveccühünüzün sebeb olduğu ihsânlardan birer zerredir.

Fârisî beyt tercemesi:
Vücûdümün her zerresi dile gelse de;
Şükrünün binde birini yapamam yine!

Hazretinizin selâmeti ve yüksek kapınızda hizmetcilik edenlere katılabilmek için olan isteklerimizi nasıl açıklıyayım, nasıl yazabileyim? Gece gündüz ve belki her ân, bu yüksek arzumuza ve çok kıymetli isteğimize kavuşturacak olan, güzel vaktin ve tatlı saatin ne zaman geleceğini düşünüyoruz. Fikrimizde, gönlümüzde, bu istekten, bu dilekten başka, hiçbir düşünce yoktur.

Hak sübhânehu ve teâlâ, en güzel şekilde ve en uygun yol ile, bu büyük nîmete kavuştursun!

Sevgili Peygamberi ve Onun temiz Âli hurmetine “aleyhi ve alâ Âlihi minessalevâti etemmühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ” duâmızı kabûl buyursun

Âmîn.
Köleniz.
Muhammed Sâdık

Konuyu Paylaş
Avatar

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir