Muhacirler – Göçmenler

Bu makale Tarihinde

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Muhacirler - Göçmenler

Muhacir :   Lozan’da Yunanistan ile Türkiye arasında yapılan anlaşmaya göre her iki ülke karşı ülkeyle bir nüfus mubadelesinde  ( değişimi)  bulunacaklardı.

Türkiye’deki ermeni ve Rumlarla Yunanistan da bulunan Türk Müslümanlar değiştirilerek her iki ülkenin vatandaşları kendi ülkelerinde ikamet edecektir.

Bu değişim sonucu Türkiye’ye getirilen Türk Müslümanlara muhacir ( mubadil) denilmektedir. Daha sonra göç ederek gelenlerede göçmen denilmektedir.

Muhacirlerin aslı  Karamanoğlu Beyliğine dayanmaktadır. Osmanlı’nın Türkleştirme Politikası ( sınır, uç bölgelerin güvenliği için  seçkin Türk Ailelerin sınır bölgelere yerleştirilmesi ) sonucu  Muhacirlerin Selanik civarlarına kadar gittikleri Tarihi belgelerde mevcuttur.
Muhacirlerin Yunanistan’dan  gelmeleri kolay olmamıştır. Birçok işkenceye maruz kalmışlar, malları yağmalanmış,  canlarını zor kurtarmışlardır.
Düzeni bozulan insanlar birçok zorlukla mücadele etmişlerdir.

Bazı aileler  İzmir’e  ve çevre illere  yerleşmişler. Bazı aileler ise Konya’ya yerleşmiş . Antalya, Mersin (içel) dolaylarına  gelen aileler buraların sıcak olmasından ve içel bataklığındaki sıtma hastalığından   birçok kişi hayatını kaybetmesinden;   oralarda da barınamayarak iç bölgelere doğru geçmiş ve   Nevşehir, Niğde, Kayseri ve civarlarına yerleşmişlerdir.
Hazır düzenlerini bırakarak gelen muhacirler yerleşmekte ve düzen kurmakta birçok sıkıntıyla karşılaşmışlar.

MUHACİR

BALKANLAR’DA UNUTULAN TÜRK SOYKIRIMI
Balkanlarda Balkan Savaşında işgal edilen bölgelerdeki Müslümanların savaştan önceki ve sonraki nüfusları ele alındığında, 96 yıldır görmezden gelinen büyük bir insanlık suçu ortaya çıkar.Osmanlı’nın 1906 yılı nüfus istatistiklerine göre Makedonya’da 1 milyon Türk, 750 bin de Arnavut olmak üzere toplam 1 milyon 750 bin Müslüman (Selanik’te 485 bin, Kosova’da 752 bin, Manastır’da 460 bin). Ulahlar ve Sırplar da dahil olmak üzere 627 bin Rum, 575 bin Bulgar, 200 bin civarında da Yahudi, Ermeni, Katolik ve Protestan bulunuyordu. Avrupalı kaynaklar da Müslümanları 1 milyon 200 bin ila 1 milyon 500 bin arasında gösteriyordu. Ama Avrupalılar, Hıristiyanların toplam nüfusunu biraz daha fazla göstermeye gayret ediyorlardı.

Balkan Savaşları’ndan önceki nüfus hareketlerini de hesaba katan McCarthy, yeni göçlerle 1911’de Makedonya’yı oluşturan üç vilayette (Kosova, Manastır ve Selanik) Müslümanların iki milyona ulaştığını söylüyor. Osmanlı Rumeli’sindeki diğer Müslümanların sayısının da (Edirne vilayetinde 760 bin, Yanya vilayetinde 245 bin, İşkodra vilayetinde 218 bin olmak üzere) 1 milyon 223 bin olduğunu hesap ediyor. Buna göre Balkan Savaşlarından önce Osmanlı Avrupa’sı denen Rumeli topraklarında (Arnavutluk ve Bosna Hersek hariç) toplam 3 milyon 242 bin Müslüman (Türk,Arnavut,Boşnak,Pomak,Çerkez) yaşıyordu. Bulgarların sayısı 1 milyon 220 bin (Makedon ve Sırplar, Bulgar nüfusu içinde sayılıyor), Rumların ise 1 milyon 558 bin idi. Müslümanlar tek tek her vilayette ve bölgenin tamamında mutlak çoğunluğu ellerinde tutuyorlardı. Savaşla birlikte Edirne vilayeti dahil Osmanlı toprakları tamamen işgal edildi. Daha sonra Osmanlılar Edirne’yi kurtardı ve buradaki Bulgarlarla, Bulgaristan’da kalan Türklerin bir kısmı mübadele edildi. 1911 yılı istatistiklerine göre hesaplandığında Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan tarafından işgal edilen bölgelerde bulunması gereken Müslüman nüfus 2 milyon 315 bindi.
Savaşın başladığı 1912 yılından itibaren Osmanlı topraklarına (Anadolu ve Trakya’ya) sağ salim ulaşabilmiş sürgün sayısı 413 bin 922 kişiydi. Türk-Yunan mübadelesi gereğince, 1921-1926 yılları arasında gelen göçmen sayısı da 398 bin 849 idi. Bu da Balkanlar’dan Türkiye’ye 1912’den 1926’ya kadar toplam 812 bin kişinin ulaştığını gösteriyordu. Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan’da 1920’li yıllarda yapılan sayımlar ise buralarda kalan Müslüman sayısını 870 bin olarak veriyordu. Bunlar, Türkiye’ye sığınanlarla birlikte 1 milyon 682 bine ancak ulaşıyordu. Bu savaştan önceki miktardan (2milyon 315 bin) düşüldüğünde 632 bin kişinin kayıp olduğu ortaya çıkıyordu. Kayıpların tümünün katledildiği, açlık ve hastalıklara kurban gittiği kesindi. Savaşlarda ölen, esirken öldürülen on binlerce asker ile devlet görevlisi olduğu için Balkan nüfusundan sayılmayan binlerce kişi bu sayılara dahil değildi.
Sonuçta Balkanlar’daki Müslüman nüfusunun yüzde 35’i sürülmüş, yüzde 27’si kıyıma uğramıştı. Kalanlar artık azınlıktaydı. ”Irklar Savaşı” meyvesini vermiş, yüz yıla yayılan etnik temizlik hareketi sonucunda Türkler, Balkanlar’ın hayatından tart edilmişti.

MUHACİR
TÜRKİYE’YE VE TÜRKLERE DE BUNU KABULLENMEK DÜŞMÜŞTÜ. Hayır, kabullenmek de yetmemişti. UNUTMAK gerekmişti. Trakya’dan Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yayılan göçmen köylerinin, kasaba ve şehirlerinin; o şehirlerdeki göçmen mahallelerinin, konusu sürgün ölüm olan pis bir oyunun hazin dekorları olduğu hatırlanmak dahi istenmemişti.
Balkanlar’ı gezenler, Balkanlar üzerine yazanlar, SÖZÜM ONA ANADOLU’DAKİ SOYKIRIMLARIN ÇETELESİNİ TUTANLAR, bir kez olsun, bir zamanlar Balkanlar’ın çoğunluk nüfusunu oluşturan Türklere ne olduğunu sormadılar.

Vicdanlı bir kalem, temiz bir kalp, kirlenmemiş bir beyin; LEON TROÇKİ bundan 96 yıl önce, ”kültürden nasibini almış her insanın, hissetme ve düşünme aczi yaşamayan herkesin tüylerini ürpertecek, midesini bulandıracak suçları” bir bir sıraladı ve haykırdı: ”Nerdeler şimdi? O binlerce yaralı Türk nerede? Onlara ne oldu? Onları ne yaptınız? Bize bu soruların cevabını verin!”
Bu soruya kimse cevap vermedi. Ne yazık, o gün bugündür bir daha kimse sormadı…

MUHACİR
Balkanlardaki Türklerin durumları

a. Yunanistan

Cumhuriyet döneminde Yunanistan’dan Anadolu’ya en büyük göç, 1923’te Yunanistan’daki Türklerle, Anadolu’daki Rum halkının mübadelesidir. Her ne kadar iki hükümetin rızalarıyla gerçekleşmiş olsa da mübadele olayında halk tarafından bakacak olursak, bu bir tür zorunlu göçtür. İnsan hakları ve mülkiyet hakları bir ölçüde askıya alınmış, mübadele sırasında bir çok gerginlik yaşanmıştır.

Lozan Barış antlaşması kapsamında kurulan Muhtelit Mübadele Komisyonun hazırladığı antlaşma metni, 10 Kasım 1923’te yürürlüğe girmiştir. Bu değişim sonucunda 100 bin Rum Yunanistan’a gitmiş, yaklaşık 100 bin aileye mensup 400 bin Türk’te Anadolu’ya göç etmiştir.

Mübadele hakkındaki tartışmalar ve suçlamalar hala devam etmektedir. Rumların bu konudaki iddiaları şu şekildedir: göç sırasında çok fazla ölüm olduğu, göçün zorunlu oluşu ve göç edecekleri belirlerken tek ölçütün din oluşu bu yüzden de istem dışı bir şekilde İslamiyet’e yönelerek din değiştirme yoluna gidenlerin olmasıdır.

Lozan Barış Antlaşması’yla ayrıca Batı Trakya resmen Yunanistan’a bırakılırken burada kalan Türk azınlığında hakları garanti altına alınmıştır. Batı Trakya Türk toplumunun hakları Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan 1926 Atina, 1930 ve 1933 Ankara, 1952 Türk-Yunan Kültür, 1968 Türk-Yunan Kültür Protokolü anlaşmalarıyla da pekiştirilmiştir.

Tüm bunlara rağmen mübadeleden sonra Yunanistan etnik olarak homojen bir ülke olduğunu iddia etmektedir. Tek bir azınlığı tanımaktadır ki bu da etnik kökene değil, dini farklılığa göre yapılmakta olup, Müslüman bir azınlıktan bahsedilmektedir. ülkedeki Müslümanlar Türkler ve Pomaklardır. Bu tür bir politika izlenmesinin amacı azınlık tanımlamasının getireceği hak ve özgürlükler taleplerinin önünü kesmektir. Yunanistan 1923 ten bu yana Türkleri göçe zorlama, bu sağlanamadığı takdirde de onları asimile etme politikaları izlemektedir.

Mübadeleden sonra en yoğun göç, Kıbrıs krizi sonrasında baskıların artmasıyla olmuştur. Aslında bu konuda çok değişik kaynaklar farklı rakamlar gösteriyor olsa da yaklaşık olarak 1934-1960 yılları arasında 23,788 göçmenin Türkiye’ye geldiği söylenmektedir. Bu tarihten sonra daha çok iltica etmek suretiyle Türkiye’ye gelenler veya Türkiye’de ikamet etmekte iken Yunan yönetimince Türk oldukları için vatandaşlıktan çıkarılanlar olmuştur. 1960-1980 döneminde iltica veya vatandaşlıktan çıkmak suretiyle Türkiye’ye gelen Batı Trakya Türk’ünün 20.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. 1980’den sonra 1200 civarında iltica olmuş, birkaç binde pasaportla ikamet ederken Yunan vatandaşlığından silinmiştir.

1982 sonrası Türk azınlık daha bilinçli ve örgütlü şekilde haklarını aramaya başlamıştır. Yapılan tahminlere göre bugün Yunanistan’da yaşayan Türklerin sayısı 300 bin dolayında olup, 250 bine yakını Batı Trakya’da ikamet etmektedir.

b. Bulgaristan
Türk azınlığın en yoğun olduğu Balkan ülkesi Bulgaristan’dır. Cumhuriyet döneminde Türk-Bulgar ikamet sözleşmesiyle göçler bir süre düzene girmiş, dostluk anlaşmasıyla da Türklerin hakları güvence altına alınmıştır. İkamet sözleşmesiyle Bulgaristan’dan gelmek isteyenler Türkiye’ye serbestçe göç etmişler ve mallarını tasfiye etmişlerdir. 1923-1939 döneminde toplam 198.688 göçmen soydaş gelmiştir.

II.Dünya savaşını izleyen yıllarda da göçler devam etmiş ancak Bulgaristan’ın yurtdışına çıkışları hemen hemen yasaklamasından dolayı yıllık ortalama ancak 2100 göçmen gelebilmiş, gelenlerin çoğu da pasaportsuz olarak kaçmıştır. Aslında göç talebi çok yüksek olsa da1939-1949 arasında sadece 21.353 kişi Türkiye’ye gelmiştir. Bu dönemdeki göç talebinin nedeni Bulgaristan’daki iktidar partisi Komünist Partinin Türkler üzerindeki politik, kültürel ve dinsel baskısıdır. Köylü Türklere ağır vergiler getirilmiş, ürünlerinin büyük bölümünü devlete vermeleri için baskı yapılmıştır.

Bulgaristan’dan Türkiye’ye en yoğun göç olayı 1950’lerin başlarında yaşanmıştır. 10 Ağustos 1950 de Bulgaristan Türkiye’ye nota vererek 250 bin Türkün gönderileceğinin 1925 tarihli anlaşmaya dayanarak bunların 3 ay içerisinde kabul edilmesi gerektiğini bildirmiştir. İki ay içerisinde 150.000-155.000 Türk, Bulgaristan’dan ayrılmış, Türkiye ikinci ayın sonunda sınırı kapatmak zorunda kalmış, ancak aradan iki ay geçtikten sonra vizesi olanlar için sınırı yeniden açma kararı almıştır. 30 Kasım 1951’e kadar 154, 393 kişi Türkiye’ye gelmiştir. Bulgaristan’ın Türk azınlığı göçe zorlamasının nedeni Türkiye’nin Batıya yakınlaşmasının Bulgaristan’ın saflarında olduğu Rusya’yı rahatsız etmesi ve Bulgaristan aracılığıyla Ankara’ya baskı uygulama politikasıdır. Görüldüğü üzere Balkanlardan Türkiye’ye yönelen zorunlu göçler tamamen siyasi konjonktürün ürünüdür.

1951 de Stalin’in ölümüyle de bağlantılı olarak, Bulgaristan’da bir yumuşama görülmüş, bu sürede göçler yavaşlamış, 1952-60 yılları arasında sadece 93 kişi göç etmiştir.

1950-51 döneminde Bulgaristan’dan gelenlerin yakınları orda kalmış ve parçalanmış aileler oluşmuştur. Bu ailelerin birleştirilmesi amacıyla 21 Ağustos 1966’da Türk-Bulgar ikili bildirisi yayımlanmış, Mart 1968’de “Türkiye-Bulgaristan Yakın Akraba Göçü Anlaşması” imzalanmıştır. Bu kapsamda 1968’den 1979’a kadar 120.000 soydaş Türkiye’ye gelmiştir.

Bulgaristan’ın “sosyalist tek ulus devlet” kurma projeleri dahilinde 1980’lere gelindiğinde asimilasyon kampanyaları hız ve şiddet kazanmıştır. Asimilasyon politikası geleneksel Türk kıyafetlerinin giyilmesinin yasaklanması, kamuoyuna açık yerlerde Türkçe konuşulmasının yasaklanmasıyla başlayıp, 1984-85 arasında Türklerin isimlerinin zorla Bulgar isimleriyle değiştirilmesi, Türklerin dini ibadethanelerine gitmelerine izin verilmemesi, bazılarının kapatılması, çeşitli baskı uygulamaları şeklinde devam etmiştir. Verilen demeçlerde Bulgaristan’da Türk olmadığı iddia edilmeye başlanmıştır.

Bulgaristan’ın asimilasyon politikası uygulamasının nedenleri olarak demografik nedenler; Türk nüfusunun Bulgar nüfusundan daha hızlı artması, Kıbrıs sendromu; ülkedeki Türklerin Sofya’ya karşı kullanılması korkusu, stratejik nedenler; Türkiye’ye yakın yerlere Bulgarları yerleştirme isteği, Bulgaristan’daki iç nedenler, Bulgar ulusunun oluşum süreci, muhtemel Sovyet etkisi sayılabilir.

20-21 Mayıs 1989’dan itibaren, Bulgaristan’daki Türklerin direnme hareketleri yoğunlaşmıştır. Kuzey Bulgaristan’dan başlayarak, Türkler kendi aralarında örgütlenerek uygulanan baskı rejimine karşı açıktan direnişe geçmişlerdir. 2 Haziran 1989’da Devlet Başkanı Todor Jivkov eğer Türkiye kapıları açarsa, pasaport verileceğini Türklerin gidebileceğini söylemiştir. 500 bine yakın Türk pasaport için başvurmuştur. Bunun üzerine II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’daki en büyük göç olayı yaşanmıştır. Vize uygulamasının kalktığı 2 Haziran – 22 Ağustos 1989 arasında toplam 311.862 Türk, Türkiye’ye gelmiştir. Vize uygulamasının başladığı 22 Ağustos 1989-Mayıs 1990 arasında 34.098 soydaş vize alarak Türkiye’ye geçmiştir.

Bulgaristan pasaport almadıkları takdirde, 6 ay içerisinde geri dönerlerse Türklerin Bulgar vatandaşı olarak kalacaklarını, istediklerinde geri gelip gidebileceklerini, ailelerini gönderebileceklerini, mal-mülk ve paralar ile sosyal haklara sahip olabileceklerini bildirdi. Böylece Haziran 1989 dan, Mayıs 1990 a kadar geri dönenlerin sayısı 133,272 olmuştur. Böylece Türkiye’de kalanlar 212,688’dir.

Todor Jivkov’dan sonra Bulgaristan, Türk azınlığın haklarını yeniden tanımıştır. Böylece ilişkiler daha sıcak bir döneme girmiş, yasadışı olarak gelenler ve aile birleşmeleri dahilinde gelenler dışında göç olayı durmuştur.

c. Eski Yugoslavya
1920’lerde yaklaşık 150 bin Türkçe konuşan Müslüman, çoğunluğu Makedonya’da olmak üzere Eski Yugoslavya’da yaşamaktaydı.1923-1933 yılları arasında yaklaşık 110 bin göçmen Türkiye’ye gelmiştir. II. Dünya Savaşı esnasında ve sonrasında göç durmuş hatta yönetim tarafından engellenmiştir.

1950’lerde Yugoslavya’dan serbest göç başlamış, 1952-67 yılları arasında tamamı serbest göçmen olarak yaklaşık 175,392 kişi gelmiştir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Yugoslavya’daki Türklerin tam nüfusunu belirlemek güç olmuştur, çünkü politik atmosfere göre Türkler kendilerini Pomak veya Arnavut olarak tanımlamışlardır. 1970 ve 80’lerde 4500 den daha az göçmen gelmiştir.

Eski Yugoslavya’dan en yoğun göç Bosna-Hersek savaşı sırasında yaşanmıştır. Fakat Balkanlardan gelenlerle karşılaştırdığımızda farklı bir nitelik arz etmektedir. çünkü Bosna-Hersekli Müslümanlar yani Boşnaklar, Slav asıllı olup sonradan Müslümanlaşmış bir topluluktur. Fakat bir süre Osmanlı hakimiyetinde yaşadıkları için Türkleri tanımaktadırlar.

1991 yılı ortalarından sonra çeşitli Avrupa ülkelerine Bosna-Hersek’ten göç etmek zorunda kalan savaş mağduru veya tehdit altında kalan insanlar olmuştur. 1992 den bu yana Türkiye, ortak kültürel geçmişin varlığı ve “Müslüman ülke” olması nedeniyle Boşnakların “güvenli yer” olarak sığınma talebinde bulundukları ülkeler arasında yer almaktadırlar. Türkiye’ye yaklaşık 20.000 kişi gelmiştir. Avrupa ülkelerine kıyasla Türkiye’deki sığınmacı sayısı çok yüksek olmamakla birlikte “geçici sığınma statüsü” içinde yerleştirilmeleri sağlanan Bosnalı göçmenlerin bir kısmı Türkiye’de kalmayı ve vatandaş olabilmeyi istemektedirler.Savaşın bitiminden sonra Türkiye’deki Boşnaklar Mayıs 1996 dan itibaren ülkelerine dönmeye başladılar. 121 kişilik ilk grubu kısa sürede 2000 kişilik bir grup izledi.
Görüldüğü gibi daha önceden Balkan ülkelerinden gelenlerden farklı olarak Boşnakların hem geliş nedenleri (savaş), hem nitelikleri(Müslüman oluşları ama Türk olmamaları), hem değerlendirildikleri statü (sığınmacı), hem de beklentileri (Türkiye’yi nihai hedef olarak değil, başka ülkelere geçmek için bir basamak olarak görmüşlerdir.) farklılık arz etmektedir.

d. Romanya
1930 sayımlarına göre Romanya’da 176.931 Türk ve Tatar, 105.750 Gagavuz, Hıristiyan Ortodoks Türk yaşamaktaydı. Bunların çoğu Bessarabi ve Dobruca’da yaşıyordu. 1930’larda, Romanya ve Türkiye arasındaki anlaşmaya göre 117.095 Türk ve Tatar Türkiye’ye göç etti. II. Dünya Savaşı sırasında da 4201 kişi daha göç etti.

1992 sayımlarında Türk nüfusunun 54.181 olduğu belirlenmiştir. Romanya’dan göçü daha az olmasının sebebi Türk toplumuna göreceli olarak daha özgürlükçü bir ortamın sağlanıp, kültürel ve azınlık haklarının tanınmasıdır.

Doğu bloğunun çöküşüyle Romanya’dan göçün de şekli değişmiş, Türk göçünün yerini ticaret yapmak ve çalışmak için Türkiye’ye Romanya vatandaşlarının yasadışı göçü almıştır. Romen vatandaşlar tekstilden, turizme, ev işlerine, fuhuşça kadar çeşitli sektörlerde izinli veya izinsiz çalışmaktadırlar. Türkiye’yi seçmelerindeki en önemli faktörler hem Türkiye’nin vize uygulamasının olmaması hem de Türkiye’ye ulaşımın kolay olmasıdır.

Yunanistan’dan. 1820’de Mora isyanından sonra, Sakız, Girit, Epir ve diğer adalardaki Türklerin korunması, Osmanlılar için büyük bir mesele oldu. Avrupa’dan gelen gönüllü askerlerle Rum çeteciler, Teselya ve Ege adaları ile Mora’da oturan Türk ve Müslüman halka zulmetmeye başladılar ve 32 000 Müslüman Türkü öldürdüler. Rusya ile İngiltere arasında yapılan anlaşma (1826) ile bağımsız Yunan devleti kuruldu ve Müslüman halkı Yunanistan’dan çıkarma kararı alındı. Mora’da bulunan Türklere ait arazi satın alınacak, halk, Osmanlı Devletinin bir kısım bölgelerine göç edecekti. Bu teklif Osmanlı Devleti tarafından reddolununca, Rus-İngiliz baskısına Fransızlar da katıldı. Osmanlı donanması, Navarin’de yakıldı (20 Kasım 1827). Fransızlar, karaya asker çıkardılar.

1828’de Rusya da harp ilan edince, Osmanlı Devleti, zor durumda kaldı. Edirne’ye ve Erzurum’a kadar Osmanlı toprakları saldırıya uğradı. Anadolu’ya göç başladı. İmzalanan Edirne Antlaşması’yla (1829) savaş son buldu. Yunanistan, Osmanlı Devleti tarafından tanındı. Bölgedeki Türklerin göç anlaşması İstanbul’da kabul edildi (1830). II. Mahmud Han, bu antlaşmayı önce kabul etmek istemedi, fakat İngiltere ve Fransa’nın baskısıyla, Mora’da oturan Türklerin altı ay içinde burayı boşaltmaları istendi. II. Mahmud Han, Mora’da daha fazla kan dökülmesini istemediği için, antlaşmanın şer’i şerîfe aykırı olmadığına dair şeyhülislâmdan fetva aldı, sonra Mora’dan Türk göçü başladı. Girit’te Rum katliâmı şiddetlenince (1864), buradaki Türk halkı zor durumda kaldı.

Neticede Girit’ten Anadolu’ya ve İstanbul’a 60 000 kişi göç etti. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Yunanistan’daki Türklerden bir kısmı, Anadolu’ya göç ettiler. Kurtuluş Savaşı’nı takip eden Lozan Antlaşması hükümlerine göre yapılan mübadele sonunda, Türkiye’ye pek çok Türk ailesi göç etti (1923-1933 yılları arasında 384 000 kişi).

Göçler, 1934-1960 arasında da devam etti 23 788 kişi Türkiye’ye geldi. 1960-1970 arasında 2081 kişi Yunanistan’dan Türkiye’ye yerleşti.

Bulgaristan’dan. Rusların 1828’de Tuna’yı aşarak Edirne’ye kadar gelmesi ve Bulgarları Türklerin üzerine saldırtması sonucunda bozguna uğrayan şehir ve kasabalardan, perişan halde 30 000 Türk, Türkiye’ye göç etti. 1876’da Rusya, Almanya ve Avusturya tarafından Balkanlar bölündü. Avusturya, Bosna-Hersek’i aldı, ayrıca Bulgarlara ve Sırplara, Rusya himayesinde bağımsızlık verildi. Aynı yıl Bulgarlar, Türklere karşı şiddet hareketlerine giriştiler; buradaki Türkleri korumakla görevli Türk ordusunun hareketi, Avrupa devletlerinin müdahalesiyle durduruldu. Binlerce Türk, Edirne, İstanbul ve Anadolu’ya göç etti.

1877 Osmanlı-Rus Savaşından sonra yapılan Berlin Antlaşması’yla Bulgaristan devletinin kurulması kabul edildi. Bu durum, Bulgaristan’daki Türkler için kötü oldu ve 1876-1878 yılları arasında 200 000 Türk Edirne ve civarına yerleşti. 300 000 göçmen, Rumeli’den Anadolu’ya geçti. 75 000’i Halep ve Şam’a, 25000’i Adana’ya, 10 000’i Konya ve Kastamonu’ya, 10 000’i Kıbrıs’a yerleşti. Sivas, Amasya ve Diyarbakır’a beşer bin kişi, Cezayir’e 500 kişi gönderildi. Kuzey Bulgaristan’dan göç eden bir kısım Türkler, Rodoplar’da Ruslarla çarpışan Pomaklarla birleştiler. Birçok silâhlı saldırıya uğrayan göç kafilesi, ağır kayıplar vererek Türkiye’ye gelebildi. Doğu ve Batı Trakya ile İstanbul göçmenlerle doldu.

Birinci Dünya Savaşında Bulgaristan, Türkiye’nin müttefiki olunca, göç eden kafilelere bazı kolaylıklar gösterdi, fakat ellerindeki mal ve mülkün bedelini değerinden çok düşük olarak ödedi.

1885-1923 yılları arsında Türkiye’ye 500 000 kişi göç etti. 1927’den sonra yeniden şiddet hareketleri görüldü. Deliorman Türkleri, Bulgaristan’dan Türkiye’ye göçü göze alamadılar ve 1930-1933’te Romanya’ya, buradan da Köstence yoluyla Türkiye’ye geldiler. 1923-1933 yılları arasında göç edenlerin sayısı 101 507’dir. Yine Bulgaristan’dan 1934-1960 arasında 272 971 kişi Türkiye’ye göç etti. 1951-1952 yıllarında Bulgarlar, 154 385 Türk vatandaşını Edirne’ye gönderdi. Bütün bu göçlere rağmen bugün Bulgaristan’da halen 1 milyonun üstünde Türk vardır. Bu Türkler için, Bulgaristan yeni göç planları hazırladı. Buna göre, Türkiye’de yakın akrabaları bulunan Türkler, Türkiye’ye göç edebilecekti. 1970 yılının her ayında kafileler halinde Türkiye’ye göçler başladı. Türkiye’ye 1960-1970 arasında Bulgaristan’dan gelen serbest göçmenlerin sayısı 13125’tir.

Romanya’dan. Romanya toprakları, Osmanlı İmparatorluğunun idaresindeyken, Besarabya ve Kırım’dan onbinlerce Türk buraya yerleşti. 1806-1812 Osmanlı-Rus savaşlarında, Rus orduları Tuna’yı aşarak Şumnu’ya kadar ilerlediği sırada, Akkerman, Bender, İsmail kalelerinde muhasarada kalan Türkler, Dobruca’ya; Eflâk ve Boğdan’da bulunanlar da güneye doğru göç ettiler. Böylece gelmiş olan bu göçmenlerin sayısı, 200 000 kişiyi aştı. Birçoğu da Anadolu’ya ve özellikle Eskişehir’e yerleşti. 1826’da yapılan Akkerman antlaşmasıyla, Müslüman ve Türklerin bu bölgede oturması şartlara bağlandı. Besarabya, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra Rusların eline geçti. Dobruca, Rumenlere verildi. Devam eden Rus saldırılarından zarar gören Türkler, göç etmeye başladılar.

Sonraki yıllarda Dobruca’dan 80-90 000 Türk, yurtlarını terk ederek Anadolu’ya yerleştiler. Bölgede kalan Türklerin Romen ordusuna alınmak istenmesi üzerine, Türkiye’ye yeniden göç başladı (1883). 1899’daki kıtlıkta Türk ahâli, Tulça sancağından Köstence ve Tulça yoluyla, denizden Anadolu’ya geçtiler. 1900-1923 arasında, göçlerde bir azalma görüldü. 1923’ten sonra, Dobruca’dan yeni göçler başladı. 1923-1933 arasında 33 852 kişi göç etti. Türklerden boşalan yerlere yerleştirilen Makedonyalı Ulahlar, takındıkları sert tavırlarla, Türk halkını fazlasıyla rahatsız ettiler.
Bu durum, yeni Türk göçlerine sebep oldu. 1934’te 15 321 kişi göç etti. Romen hükümeti ile yapılan anlaşmalarla, göç işleri bir düzene sokuldu. 1935-1939 arası, toplam olarak 64 570 kişi göç etti. Romanya, 1939’da güney Dobruca’yı Bulgarlara bıraktı ve burada kalan 8000 Türk, 1952’de Türkiye’ye gönderildi. 1934-1960 yılları arasında Romanya’dan göç edenlerin sayısı 87 476’dır. Bu göçmenler, Trakya, Batı Anadolu ve diğer bölgelere yerleştirildiler. 1960-1970 arasında Romanya’dan 271 serbest göçmen geldi.

Yugoslavya’dan. 1804’te isyan eden Sırpların şiddet hareketleri sırasında, Semendire’ye bağlı yerlerde Türklere karşı girişilen katliâmdan kaçanlar, Rumeli ve Bosna-Hersek’e göç ettiler. 1806-1812 Osmanlı-Rus savaşının başlamasıyla Ruslardan yardım gören Sırplar, Türkler üzerindeki şiddet hareketlerini ve baskıyı daha da arttırdılar. Bu sırada kaçabilen Türkler, Manastır, üsküp ve Kosova’ya yerleştiler. 1826’da imzalanan Akkerman antlaşmasıyla, 150 000’e yakın Türk, Sırbistan’dan çıkarıldı; Belgrad ve diğer Türk kalelerinden 15 000 kadar Türk, Anadolu’ya göç ederek Sakarya ırmağı çevresine yerleşti. 1908-1923 yılları arasında 300 000, 1923-1933 arasında da 108 179 Türk, Türkiye’ye göç etti. Yugoslavya’daki rejim değişikliğinden sonra da göç hareketleri devam etti. 1934-1960 yıllarında 160 922 kişi Türkiye’ye yerleşti. Yugoslavya’dan göçler, daha sonraki yılarda da yakın zamana kadar devam etmiştir. 1960-1970 arasında 43 753 serbest göçmen gelmiştir.

Ergunca Tarafından Yayımlandı.

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir