Ludwig Van Beethoven Kimdir?

Ledwig Van Beethoven Kimdir?

Ludwig van Beethoven
Ludwig van Beethoven (Bonn, 17 Aralık 1770 – Viyana, 26 Mart 1827) Alman besteci.Üzerinde çalıştığı her müzik formunda reform yapan tek besteci olan Beethoven, müzik tarihindeki en büyük isimlerden biridir. Beethoven ailesinin kökleri Belçika’da bulunan Brabant’a dayanır.Dedesi
Köln elektörünün hizmetine şarkıcı olarak girince Bonn’a yerleşmiş, daha sonra ise hiç beste yapmamasına rağmen müzik direktörü olmuştur.

Alkole karşı olan zaafıyla bilinen Beethoven’in babası Johann da saray müzisyeniydi. Aynı Mozart’ın babasının yaptığı gibi oğlunun yeteneklerini sömürmek istemişti; ancak Beethoven’in güçlü kişiliği buna hiçbir zaman izin vermedi. Daha sonraki donemde Beethoven’ın ihtilalci kimliğinin oluşmasında çocukluğunda gördüğü baskının rolü büyüktür. Beethoven kendisini saray veya aristokrasinin değil bütün herkesin sanatçısı olarak görüyordu. Bu nedenle ömrünün çok kısa bir bölümünde sarayın hizmetinde çalışmış, bağımsız güç olarak kendi ayaklarının üzerinde kalmıştır.

İlk müzik eğitimini babasından aldıktan sonra, 1779’da Christian Gottlob Neefe’yle çalışmaya başladı. 1783’te ilk bestesi olan Dressler’in Marşı Üzerine Çeşitlemeler Neefe’nin yardımıyla yayımlandı. 1786’da Viyana’ya yaptığı ziyaretin ardından, annesinin olumu üzerine Bonn’a geri döndü ve Kont Walstein’ın hizmetine girdi. 4 yıl boyunca kontun orkestrasında viyola çaldı.

1792 Bonn gezisinde Beethoven’in bestelerini gören Haydn, Ludwig’i beraber çalışmak için Viyana’ya davet etti. Bu davet üzerine Viyana’ya yerleşen Beethoven ölene değin bu şehirde yaşamıştır. Müziğin iki büyük isminin anlaşması kolay değildi. Bu nedenle Beethoven, Haydn ile uzun süre çalışma imkânı bulamadı. Besteci olarak tekniğini geliştirmek için Schenk’ten, kontrpuan ustası Stephansdom’dan ve Albrectsberger’den müzik tekniği; Salieri’den vokal kompozisyon dersleri aldı.

1798 yılında Beethoven işitme problemleri yaşamaya başladı. Bu tarihten itibaren 21 yıl boyunca hiç kimseyle iletişim kurmadı. Ancak 1819 yılına gelindiğinde yazarak insanlarla diyalog kurmaya başladı. 21 yıl boyunca çekilen yalnızlık çok derin acılar yaşamasına neden oldu. Beethoven bütün senfonilerini işitme problemi yaşamaya başladıktan sonra bestelemesi de dikkate değer bir olaydır.

Beethoven ömrü boyunca birkaç kadını sevmesine rağmen hiç evlenmemiştir. Bunlar içinde evlenmeye en çok yaklaştığı ve en çok sevdiği Ölümsüz Aşık’tır. Kim olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte bu kadının, Frankfurtlu bir tüccarın karısı olan Antonie Brentano olduğu sanılmaktadır. Sevdiği kişiye kendini bütünüyle veren Beethoven, Diabelli Varyasyonları’nı Ölümsüz Aşkı’na adamıştır.

Beethoven her sabah gün ağarırken uyanır, öğlen üçe kadar çalışırdı, Yemeğin ardından yaz, kış demeden kar da yağsa, çok da sıcak olsa mutlaka 2-3 saat süren öğleden sonra yürüyüşlerine çıkardı. Bu yürüyüşler sadece dinlenme ve rahatlama amaçlı değil; ayni zamanda müziği için ilham bulmak içindi. Bunun ardından evine dönen Beethoven, geceleri çok nadiren eserleri üzerinde çalışır, genellikle kitap okurdu. Saat onu geçmeden ise mutlaka uyumuş olurdu.

Beethoven hayat boyunca zatürre, tifo, erythema gibi birçok hastalıkla mücadele etmek zorunda kaldı. 1826’da kardeşi Karl ile Gneixendorf’ta yaptığı tatilin ardından Viyana’ya dönüşünde, siroz hastalığı iyice ilerlemiş, yataktan kalkamaz olmuştu. 26 Mart 1827’de hava iyice bozmuş, durmadan yağmur yağıyordu. O sırada akan büyük bir şimşekle Beethoven’in odası aydınlandı. Aynı anda, yumruğunu havaya kaldıran Beethoven’in gözleri birkaç saniyeliğine hayata meydan okurcasına açıldı, ve ardından bir daha açılmamak üzere kapandı. Doktorlar bunun Beethoven’in anlamlı bir hareketi değil, sadece ışığa karşı bir tür refleks olduğunu söylemektedirler. Beethoven yaklaşık 30.000 kişinin katıldığı bir cenaze töreninin ardından Wahring mezarlığına defnedildi. 1888’de ise naaşı Viyana Merkez Mezarlığı’na Schubert’in mezarının yanına aktarıldı.

Beethoven’in 9 senfonisi, 5 piyano konçertosu, bir keman konçertosu , bir piyano keman ve çello için üçlü konçerto, 32 piyano sonatı ve birçok oda müziği eseri bulunmaktadır. Sadece 1 opera bestelemiştir. Orijinal ismi Elonore olan Fidelio operası en güzel operalardan biridir. Beethoven’in başarıyı yakaladığı en önemli yapıtları ise senfonileridir. İlk senfonisini 1800 yılında tamamlamıştır. Eroica isimli 3. senfonisini Napolyon’a adamıştır. Bu dönemde Napolyon birçok ülkeyi, o ülkelere bağımsızlık getireceğini vaat ederek işgal ediyordu. Napolyon kendi yazılarında bunun sadece savaşa girdiği ülkenin direncini kırmak için bir taktik olduğunu söyler. Napolyon’un kendini imparator ilan etmesinin ardından Beethoven ithafını geri çekti. 9. senfoni ise gelmiş geçmiş en iyi senfoni olarak değerlendirilebilir.

Beethoven yavaş çalışan bir müzisyendi. Üzerinde çalıştığı eseri oya gibi işlerdi. Taslakları incelendiğinde başlangıçta önemsiz gibi görülen çalışmalar, sonunda eşsiz bir esere dönüşür, minuet mükemmel bir scherzo olurdu. Müziği, ifade gücü ve teknik olarak çok üst seviyedir. Daha enerjik ve dinamik eserler üretebilmek için Mozart’ın müziğindeki eleganslıktan uzak durmuştur. Ayrıca Mozart’ın müziğinde pek görülmeyen bilinçaltı dünyası Beethoven’in yapıtlarında önemli bir yer tutar. Eserleri klasik formda olmakla birlikte, özellikle Op. 109 piyano sonatıyla beraber Romantik Döneme geçişi hızlandırmıştır.

BEETHOVEN’İN MÜZİĞİ
Beethoven’in yapıtlarını üç dönemde incelemek gelenek haline gelmiştir: Gençlik, orta yaş ve olgunluk dönemi. Fransız besteci Vincent d’Indy (1851-1931) bu dönemlere Taklit, Dışa dönüş ve Yansıtma başlıklarını verir.

Gençlik Dönemi (1795-1802): Haydn ve Mozart’ı örnek aldığı dönemdir. Piyano yapıtları henüz doğal bir coşku içindedir. Beethoven’in piyano biçemi Haydn’a olduğu kadar Jan Ladislav Dussek (1760-1812) ve Clementi’ye de pek çok şey borçludur. Bu ilk dönemdeki yapıtları henüz Klasik yapıyı taşımakta ama Romantik öze yaklaşmaktadır. Op.2, (1796) ilk üç piyano sonatı Op.7,10 ve 13 numaralı sonatların her biri üç bölümlü Klasik yapıda ve Haydn-Mozart çizgisindedir.

İlk üç sonat Haydn’a adanmıştır. İlk kuvartetleri de Haydn etkisindedir (Öp.18,1798-1800). Bestecinin ilk dönemine ait diğer oda müziği yapıtları Öp.ı Piyano Triosıt; Öp.12 Üç Keman Sonatı, Öp. 5 İki Çello Sonatı; Öp.20 Septet’tir. İlk senfonisi 1799’da yazılmıştır. Dokuz senfonisi arasında en Klasik olanıdır. Tümüyle Haydn örneğine dayanır. 1802’de yazılan İkinci Senfoni, bestecinin ikinci döneminin eşiğindedir. Senfonilerdeki dans havalı menuet bölümü ise onun yapıtlarında kamçılayıcı bir scherzo’ya dönüşmüştür. Scherzo ve finalinde tümüyle Beethoven’in enerjisi belirgindir. İsa Zeytin Dağında adlı oratoryosu (1802-03) ve Prometheus’un Yaratıkları balesi (1800-01) bu dönemin ürünleridir.

Orta yaş dönemi (1803-1816) en verimli yıllarıdır. Sağırlığını kabullenip, yazgısına kahramanca karşı koyabildiğim kanıtlamak peşindedir. Geniş boyutlu yapıtlarda etkileyici bir anlatım dili, dramatik bir karakter oluşturur. Eroika senfonisi (no.3), Fidelio operası (1803-05), Waldstein (1804) ve Appasionata (1804) sonatları hep dramatiktir.

Beethoven korkuları yenen kahramanca haykırışını duyurur. 1806’dan 1812’ye dek süren bu yiğitçe ortam, bir yanda da tanrısal bir huzur ortamı ile örtüşür. Beethoven’in bu dönemdeki piyano sonatları üç değil, dört bölümlüdür. Piyano yapıtları da daha parlak, virtüozluk gerektiren bir tekniktedir. Piyano konçertolarından üç, dört ve beşinciyi art arda besteler.

Eroika ile başlayan senfoniler zinciri, Sekizinci Senfoni’nin sonuna dek bu dönem içinde yer alır. Eroika (0/5.55), bir kahramanlık destanı gibidir. Görkemli anlatımı, ikinci bölümdeki cenaze marşının askeri havası, son bölümdeki atletik ve neşeli adımlarla yaşanan zafer sevinci, bu yapıtta bestecinin dinamizmini sergiler. Dördüncü senfoni (Öp.60), üç ve beşin görkemli anlatımları arasında kalan Klasik üsluplu, zarif, neşeli bir yapıttır.

Beşinci senfoni (Öp.67), belki de müzik tarihinde dinleyeni en çok etkilemiş, ünlü girişinden en çok alıntı yapılmış senfonidir. Beşinci Senfoni”de ana tema olan dört nota, Beethoven’den sonra kaderin kapıya vuruşu olarak yakıştırılmıştır. Bu ana tema senfoninin her bölümünde egemendir. Daha derin etkinlik, daha gürültülü sesler kazanmak için besteci kalabalık bir çalgı grubu öngörmüştür. Altıncı, Pastoral Senfoni (Öp.68), huzur dolu, gizemli bir dünya yaratır.

Yedinci (Öp.92) ve Sekizinci (Öp.93) senfoniler aynı yıl, 1812’de yazılmıştır ve dünyasal değerlerin, insanın kendi coşkusunun, öz gücünün kutlan-masıdır. Yedinci ve Sekizinci Senfoni’lerinden sonra Beethoven anıtsal yapılar kurmayı yavaşlatır.

Bu dönemin önemli ürünlerinden bir bölümü de orkestra uvertürleridir. Beethoven hep ardından operalar yazmayı düşlediği uvertürler yazar Bunlardan ancak Fidelio’nun operası gerçekleşir ve uvertürü Leonora başlığı ile (ilk düşündüğü isim) konser programlarının dağarcığına girer. Egmont ve Coriolan uvertürleri, büyük senfoni biçiminin bir özeti gibidir. Tek Keman Konçertosu, Razumovski Kuvartetleri-, Öp.47 ve Öp.96 Keman Sonatları; Öp.97 Trio, bu dönemin ürünleridir. Öp.59 kuvartet dizisinden üçünü o sıralar (1806) Viyana’nın Rus büyükelçisi olan Kont Razumovski’ye adar ve her birinde Rus halk ezgilerinden temalar sunar.

Beethoven bu döneminde her türlü müziksel biçimden yararlanabilmeyi kendine hak tanır. Kendine özgü biçeminde, kendi müzik dilini dilediğince özgür kullanabilir. Eksantrik davranışları, çevrede dikkati çekmektedir. Viyana’nın en soylu aileleriyle dostluk eder. İşverenleri mutlu etmek gibi bir kaygısı yoktur. Haydn ve Mozart dönemi artık sona ermiştir: Ne işverenin sarayında bir hizmetli üniforması giymelidir, ne de aşçı ve uşaklarla aynı sofraya oturtulabilir. Beethoven’in patronları ile ilişkisi çok değişiktir. Hiçbir zaman onların isteği doğrultusunda beste yazmaz, kendi içinden gelen biçimi onlar için değiştirmez.

Olgunluk dönemi (1816-1827) besteleri, dramatik gösteriden uzak, içedönük yapıtlardır. 1813-14’teki yapıtları pek çarpıcı nitelikte değildir. 1815, Beethoven için oldukça mutlu sayılabilecek bir yıldır: Parasal durumu düzene girmiştir. Yapıtları övülmekte, çalınmakta, Viyana içinde olduğu kadar dışında da adı ünlenmektedir. Ancak sağırlığı ruhsal durumunu iyice etkilemiştir. Artık en yakın dostuna bile kuşkuyla bakar; kimsenin arkadaşlığını istemez. Dış dünyayı yıllardır duymadığı için belleğindeki sesler iyice arınmış ve yoğunlaşmıştır. Bu dönemin ilk örnekleri bir dizi şarkıdır (Öp.98). Piyano sonatları artık bestecinin içe dönük imgelerini dile getiren deneysel özellikler taşır: Piyano Sonatı Öp.101 (1816), Öp.106 (1818) gibi. Piyano için yazdığı Diabelli Çeşitlemeleri’nde tema ve çeşitleme tekniğine yenilikler getirir: Her çeşitlemede yeni anlam katmanları bulur. Son beş piyano sonatı da bu gruba girer.

Başta yaylı çalgılar kuvartetleri (Öp. 127, 130,131,132,135) (1824-26) olmak üzere, Beethoven, son dönem oda müziklerinde üç ya da dört bölümle sınırlanan klasik biçime bağlı kalmaz. Çeşitleme ve füg yapısını yeğ tutar. Art arda dizilmiş aralıksız yedi bölüm bile kullanabilir.

Son döneminde, orta dönemindekine benzer ilginç bir şahlanma ve kahramanca coşkuyla ortaya çıkan başyapıtları, Beethoven’in doruğa tırmanışını sergiler: Hammerklavier Sonat’ı, Öp. 106, Missa Solemnis ve 9. Koral Senfoni, üçüncü dönem stili olan derin düşüncenin yansımalarıdır. Besteci, huzurlu, dingin bir meditasyon derinliğinde, önceki dönemlerin yerinde duramayan, tutkulu dışavurumunun üstesinden gelmiştir. Müziksel dili daha soyutlaşmış ve yoğunlaşmıştır. Yeni bir sonorite (ötüşüm) arayışındadır. Yalın halk ezgilerinin altında derin bir felsefe sergileyen geçitler, soyut bir archaism (eskillik), bestecinin kendine özgü çözümlemeye varışıdır. Dokuzuncu Senfoni, ölümsüz insan mutluluğudur. Schiller’in Neşeye Övgü başlıklı şiirine uzun yıllar hayranlık duyan Beethoven, uluslararası kardeşlik konusunu, orkestraya kattığı koro ve solistleriyle, coşkuyla vurgulamıştır. Son bölüm, senfoninin diğer üç bölümünü çağrıştıran temalarla yüklü büyük bir çeşitlemedir.

BEETHOVEN’İN ÖNEMİ
Beethoven hiç kimseyi mutlu etmek için beste yazmadığı gibi, bestelerini de bir gösteriş olarak değil, iç dünyasının gereksinimi olduğu için üretmiştir. Beethoven’in son yapıtlarını onun ancak birkaç çağdaşı anlayabilmiştir. Uzun yıllar 0/7.135 gibi yaylı çalgılar kuvartetleri anlaşılmaz, garip bir müzik olarak nitelenmiş, yorumundan kaçınılmıştır. Oysa Beethoven için artık kalıplar, biçimsel özellikler önemli değildir. Giderek yapıtın içeriğinde anlatmak istediği gerçeği, özü, kendine özgü yoğun bir dil ile yansıtmaktadır.

Bestecinin ilginç bir yönü de otuz yıl boyunca, durmadan, tükenmeden hep eşit zaman aralıklarında yapıt üretmiş olmasıdır. Ne bunalımları, ne de zor yaşam koşulları, besteleme sürecini engelleyebilmiştir.

Beethoven’dan sonraki kuşaklarda onun etkisi hemen görülür: Örneğin Yedinci Senfoni’sini Schubert’in Do Majör Senfoni’sinde, Mendelssohn’un İtalyan Senfonisi’nde, Berlioz’un Harold İtalya’da adlı yapıtında, Wagner’in Do Majör Senfoni’sinde duyabilirsiniz. Dokuzuncu Senfoni ise Bruckner, Brahms, Berlioz ve Mahler’in yapıtlarında derin izler bırakmıştır.

Programlı senfonileri (3,6,9) Romantik çağın senfonik şiir geleneğine kapıları açmıştır. Diğer senfonileri ise, Klasik kalıplara bağlı kalacak bestecilere yol gösterecektir. Beethoven’in kendi yazgısıyla savaşması ve müziği ile yaşama tutunması da kendinden sonra Wagner gibi birçok besteciye örnek olmuştur.

BEETHOVEN’İN BAŞLICA YAPITLARI

Opera: Fidelio, Öp.72 (1805, 1806 ve 1814’te yeniden düzenlenir)

Koral müzik: Missa Solemnis Re Majör, Öp.123 (1819-1823); Do Majör Missa, Op.86 (1807); İsa Zeytin Dağında Oratoryosu (Christus am Olberg) Op.85 (1803); Koral Fantezi, Op.80(1808)

Senfoniler: No.1, Do Majör, Op.21 (1800); No.2, Re Majör, Op.36 (1802); No.3-Eroika-Mi Bemol Majör, Op.55 (1809); No.4, Si Bemol Majör, Op.60 (1806); No. 5, Do Minör, Op.67 (1808); No.6-Pastoral- Fa Majör, Op.68 (1808); No.7, La Majör, Op.92 (1812); No.8, Fa Majör, Op.93 (1812); No.9-Koral-Re Minör, Op.125 (1824).

Konçertolar: 5 piyano konçertosu: No.1, Do Majör, Öp.15 (1798); No.2, Si Bemol Majör, Op.19 (1795), IMo.3, Do Majör, Op.37 (1801); No.4, Sol Majör, Op.58 (1806); No.5, Mi Bemol Majör-imparator-Op.73 (1809); Keman konçertosu, Re Majör, Op.61 (1806); Piyano-keman-çello için Üçlü Konçerto, Do Majör, Op.56 (1804).

Uvertürler ve tiyatro müziği: Prometheus, Op.43 (1801); Coriolan, Op.62 (1807); Leonora uvertürleri no.1,2,3, Op.138 (1805-6); Egmont, Op.84 (1810); Atina Harabeleri (Ruinen vonAthen) Op.113 (1811).

Yaylı çalgılar kuvartetleri: Op.18:1-6 (1798-1800); Op.59 Razumovski kuvartetleri (1806); Öp.74 Arp (1809); Op.95 (1810); Op.127 (1824); Op.132 (1825); Op.130 (1826); Op.133, Grosse Fuge (1826); Op.131 (1826); Op.135 (1826).

Piyano müziği: 32 piyano sonatı-no.8 Pathetique Öp. 13 (1799); no.14 Ayışığı (Moonlight) Op.27, no.2 (1801); no.21 Waldstein Öp.53 (1804); no.23 Appassionata (1805); no.26 Veda sonatı (Farewell) Op.81 a (1810); no.29 Hammerklavier Op.106 (1818); Diabelli Çeşitlemeleri Op.120 (1823); çeşitlemeler, bagateller.

Diğer oda müzikleri: Arşidük Piyano Triosu Op.97 (1811); Yaylı Çalgılar Kenteti; Piyanolu Kentet; Piyano-keman sonat-Iarı-Op.24 İlkbahar Sonatı (Spring) (1801); Op.47 Kreutzer Sonatı (1803); Üfleme Çalgılar Sekizlisi (1793). Tenor ve piyano için şarkılar (Uzaktaki sevgiliye -Andieferne Geliebte) Op.98 (1816).

BEETHOVEN’İN YAŞAMINDAKİ KADINLAR
Sırasıyla Kontes Erdody, Prenses Lichnowsky, Prenses Lichtenstein, Bettina Van Brantano

Karısının ölümünden sonra Baba Beethoven kendini iyice içkiye vermişti. Artık evin bütün yükü Beethoven’in omuzlarındaydı. Babasından başka iki küçük kardeşi Anton Carl ile Nikolaus Johann’ın bakımı Beethoven’e
kalmıştı. Delikanlı gündüzleri evin işlerini de yapmak zorundaydı. Sağlık duru onu endişelendiriyor, evin işleri, ekmek parası kazanma derdi Beethoven’i bunaltıyordu. Son derece aksi, sinirli bir insan olmuştu. Çevresindeki insanların ondan çok daha rahat ve mutlu yaşayabildiklerini düşündükçe öfkeleniyor, herkese düşman kesiliyordu. Arkadaşlarıyla konuşurken onlara daima kötü sözler sarfediyor, en küçük fırsatta işi
kavafaya döküyordu. Saçı başı darmadağınık dolaştığı için herkes ona çılgın ispanyol diyordu. Fakat herşeye rağmen Beethoven’in bir çok da dostu vardı. Çevresindekiler bu kavgacı fakat dürüst delikanlıyı seviyorlardı.

Onun hayatın gerçekleri karşısındaki davranışları da hoşa gidiyordu. Kalabalık salonlarda, arkadaş toplantılarında daima yabancı kalıyordu ama bu toplantılarda da herkes sadece onunla ilgileniyor, herkes onunla konuşmak için sabırsızlanıyordu. Bu çirkin, atlet vücutlu, inatçı adamda herkesi çeken gizli bir kuvvet vardı sanki.

Beethoven, yirmi iki yaşında Viyana’ya yerleşti. Artık ellerinin ustalığı sayesinde kendi ayakları üzerinde duracak hale gelmişti. Piyanoda gösterdiği başarı sayesinde Prens Carl Lichnowski ile eşinin de dikkatini çekti. Avusturyalı aristokratlar müziğe çık meraklıydı. Asil karı koca Beethoven’i evlerine aldılar ve ona yılda altı yüz florin (üç bin Türk lirasına yakın) ödemeyi kabul ettiler. Bu arada genç müzisyeninin Viyana sosyetesinde de tanınmasına yardımcı oldular.

Beethoven, bir süre neşeli, kayıtsız bir insan olmayı denedi. Hatta kendine bir atlı araba almayı düşünecek kadar da lükse merak sardı. Parlak renkli kumaşlardan elbiseler yaptırıyor, dans dersleri alıyor ve etrafını saran
genç kızlarla dostluk kurmaktan da çekinmiyordu. Beethoven, Viyana sosyetesinin bir numaralı erkeği olmuştu. Her yere davet ediliyordu, her gittiği yerde itibar görüyordu. Ama çok geçmeden bütün bunlar, asi ruhlu bestecinin sinirine dokunmaya başladı. Asillerin ona yakınlık göstermeleri öfkelenmesine sebep oluyordu. Genç adam, mutluluk bana yaramıyor diyerek durumunu açıklamaya çalışmıştı, daha doğrusu ben mutlu olmak için yaratılmamışım. Gerçekten de bestecinin dehasını geliştirebilmesi için yalnızlığa ihtiyacı vardı. Yalnız yaşamalı, ısdırap çekmeliydi ki eser verebilsin. Ben dünyaya mutlu, kaygusuz bir hayat sürmek için değil, büyük eserler yaratmak için gelmişim diyordu. Beethoven bunları düşünerek sosyeteden elini eteğini çekti. Onun kabaca davranışları iyi kalpli prens ile eşinin de sabrını tüketiyordu. Fakat onun, şımarıklıklarına, huysuzluklarına boyun eğmeye de kararlıydılar. Hatta bir keresinde Prens, hizmetkarlarından birene şayet Beethoven de seni benim çağırdığım sırada çağırırsa önce onun yanına gidip emirlerini yerine getirmelisin demişti.Prens, sanatın her şeyden önce geldiğine inanıyordu.

Beethoven, annesinin ölümünden sonra hastalık korkusundan kendini bir türlü kurtaramamıştı. Vücudunun hep ağrılar içinde olduğunu zannediyor, kendine hasta süsü veriyordu. Bestecinin üzüntüleri bu kadarla da bitse iyi …
Herkesin onu iyi bir piyanist, kötü bir besteci olarak tanınmasından da şikayetçiydi. İlk eserleri, güzel çalan fakat güzel eser yaratmaktan aciz bir müzikçinin eserleriydi. Halbuki Beethoven, her şeyden çok yaratıcılığa
önem veriyordu. Tek isteği, ihtirası güzel eser bestelemekti ama işte otuz yaşına yaklaştığı halde dikkati çekip ilgi toplayacak bir eser ortaya çıkaramamıştı.

Arkadaşlarının ona cesaret vermemeleri Beethoven’i ümitsizliğe düşürmemişti. Dehasının er geç anlaşılacağından emindi. Nitekim 1800 de tamamladığı Birinci Senfonisi Beethoven’in ilerde bir şeyler yapabileceğini müjdelemesi bakımından önem taşıyordu. Bu eserde, besteci kendisinden önce yaşamış olan bestecilerin eserlerinin etkisi altında kaldığını göstermişti ama gene de ileriye doğru atılmış bir adım sayılırdı bu eser.

Müzik eleştiricileri Beethoven’in yenilikler peşinde koşmaktan vazgeçip eski usulde eser bestelemesini tavsiye ettiler. Fakat Beethoven hiç başkalarının sözlerini dinler mi? İkinci senfonisiyle eleştiricilere adeta meydan okudu. Bu senfoninin Largetto temposundaki ikinci bölümünde orkestranın çeşitli sazları bir melodiyi karşılıklı tekrarlayarak bir nevi notalı dedikodu yapıyorlardı. İki ayrı grubun aynı melodileri karşılıklı tekrarlanmasından
sonra üçüncü bir grup araya karışıyordu. Eleştiricilerden biri Beethoven’in bu eserini dinledikten sonra bu gidişle bizim orkestralar sazlı dedikodu dernekleri haline gelecek dedi.

Beethoven bu sözleri de duymamazlıktan geldi. Birkaç sineğin ısırması yarışı kazanmaya azmetmiş bir atı durduramaz diyordu. Eleştiriciler ise Beethoven’in sadece bir konuşmadan ibaret olmakla kalmayıp aynı zamanda gramer yanlışlarıyla da dolu olduğunu belirttiler. Onların düşüncelerine göre bu konuşma, cahil bir adamın konuşmasından farksızdı. Beethoven, bu sert hücumlara da aldırmadı.

Hiç kimsenin önünde eğilmeyen, kimsenin sözünü dinlemeyen bu inatçı ve kibirli adam, her gün yeni bir gönül macerasının esiri oluyordu. Ancak evli kadınlarla hiçbir zaman ilgilenmemeyi prensip edinmiştir. Yalnız Beethoven, bir kadının kalbini kazanmak için gerekli olan meziyetlerin hepsinden yoksundu. Üstelik son zamanlarda kulakları da ağır duymaya başlamıştı. Bestecinin ilgilendiği kadınlar onun bu durumuna üzülüyor, genç adama acımaktan kendilerini alamıyorlardı. Gerçekten de Beethoven acınacak haldeydi. Sağırlık onu sadece cemiyetten, insanlardan uzaklaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda çalışmalarını da güçleştiriyordu.Bestelediği eserleri duyamamak Beethoven’i çileden çıkarıyordu. Dostlarına “ben duymuyorum, yüksek sesle konuşun” diyemediği için onlardan kaçmak zorunda kalıyordu. Bir ara hayatına son vermeyi de düşünmedi değil. Fakat eserler besteleyebilmek için daha yaşaması lazımdı. Sanatı uğruna bu fedakarlığa katlanacaktı. O kaderiyle mücadele ederken, bir kumandan da Avrupanın savaş meydanlarında başka bir uğurda ölümle burun buruna çalışıyordu. Beethoven, insanlığın kurtarıcısı, saltanatın düşmanı olarak tanıdığı Napolyon Bonaparte’ye hayrandı. Bestelediği üçüncü senfoniyi de ona ithaf etmeyi kararlaştırmıştı. Tam eserin müsveddelerini Paris’e göndermeye hazırladığı sırada Napolyon’un fedakar kahraman hüviyetinden sıyrılıp kendini imparator ilan ettiğini duyunca müthiş sinirlendi. Öfkeyle senfoninin ithaf sayfasını yırttı. “Demek Napolyon da alelade bir insanmış” diye bağırdı, “diğer diktatörler gibi o da insan kalplerini zedelemekten başka bir şey bilmiyor”. Beethoven, üçüncü senfonisini Napolyon’a ithaf etmekten vazgeçti. Eserine “Eroica” (Kahraman) adını koydu ve “vücudu hala yaşadığı halde ruhu çoktan ölmüş olan bir büyük adamın hatırasına hürmeten” kelimelerini ekledi.

Yıllar geçtikçe, Beethoven’in huzursuzluğu da artıyordu. Arkadaşlarına bağırıp çağırıyor, hizmetçilerine kitap çanak fırlatıyor hatta patronlarına da hakaret ediyordu. Bir keresinde Prensin sarayına Napolyon’un ordusuna
mensup subayların geldiğini görünce o gece piyano çalmaktan vazgeçmişti.Prens ” misafirlerimin huzurunda piyano çalmazsan, harp esiri olarak şatoda hapsedileceksin” diye ihtar etti. Bu sözler üzerine Beethoven hiç bir şey demeden şatodan dışarı çıktı ve bardaktan boşanırcasına yağın yağmur altında üç millik yolu yürüyerek kasabaya geldi. Burada araba beklerken Prense de bir mektup yazdı : “Prens” diye başlamıştı, “sen bugünkü halini, doğuşuna ve talihine borçlusun. Ben ise kendi kendimi yetiştirdim. Bugüne kadar binlerce prens geldi geçti, bundan sonra da binlercesi yaşayacak. Fakat yeryüzünde yalnız bir tek Beethoven vardır.”

Beethoven, öğrencilerine karşı gayet sert davranıyor, onlara hiç durmadan dinlenmeden egzersiz yapmaları gerektiğini anlatıyordu. Hanım öğrencilerin yanında bile Beethoven öfkesini gizlemek zahmetine katlanmıyordu. Bazan günlerce ortadan kayboluyor, onu aramaya çıkanlar da besteciyi ormanda, ağaç altında ellerini şakağına dayamış bir halde buluyorlardı. Onu sükünete kavuşturan tek yer ormanda, ağaçların yanıydı. Beethoven, hasretini çektiği insan sevgisini ağaçlarda arıyordu. Sağırlığının her gün biraz daha artmasına karşılık bestelediği eserlerin sayıları da günden güne artıyordu. Beethoven, dördüncü senfonisini neşeli bir aşk senfonisi olarak bestelemişti. Bestecinin üçüncü ve beşinci senfonilerinin yanında dördüncü senfoni biraz sönük kalmaktadır. Bu arada Beethoven, Fidelio operasını da bestelemeye başlamıştı (1804). Boully adındaki yazarın “Leonore” isimli eserlerinden aldığı operanın bestelenmesi bir hayli uzun sürdü. Beethoven, insan seslerini sevmediği için onlara göre bir eser yaratmakta güçlük çekiyordu.

Mozart için müzik şairi diyenler, Beethoven için hiç çekinmeden müzik filozofu demektedirler. Besteci “Kader” senfonisi adıyla anılan beşinci senfonisinde, felsefesini en ince noktalarına kadar anlatır. İnsanların kaderleriyle yaptıkları savaşın hikayesidir bu… Başlangıçta, insanoğlu kadere karşı açtığı savaştan galip çıkacak gibi görünmekteyse de son zafer gene kaderin olacaktır…

Beethoven’in hayatının en önemli olaylarından biri de onun ünlü şair Goethe ile tanışmasıdır. Besteci geçirdiği şiddetli bir sinir krizinden sonra dinlenmek, biraz da kendini toplamak için Teplitz’e gelmişti. Burada ünlü
şair Goethe ile karşılaştı. Hayli yaşlanmış olan şair, genç besteci üzerinde derin bir iz bırakmıştı. Teplitz’deki yaz tatili süresince iki sanatçı sık sık buluşmak fırsatını elde etti. Beethoven’in sağırlığı iki şöhretin
rahatça konuşmasını önlüyordu. Fakat birbirlerinden pek hoşlandıkları için sık sık ormanda yürüyüşe çıkıyorlar, bazı kereler hiç konuşmadan dakikalarca yürüyorlardı. Bazen de aralarında fikir ayrılıkları beliriyor,
şiddetli münakaşalara girişiyorlardı. Goethe, asaleti her şeyden üstün tutuyordu. Onun aksine Beethoven de demokrat ruhluydu. Bir gün parkta dolaşırken Krala rastladılar. Beethoven, karşıdan gelenlere hiç aldırmadan
başı yukarda yoluna devam etti. Gothe ise yanındakilere hürmette kusur etmedi. Sonra da yaptığı kabalıktan ötürü Beethoven’i azarladı. Bu yüzden de iki dostun arası açıldı.

Beethoven akrabalarına karşı da dostlarına yaptığı gibi haşin davranıyor, bestelediği sevgiyi sert davranışlarıyla gizlemeye çalışıyordu. Küçük kardeşlerinden Johann ilaç imalatı üzerinde çalışmış, başarılı bir iş adamı
olmuştu ve her zaman da başarılarıyla övünmekten hoşlanıyordu. Aynı zamanda büyük bir arazi satın aldığını da herkesin bilmesini istiyordu. Bir gün, ağabeysini ziyarete gittiği zaman kartvizitine “Johann van Beethoven – Akıl sahibi” kelimelerini yazmayı ihmal etmedi.

Besteci, kardeşi Caspar’a daha fazla yakınlık gösteriyordu. Bir süre onu yanında sekreter olarak da çalıştırdı. Caspar öldükten sonra da o tarihte dokuz yaşında olan oğlu Carl’ı yanına alıp onu manevi evlat edindi.

Beethoven, küçük Carl’ın bakımını üzerine almakla omuzlarına pek ağır bir yük yüklemiş oluyordu. Carl’ın annesi zengin bir ailenin kızıydı ve kocasının kardeşine çocuğunu vermek istemiyordu. Yengeyle kayınbirader
mahkemelik oldular. Dava yıllarca sürdü. Beethoven’in maddi durumu iyice kötüleşmiş, üstelik mahkemenin verdiği heyecan ve üzüntü sihhatini de bozmuştu. Herşeye rağmen Beethoven sevgili yeğeninin tahsili için bir kenara bir miktar para ayırdı ve kendi ihtiyaçlarından fedakarlık yaparak varını yoğunu Carl’a harcamaya koyuldu.

Yeğenin de günün birinde iyi bir besteci olacağına inanıyordu. Fakat maalesef bu konuda onu büyük bir hayal kırıklığı beklemekteydi. Carl, idaresi son derece güç olan asi ruhlu bir çocuktu. Okulda ders çalışmaktan
sa bilardo salonlarında oyun oynamayı tercih ediyordu. Amcasından aldığı harçlık masraflarına yetmediği gibi bir sürü de borca girmişti. Bir keresinde delikanlı intihar etmeye kalkışmış, aklınca dertlerinden kurtulmak
istemişti. Gerçi Carl’ın intihar denemesi yarım kalmıştı ama Beethoven bu olaydan sonra kendini bir türlü toparlayamadı.

Carl van Beethoven sonradan iyi bir insan olmuş, akıllanıp uslanmış, amcasının müziğiyle iftihar etmiştir. Fakat Beethoven, haylaz yeğeninin akıllandığını maalesef görememişti.

Çeşitli sıkıntılar ve artan sağırlık Beethoven’in gerektiği kadar fazla çalışmasına imkan bırakmıyordu. Sekiz senfonisini de 1815’ten önce, yani Carl’ı evlat edinmeden önce bestelemişti. Dokuzuncu senfonisini ise 1824’ten önce tamamlayamadı. Dokuz yıl süren ısdırap büyük bir neşe tufanıyla son bulmuştu. Dokuzuncu senfonisi o güne kadar bir benzerine daha rastlanmamış, inanılmayacak derecede güzel bir eserdi. Beethoven, eserin son bölümüne ünlü Alman şairi Schiller’in “Neşeye Şarkı” isimli eserini de koro parçası olarak besteleyip eklemişti. Dokuzuncu senfoniyi dinleyenler kulaklarına inanamıyorlardı.

Bu muazzam eser, ilk defa 7 Mayıs 1824 tarihinde Viyana Kraliyet Tiyatrosunda çalındı. Kulakları artık adam akıllı sağırlaştığı halde besteci eserinin idaresini başkasına bırakmak istememişti. Besteci şef değneğini (baget) eline aldıktan sonra konseri başından sonuna kadar hiçbir aksaklığa sebep olmadan idare etti. Fakat konser bitip de halkın çılgınca alkışları salonu inletmeye başladığı zaman Beethoven, hayatının en acı dakikalarını yaşadı. Zavallı besteci, çevresinde olup bitenlerden habersizdi. Alkışlara karşılık olarak halkı selamlamasını ona işaretle anlatmaya çalıştıkları zaman da bestecinin üzüntüsü son haddini buldu. Dehşet içinde iki eliyle kulaklarını kapadı, hıçkıra hıçkıra ağlayarak salondan uzaklaştı. Kader,Beethoven’e en büyük
darbesini indirmişti, ölümü de yakındı artık..

Konser gecesinden sonra yatağa düşen Beethoven, aylarca ölümle pençeleşti. Son mücadelesi de iki gün iki gece sürdü. Artık kendini bilmez bir halde yatıyordu. Dışarıda ise korkunç bir fırtına hüküm sürmekteydi. Şimşekler çakıyor, rüzgar uğuldayarak esiyor, yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Bir ara şimşek çakmasıyla ölümsüz besteci de gözlerini açtı, sağ yumruğunu havaya kaldırdı, hafifçe boşlukta salladı, sonra başı geriye düştü, ölmüştü…

“Ludwig Van Beethoven Kimdir?” üzerine 2 yorum

  1. Görselleriyle, videolarıyla Beethoven hakkında çok bilgilendirici bir paylaşım olmuş, teşekkürler. Piyano eserleri bir harika..

    Cevapla

Yorum yapın