Kut-ül Amare Zaferi


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 27 Mayıs 2020 Kerim Usta

Kut-ül Amare Zaferi

KUT-ÜL AMARE ZAFERİ
Birinci Dünya Savaşı’nda Irak Cephesi’ndeki Kut’ül Amare kuşatması Türk basınının en önemli gündemlerinden biri olmuş ve 140 gün süren kuşatma sırasında birçok haber ve makale yayımlanmıştır. Kut’ül Amare kuşatmasının basında sürekli haber olması, kamuoyunu bir zafer beklentisine itmiş ve bundan dolayı Kut’ül Amare zaferi Türk kamuoyunda coşkuyla karşılanmıştır. Çanakkale’nin hemen ardından Kut’ül Amare zaferinin gelmesi Osmanlı Devleti’nin ve İttifak Devletlerinin savaşı kazanacağına dair inancı artırmıştır. Tüm imkânlar seferber edilmesine rağmen General Townshend’in on beş bin askeriyle Türk ordusuna teslim olmak zorunda kalması İngiliz itibarının yerle bir olması olarak değerlendirilmiştir. İngilizlerin Çanakkale’den hemen sonra böyle bir yenilgiye uğratılması, Türk kamuoyunda yıllardır İslam dünyası üzerine çökmüş İngiliz baskısının sona ermesi olarak algılanmıştır.
Kut’ül Amare zaferi başta İstanbul olmak üzere tüm ülkede coşkulu törenlerle kutlanmış ve şehirler Türk bayraklarıyla donatılmıştır. İngilizlerin Kut’ül Amare’de teslim oldukları haberi Berlin, Viyana, Peşte ve Sofya gibi Müttefik Devletler başkentlerinde de büyük bir sevinçle karşılanmış ve kutlanmıştır. Irak Cephesi’ndeki zaferle Türk ordusu, Ruslara yardımı bir kere daha önlemiş ve yine savaşın gidişatını değiştirecek bir başarı kazanmıştır. Türk kamuoyu Kut’ül Amare zaferi sonrasında Irak Cephesi’nin kapanacağını ve İngilizlerin bu cephede mücadeleyi bırakacağını düşünmüştür. Fakat bu beklenti Türk yetkililer ve kamuoyunca İngiliz politikalarının doğru okunamadığını göstermekteydi.

Birinci Dünya Savaşı boyunca birçok cephede başarılı mücadeleler veren Türk ordusunun Çanakkale’den sonraki en önemli başarısı hiç şüphesiz Kut’ül Amare zaferidir. Bugünlerde 100. yılı idrak edilecek bu zaferin Türk kamuoyu tarafından hakkıyla bilinmediği de bir gerçektir. Yuğun bir sansürün uygulandığı Birinci Dünya Savaşı yıllarında basında en çok haber çıkan ve yorum yapılan olaylar hiç kuşkusuz Türk kuvvetlerinin başarılı olduğu cephelerle ilgiliydi. Bundan dolayı Irak Cephesi’ndeki Kut’ül Amare kuşatması da basının en önemli gündemi olmuş ve 140 gün süren kuşatma sırasında birçok haber ve makale yayımlanmıştır. Bu çalışmada dönemin gazetelerinden yararlanılarak Türk kamuoyunda Kut’ül Amare kuşatması sırasında ve kazanılan zafer sonrasında yazılanlar ve yapılan yorumlar savaşın gidişatına etkisi açısından değerlendirilecektir.

Irak sahip olduğu zengin petrol yataklarından dolayı XIX. yüzyılın sonlarından itibaren sömürgeci devletlerin ilgi odağı hâline gelmiştir. Büyük devletlerin açık rekabet alanı hâline gelen bölgeye yönelik bilimsel araştırma kılıfı altında bölgeye arkeolog ve doğa bilimci ajanların gönderildiği bilinmektedir. İngiltere gerek petrol yataklarının zenginliği açısından, gerekse stratejik bakımdan ve Hindistan ticaret yolunun güvenliği için çok önemli olan Ortadoğu’da ve özellikle Irak ile Basra Körfezi bölgesinde Arapları kendi tarafına çekmeye, nüfuzunu artırmaya ve onları Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtmaya yönelik bir siyaset izlemeye başladı (Kocatürk, 2011, s.1308-2140).

Kut-ül Amare Zaferi
Bundan dolayı İngiltere daha Osmanlı Devleti’nin savaşa girmediği dönemde Irak bölgesini işgal ederek zengin yeraltı kaynaklarına sahip olmak ve Hindistan’ın güvenliğini sağlamak amacıyla (Burak, 2004, s.123) Basra bölgesine askerî yığınak yapmaya başlamıştı. İngiltere, Rusya ile kara bağlantısı kurmak ve Yakındoğu’daki emperyalist çıkarlarını gerçekleştirmek için 1914 Eylül’ünde Hindistan’da, bir askerî kuvvet hazırlatıp 23 Ekim 1914’te Bahreyn’e göndererek tarafsız olduğu bir dönemde Osmanlı Devleti’ne karşı bakışını ortaya koymuş oluyordu (Earle, 2003, s.261).

Enver Paşa diğer cephelerin aksine Trablusgarp’ta olduğu gibi Irak’ta da aşiret kuvvetleri ile savunma yapılabileceğini umduğu için Osmanlı Devleti, Irak Cephesi’ne gereken önemi vermemiş ve burada bulunan bazı birlikleri farklı cephelere kaydırmıştı. Irak Cephesi’ndeki birliklerde sekiz bin civarında asker vardı (Bayur, 1983, s.397). Osmanlı Devleti Irak Cephesi’nde bölgedeki aşiretlerden topladığı kuvvetleri kullanmak istemişse de özellikle Şii kabilelerden beklediği desteği göremediği gibi İngilizler lehine hareket eden kabileler de olmuştu (Türkmen, 2015, s.401).

Osmanlı Devleti’nin 29 Ekim 1914’teki Karadeniz Hadisesi sonrası fiilen savaşa girmesiyle birlikte İngiltere, Irak bölgesindeki emperyalist emellerini gerçekleştirmek için harekete geçmiştir. İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne harp ilan etmesini müteakip İngiliz harp gemileri Şattülarap ağzındaki Fav Hisarını ve bataryasını top ateşiyle tahrip etmişler ve bir ufak müfrezeyi karaya çıkararak Fav mevkiini işgal etmişlerdir. Osmanlı Devleti kuvvet oluşturma ile meşgul olurken 14 Kasım 1914’te İngiliz ordusunun taarruzu başlamış ve 14-17 Kasım muharebelerinin kaybedilmesinden sonra Basra’yı müdafaa edemeyeceğini anlayan Türk kuvvetleri 19/20 Kasım gecesi Basra’yı terk etmişlerdir. İngiliz kuvvetleri ancak iki gün sonra Basra halkının haber vermesi sonrasında bir dirençle karşılaşmadan 22 Kasım 1914’te Basra’ya girmiştir (Sabis, 1992, s.215-216). Irak Cephesi’ne Türk yetkililerince gereken önemin verilmemesinden dolayı İngilizlerin neredeyse hiç savaşmadan Basra’yı ele geçirmesi, Irak’taki Türk birliklerinin yetersizliğini ortaya çıkarmış ve İngilizlerin Irak Cephesi’ndeki birliklerini artırarak ileri harekâta başlamalarına neden olmuştur.

İngilizlerin kolayca Basra’yı ele geçirmesi üzerine Irak ve Havalisi Kumandanı Cavit Paşa, Harbiye Nezaretine yazı yazarak Irak’tan toplanan askerlerinin cesaret ve metanet göstermemelerinden şikâyetçi olmuş ve bölgeye Türk askeri gönderilmesini istemiştir. Hem bu talepleri karşılamış olmak hem de Basra’nın geri alınmasına bir hazırlık teşkil etmek üzere İstanbul’dan iki itfaiye taburuyla iki makinalı tüfek bölüğü ve 12. Kolordunun 35. Fırkasından bir piyade alayı bölgeye gönderilmiştir. İngilizler ise Basra’nın ele geçirilmesinden sonra ileri harekâtına devam ederek 9 Aralık 1914’te Fırat ve Dicle nehirlerinin birleştiği yer olan Kurna Mevkii’ni işgal ettiler. Kuşatma öncesinde Kurna’daki Arap askerler kaçmış, Türk askerler de esir düşmüştür (Türkmen, 2015, s.393-395).

Kurna’nın İngilizlerin eline geçmesi üzerine Enver Paşa, Trablusgarp’taki tecrübelerine güvendiği Kurmay Binbaşı Süleyman Askerî Bey’i, bazı seçme subaylarla birlikte halkı örgütleyip Basra’yı geri alması için bölgeye gönderdi. 17 Aralık’ta Bağdat’a gelen Süleyman Bey 20 Aralık’ta Irak Komutanlığına atanmıştır. İngilizlere yönelik ilk saldırılarında başarılı olamayan Süleyman Bey bölgeye silah takviyesi istemiştir. Bu hazırlıklara karşı İngilizler de şubat ayında Mısır’dan 12. İngiliz Fırkasını Basra’ya göndermişler ve Irak sefer’î kuvvetlerini bir kolorduya çıkarmışlardır.(Sakin, 2010, s.136-137). Hastalığı dolayısıyla istifa eden General Sir Arthur Brrett’in yerine Irak Komutanlığına General Charles V.F. Townshend atanmıştır (Townshend, 2007, s.64-65).
Süleyman Askerî Bey Basra’yı İngilizlerden geri almak için 29 top mevcutlu 9 tabur piyade, 2 bölük süvari birliği ve ilaveten yerel aşiret kuvvetlerinden topladığı 10 bin civarında gönüllü ile hazırlıkların tamamlandığını düşünmekteydi. Süleyman Askerî Bey 11 Nisan 1915‘te Bercisiyye ve Şuaybe’deki müstahkem İngiliz mevzilerine taarruza başlamış; Bercisiyye ve Şuaybe ormanları içinde üç gün süren muharebelerde başarılı olamamış ve ağır kayıplar vererek geri çekilmiştir. Dönüşte intihar eden Süleyman Bey’in yerine Irak ve Havalisi Kumandanlığına Kolordu Kumandanı salahiyetiyle Edirne’deki İkinci Kolordunun Dördüncü Fırkası Kumandanı Albay Nurettin Bey tayin olunmuştur (Sabis, 1992, s.398-399).

19 Mayıs 1915’te Bağdat’a ulaşan Albay Nurettin Bey İngiliz kuvvetlerine karşı yeni bir savunma hattı oluşturmaya çalıştığı sırada İngilizler de taarruz için hazırlıklarını tamamlamışlardı. Irak Seferî Kuvvetleri Başkumandanı Sir John Nixon tarafından 10 Mayıs 1915’te General Townshend’e verilen talimatta Türk kuvvetlerinin Kurna’nın kuzeyindeki savunma hatlarından sökülerek ileri harekâta geçilmesi ve Türkler için önemli bir askerî merkez olan Amare’nin alınması emri verilmiştir. Townshend’e göre bataklık bir bölgede yapılacak bu taarruz başarılı olsa bile Kut’un alınması için 140 km bir takip yapılacak olması görevin ne kadar zor olduğunu gösteriyordu (Townshend, 2007, s.82-84).

İngiliz istihbaratı Şuaybiye Muharebesi’nden sonra özellikle Şiilerin çoğunlukta oldukları bölgelerde bölge halkının inanç ve mezhep farklılıklarını kullanarak psikolojik harp çerçevesinde, ayaklanmalar çıkarıp hükümet dairelerini işgal ettirerek Irak’taki devlet otoritesini sarsmaya çalışmıştır. Nitekim Osmanlı Devleti’ne karşı bölgedeki ilk ayaklanmalar Necef ve Kerbela‘da gerçekleşmiştir (Birinci Dünya Harbi, 1979, s.284-285). İngilizlerin Şii halka yüklü miktarda para dağıtarak başlattığı ayaklanmalar Türk askerî harekâtını olumsuz etkilemiştir. Osmanlı kuvvetleri artırılmaya çalışılırken bölgedeki aşiretlerin İngilizlerle iş birliği yapması ise oldukça düşündürücüydü.

Türk birlikleri, Kurna’nın kuzeyinden başlayan İngiliz ilerleyişi karşısında tutunamayarak Rot Muharebelerinden sonra geri çekildi. İngilizler endişelerine rağmen fazla bir direnişle karşılaşmadan Amare’yi ele geçirmişlerdi. Amare’nin işgalinden sonra Türk birliklerinin Nasıriye bölgesindeki savaşlarda yıprandığını gören Nurettin Paşa, İngilizlerin Kut’ül Amare’yi çembere alarak Türk birliklerini kuşatıp imha etme planını suya düşürmüş ve şehri, İngilizlere sezdirmeden iki gün önce boşaltmıştır. İngilizler 29 Eylül 1915 günü Kut’ül Amare’yi ele geçirmişlerdir. Nurettin Paşa’nın taktik icabı geri çekilmesi üzerine Türk birliklerini tamamen imha için takibe başlayan General Townshend, Bağdat’a 80 km yaklaşmıştır. Bundan sonra nihai hedef olarak Bağdat’ı gören Townshend, birliklerinin yıpranmasından dolayı bir süre işgal edilen mıntıkanın kuvvetlendirilmesini istemiştir (Türkmen, 2015, s.400-404). Bağdat’a doğru İngiliz ileri harekâtı devam ederken Türk kuvvetleri Doğu Cephesi’nden ve Suriye’den gönderilen birliklerle takviye edildi. Irak Umum Komutanlığının kuvveti; 4 piyade tümeni, 1 süvari tugayı, 2 aşiret tugayına çıkmıştı. 38. Tümen yeniden kurularak Bağdat’ın savunulması için hazırlıklara başlanmıştı (Sakin, 2010, s.145-149). İngilizler; Müslümanlar üzerinde meydana getireceği etki açısından Bağdat’ın ele geçirilmesine son derece önem veriyorlardı.

Townshend komutasındaki İngiliz birliklerinin 22 Kasım 1915’te taarruza geçmesiyle başlayan Selman-ı Pak Muharebelerinde Türk savunması karşısında başarılı olamayan İngilizler ağır kayıplar vermişlerdir. Halil Paşa’nın İngilizlerin zor durumda olduğunu fark etmesiyle başlayan Türk taarruzu karşısında çekilmek zorunda kalan İngilizler1 bir haftada 150 kilometre geri çekilerek Kut Kalesi’ne sığındılar.2 Türk kuvvetlerinin bir kısmı Kut’un takriben 55-60 kilometre doğusundaki Şeyh Said mevkiine gelerek Townshend’a bağlı birliklerin diğer İngiliz birlikleri ile bağlantısını kesmiştir. Böylece 5 Aralık 1915’ten itibaren Türk kuvvetlerinin Kut kuşatması başlamıştır.3 Aslında 2 Aralık 1915 tarihli Osmanlı Genelkurmayı’nın resmi tebliğinden anlaşıldığına göre Türk ordusu İngilizlerin Kut kasabası ile Kut Kalesi arasındaki bağlantısını kesmişler ve yardıma gelen bir gemiyi de ele geçirmişlerdi. Bu bilgiler artık Kut Kalesi’nin Türk ordusu tarafından kuşatılmaya başlandığı anlamına geliyordu.

Selman-ı Pak Muharebelerinden sonra geri çekilmeye başlayan Townshend kuvvetlerinin -düşmanlardan kaçırılması pek kolay olan harp gemilerini bile Türklere kaptırdığını düşünürsek- İngilizlerin uğradıkları mağlubiyetin ne kadar ağır olduğu anlaşılmaktaydı. Bağdat önünde bozulan General Townshend’ın ordusu Kut’ül Amare’ye kadar geri çekildikten sonra kendisini adım adım takip eden Türk ordusunun elinden kurtulamayacağını anlayarak daha ziyade gerilemedi ve kendisini kurtaracak yardım kuvvetlerinin gelmesini beklemek için uzun zamandan beri tahkim edilmekte olan, Kut’ül Amare’ye kapandı.

Selam-ı Pak’ta kendisinden üç kat büyük İngiliz ordusunu yenen Türk kuvvetleri ne kadar övünse azdır. Selman-ı Pak Muharebelerini kazanan Bağdat Valisi ve Umumi Irak Kumandanı Mirliva Nurettin Bey de bu takipten sonra birden kamuoyunun gündemine oturmuş ve kendisinin fotoğrafları ile öz geçmişi gazetelerde sıkça yer almaya başlamıştır.6
Türk Genelkurmayı tarafından Selman-ı Pak Muharebesi’nden sonra Irak ve Havalisi Komutanlığı yeni bir düzenlemeye tabi tutularak Kafkas Cephesi’nden tümenlerin katılımıyla 18. ve 13. Kolordulardan oluşan VI. Ordu kurulmuştur. Ordu komutanlığına Almanların da isteği ile Colmar Von der Goltz Paşa atanmıştır. İran üzerine bir sefer düzenleyerek Hindistan’da İngilizleri rahatsız etmeye yönelik planlar dâhilinde atanan Goltz Paşa 16 Kasım 1915’te Musul’a gelerek göreve başlamıştır. Kut kuşatmasını başlatan Albay Nurettin Bey, Goltz Paşa ile anlaşamayınca yerine atanan Halil (Kut) Bey 13 Ocak 1916’da komutanlığı devralarak kuşatmayı devam ettirdi. Fakat bu sırada rahatsızlanan Goltz Paşa 18-19 Nisan 1916 gecesi Bağdat’ta 72 yaşında tifüsten ölmüştür. Bu sırada rütbesi Tuğgeneralliğe yükseltilen Kurmay Albay Halil Bey, VI. Ordu Komutanlığına atanmıştır (Türkmen, 2015, s.410-417).

Sonuç
Birinci Dünya Savaşı boyunca birçok cephede başarılı mücadeleler veren Türk ordusunun Çanakkale’den sonra İngilizlerle en önemli mücadelelerin yaşandığı Kut kuşatması Türk kamuoyu tarafından yakından takip edilmiş ve 140 gün süren Kut kuşatması sırasında birçok haber ve makale yayımlanmıştır. Basında çıkan haber ve yapılan yorumlar Osmanlı genelkurmayının resmî tebliği ve Avrupa’dan gelen telgraf haberlerine dayanılarak yazılmaktaydı.
Kut kuşatmasının basında sürekli haber olması kamuoyunu bir zafer beklentisine itmiş ve bundan dolayı Kut zaferi Türk kamuoyunda coşkuyla karşılanmıştır. Çanakkale’nin hemen ardından Kut zaferinin gelmesi savaşın kazanılacağına dair inancı artırmıştır.

Kut zaferi başta İstanbul olmak üzere tüm şehirlerde coşkulu törenlerle kutlanmış ve şehirler Türk bayraklarıyla donatılmıştır. İngilizlerin Kut’ül Amare’de teslim olmaları haberi Berlin, Viyana, Peşte ve Sofya gibi müttefik başkentlerinde de büyük bir karşılanmış ve kutlanmıştır. Almanya’nın başkenti Berlin’de ise özel kutlamalar yapılması Almanya’nın da Kut’ül Amare muzafferiyetine önem verdiğini göstermekteydi.
Irak Cephesi’nde tüm imkânlarını seferber etmesine rağmen İngiliz itibarı yerle bir olmuştur. İngilizlerin Çanakkale’den hemen sonra böyle bir yenilgiye uğratılması Türk kamuoyunda yıllardır İslam dünyası üzerine çökmüş İngiliz baskısının yerle bir olması olarak değerlendirilmiştir. Bu zaferle İngiltere’nin cihan imparatorluğuna dehşetli bir darbe indirildiği düşünülmüştür. Basın, Kut’ül Amare zaferini İngilizler için askerî ve siyasi açıdan büyük bir yenilgi olarak görmekte ve İngiltere’nin Şark’taki itibarının sarsıldığını ve İslam dünyası üzerinde sahip olduğu nüfuza büyük bir darbe vuracağını beklemekteydi.

Irak’taki galibiyetiyle Türk ordusu, Ruslara yardımı bir kere daha önlemiş ve harbin genel gidişatı üzerinde etkisi olacak büyük bir muvaffakiyet kazanmıştır. Türk ordusunun Kut’u kuşatarak almasının yanı sıra yardıma gelen İngiliz kuvvetlerini mağlup etmesi de ayrı bir zafer olmuştur.

Kut zaferi sonrası Irak Cephesi’nin kapanacağı ve İngilizlerin bu cephede mücadeleyi bırakacağı düşünülmüştür. Bu beklenti Türk kamuoyunca İngiliz politikalarının okunamadığını göstermekteydi. Türk askeri yetkililerde aynı kanaattedir ki İngilizlerin Irak’ta, Basra’ya kadar çekilmeye mecbur edilmeden Türk birliklerinin İran’a yönelmesi ve Rusların da bölgeye doğru harekete geçmesiyle Türk ordusu Irak’ta iki ayrı yönde savaşmak zorunda kalmış ve bölgeye sürekli asker yığınağı yapan İngilizler 11 Mart 1917’de Bağdat’ı işgal etmişlerdir. Musul’u almak isteyen Rus kuvvetleri ise Türk ordusu tarafından Revandiz’de durdurulmuştur. İngilizler Musul’u da almak için taarruz yapmışlarsa da Türk savunması karşısında başarılı olamamışlar ve Musul’u ancak 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra ele geçirebilmişlerdir. Bundan dolayı Kut Zaferi Türkler için bir cephenin kazanılması değil, bir muharebenin kazanılması olarak akılda kalacaktı.

Halil Paşa zafer sonrası ordusuna yayınladığı bildirisinde şöyle demiştir:
29 Nisan 1916 tarihli günlük ordu emri…

ORDUMA ..!
Arslanlar!..
1- Bugün Türkler’e şerefü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşemmes semasında sühedamızın ruhları şadü handan pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.

2- Bize ikiyüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allah’a hamd-ü şükür eylerim. Allah’ın azametine bakınız ki, bin beş yüz senelik İngiliz Devleti’nin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden Cihan harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir.

3- Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve on bin neferini şehit vermiştir. Fakat buna mukabil bugün Kut’da 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir.

4- Şu iki farka bakınca cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu vakayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır.

5- İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale’de, ikinci vakayı burada görüyoruz.

6- Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer yeni tekemmül eden vaziyeti harbiyemiz karşısında muvaffakiyeti atiyemizin parlak bir başlangıcıdır.

7- Bugüne KUT BAYRAMI namını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize yasinler, tebarekeler, fatihalar okusunlar. Sühedamız, hayatı ulyatta, semevatta kızıl kanlarla pervaz ederken, gazilerimiz de atideki zaferlerimizle nigehban olsunlar.

Mirliva Halil
Altıncı Ordu Komutanı
24 / 04 / 1916

KAYNAKÇA
Arşiv Kaynakları:
BOA. DH.KMS. 38/18 (Başbakanlık Osmanlı Arşivi Dâhiliye Nezareti Kalem-i Mahsusa)
BOA. HR.SYS. 2223/21 (Başbakanlık Osmanlı Arşivi Hariciye Nezareti Siyasi)
BOA. HR.SYS. 2223/25
Süreli Yayınlar:
Ahmet Ağaoğlu, “İngiliz Kafasına Yeni Bir Darbe”, Tercüman-ı Hakikat, 30 Nisan 1916.
Asya’da Büyük Bir Hezimete Maruz Kalıyorlar, İkdam, 23 Nisan 1916
British Give Up Kut-el-Amara, The Seattle Star, 29 Nisan 1916.
Büyük Fon Goltz Paşa’nın Vefatı, İkdam, 23 Nisan 1916.
Cephe-i Irak’ın Kahraman Kumandanı, Tasvir-i Efkâr, 7 Aralık 1915.
Dicle Sevahilinde, İkdam, 12 Şubat 1916.
Gazetelerin Mütalaaları, Tanin, 21 Nisan 1916.
General Townshend Muktedir Bir Kaleci, Tercüman-ı Hakikat, 1 Mayıs 1916.
General Townshend’ın Vaziyeti Tercüman-ı Hakikat, 20 Nisan 1916.
Irak Cephesi’nde, Tasvir-i Efkâr, 1 Aralık 1915.
Irak Cephesinde Yeni Muvaffakiyet, İkdam, 16 Şubat 1916.
Irak Harekâtı Etrafında, İkdam, 27 Ocak 1916.
Irak Mağlubiyetini İtiraf Ediyorlar, Tercüman-ı Hakikat, 25 Nisan 1916.
Irak Zaferi Hakkında Bulgar Matbuatı Takdirâtı, İkdam, 5 Mayıs 1916.
Irak Zaferi ve Bitaraf Matbuat, Tercüman-ı Hakikat, 3 Mayıs 1916.
Irak’ın Galip ve Mağlup Kumandanları, İkdam, 1 Mayıs 1916.
Irak’ta İngiliz İhata Edilmek Üzere Tercüman-ı Hakikat, 21 Nisan 1916.
Mücahit ÖZÇELİK

Konuyu Paylaş
Avatar

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir