Kurban Hakkında Bilgiler


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 11 Ekim 2020 Kerim Usta

Kurban Hakkında BilgilerKesilecek kurbanın taşıması gereken bazı özellikler vardır. Bunlar cinsi (türü), yaşı, miktarı (kaç kişiye yeterli olacağı), vasıfları itibariyledir. “İslam âlimleri, yalnızca “davarlar”ın kurban olarak sahih olacağı üzerinde ittifak etmişlerdir. Davarlardan kasıt, camız (manda), deve, sığır, inek, öküz çeşitleri ile keçi, koyun, koç ve teke gibi hayvanlardır. Bu hayvanların erkeği veya dişisi, burulmuş olanları ile burulmamış olanları arasında fark yoktur.”

Kur’an-ı Kerim’de kurbanlık olarak kesilebilecek hayvanlar şu âyette bildirilmiştir: “Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği en’âm (deve, sığır, koyun) cinsinden hayvanları keserken Allah’ın adını ansınlar.”
En’âm; “deve, sığır, koyun ve keçi” demektir. Kurban bayramında kesilen udhiyye kurbanları, şu üç nev’e münhasırdır: . İbil (deve cinsi), . Bakar (sığır ve manda cinsleri), . Ğanem (koyun ve keçi cinsleri). Peygamberimiz’in ve ashabının da bunlardan başka bir hayvanı kurban ettiği nakledilmemiştir.

Kurban bir ibadettir. Eşyada asıl olan ibâha olsa da, ibadetlerde asıl olan ise ibâha değildir; bilakis eda şekline kadar bütün çerçevenin Kuran ve Sünnet tarafından belirlenmiş olması lazımdır. Hiç bir deniz hayvanı kurban edilemez. Kuşgillerden tavuk, horoz, ördek ve kaz gibi evcil olanlar gibi, deve kuşu gibi yabani olanlar da kurban olamaz. Bunları kurban niyeti ile kesmek tahrimen mekruhtur. Çünkü bunda Mecûsîlere benzeyiş vardır. Esasen etleri yenilen yabani geyik, ceylan, karaca, dağ keçisi ve yaban öküzü gibi vahşî hayvanlar da kurban edilmez.

Ayrıca, etlerini yemek (tenzîhen veya tahrîmen) mekruh olan atlar da kurban olmaz. Her ne kadar ehlî merkeblerin ve anaları merkeb olan katırların etleri haram veya tahrimen mekruh olsa da, yabanî merkeblerin ve anaları sığır olan katırların etleri ise haram değildir; çünkü hayvanlar yenme bakımından anaya bağlıdırlar. Bununla beraber yabânî merkepler ve anaları sığır olan katırlar da kurban olarak kesilemezler.

Ehlîleştirilmiş geyik, ceylan, ceren, karaca, yaban öküzü, yaban koyunu, dağ keçisi, vahşi sığır, vahşî manda, vahşî deve ve zürafa gibi eti helal olan otçul hayvanlar kurban olarak kesilebilir mi?
“Hac suresinin . ayetinde ise, bütün semavi dinlerde kurban ibadetinin mevcut olduğu açık bir şekilde ifade edilirken, bu ayette aynı zamanda, kurbanın hangi hayvanlardan kesilebileceğine de açıklık getirilmiştir. “Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki, (Allah’ın) kendilerine rızık olarak verdiği “en’am” (diye isimlendirilen) hayvanlardan bazıları üzerine Allah’ın adını ansınlar (ve kurban kessinler). Zira ilahınız bir tek ilahtır; siz de (İbrahim ve İsmail’in teslim olduğu gibi) O’na teslim olun. (Ey Muhammed!) Saygı ile itaat edenleri müjdele.”
Buna göre, kurban olarak kesilebilecek hayvanın, Arapça’da “behimetu’l* en’am” diye ifade edilen hayvanlardan olması gerekir. Bu hayvanlar da, tek tırnaklı olmayan, otla beslenen ve geviş getiren ehlî hayvanlar olup, deve, sığır, manda, koyun ve keçidir. Kur’an-ı Kerim’de, eti yenen hayvanlarla ilgili çerçeve çizilirken, başka ayetlerle yasaklandığı açıklananların dışında “behimetu’l* en’am” diye isimlendirilen hayvanların helal olduğu bildirilmiştir. Esasen, Arapça’da behime kelimesi, dört ayaklı hayvanların genel adıdır; en’am ise, pençeli hayvanlar ile tek tırnaklı hayvanların dışındaki otla beslenip geviş getiren hayvanlardır. Dolayısıyla, eti yenen hayvanlar kapsamında olduğu halde, dört ayaklı olmayan kara hayvanları ile, deniz hayvanları da, ayette geçen “behimetu’l en’am” kapsamına girmemektedir.

En’am suresinin ve . ayetleri ile, Nahl suresinin -. ayetleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, behimetu’l-en’am kavramının, otla beslenip geviş getiren, dört ayaklı ehli hayvanları kapsadığı anlaşılmaktadır. Buna göre, deve, sığır, manda, koyun ve keçinin bu kapsamda olduğu nettir. Bu kavramın, karaca, geyik gibi yabani hayvanları kapsayıp kapsamadığı ise tartışmalıdır. Her ne kadar, behimetu’l* en’am kavramının kapsamına girseler bile, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) in kurbanla ilgili uygulama ve açıklamaları dikkate alındığında, karaca, geyik gibi eti yenen yabani av hayvanlarının kurbanlık hayvanlar kapsamına girmediği anlaşılmaktadır. Ayrıca, kurban edilebilecek hayvanlarla ilgili Hac suresi ve . ayetlerde yer alan “min” edatı, “behimetu’l-en’am” kapsamındaki hayvanların da sadece bir kısmının kurban olarak kesilebileceğini göstermektedir. Nitekim, En’am suresi, ve . ayetlerinde geçen hayvan isimleri ve Peygamberimizin (s.a.s.) kurbanla ilgili uygulama ve açıklamaları dikkate alındığında, “behimetu’l-en’am” kavramının kapsamındaki hayvanlardan sadece bir kısmının kurban edilebileceği; bunların da, deve, sığır, manda, koyun ve keçiden ibaret olduğu anlaşılmaktadır.” Dolayısıyla kurbanlık hayvanlarla ilgili değerlendirmelerde, ayetlerdeki bu kayıtların dikkate alınması bilimsel bir zorunluluktur.”

Geyik, ceylan, yaban öküzü ve dağ keçileri gibi –etleri helal olan* yabani hayvanları kurban diye kesmek ya haramdır, ya da tahrîmen mekruhtur. Klasik fıkıh kitaplarında bu böyle olsa da, bugün neredeyse bütün yeryüzü orman ve çöllerinin insanoğlunun hâkimiyeti altına girmiş olmasının bir neticesi olarak, tarihteki pekçok vahşî hayvanın ehlîleştirildiği bilinmektedir. Örneğin Norveç’te, sırf etleri için beslenen geyik ve ceylan sürüleri vardır ve kasap dükkanlarında normal sığır eti gibi geyik eti de mevcut bulunmaktadır. Ehlîleştirilmiş dağ keçisi ve yaban koyunu sürüleri, eğer normal keçiler ve koyunlar gibi bir hüküm alıyorlar ise, hadd-i zatında behîmetü’l-en’âm’a dahil olan geyik ve ceylanlar da acaba ehlîleştirildikten sonra normal sığır cinsleri gibi mütalaa edilebilirler mi? Geyik veya ceylan gibi eti yenen dört tırnaklı otçul hayvanların kurban olarak kesilmelerini yasaklayıcı mahiyette şer’î bir delilin olmaması ve genel bir fıkhî kaide olarak “yasağın bulunmadığı durumlarda umumî ibâha (mübahlık) prensibi”nin câri olması sebebiyle acaba bir cevaz kapısı sözkonusu olamaz mı? Vakıa eşyada câri olan mübahlık kaidesi, ibadetlerde geçerli değildir; bilakis ibadetlerde nakl-i sahih esastır. Dinin doğrudan emri ve hatta eda suretini dahi belirlemesi esastır. Dört mezhebin dördüne göre de etleri yenilmesi helal olan bazı yabanî otçul hayvanlar, “yabânî” kaldıkları müddetçe kurban olarak kesilemezler. Beri taraftan yabani ile evcil çiftleşmelerinden doğan yavruların hükmü mevzuunda dört mezhebin görüşleri şöyledir:
“Hanbelîler, biri evcil diğeri yabânî anne babadan doğan yavrunun asla kurban edilemeyeceği görüşündedirler.

“Şâfiîler ise şöyle demektedirler: İki davar türünün (sığır, koyun ve keçi türlerinin ehlîleri ile yabânîlerinin) çiftleşmesinden dünyaya gelmiş olan yavru kurban edilebilir. Bu durumda anne babasından daha büyük olana itibar edilir.” Demek ki Şâfii mezhebine göre, biri yabânî diğer evcil olan iki davar türü çiftleştiği zaman dünyaya gelen yavru kurban kesilebilir; bir şartla ki, evcil olan, diğerinden yaşlı olmalı. Hangisinin anne veya baba olduğu hükmü değiştirmez.

Hanefî mezhebimize ve Mâlikîlere göre ise: “Davarlardan veya davar olmayanlardan yavru; mesela birisi evcil, diğeri yabanî (vahşi) olan anne-babadan doğan yavru, anneye tâbi olur. Çünkü anne tâbi olmada asıldır.” Buna göre mezhebimizce: Yaban koyunun erkeği ile evcil bir koyunun çiftleşmesi neticesi elde edilen koyun kurban edilebilir, aynı şekilde yaban keçisi ile evcil bir keçinin ve yaban öküzü ile evcil bir ineğin çiftleşmesinden doğan yavrular da kurban olabilir. Babası vahşi/yabânî de olsa, annesi evcil ise, o yavru büyüdüğünde kurban olarak kesilebilir. Hayvanlarda soy, anneye nisbet edilir çünkü.

Geyik, ceylan, ceren, karaca, yaban öküzü, yaban koyunu, yaban keçisi ve dağ keçilerinin erkekleri ile bu hayvanların evcilleri arasında çiftleşme olur da, yavrular dünyaya gelir ise, bu yavrular ehlîleşmiş demektir ve bu nesilin çoğalmasından meydana gelen sürüler kurban olarak kesilebilirler. Hanefî ve Mâlikî mezhebi bu görüştedir. Görüldüğü üzere eti yenen sözkonusu otçul hayvanlar, tabii döllenme yolu ile evcilleşmeleri durumunda üç mezhebe göre kurban edilebiliyorlar. Hele bir de yabanî-evcil çiftleşmesinde anne ehlî ve diğerinden daha yaşlı ise, böyle bir durumda doğan yavru ve böylesi yavrulardan meydana gelen nesiller, hem Hanefî, hem Mâlikî, hem de Şâfiî mezheplerine göre ittifakla kurban edilebilirler.

Hülasa:
. Görüldüğü üzere sözkonusu yaban î veya vahş î hayvanlar ehl î leştirilme şartıyla neticesi kurban olarak kesilebiliyorlar. Ancak bu, ehl î leştirmenin illa ki “çiftleşme / döllenme” yolu ile gerçekleştiği takdirde caiz olabilir.
* Sun’î dölleme, klonlama veya genetikleriyle oynayarak evcilleştirilmeleri durumunda kurban edilip edilemeyecekleri mevzuu ki bu fıkhen şüphelidir, tartışmalıdır.
*  Doğuştan yabanî olan bir hayvan daha sonra eğitilerek ehlîleştirilir ise kurban edilebilirler mi? Şu anki bilgilerimiz bu soruya “hayır” cevabını veriyor. Tabii bu ve daha başka çetrefilli mevzularda ise nihaî hükmü çağın ve geleceğin İslam hukukçuları verecektir ve vermelidirler.
Binâenaleyh dağlardan veya çöllerden yakalanan vahşi bir yaban öküzünü kurban niyetine kesmek dinen geçerli olmasa da, hayvan çiftliklerinde ehlîleriyle çiftleştirilerek elde edilen sığırlar evcilleştirilen, bir sürü hâlinde eti, sütü ve derisi için yetiştirilen, yabaniliği giderilmiş geyik, ceylan, yaban keçisi veya yaban koyunlarının kurban niyetine kesilmesi caiz olabilir gibi bir cevaz kapısı aralık gözükmektedir. Fakat böyle bir yabani-evcil çiftleştirmesi olmaksızın, hayvan çiftliklerinde sırf yabani geyiklerden çoğaltılan sürülerden kurban kesilmesi -herşeye rağmen* tarihî gelenekten gelen hâl-i hazırdaki amelî durum ve teâmül itibariyle geçerli olmaz, câiz değildir. Bütün denilebilecek kâhir çoğunluğun görüşüne göre, asr-ı saadette vahşi kabul edilen ve hala ekseri ülkelerde ehlî hayvanlar katagorisinde değerlendirilmeyen geyik veya ceylan gibi hayvanlar –ne kadar kontrol altında tutulan sürüler halinde çoğaltılırlarsa çoğaltılsınlar, hatta insanlara alıştırılsalar dahi* kurban olarak kesilemezler ve bu, tahrimen mekruhtur.

Kurbanın İbadeti, Çeşitleri, Tarihçesi ve Bayrama Dönüşme Süreci

Kurban ne demektir? Lügat olarak, Arapça k-r-b kökünden türemiş masdar olması itibariyle, “manen yaklaşmak, yakın olmak ve müşavir olmak” manalarına geldiği gibi, aynı kökten türemiş isim olarak ise “kulu Allah’a yakınlaştıran vesile” manalarına gelir. Örfümüzde Kurban, Allah’a yaklaşmak için kesilen zebîhaya (kurbanlığa) denirse de, asıl mânâsı Allah’a yaklaşmak için sunulan herhangi herhangi bir şey demektir ki, bu, gerek kurbanlık ve gerekse diğer sadakalardan daha genel, daha umum î bir mana yelpazesine sahiptir.

İslamî literatürde ise “Kurban: Allah’a ibadet ve yakınlaşma niyetiyle, muayyen bir vakitte, muayyen bir hayvanı usûlüne uygun biçimde kesme” demektir. Daha açıkçası: Kurban; davar (koç, koyun, keçi), sığır (öküz, inek, dana, boğa, manda) veya deveyi, Kurban bayramının ilk üç gününde , Allah’a ibadet ve manen yaklaşmak niyeti ile usûlüne uygun kesmektir.

Kaç çeşit kurban ibadeti vardır ve bunların fıkhî hükmü nedir? Her yıl Kurban bayramı günleri olan Zilhicce’nin ‘u Arafe günü ile başlayıp ‘üne kadar devam eden beş günlük süre zarfında Mekke’de hac farîzasını yerine getiren hacı adayları kurban kestikleri gibi, aynı zaman zarfında kendi memleketlerinde bulunan diğer çoğunluk mü’minler de maddi imkanlarına bağlı olarak kurban keserler. Hacdakilerin kestiklerine Hedy kurbanı denilir iken, diğerlerine ise Udhiyye kurbanı denilir. Bir de Zilhicce -‘ü arası ile sınırlı olmayan, bütün sene içerisinde kesilebilen kurbanlar vardır ki bunlar da Nes î ke ve Nezir kurbanlarıdır. Kısaca şöylece maddeleyebiliriz.
Dört çeşit kurban vardır:
* Udhiyye Kurbanı :

a. Vacip Udhiyye: Kurban bayramının ilk üç gününde hacda olmayanlardan maddî imkanı yerinde olan ve gerekli şartları taşıyan mü’minlerin kestiktikleri kurbandır ki, vâciptir.

b.Nafile Udhiyye: Kurban bayramı günlerinde vacip olandan artık olarak değişik niyetlerle kesilen kurbanlardır ki nafiledir.

* Hedy Kurbanı : Hac mevsiminde hacı adaylarının kestikleri kurbandır ki bu da kendi içinde dört çeşittir:

* Şükür Kurbanı : Temettu’ veya Kıran haccı için kesilen kurbandır ve vâciptir. Hac veya umreyi nasip ettiği için Mevlâ-i Müteâl’e şükür niyetiyle kesilir.
* Ceza Kurbanı : Hac veya umre ihramında iken cezayı gerektirecek bir davranış sonucu, kesilmesi gereken hedy kurbanıdır ve kesilmesi vaciptir.
* Adak Kurbanı : Harem bölgesinde kesilmek üzere adanmış olan hedy kurbanıdır ve adak cinsinden olduğundan dolayı bunu da orada kesmek vaciptir.
* İhsar Kurbanı : Hac ve umreye niyet edip ihrama girdikten sonra çeşitli manilerle Kabe’yi tavaf edemeyecek ve Arafat’ta vakfeyi yapamayacak olanların ihramdan çıkmak için kesmeleri gereken kurbanlardır ki vaciptir.
* Nâfile (Tatavvu’) Kurbanı : Kurban kesmeyi gerektiren herhangi bir durum bulunmamasına rağmen, ifrat haccı ve umre gibi bir ibadetin yapılışından dolayı Allah rızası için kesilen hedy kurbanıdır ki kesilmesi müstehaptır, yani nafiledir.

* Nesîke (Akîka) Kurbanı : Yeni doğan çocuğun ilk günlerinde, onu lutfettiğinden dolayı Allah’a şükür, şükran ve teşekkür nişanesi olarak kesilen kurbandır. Kesilmesi mübah veya menduptur, nâfiledir.
* Nezîr (Adak) Kurbanı : Allah rızası için kesilmesi nezredilen (adanılan) kurbanlardır ki böyle verilen bir sözün yerine getirilmesi de vaciptir.
Kurban ibadeti, sadece İslam’da mı vardır, başka dinlerde yok mudur? Kurban ibadeti, başta semavî dinler olmak üzere hemen bütün dinlerde mevcuttur. Kur’an bunu bize apaçık haber vermiştir: “Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk.” [ Hac . İlk Kurban hadisesi de yine Kur’an’da bildirilmiştir ki, Hz. Âdem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettikleri, fakat Allah’ın, Hâbil’in kurbanını kabul ederken, Kâbil’in kurbanını reddettiği ayetlerde geçmektedir [ Maide, ]. Bu ilk kurban olayı, Kitab-ı Mukaddes’te de geçmektedir [ Tekvin, /-. Bkz. Kitab-ı Mukaddes, Hezekiyel,

Kurban ibadeti ilk defa ne zaman teşri’ kılınmıştır? İnsaniyet tarihinde Allah’a yaklaşmak maksadıyla ona ilk kurban sunma ibadeti, ilk insanın iki oğlu ile birlikte başlamış, Hz. İbrahim’de hac kurbanı olarak emredilmiştir; fakat İslamiyet tarihinde dinî bir hüküm olarak ise hicretin ikinci yılında Medine’de teşri’ kılınmıştır.

Kurban ibadetinin tarihçesi nedir, bayrama dönüşmesi nasıl olmuştur? İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’in iki oğlu Hâbil ve Kâbil’le başlayan kurban ibadeti, din î bir ibadet olarak, peygamberlik silsilesi içerisinde yüzyıllar boyunca ilerleye ilerleye Hz. İbrahim ve İsmail’e ulaşmış, onlarda hac ibadetinin bir parçası sadedinde sünnete dönüşmüş ve yine aynı peygamberler silsilesi yoluyla yüzyılları takip ede ede gelip tâ Hz. Muhammed’e kadar vâsıl olmuş, Ona gelince ise, sadece hac mevsimi hacıların kestiği bir kurban olmaktan da çıkıp cihanşümûl ibadet olma konumunu ihraz etmiştir. Şöyle de ifade edebiliriz:
Allah Rasulü (sas), Hz. İbrahim’in sünneti olarak Hac mevsiminde kesilen hedy kurbanı ibadetini, hacda bulunmayan sâir mü’minler hakkında udhiyye kurbanı olarak kesilerek bayram yapılmasını getirmiştir, hicretin ikinci yılında. Her sene hac mevsiminde hacı adaylarından hacc-ı ifrata niyet edenler hedy kurbanı keserken, hacda bulunmayan çoğunluk mü’minler de aynı zaman dilimlerinde ekonomik imkanlarına göre udhiyye kurbanı keserek bayram ederler.

“Kurban Bayramı, Hz. İbrahim’in belli bir buudda fedakârlık yaptığı, müslümanların da bütün samimiyetleriyle günahlarının affına yol aradıkları.. ve bu gâyeye ma’tûf, bazılarının Beytullah’a yüz sürüp, Arafat’ta vakfeye durdukları ve Muhammedî bir ruhla yalvarıp yakardıkları bir gündür.” [ Gülen, M. Fethullah, Sonsuz Nur, . Hz. İbrahim’in, oğlu İsmail’i (as) kurban etmek istediği, Cenâb-ı Hakk’ın da büyük bir koç göndererek onu kurtardığı günün yıldönümleri olan hac ibadet mevsimi, hicretin ikinci yılında Allah Teala tarafından Rasulü (sas) vasıtasıyla ümmete bir kurban bayramı olarak armağan edilmiştir. Bu bayram, hanîf İslam dininin önderleri olan peygamberin anılarını tazelemek, Allah uğruna canı ve malı feda etmek, bu yolda sabır ve metanet göstermek konusunda onları örnek almak anlamları taşır. [ Dihlevî, Huccetullâhi’l-Bâliğa, ].

Kurban ibadetinin tarihçesini, adeta aşağıdan yukarıya doğru, ferdîden ictimâîye, cüz’îden küllîye doğru bir süreçte kuvvetlendiğini ve genişlediğini görüyoruz, şöyle ki: Kurban ibadeti, önce adak kurbanı, sonra hedy kurbanı ve sonra da udhiyye kurbanı derecesine yükselmiştir. Daha da açar isek:
Hâbil ile Kâbil’in Allah’a kurban adamaları hadisesi bize aynı zamanda bunun insanlık tarihindeki ilk “adak kurbanı” olduğunu da haber vermektedir [ el-Baküvî, Keşfü’l-Hakayık, c., Maide / tefsiri. Bkz.Taberî, Tarih-i Taberî Tercemesi].

Hz. İbrahim’e ise hac ibadeti için insanları Beytullah’a davet etmesi ve “hedy kurbanları” kesmeleri emri verilmiştir. “Biz vaktiyle İbrâhim’e Beytullahın yerini belirlediğimiz zaman: “(…) Bütün insanları hacca dâvet et ki gerek yaya, gerek uzak yollardan gelen yorgun argın develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler de bunun kendilerine sağlayacağı çeşitli faydaları görsünler ve Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanları, belirli günlerde Allah’ın adını anarak kurban etsinler. Siz de onların etinden hem kendiniz yeyin, hem de yoksula ve fakire yedirin.”

Hâsıl-ı kelam: Kurban ibadeti, Hâbil ile Kâbil’in Allah’a “adak kurban”ları ile başlamış, Hz. İbrahim’de önce birinci aşamada evlat kurbanı ile udhiyye kurbanları seviyesine ulaşmış, sonra ikinci merhalede hac ibadetinin teşri’ kılınmasıyla “hedy kurbanları” ortaya çıkmış.. ve nihayet nübüvvetin en sertâc-ı ibtihâcı Hz. Muhammed Mustafa (sas)’ya gelindiğinde, Mekke hayatında şahsına özel farz kılınan “şükür kurbanı” olarak başlamış, Medine devrinin ikinci yılında ise “udhiyye kurbanları” ve ilerleyen yıllarda “hedy kurbanları” üst derecesine ve cihanşümul umumiyete vâsıl olmuştur, Alemlere Rahmet’in bütün insanlığa gelen şeriatıyla birlikte.

ÇEŞİTLERİYLE KURBAN İBADETİNİN TARİH Î KÖKENLERİ
Adak Kurbanının Tarihî Kökeni .

Kur’an-ı Kerim’de Hâbil ile Kâbil’in Allah’a kurban adamaları olayı  anlatılmıştır. “Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onların her ikisi birer kurban takdim etmişlerdi de birininki kabul edilmiş, öbürününki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşine: “Seni öldüreceğim” dedi. O da: “Allah, ancak müttakilerden kabul buyurur, dedi. Yemin ederim ki, sen beni öldürmek için el kaldırırsan, ben seni öldürmek için sana el kaldırmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”(…)” [ Maide ]. Müfessirler’in kaydettiğine göre: Hâbil ile Kâbil’in, ikizleri olan kızlar ile çarprazlama olarak evlenmeleri emr-i ilahîsine razı olmayan Kâbil, bu taksime itiraz ederek, “Allah’a kurban adayalım; hangimizin kurbanı kabul olursa, güzel olan kızı o alacak.” demişti. [ el-Baküvî, Mir Muhammed Kerim, Keşfü’l-Hakayık an Nüketi’l-Âyâti ve’d-Dekâyık, c., Maide / tefsiri. Bkz.Taberî, Tarih-i Taberî Tercemesi ]. Yani Allah’a bir kurban adağında bulunalım, ve hangimizin adağı kabul edilir ise, o kazansın, demekti bu. Neticede Hâbil’in kurbanı kabul edilmiş, kendisininki reddedilmişti. Tefsirlerin verdikleri bilgilere göre, hayvancılıkla geçinen Hâbil bir koç kurban etmiş, çiftçilik yapan Kâbil ise bir deste ekin kurban etmiş idi. [ Tefsir-i Kurtubi,]. Binâenaleyh insaniyet ve İslamiyet tarihinde ilk kurbanın bir “adak kurbanı” olduğu ve bunun da kökeninin Hâbil’e dayandığı bilgisi ortaya çıkmış olmaktadır denebilir. Allahü A’lem.
Udhiyye ve Hedy Kurbanı Hz. İbrahim’in Sünnetidir : Kur’an olayı şöyle anlatır: (Hz. İbrahim : ) “Ya Rabbî, salih evla tlar lütfet bana!” diye dua etti. Biz de ona aklı başında bir oğul müjdeledik. Çocuk büyüyüp yanında koşacak çağa erişince bir gün ona: “Evladım!” dedi, “ben rüyamda seni boğazlamaya giriştiğimi görüyorum, nasıl yaparız bu işi, sen ne dersin bu işe!” Oğlu: “Babacığım!” dedi, “hiç düşünüp çekinme, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. Allah’ın izniyle benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!” Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olup, İbrâhim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: “İbrâhim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)” deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz! Bu, gerçekten pek büyük bir imtihandı. Oğluna bedel ona büyük bir kurbanlık verdik. Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık: ki o da, bütün milletler tarafından şöyle denilmesidir: “Selam olsun İbrâhim’e!” Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz! Gerçekten o Bizim tam inanmış has kullarımızdandı.” [ Saffat ].

Kurban, Hz. İbrahim’in sünnetdir derken, buradaki sünnet, fıkh î terim olarak sünnet değil, belki sözlük manasından hareketle genel olarak “gidilen yol, işlek güzerg â h ve takip edilen şehrah” anlamındadır; kısaca buna “gelenek” de denilebilir. Daha önceki Peygamberlerin hayatlarında bir veya birkaç defa kurban kesme olayı olmuş olsa bile, İbrahim aleyhisselamın her yıl hac mevsiminde kurban kesmesi ve ümmetine kestirmesi sebebiyle, bu işin kesintisiz yapılan bir amele dönüşmesi, sürekli üzerinden gidilen din î bir ibadete inkılab etmiş olması bakımından “sünnet” haline gelmiştir. Esasen Hz. İbrahim, oğlu İsmail’i kurban ettiğini gördüğü rüyayı Allah tarafından “farz” bir emir olarak algılamıştı ki buna teşebbüs etti. Yine hac mevsimi kurbanları da eğer haccın asıl unsurlarından birisi olmasa idi, Hz. İbrahim’den itibaren Rasulullah’a kadar uygulana gelmez idi, gelip de böyle Kur’an’a sabitlenmezdi.

Hz. İbrahim’den, oğlu Hz. İsmail’i kurban etmesinin istenmesi, hem ona olan ileri derecedeki sevgisi sebebiyle sırf bir dengeleme ameliyesi hedefinde olabileceği gibi, hem de onu kurban diye kestirme teşebbüsü neticesi ona oğlu İsmail’in –sülalesinden gelecek olan Hz. Muhammed Mustafa sebebiyle taşıdığı* kadr ü kıymeti bir baba kalbiyle daha bir derinden hissettirmek ve bir baba şefkatiyle onu derinleştirmek için de olabilir.
Hz. İbrahim, oğlunu kurban etmekten kurtuluşu sebebiyle şahsen bayram etmiştir ve oğlu yerine gönderilen kurbanı kesmiştir. Allah Rasulü de, oğullarını daha küçük yaşlarda ecelin takdirine kurban vermiş, adeta onun yerine verilen Kevser sebebiyle namaz kılıp kurban kesmek suretiyle şahsen bayram etmiştir. Hz. İbrahim’e kana bağlı sulbî iki nesil lutfedilir iken, Hz. Rasulullah’a imana bağlı hakikî bir nesil-i ümmet lutfedilmiştir. Kevser’in aynı zamanda “ümmet çokluğu” manasına geliyor olması da bunun apaçık bir delili ve göstergesidir. Evet bir çocukdan olmuş, ama milyarlarca ümmeti bulmuştur.

Kur’ân-ı Kerim’de Saffât suresinde udhiyye kurbanı, ve Hac suresinde ise hedy kurbanının temelleri, Hz. İbrahim’e varıp ulaşmaktadır; ve onun bir sünneti olarak tes’îd edilegelmektedir. Resûl-i Ekrem (sav) de: “Kurban kesiniz! Zira kurban kesmek, atanız Hz. İbrahim (as)’in sünnetidir.” Buyurmuştur  İbn-i Mâce, Edâhi, ; Ahmed b. Hanbel, Müsned, /; Hakim, Müstedrek, . Hem hac mevsimi hacı adaylarının kestikleri hedy kurbanları, hem de hacda olmayan ekseri müslümanların kurban bayramının ilk üç günü kestikleri udhiyye kurbanları, Hz. İbrahim’in birer sünnetidir ki Kur’an-ı Kerim ve Allah Rasulü (sas) bize bunu haber vermiştir.

Hedy Kurbanının Tarihî Kökeni . Kur’an’daki şu âyet ile Hac mevsimi hedy kurbanı kesmenin Hz. İbrahim’in sünneti olduğu anlaşılmaktadır: “Biz vaktiyle İbrâhim’e Beytullahın yerini belirlediğimiz zaman: “Sakın Bana hiç bir şeyi ortak koşma ve Ben’im Mâbedimi tavaf ederken, kıyamda, rükûda veya secdede olarak ibadet edenler için tertemiz tut!” Hem bütün insanları hacca dâvet et ki gerek yaya, gerek uzak yollardan gelen yorgun argın develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler de bunun kendilerine sağlayacağı çeşitli faydaları görsünler ve Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanları, belirli günlerde Allah’ın adını anarak kurban etsinler. Siz de onların etinden hem kendiniz yeyin, hem de yoksula ve fakire yedirin.”

Udhiyye Kurbanının Tarihî Kökeni . Kur’an’ın haber verdiği üzere, Hz. İbrahim’in, oğlu İsmail’i Allah’a kurban etmeye teşebbüs etmesi ve kararlılığı anlaşılınca, bundan muaf tutularak onun yerine bir koçu kurban etmesi hadisesi de kurban bayramlarında kesilen udhiyye kurbanının tarihteki temelini teşkil etmektedir denilebilir. Çünkü erkek çocukları öldüğü için “soyu kesik” ithamına maruz kalan Allah Rasulü’ne (sas) Kevser verilerek şükür için namaz kılıp (veya bayram namazı kılıp) kurban kesmesi emri geldiği gibi, “****** devam ettirecek oğlunu kesmeye teşebbüsü” heng â mında kat’ î kararlılığı ortaya çıkan Hz. İbrahim’e de oğlu bağışlanarak yerine kurbanlık koç gönderilip onu kurban etmesi emrinin verilmesi.. bu iki hadise birbirine ayniyete yakın bir misliyette uymaktadır ve dolayısı ile denilebilir ki Kurban bayramında kesilen udhiyye kurbanı, köken itibariyle sözkonusu hadiseye dayanıyor olabilir.

Peygambermiz (sas): “Uhdiyye kurbanı kesiniz, çünkü o atanız İbrahim’in sünnetidir.” [ İbn-i Mace, Edahi, ] buyurarak bu gerçeği açık-seçik olarak ifade etmiştir.

Yine ayrıca, Hz. Rasulullah’ın kurban kesme duasında da sözkonusu gerçek ikrar edilmiştir: “Allahım, bu (kurban) sendendir. Senin rızan için kesiyorum. Halil İbrahim’den oğlu İsmail’e feda olarak koç kurbanını kabul ettiğin gibi bunu da benden kabul eyle. Namazım senin içindir, kurbanım, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içinndir. Onun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanlardanım.” [ Ebu Davud, Edahi ; Tirmizi, Deavât ]. Bu duadan anlaşılıyor ki:

Udhiyye denilen Kurban bayramı kurbanı, Hz. İbrahim’in sünneti (geleneği)dir; oğlu İsmail’in yerine koç kurban etmesine dayanır.

Udhiyye kurbanı, kesen kişi için de adeta kendi nefsi yerine sembolik olarak kesilmektedir ve sanki kendi canını Allah için kurban etmiş gibi bir mana ifade etmektedir. Tıpkı bu kurbanım gibi, yani bir dakika önce canlı, bir dakika sonra ölü olan kurbanım gibi, ben de hem hayatım, hem de ölümüm itibariyle hep sana aitim. Hayata senden geldiğim gibi, ölüm sonrası da yine sana gidiyorum, demektir.

İslam’da kurban ibadetinin doğuşu ve yerleşmesinin tarihçesi . “Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki Allahın kendilerine erzak olarak verdiği hayvanları keserken Allahın adını ansınlar…” [ Hac ] âyeti de bunun daha sonra bütün ümmetlere şamil bir ibadet olduğunu bildirmektedir. İslam’da da kurban ibadetinin Kur’an’daki temelinden birisi bu âyet-i kerimedir.

Kurban bayramı, Mekke’de nâzil olan Kevser suresindeki “Biz gerçekten sana kevseri verdik. Sen de (bu büyük nimete şükür sadedinde) Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!” [ Kevser ] emr-i İlahîsince yalnızca kendisine farz kılınmış olarak kuşluk namazı (veya şükür namazı) kılmaya ve kurban kesmeye başlayan Rasulullah (sas) tarafından ilk defa hicretten sonra Medine’de Allah’ın emri doğrultusunda kavlî ve fiilî sünnetiyle bütün mü’minlere bayram olarak teşrî’ buyrulmuş [ Ebu Davud, Edâhî ; Nesâi, Dahâya ; Muvatta, Tahâret ; Ahmed b. Hanbel, ve bugünlerde bayram namazı kılmak ve kurban kesmek vacip kılınmıştır [ Yazır, Hak Dini, ].

Peygamberimiz Mekke’de iken kendisine farz kılınmış olarak kurban kesmeye başlamış idi. İbn-i Abbas şöyle demiştir: “Rasulullah’ın şöyle dediğini işittim: “Üç şey vardır ki bana farzdır, sizin için ise nafiledir; Vitr namazı, kurban kesmek ve kuşluk namazı.” [ Nasbu’r-Râye, / (, Ahmed b. Hanbel, Hâkim ve Dârekudnî) ] Tirmizi’nin rivayet ettiği bir hadiste de: “Ben kurban kesmekle emrolundum; fakat bu, sizin için bir sünnettir.” denilmiştir. Kuşluk namazı kılmak ve kurban kesmek, Rasulullah’a Mekke’de Kevser Suresinin inmesiyle birlikte farz kılınmıştı.

Kevser suresindeki “fe salli li Rabbike ve’nhar” âyetinde geçen “ve’nhar!” (boğazla!) emr-i ilahîsinde mef’ûl mücmel bırakıldığından dolayı, bu ayetten şu manalar anlaşılabilir:
* “Nahr denen ibadeti de yap!”,
* “Rabbin için boğazlanmak şanından olan hayvanlardan kurban kes!”,
* “Nahr/Kurban bayramı yap!” Bütün bu manaların hepsi Allah için kurban kesmek manasına nahr fiilinde hülasa edilebilir.
* Mukatil (rahimehulla), sözkonusu ayete şöyle mana vermiştir: “Ey Muhammed! Sen Rabbin için beş vakit namazı kıl, Kurban bayramı günü kurban kes!”
* Bazı alimler ise: “Bayram namazını kıl ve (Mina’da) deve kurban eyle!” manasında anlamışlardır.
* Kimi ulema da şöyle meal vermişlerdir: “Sen kurbanını boğazlamak için elini tekbir ile kaldır, keserken de kıbleye dön!”
* Beri taraftan nahr ve zebh (boğazlamak ve kesmek), mutlaka kurban için olmak lazım gelmeyip mücerred etini yemek veya satmak için de kullanılabilir; ancak kurban bayramının üç gününe nahr günleri denilmesi yaygın olduğundan bulunduğundan ve burada kelâmın akışı, şükür ve ibadet manası üzerinde olduğundan dolayı, “Ve’nhar!”da kurban manası açıkça görülmektedir. Bu sebeple ayetten “Namaz kıl, kurban kes de kurban bayramı yap!” manası da anlaşılabilir ki bazı müfessirler ayetteki namazdan maksadın bayram namazı, nahrdan muradın da kurban bayramında kesilen kurbanlıklar olduğunu belirtmişlerdir. [ Yazır, Hak Dini, Binâenaleyh “Ve’nhar!” ifadesinin, Allah Rasulü’nün zâtında bütün mü’minlere kurban bayramını kutlamayı emretmekte olduğu ortaya çıkmaktadır. [ Yazır, Hak Dini, ; Geylânî, Gunyetü’t-Tâibîn, s. ].

Peygamberimiz Medine’ye hicretin ikinci senesinde ümmetine kurban bayramı ile birlikte bayram namazı kılıp kurban kesmeyi vacip kılmıştır. Bu da hacıların Arafat’a çıktıkları günle –ki Arafe günüdür* başlamış, sonra hedy kurbanı kestikleri müteakip üç gün ve ziyaret tavafı yapabildikleri dördüncü gün ile nihayet bulmuştur. Kurban bayramının başlaması ile uhdhiyye kurbanı da kesilmeye başlanmış oldu. Malum olduğu üzere: Rasulullah (sas) hicretle Medine’ye geldiğinde Medinelilerin iki bayram günü vardı. O günlerde oynayıp eğlenirlerdi. “Bu iki gün(ün mana ve mahiyeti) nedir?” diye sordu. “Biz cahiliye devrinde bu günlerde eğlenirdik!” dediler. Aleyhisselatü vesselam: “Allah Teala, kutlamakta olduğunuz bu iki gününüze karşılık olarak size onlardan daha hayırlı diğer iki gün lutfetti: yevm-i edhâ (Kurban bayramı) ve yevm-i fıtr (Ramazan bayramı).” [ Ebu Davut, Salât , ; Nesai, Iydeyn ; Ahmed, ].

Kevser kendisine verildiğinden ötürü Rasulullah’ın kıldığı şükür namazı ve kestiği şükür kurbanı, Medine’ye hicretinden sonra, bütün ümmete açılan bir küllî nimete dönüşmüş ve şükür namazı bayram namazına inkılab etmiş, şükür kurbanı da bayram kurbanına dönüşmüştür. Şahsına farz olan bu iki ibadet, ümmetine vacip kılınmıştır. Demek ki Kurban bayramının ruhunda bir şükür duygusu, şükraniyet hissi mevcut bulunmaktadır.

Hz. İbrahim ve İsmail’in bir sünneti olan Kurban ibadetini sadece hacdakiler için değil, yeryüzündeki bütün mü’minler için bir bayrama dönüştüren Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed’in (sav), ataları içinde en çok Hz. İbrahim’e benzemesi ve Hz. İsmail’in soyundan gelmiş olması durumu [ Buhari, ; Zemahşerî, el-Keşşaf, ise bağrında daha nice kaderî hikmetleri barındırmaktadır, gayet manidardır, muhteşem bir tevafuk ve harikülade bir tetâbuktur.

Ve… Kurban ibadeti Allah’ın şeâirinden biri olmuştur. “Kurbanlık büyükbaş hayvanları da size Allah’ın şeâirinden kıldık!” [ Hac, ] â yeti, insanlığın dinler tarihinde netice itibariyle ulaştığı en son ve en yüce mevkiyi doğrudan Allah’ın kelamıyla ortaya koymuştur: Kurbanlıklar, hürmete layık saygın birer varlıktırlar, dinin birer sembolüdürler artık…

Ve… Kurban ibadetinin icra edildiği gün, senenin en kıymetli gündüzü olmuştur. Peygamber Efendimiz: “Allah katında günlerin en büyüğü (ulusu) kurban bayramının birinci ve ikinci günüdür.” [ Suyuti, Câmiu’s-Sağîr, ] buyurmuştur. Bir başka hadisinde ise “Allah katında günlerin en büyüğü yevm-i nahrdır (kurbanın birinci günü: Zilhicce ); bunu fazilette yevm-i nefr takip eder (kurbanın ikinci günü: Zilhicce’nin ).” buyurmuştur [ Ebu Davud, Menâsik ]. Yevm-i nahr, yani kurban kesim günü demektir ki, senenin en faziletli günü oluşunun altında yatan sebep “nahr” (kurban kesme) kelimesinde dürülmüştür.

Kurban’ın ilk günü neden en faziletli gündür? Çünkü Allah’ın en çok sevdiği amel o gün işlenir. Peygamberimiz (sas) şöyle buyurmuşlardır: “Allah’a, (kurban olarak) kan akıtmaktan daha sevgili bir amel yoktur ve o (kurban), kıyamet günü gelecektir.” [ Neylü’l-Evtar, /. Bkz. Zuhayli, Fıkıh Ansiklopedisi, . Bir başka hadislerinde de şöyle buyurmuşlardır: “Ademoğlu Kurban Bayramı gününde kan akıtmaktan daha se­vimli bir iş ile Yüce Allah’a yaklaşabilmiş değildir. Kurban olarak kanını akıttığı hayvan kıyamet günü boynuzları, ayakları ve kılları ile gelecektir. Akan kan yere düşmeden önce Yüce Allah katında yüksek bir ma­kama erişir. O bakımdan gönül hoşnutluğu ile kurbanınızı kesi­niz.” [ İbn-i Mace, Edahi ; Tirmizi, Edahi ].

ORTAK KESİLEN KURBAN ETİNİN TAKSİMİ
Soru: Ortak kesilen kurbanın eti nasıl taksim edilir?
Cevap: Deve veya sığır gibi hayvanlar ortaklaşa kurban edildiğinde, etleri ortaklar arasında tartılarak eşit bir şekilde taksim edilmelidir. Göz kararı ile taksim etmek caiz değildir. Çünkü bu cinsin cinsle değişmesi hükmündü olduğu için fazlalık faiz olur. Ancak baş, deri ve ayaklardan bir şeyler ete eklenirse cinsin cins hilâfına değişmesi olacağı için göz kararı ile caiz olur.
Soru: Baba, oğul ve kardeşler gibi yakın akraba arasında ortaklaşa kesilen kurbanın etinin taksim edilmesi de gerekir mi?
Cevap: Aynı kazandan yemek yiyorlarsa etin taksim edilmesi gerekmez. Aksi taktirde gerekir.
Soru: Fakir bir kimse kurban niyetiyle satın alıp kestiği hayvanın etinden yiyebilir mi?
Cevap: Bu hususta iki görüş vardır. Bir görüşe göre yiyemez. Çünkü kendisine kurban vacip olmadığı halde böyle kurban alıp kesmesi bir adak hükmündedir. Diğer bir görüşe göre adamak söz konusu olmadıkça sadece kurban niyetiyle satın almakla adağa dönüşmeyeceği içi yemesinde bir sakınca yoktur. Fetva bu görüşe göredir.

KURBANIN DERİSİ
Soru: Kurbanın derisi ne yapılır?
Cevap: Kişinin kendi kurbanının derisini kullanması veya kendisinden yararlanabilecek bir şeyle değiştirmesi caiz ise de, uygun olan onu sadaka olarak bir yoksula vermektir.
Soru: Kurban derisi hayır kurumlarına verilebilir mi?
Cevap: Evet, kurban derisi şahıslara verilebildiği gibi hayır kurumlarına da verilebilir.

KURBANDA MÜSTEHAP OLANLAR
Soru: Kurbanda müstehap olan şeyler nelerdir?
Cevap: Kurbanda müstehap olan şeylerin başlıcaları şunlardır:
* Kurban edilecek hayvanın bir müddet alıkonup beslenmesi,
* Kurbanlık hayvanın boynuna gerdanlık gibi süs türünden bir şey takılması.
* Kurbanın semiz olması,
* Kesimden öne veya sonra dua okunması,
* Elinden geliyorsa sahibinin kesmesi,
* Kesildikten sonra gerdanlığın tasadduk edilmesi,
* Kurbanın kesilmesinden sonra iki rek’at namaz kılması,
* Kurbanın etinden sahibinin yemesi,
* Kurban etinden tasadduk edilmesi.

KURBANDA MEKRUH OLANLAR
Soru: Kurbanda mekruh olan şeyler nelerdir?
Cevap: Kurbanda mekruh olan şeylerin başlıcaları şunlardır:
* Kurbanlık hayvanın yününden veya sütünden yararlanılması.
* Kurbanlık hayvanın değiştirilmesi,
* Kurbanlık hayvana binilmesi,
* Bulunması mekruh olan kusuru taşıyan hayvanın kurban edilmesi,
* Kurbanın ehl-i kitaptan birine kestirilmesi,
* Satın alınan kurbanlığa sonradan ortak olunması,
* Kurban etinin veya derisinin satılması,
* Kurban etinin nakledilmesi,
* Kurban etinin veya derisinin kasap ücreti olarak verilmesi.

KURBANA ENGEL OLAN KUSURLAR
Soru: Bir hayvanın kurban edilmesine engel olan kusurlar nelerdir?
Cevap: Kurbana engel olan kusurların başlıcaları şunlardır:
* Hasta olduğunun açıkça belli olması,
* Kemikleri içinde iliği kalmayacak kadar zayıf olması,
* İki veya bir gözünün kör olması,
* Aksak ayağını yere basıp kesilecek yere gidemeyecek kadar topal olması,
* Dişlerinin çoğunun düşmüş olması,
* Kulağının veya kuyruğunun yarısından fazlasının kopmuş veya kesilmiş olması,
* Boynuzlarının bir veya ikisinin kökünden kesilmiş olması,
* Koyunda bir, sığırda iki meme ucunun kopmuş olması,
* Kuyruğunun veya kulaklarının doğuştan olmaması,
* Burnunun kesilmiş olması,
* Yalnız pislik yemiş olması,
* Dilinin çoğunun kesilmiş olması.
Ancak kurbanlık hayvanın şaşı, uyuzlu ve deli olmasında, kulaklarının delinmiş veya yarılmış ya da ucundan kesilip sarkık bir halde bulunmasında, cinsel organlarının bulunmamasından veya burulmuş bir halde bulunmasında bir sakınca yoktur.
Soru: Kurban etmeye mani olan kusurlar ne ile belirlenmiştir?
Cevap: Bu kusurlardan dört tanesi (apaçık hastalık, zayıflık, körlük ve topallık) hadisle belirlenmiştir. Diğerleri de bunlara kıyas edilmek suretiyle müçtehitlerce eklenmiştir ki, bunlar da onların ayarında veya daha kötü kusurlardır.
Soru: Zengin kimsenin satın aldığı kurbanlıkta belirtilen kusurlardan biri sonradan meydana gelse yerine başkasını alıp kesmesi gerekir mi?
Cevap: Evet, bu durumda zenginin onun yerine başkasını alıp kesmesi gerekir.
Soru: Fakir kimsenin satın aldığı kurbanlıkta kusurlardan bir sonradan meydana gelse, yerine başkasını alıp kesmesi gerekir mi?
Cevap: Hayır, fakir kimsenin bunun yerine başka bir hayvan alması gerekmediği gibi böyle kusurlu bir hayvanı alıp kesmesi de yeterlidir. Çünkü kurban onun hakkında bir nafiledir. Nafilelerde ise genişlik ve kolaylık vardır.
Soru: Kurbanlık hayvan, kesim esnasında kusurlanırsa yerine başkasını almak gerekir mi?
Cevap: Hayır, bu durumda zengin olsun fakir olsun yerine başkasını almak gerekmez.
Soru: Kurbanlık hayvanda bulunması mekruh olan kusurlar nelerdir?
Cevap: Kurbanlık hayvanda bulunması mekruh olan başlıca kusurlar şunlardır:
* Yaşlılık sebebiyle sütten veya dölden kesilmiş olması,
* Kulağın yarılmış veya delinmiş olması,
* Yeni doğurmuş olması,
* Gebe olması (doğumu yakın olan),

Soru: Zengin kimsenin satın aldığı kurbanlık hayvan ölüm veya kaybolsa yerine başkasını alması gerekir mi?
Cevap: Evet, zengin kimsenin satın aldığı kurbanlık hayvan ölse veya kaybolsa, yerine başkasını alması gerekir.
Soru: Fakir kimsenin satın aldığı kurbanlık hayvan ölse veya kaybolsa, yerine başkasını alması gerekir mi?
Cevap: Hayır, fakir kimsenin satın aldığı kurbanlık hayvan ölse veya kaybolsa yerine başkasını alması gerekmez.
Soru: Zengin kimsenin satın aldığı kurbanlık hayvan çalınsa veya kaybolsa, yerine başkasını kestikten sonra bulunsa onu da kesmesi gerekir mi?
Cevap: Hayır, zengin kimsenin onu da kesmesi gerekmez. Çünkü kurban kesme yükümlülüğünü yerine getirmiştir.
Soru: Fakir kimsenin satın aldığı kurban çalınsa veya kaybolsa, yerine başkasını kestikten sonra bulunsa onu da kesmesi gerekir mi?
Cevap: Evet, fakirin kimsenin bu durumda onu da kesmesi gerekir. Çünkü fakirin kurban niyetiyle satın aldığı hayvan kurban olmak üzere belirlenmiştir. Kendisine vacip olmadığı halde bunun kurban olmasını kendine gerekli kılmıştır.
Soru: Zengin bir kimsenin kurban için aldığı hayvanı satması caiz midir?
Cevap: İmam-ı Azam ve İmam Muhammed’e göre, zengin bir kimsenin kurban için aldığı hayvanı satması kerahetle caizdir. Bu durumda yerine benzerini veya daha iyisini alıp kurban eder. İmam Yusuf’a göre, kurban niyetiyle alınan hayvanı satmak caiz değildir.

KURBAN
Soru: Fakir bir kimsenin kurban niyetiyle aldığı hayvanı satması caiz midir?
Cevap: Hayır, fakir bir kimsenin kurban niyetiyle satın aldığı hayvanı satması caiz değildir. Çünkü fakirin bu amaçla aldığı hayvan kurban olarak belirlenmiştir.

Soru: Kurban niyetiyle satın alınan bir hayvanın değiştirilmesi caiz olur mu?
Cevap: Zenginin kurban niyetiyle satın aldığı hayvanı benzeri ve daha iyisi ile değiştirmesi caiz, fakat fakirin kurban niyetiyle satın aldığı hayvanı değiştirmesi caiz değildir.

Soru: Kurbanlık hayvan kesilmeden önce doğursa, yavrusunu kesmek gerekir mi?
Cevap: Evet, bu durumda yavrusunu da kesmek gerekir. Çünkü yavru anasına bağlıdır. Eğer yavru kesilmeyip satılırsa parasını sadaka olarak vermek gerekir.

Soru: Kurban ne zaman kesilir?
Cevap: Kurban kesme zamanı, kurban bayramının birinci günü tan yerinin ağarmasıyla başlar, üçüncü günü güneş batıncaya kadar devam eder. Ancak bayramın birinci günü kesilmesi efdaldir.
Şehirde ve bayram namazının kılındığı yerlerde kurbanın bayram namazından sonra kesilmesi şarttır. Ancak bayram namazının kılınmadığı yerlerde bayram günü tan yerinin ağarmasından itibaren kesilebilir.

Soru: Birinci gün zeval (öğle) vakti girmeden önce bayram namazı kılınmadıysa kurban kesmek caiz olur mu?
Cevap: Bayramın birinci günü zeval vakti girmeden önce bayram namazı kılınmadıysa zevalden önce kurban kesmek caiz olmaz. Ancak, bayramın birici günü zeval vaktine kadar bayram namazı kılınmamışsa, zeval vaktinden sonra kurban kesmek caiz olur. Eğer bayram namazının kılınması ikinci veya üçüncü güne kalmışsa, bu günlerde kurban, zeval vaktinden önce de sonra da kesilebilir; bayram namazının kılınmasını beklemek gerekmez. Çünkü bayram namazıyla kurban kesmek arasında tertip, edada şart olup, kazada şart değildir. Bilindiği gibi bayram namazının vakti, güneşin bir veya iki mızrak boyu yükselmesinden zeval vaktine kadar geçen süredir.

Soru: Kurban kesildikten sonra o günün bayram değil arefe günü olduğu anlaşılırsa kesilen kurban geçerli olur mu?
Cevap: Eğer Zilhicce’nin onuncu gününün olduğuna şahitlik edilir de bayram namazı kılındıktan ve kurban kesildikten sonar o günün bayram değil arefe günü olduğu anlaşılırsa kesilen kurban geçerli olur. Çünkü bu tür hatalardan korunmak her zaman mümkün olmayabilir.

Soru: Kurbanın vacip olması için zamanın neresine itibar edilir?
Cevap: Kurbanın vacip olması için zamanın sonuna itibar edilir. Yani, kurban bayramının üçüncü günü güneş batmadan önce zengin olan kimsenin kurban kesmesi gerekir. Aksine o günün güneşin batışından önce fakir düşen veya ölen kimseden kurban yükümlülüğü kalkar.

Soru: Zengin olan bir kimse kurban kesmeyip de bayram günleri geçtikten sonra düşse üzerinden kurban yükümlülüğü kalkar mı?
Cevap: Hayrı, bu durumda kişinin üzerinden kurban yükümlülüğü kalkmaz.

Soru: Mukimlik ve misafirlik için de zamanın soruna mı itibar edilir?
Cevap: Evet, mukimlik ve misafirlik için de zamanın sonuna itibar edilir. Yani kurban bayramının üçüncü günü güneş batmadan önce mukim olan kimsenin kurban kesmesi gerekir. Aksine o günün güneş batışından önce misafir olan kimseden kurban yükümlülüğü kalkar.

Soru: Fakir bir kimse kurban kestikten sonra, kurban kesme günlerinde zengin olursa tekrar kesmesi gerekir mi?
Cevap: Bu hususta iki görüş vardır. Tercih edilen görüşe göre tekrar kesmesi gerekmez.

VAKTİNDE KESİLMEYEN KURBAN
Soru: Zengin bir kimse herhangi bir sebepten dolayı bayram günlerinde kurban kesmemişse ne yapması gerekir?
Cevap: Bu durumda bir kurbanlık koyunun değerini fakirlere tasadduk etmesi gerekir. Ertesi seneye bırakılmaz.
Soru: Bir kimse kurban bayramında kesmek niyetiyle aldığı hayvanı kesmeyip kurban günleri geçerse ne yapar?
Cevap: Kişi zengin ise dilerse aynını, yani o hayvanı, dilerse kıymetini, fakir ise aynını tasadduk eder.
Soru: Bir kimse aldığı bir hayvanı bayram günlerinde kurban olarak kesmeyi adasa, fakat bayram günlerinde kesmezse ne yapması gerekir?
Cevap: Bu durumda sahibi zengin olsun, fakir olsun, o hayvanı fakirlere tasadduk etmesi gerekir.

KURBANIN KESİLMESİ
Soru: Kurban nasıl kesilir?
Cevap: Kurban kıbleye karşı yatırılır, dua niyetiyle:
(İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi’l-âlemîne lâ şerîke lehû=Benim namazım, ibadetlerim, yaşayışım ve ölümüm, âlemlerin rabbi Allah için dir ki, O’nun ortağı yoktur) âyet-i kerimesi okunduktan sonra
(Bismillahi Allahü Ekber) denilerek kesilir. Kurbanı, elinden geliyorsa sahibi kesmelidir, değilse uygun gördüğü bir Müslüman’a vekalet verip kestirebilir.

KURBANDA ORTAKLIK
Soru: Bir hayvan kaç kişi namına kurban edilebilir?
Cevap: Bir koyun veya keçi yalnız bir kişi namına kurban edilebilir Bir deve veya bir sığır, bir kişiden yedi kişiye kadar kimseler için kurban edilebilir Yedi kişiyi geçmemek şartıyla ortakların tek veya çift olmalarında bir sakınca yoktur.
Soru: Zengin bir kimsenin tek başına kurban kesmek niyetiyle satın aldığı bir sığıra başkasını ortak etmesi caiz olur mu?
Cevap: Evet, zengin bir kimsenin tek başına kurban kesmek niyetiyle satın aldığı bir sığıra daha sonra başkalarını bedelini alarak ortak etmesi caizdir. Fakat bunda kerahet vardır. Çünkü o kimse verdiği sözden caymış sayılır. Bu durumda uygun olan alınan paranın tasadduk edilmesidir.
Soru: Fakir bir kimsenin tek başına kurban kesmek niyetiyle satın aldığı bir sığıra başkalarını ortak etmesi caiz olur mu?
Cevap: Hayır, fakir kimsenin bu durumda başkasını ortak etmesi caiz değildir. Çünkü fakir onu satn almakla kendine vacip kılmıştır.
Soru: Bir kimsenin başkalarını da ortak etmek kasdıyla bir sığır satın almasında ve daha sonra onları ortak etmesinde bir kerahet var mıdır?
Cevap: Hayır, bu durumda başkalarını ortak etmesinde kerahet yoktur.

ORTAKLARDA ARANAN ŞARTLAR
Soru: Kurbanda ortak olanlarda aranan şartlar nelerdir?
Cevap: Bir sığır veya deveyi kurban kesmek üzere ortak olanlarda aranan şartlar şunlardır:
* Bütün ortakların Müslüman olmaları,
* Hepsinin kurban niyetiyle ortak olmaları,
* Her birinin müşterek kurbanda en az yedide bir hisseye sahip olmaları.
Ortaklardan biri Müslüman değilse veya kurban niyetiyle değil de et için takılırsa veyahut birinin hissesi yedide birden az olursa o kurbanın tamamı geçersiz sayılır. Fakat kurban türlerinin aynı olması şart değildir. Yani bir kısmının vacip kurbanına, bir kısmının da sünnet, nafile, veya akika gibi değişik kurban türlerine niyet etmesi caizdir. Ancak bütün ortakların aynı tür kurban için ortak olmaları müstehaptır.
Soru: Sekiz kişinin iki sığıra ortak olması caiz midir?
Cevap: Hayır, caiz değildir. Çünkü bu durumda her ortağın her bir sığırda hissesi yedide birden azdır. Fakat yedi veya daha az kişinin bir sığıra ortak olması caiz olduğu gibi, birden fazla sığıra ortak olması da caizdir. Zira bu durumda her bir ortağın her bir sığırda en az yedide bir hissesi vardır.
Soru: İki kişinin iki koyuna ortak olması caiz midir?
Cevap: Evet, iki kişinin iki koyuna ortak olması isihsanen caizdir.
Soru: Adak kurbanı niyetiyle bir sığır veya bir deveye ortak olmak caiz midir?
Cevap: Evet, adak kurbanı niyetiyle bir sığır veya bir deveye ortak olmak caizdir. Çünkü fıkıh kitaplarında geçen “Kurbet cihetinin (Kurban nevilerinin) değişik olmasında sakınca yoktur.” ibarelerinin hiç birisinde adak kurbanı istisna edilmemiştir.yetiyle bir sığır veya bir deveye ortak olmak caiz midir?
Cevap: Evet, şükür veya sünnet kasdıyla velime için bir sığır veya deveye ortak olmak caizdir.
Soru: Kaza kurbanı niyetiyle bir sığır veya deveye ortak olan bir kimse bu vecibeyi yerine getirmiş sayılır mı?
Cevap: Hayır, sayılmaz. Çünkü ortaklardan birisi buna niyet ederse, niyeti, geçersiz olup, kazaya niyet ettiği şey nafileye dönüşür. Diğer ortakların kurbanları sahih ise de hisseleri müşterek hisse olduğundan hepsinin tasadduk edilmesi gerekir.

EFDAL OLAN KURBAN
Soru: Hangi hayvanı kurban etmek daha efdaldir?
Cevap: Deve sığırdan, sığır koyundan, koyun da keçiden efdaldir.
Soru: Kurbanın erkeği mi dişisi mi efdaldir?
Cevap: Koyun ile keçinin erkeği, deve ile sığırın dişisi efdaldir.
Soru: Koyun veya keçi kurban etmek mi, yoksa deve veya sığırın yedide bir hissesine ortak olmak mı daha efdaldir?
Cevap: Koyun veya keçi kurban etmek, et ve kıymette eşit oldukları taktirde, deve veya sığırın yedide bir hissesine ortak olmaktan efdaldir.

KURBANIN RÜKÜNLERİ
Soru: Kurbanın rükünleri nelerdir?
Cevap: Kurbanın yalnız bir rüknü vardır, oda kurban edilmesi caiz olan hayvanlardan birini kesmektir. Hayvanı kesmeden canlı olarak veya bedelini fakire vermekle kurban yükümlülüğü yerine getirilmiş olmaz.

KURBANIN SAHİH OLMASININ ŞARTLARI
Soru: Kurbanın sahih olmasının şartları nelerdir?
Cevap: Kurbanın sahih olmasının şartları şunlardır:
* Kurban edilecek hayvanın kusursuz olması,
* Vaktinde kesilmiş olması

Kurban İbadetini önemsememenin dinen hükmü mevzuunda değerlendirme ortaya koyabilmek için öncelikle onun İslam hukuku açısından hükmünün ne olduğunu bilmek gerekir. Peki dinimizce Kurban kesmenin illeti nedir? Kısa cevap: Allah’ın emridir, Rasulullah’ın sünnetidir. Kurban bayramında kurban kesmenin fıkhî hükmü nedir? Nasslardan hareket eden Hanefi fukahâsı kurban kesmenin vâcip olduğu görüşündedirler. [ Serahsî, el-Mebsût, Kahire -, XII, ; Kâsânî, Bedâyîu’s-Sanâyi’, Kahire, -V, , ; el-Fetâva’l Hindiyye, Bulak , V, ]. Eğer bir sahih nassın hükmü kat’î, delaleti zannî ise, ona vacip denilir. Kurban bayramında, dinen aranan belli şartları taşıyan mü’minlerin kurban kesmeleri Hanefî mezhebine göre vaciptir, diğer mezheplere göre ise terk edilmesi istenmeyen müekked sünnettir. Ve gelelim mühim bir soruya:

İmkanı olduğu halde kurban kesmemenin cezası var mıdır? Hz. Peygamber: “İmkânı olup da kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın!” buyurmuştur [ İbn Mâce, Edâhı, ; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, ]. Namazgâhımıza yaklaşmasın ifadesi gerçekten ürkütücü ağır bir ifadedir. Bir vacip emrin terki, elbetteki ahirette sorgu-suale takılacak olan bir amelsizlik durumu olacaktır. Dünyada namazgahında görmek istemediği bir mü’mini, acaba ahirette etrafında görmek ister mi Allah Rasulü (sas)? İmam-ı Malik ve İmam-ı Ahmed’e göre kurban vacip değil, sünnettir. Dolasıyla bir mükellef kurban keserse sevap kazanır, ancak kesmezse günahkâr olmaz. Hanefi fukahası; “Kurbanın vücûbunun şartlarını hâiz olan bir mükellef, kurban kesmezse günahkâr olur.” hükmünde görüşbirliği halindedirler.

Kurban sadece hacılara değil, bütün müslümanların ittifakiyle, müslüman olan herkese şamildir. Fark sadece bazı müçtehidlerin vacip görmeyip, müekked sünnet saymalarındadır. “Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki Allah’ın kendilerine erzak olarak verdiği hayvanları keserken Allah’ın adını ansınlar. Şunu unutmayın ki hepinizin ilahı bir tek İlahtır. Öyleyse yalnız O’na teslim olun. Sen ey Resulüm: O alçak gönüllü, samimi ve ihlaslı olanları müjdele!” [ Hac .

“Kurban, sünnettir” diyerek kurban kesmemenin dinî açıdan değerlendirilmesi nedir? Burada fıkhî bir isimlendirmeyi, “sünnet” kavramını hafife alma gibi bir anlayıştan ötürü kurbanı terk durumu sözkonusu ise, evvela bir sünneti hafife almanın yine fıkıhtan hükmünü hatırlamakta fayda var ki, o da endişeye sevkedecek derecede ciddi olan “küfre düşürme” durumudur. Fakat “Kurban sünnettir” deyip de kesmemek, böyle bir istihfaf sebebiyle değil de, sırf normal diğer sünnetler gibi telakki edilmesinden kaynaklanan bir vicdanî rahatlık, dinî mükellefiyet yükünün hafifliği ise, burada da üzerinde ayrıca durulması gereken çok mühim bir “doğru bilgi” ihtiyacı ile karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkar ki, bu konuda Prof. Dr. Beşir Gözübenli’nin Farklı Bir Açıdan Kurban başlıklı makalesinden aşağıdaki iktibası kaydetmek yeterli olacaktır kanaatindeyiz.

“Kurbanın Hükmü Konusunda Müçtehid İmamların İçtihadları:
Konuyla ilgili bu ayet ve hadisleri bir bütün olarak değerlendiren müçtehit imamlardan her birisi, kendi içtihat sistematiğindeki temel ilkeler (usul-ü fıkıh) gereği olarak kurban ibadetinin dini hükmünü belirlemeye çalışmışlardır. Konuyla ilgili görüş ayrılıkları, farklı içtihat ilkelerinden kaynaklanmaktadır.
Dinen gerekli şartları taşıyan kimselerin kurban kesmesi, İmam Ebu Hanife’ye göre vaciptir.

Bu konuda İmam Malik’ten iki görüş nakledilmektedir ki, bu görüşlerden birisine göre kurban kesmek vacip, diğerine göre ise müekked sünnettir. Bilindiği gibi, Maliki içtihat sistematiğinde vacip terimi, Hanefilerin farz teriminin karşılığıdır. Zira Maliki, Şafii ve Zahiriler başta olmak üzere, müçtehit imamların çoğunluğuna göre, özellikle de ibadet konularında farz * vacip ayrımı bulunmamakta ve bu iki terim aynı anlamda kullanılmaktadır.

Zahirî mezhebi alimlerinden İbn Hazm, İmam Ebu Hanife’nin kurbanla ilgili görüşünü naklederken “farz” şeklinde ifade etmesi [ İbn-i Hazm, el-Muhalla, , genellikle ilk dönem müçtehitlerinin vacip-farz ayrımı yapmadan, farza vacip, vacibe farz demeleri sebebiyledir. Bundan dolayı, içtihat sistematiklerinde farz-vacip ayrımı netleşmeyen ilk dönem müçtehitlerinin, kurbanın hükmü konusunda vacip derken, Malikilerde olduğu gibi “farz” anlamını kastetmiş olma ihtimalleri oldukça yüksektir.

Maliki mezhebinde, kurban konusunda İmam Malik’in iki görüşünden vacip (farz) olduğuna dair görüşü değil, müekked aynî sünnet olduğuna dair olan görüşü mezhepte ağırlık kazanmıştır. Maliki mezhebindeki müçtehitlerden, kurban kesmenin vacip (farz) değil müekked sünnet olduğunu kabul edenler de, kurbanı diğer müekked sünnetlerden daha üst derecede gördüklerinden dolayı, sünnet olduğunu söylerken de, özel olarak önemini vurgulayan ifadeler eklemektedirler.

Maliki mezhebinde kurbanın sünnet olduğunu söyleyen fakihlerin konuyla ilgili ifadelerinden anlaşıldığına göre kurban kesmek, normal şartlardaki müekked sünnetlerden daha üst derecede bir konumda olup, ancak farz da değildir. Farz (vacip) ile müekked sünnet arasındaki bu konumlandırma, adeta Hanefilerin vacip anlayışı paralelindedir.

Görülüyor ki, kurbanın hükmü konusunda, Malikilerin görüşüyle Hanefilerin görüşü, büyük ölçüde paralellik arz etmektedir. (…)

Şafiiler, Hanbelîler, Caferiler ve Zeydilerin de içinde bulunduğu müçtehit imamların çoğunluğuna göre, kurban kesmek müekked sünnettir. Hanefi müçtehitlerden İmam Ebu Yusuf’tan da bu konuda iki ayrı görüş nakledilmiştir ki, bunlardan birisine göre kurban kesmek vaciptir, diğerine göre ise müekked sünnettir.
İmam Şafii’ye göre, kurban kesmeye gücü yeten kimse, yolcu hatta hac için Mina’da bulunuyor olsa bile, kurban (udhiyye) kesmekle mükelleftir. Fakat İmam Şafii’ye göre, kurban kesmek, gücü yeten kimse için müekked aynî sünnet, bakmakla yükümlü bulunduğu aile fertlerinin her biri hakkında ise, kifai sünnettir. Dolayısıyla, bir ailede kesilen bir kurban, sahibi için ayni müekked sünnetin, aile fertleri içinse kifai sünnetin ifası mahiyetindedir [ Şafiî, el-Ümm, ].

Şafiilere göre kurban kesmeye gücü yeten kimsenin kurban kesmesi, müekked sünnet ise de, Şafii içtihat sistematiği içerisinde kurban ibadeti, diğer müekked sünnetlerden daha üst derecede bir mükellefiyettir; ancak farz da değildir. Bilindiği gibi, Şafii içtihat sistematiğinde de, vacip ve farz genellikle aynı anlamda kullanılmaktadır. Dolayısıyla, sünnet ile farz (vacip) arasında ara bir teklifi hüküm bulunmamaktadır. Ancak, kurbanı diğer sünnetlerle aynı seviyede görmedikleri için, normal olarak müekked sünnetlerden üst, farzdan (vacipten) ise daha alt kademede bir ibadet olduğunu belirtirken, bu ara kademeyi ifade eden bir terim bulunmadığı için, müekked sünnet ifadesi yanında bazı kayıtlar koymayı gerekli görmektedirler. İmam Şafii’nin, kurbanın hükmü konusundaki ifadelerinde, kurbanın sünnet bir ibadet olduğunu, terk edilmesini sevmediğini, ancak farz da olmadığını belirtmesi bu durumdan dolayıdır [ Şafiî, el-Ümm, ].

Bu yüzden, kurbanla ilgili olarak Şafii mezhebindeki temel fıkıh kitaplarında “terk edilmemesi gereken, dini şeairden olan müekked sünnet” ifadesi yer almaktadır. Dolayısıyla, kurbanın diğer sünnetlerden farklı olarak, sahip olduğu bu özel konumunun, şeair boyutlu bir ibadet olmasından kaynaklandığı ifade edilmiştir [ Nevevî, Mecmu, ].

Bilindiği gibi, Şafii mezhebinde şeair boyutlu mükellefiyetler, özel bir konuma sahiptir. Herhangi bir dini mükellefiyetin şeair (şiar) boyutlu olması, onu değerler sistemi içerisinde daha üst seviyede bir konuma getirmektedir. Şafii mezhebindeki fıkıh kitaplarında, sırf şeair özelliği taşıdığından dolayı, ezan, namazın cemaatla kılınması ve hatta cemaatle namaz kılarken kamet getirilmesi, (farklı içtihatlar bulunmakla birlikte,) müekked sünnet olduğu halde, farz-ı kifaye gibi değerlendirildiği görülmektedir. [ Nevevî Mecmu, / vd.; / vd.; Remlî, Nihayetu’l-Muhtac, / vd. ]. Şafii içtihat sistematiğinde, şeair özelliğinden dolayı, kifai sünnetler ayni müekked sünnete, kifai farzlar da ayni farzlara göre, sevap ve sorumluluk açısından daha önceliklidir. [ İsnevî, Temhid, s.* ].

Görülüyor ki, Şafii mezhebindeki anlayışa göre de, kurban kesmenin hükmü sünnet olarak isimlendirilmekle birlikte, normal şartlardaki müekked sünnetlerden daha üst konumdadır. Yani, Şafiilere göre de kurban kesmek farz değildir; ancak şiar mahiyetli olduğu için diğer müekked sünnetlerden de daha üst konumdadır. Hatta, bu değerlendirmelerden, Şafilere göre kurbanın, Hanefilerdeki vacipten daha üst seviyede bir dini mükellefiyet olduğu anlaşılmaktadır.
Buna göre, hem Maliki ve hem de Şafii mezhebinde yazılan fıkıh kitaplarındaki, kurbanın (udhiyye) sünnet olduğuna dair ifadelerden hareketle, bu ibadetin gerektiği gibi önemsenmemesi sonucuna götüren değerlendirmeler bilimsel olmaktan uzaktır.” [ Prof.Dr. Beşir Gözübenli, “Farklı Bir Açıdan Kurban”, Yeni Ümit Dergisi, Temmuz * Ağustos * Eylül ].

Kurban kesmek sünnettir” diyerek, yahut da başka bir sebeple kurban ibadetini gerektiğince önemsememek, ciddi bir itikatla ifa etmemek çok büyük bir ilmî yanılgıdır, manevî kayıptır, amelî mahrumiyettir; belki hepsinden önemlisi iman î bir problemdir. Sünnetleri önemsememenin itikaden insanı içine attığı tehlikeli durum izahtan varestedir, bir de ahiretteki şefaat mahrumiyeti düşünüldüğünde ortada l â üb â lilikten veya tenbellikten kaynaklanan bir kurban gafleti kalmayacaktır, bunda şüphe yok…

Konuyu Paylaş
Avatar

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir