Kız Kulesi ve Efsanesi


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 27 Ekim 2019 Kerim Usta

Kız Kulesi

Kız Kulesinin tarihi
Kurulduğu yıllarda yani M.Ö. 341 yılında anıt mezar olarak kullanılan Kız Kulesi M.Ö. 410 yılında boğazın girişini kontrol etmek amacıyla kullanılmaya başlandı, Sarayburnu’ndan getirilen zincirler kuleye ve boğazın girişine bağlanarak gerdirildi böylece boğazdaki giriş ve çıkışlar kontrol altında tutulmaya başlandı. M.S. 1100 yıllarında inşa edilen kule kısmı İstanbul’un fethine kadar boğazı savunacak bir kule olarak kullanıldı adı o zamanlar Arcla idi.

İstanbul’un fethinin ardından gösteriş amaçlı kullanılan kuleye deniz feneri ilave edildi gemilere yol gösterme amaçlı kullanılmaya başlandı, ancak 1719 yılında deniz feneri kısmında çıkan yangın Kız Kulesi’ne zarar verdi. Zamanının Başmimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından onarılan kuleye camdan bir köşk ve kurşundan bir kubbe ilave edildi.Osmanlı Devleti’nin çöküş döneminde yeniden kale olarak kullanmasından önce hastane olarak kullanılan Kız Kulesi savaştan sonra 1959 yılına kadar radyo istasyonu olarak kullanıldı, 1982 yılında Türkiye Denizcilik İşletmesi tarafından devir alınan Kız Kulesi şimdilerde restoran olarak kullanılıyor.

Kız Kulesinin Efsanesi
Kız Kulesi‘ne dair efsanelerden en eskisi ve en bilineni Atina kralı Hares’in kızını korumak için kuleyi inşa ettirmesi ve kızını oraya yerleştirmesidir efsanenin tamamı şu şekilde gelişiyor; İstanbul‘un Atina hükümdarlığı altında olduğu dönemde rahiplerden bir tanesi eşini henüz yeni kaybetmiş olan kral Hares’in yanına gelecek ” Kızınız bir yılan tarafından sokularak öldürülecek” der, bunun üzerine kral Hares denizin ortasına Kız Kulesi‘ni işna ettirir ve kızını bu kuleye yerleştirir, farklı efsanelerde farklı şekillerde Kız Kulesine gönderilen bir sepetten çıkan yılan prensesi sokarak öldürür, bu efsanalerden en yaygını prensese gönderilen bir üzüm sepetinden çıkan yılandır.

Kız kulesinin özellikleri nelerdir
İstanbul Boğazı Üsküdar’da Bizans devrinden kalan tek eserdir. M.Ö. 2475 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip olan kule, Karadeniz’in Marmara ile kucaklaştığı yerde minicik bir ada üzerinde kurulmuştur

İstanbul’un sembollerinden birisidir. Tarih içinde gözetleme kulesi, deniz feneri olarak kullanılmış, Boğaz girişini belirten bir mihenk noktasıdır. Geçen yy.daki görüntüsünü koruyan kule turizme tahsis edilmiş lokanta ve seyir balkonu ile servis vermektedir. Suların, karasevdanın ve söylencelerin gizemini taşıyan Kız Kulesi, İstanbul’un en romantik ve gizemli mekanlarından biri. Alımlı, sevdalı ve denizin ortasında bir başına, yapayalnız… Kendi kendine yeten bir tarihe sahip olan mekan, yüzyıllardır anlatılan efsaneleriyle de bir ilgi odağı.

Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius’un kaydettiği bir aşk hikayesi. Zamanında Üsküdar sırtlarında Tarnıça Afrodit adına bir tapınak vardır. Hero’da genç kızların görev yaptığı bu tapınağın rahibelerindendir.

Kulede kumrulara bakmakla görevlidir. Aşka yasaklıdır. Her ilkbaharda doğanın uyanışı adına tapınak çevresinde törenler yapılır, çevre şehirlerden insanlar akın akın tapınağın çevresine gelir, yenilir içilir, aşkı bulamayanlar Afrodit’e mabedinde yakararak aşkı yaşayabilmek için yakarırlar. Bo¬ğazın karşı kıyısında oturan Leandros’ta bu törene katılmak için tapınağa geldiğinde Hero’yla karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros’un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına tanıklık eder. Leandros’un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde kıskanç bir rahip feneri söndürür. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi’nden Boğazın sularına bırakır.

Kuleyle ilgili söylencelerden biri de Kleopatra’nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesidir. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesi zehirler. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya’nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.

Avatar

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir