Kerbelanın Baş Mimarı Yezid

Son Güncelleme Zamanı:

Kerbelanın Baş Mimarı Yezid

Yezid:
Emevî Devleti’nin ikinci halîfesi. Eshâb-ı kiramdan hazret-i Muâviye’nin oğludur. 646 (H. 26) senesinde Şam’da doğdu. 683 (H. 64)’de Şam’da, otuz iki yaşında iken vefat etti. Üç sene sekiz ay on dört gün halifelik yaptı.

Babası Suriye valisi iken doğan Yezîd, valilik konağında büyüdü. Babasının halifeliği sırasında iki defa hac emirliği ve Bizans’a karşı yapılan gazalarda kumandanlık yaptı. Hazret-i Muâviye 670 (H. 50) senesinde onu emrine verdiği ve içinde Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin de bulunduğu bir ordu ile İstanbul’u fethetmeye gönderdi. Başta Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî olmak üzere bir çok sahâbî (radıyallahü anhüm) bu kuşatmada şehîd oldular. Neticede, Bizans’dan her sene vergi almak şartıyla sulh” yapıldı.

Hazret-i Muâviye, oğlu Yezîd’i kendine veliahd tâyin etti. O da babasının vefatı üzerine 679 (H. 60) senesinde halîfe oldu. Ebû İshak İsferâyinî, Eshâb-ı kiramın faziletini anlattığı Kitâbu nûru’l-ayn fi meşhedi Hüseyn adlı eserinde şöyle bildirmiştir:

“Hazret-i Muâviye halîfe olup, hükmü bütün İslâm memleketlerinde geçerli olunca; hazret-i Hüseyn, kardeşleri, kendisinin ve kardeşinin çocukları, büyük-küçük bütün akrabaları Şam’da yanında kaldı. Onlara pek çok ikramlarda bulunuyordu. Onlara gayet iyi muamele edilmesi, gönüllerinin alınması için devamlı tenbih ve ikâzlarda bulundu. Hazret-i Muâviye’nin yanında hazret-i Hüseyn’in elinden üstün bir el, onun emrinin üstünde bir emir yoktu. Askerlerden önce onlara sarfiyatta bulunuyor, birlikte biniyorlar, birlikte iniyorlar. Kürsüde hazret-i Hüseyn’in yanına oturuyordu. Muâviye (radıyallahü anh) vefatına yakın çok hastalandı. Artık vefat edeceğini anlayınca, oğlu Yezîd’i çağırttı. Yezîd yanına gelince ona; “Herkesin muayyen bir eceli vardır. İnsanın eceli geldiği zaman, Allahü teâlâ onu asla geciktirmez. Her nefs ölümü tadacaktır. Artık ölümüm yaklaştı. Bütün emir ve hüküm Allahü teâlânındır” dedi. Yezîd bu arada; “Babacığım!” Senden sonra kim halîfe olacak” dedi. Muâviye (radıyallahü anh); “Sen olacaksın. Fakat söyleyeceklerimi iyi dinle. Sana şunları tavsiye ederim. Maiyetinde olanlara ve halka iyi muamele et. Çünkü melikler, yarın kıyamet gününde Allahü teâlânın huzurunda, Cennet ile Cehennem arasında bulunan bir köprü üzerinde hesap vermesi için durdurulurlar. Allahü teâlâ, dünyâdaki adaleti sebebiyle dilediğini Cennet’e kor, dilediğini de, dünyâda haksızlık ve zulmü sebebiyle Cehennem’e atar. Ey oğlum! İnsanları huzurunda üç kısma ayır. Senden büyük olanları baban yerinde kabul et, küçükleri çocukların yerine koy, orta durumda olanları da kardeşin say. Oğlum! Maiyetine adaletle muamele et. Bütün işlerinde Allahü teâlâdan kork. Kıyamet günündeki durumun için Allahü teâlâdan kork. Ey oğlum! Hazret-i Hüseyn, çocukları, kardeşleri, kardeşlerinin çocukları, bütün akrabası ve Hâşimoğullarını sana ısrarla tavsiye ederim. Ey Yezîd! Hüseyn (radıyallahü anh) ile müşavere etmeden, halk hakkında hiç bir iş yapma. Senin yanında, onun emrinden daha yüksek emir, onun elinden daha yüksek bir el olmasın. Onsuz ve onun çoluk-çocuğu olmadan bir şey yeme ve içme. Ona ve onun çoluk-çocuğundan önce, ne askerine ve ne ele kendi çoluk-çocuğuna bir sarfiyatta bulunma. Onun ve onun çoluk-çocuğundan önce kimseyi giydirme. Ey oğlum! Biz sâdece onun, babasının ve dedesinin (sallallahü aleyhi ve sellem) köleleriyiz. Ey oğlum! Bir harcama yaparsan, yarısı Hüseyn (radıyallahü anh) için olsun. Onun üzülmesinden ve kızmasından çok sakın. Onun gazabı, Allahü teâlânın ve Resûlünün sana gazâb etmesine sebeb olur. Çünkü onun dedesi (Resûlullah efendimiz) sallallahü aleyhi ve sellem ence gelenler ve sonra gelenler hakkında şefaat edecektir. Bütün insanlar ve cinler hakkında da en büyük şefaati o yapacaktır. Onun babası (Ali bin Ebî Tâlib kerremallahü veçhen), kıyamet gününde Kevser havzının suyundan dağıtacaktır. Livâ-i Hamd onun elindedir. Annesi Fâtımât-üz-Zehrâ (radıyallahü anhâ) kadınların efendisidir. Büyük annesi, Hadîcei Kübrâ’dır. Onlar bu dîne hizmet ettiler, yardımcı oldular. Allahü teâlâ, onlar sebebiyle bizi doğru yola iletti. Ey oğlum! öyleyse onların gazabından pek çok sakın. Çünkü onların gazabı, Allahü teâlâ ve Resûlünün gazabına sebeb olur. Onlara ve çoluk çocuğuna, herkesin iyilik etmelerini tavsiye et. Onları razı et. Hazret-i Hüseyn, çoluk-çocuğu, akrabaları ve Benî Hâşim hakkında ileri gitme. Eğer böyle yapıp onları gazâblandırırsan, senden dünyâda ve âhirette uzak olurum. Kıyamet günü Cehennem’de mücrimlerle beraber neşrolunursun!” dedi. Bunları dinleyen Yezîd; “Bana yaptığın bütün tavsiyelerine uyacağıma söz veriyorum” dedi.”

Cilâ-ül-uyûn kitabında diyor ki: “Muâviye (r. anh) vefat edeceği zaman, oğlu Yezîd’e şöyle vasiyyet etti: “İmâm-ı Hüseyn’in, Resûlullah’a sallallahü aleyhi ve sellem yakınlığını, O’nun mübarek kanından olduğunu biliyorsun. Irak halkı onu kendi yanlarına çağırırlar. Sana yardım edeceğiz, derler. Yardım etmezler. Onu yalnız bırakırlar. Ona gâlib olursan, kendisine hürmet et. Sana yaptıklarına karşılık onu hiç incitme! Benim ona olan iyiliklerimi sen de yap!”

Şiî tarihçilerinden Muhammed Takî Hân, Fârisî, Nâsih-üt-tevârih kitabında diyor ki: “Muâviye (r. anh) oğlu Yezîd’e nasîhatında şunları da söyledi: “Oğlum, nefsine uyma! Allahü teâlânın huzuruna, Hüseyn bin Ali’nin kanına bulanmış olarak çıkma! Yoksa sonsuz azaba yakalanırsın! “Hüseyn’e hürmetde kusuru olana, Allahü teâlâ bereket vermez!” hadîs-i şerîfini unutma!”

Yezîd halîfe olduktan bir sene sonra Kerbelâ faciası vuku buldu. İbn-i Mercâne ve İbn-i Sümeyyekünyeleriyle tanınan Ubeydullah bin Ziyâd, hazret-i Hüseyn’i şehîd ettirdi. Kûfelilerden otuz bin kişi hazret-i Hüseyn’e seni halîfe seçtik diyerek Mekke’den Kûfe’ye davet ettiler. Küfeye doğru hareket edip, Kerbelâ’ya gelince, Küfe valisi Ubeydullah bin Ziyâd, hazret-i Hüseyn’e karşı bir birlik gönderdi. Bunun üzerine hazret-i Hüseyn; “Geri dönerim” dedi. İbn-i Ziyâd; “Yezîd’e bî’at etsin öyle gitsin. Bî’at etmezse su vermeyin!” dedi. Yezîd halîfe olduğunda Medîne valisi Velid, hazret-i Hüseyn’i çağırıp Yezîd’e bî’at edilip halîfe seçildiğini bildirmişti. Bunun üzerine hazret-i Hüseyn; “Benim Yezîd’e gizli bî’at etmeme razı olmazsın. Herkesin yanında bî’at etmemi istersin” dedi. Açıkça bî’at etmemesi, şiîlerin kendisine düşmanlık etmelerine sebeb olmamak içindi. Kerbelâ’da karşılaşınca da bî’at etmedi. Bunun üzerine Ömer bin Sa’d, askerlerini üzerine sürdü… 680 (H. 61) senesi Muharrem ayının onuncu günü hazret-i Hüseyn, yetmiş kişi ile birlikte şehîd edildi. Yezîd, babası hazret-i Muâviye’nin nasîhatlarını unutmadı. Bunun için hazret-i Hüseyn’i Kûfe’ye çağırmadı. Onu öldürmek için emir vermedi. Şehîd edildiğini işitince ağladı. Hazret-i Hüseyn’e rahmet okudu. “Hüseyn bana gelseydi, onu affederdim” dedi. Haberi getiren Zübeyr’e müjde olarak bir şey vermedi. “Allah belâsını versin. İbn-i Ziyâd acele edip onu katl eyledi” dedi. Kûfe’den getirilenleri yanına aldı. “Biliyor musunuz, Hüseyn niçin öldü? Hüseyn; “Babam Ali, onun babası Muâviye’den daha iyidir, anam Fâtıma, onun anasından ve ceddim Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, onun ceddinden daha iyidir. Onun için ben de ondan daha iyiyim. Hilâfet benim hakkımdır” dedi. Onun babası ile benim babam işi hakemlere bırakmışlardı. Hangisinin seçildiğini herkes bilir. Allah için söyleyeyim ki, onun anası Fâtıma, benim anamdan daha iyidir. Dedesine gelince, Allah’a ve âhiret gününe îmân eden kimse, Resûlullah’a kimseyi eşit görmez. Fakat Hüseyn, fıkhı ve içtihadı ile söyledi ve; “Allahü teâlâ, herşeyin sahibidir. Mülkü dilediğine ihsan eder” meâlindeki âyetini hatırlamadı” dedi. Hazret-i Hüseyn’in çocukları Kerbelâ’dan Şam’a getirildiler. Yezîd, onları sarayına alıp, çok hürmet ve ikramda bulundu. Yezîd’in sarayında, Yezîd’in ailesi hazret-i Hüseyn için matem tuttular, çok ağladılar. Alınan eşyalarını kat kat ödediler. Hattâ hazret-i Hüseyn’in kızı Sükeyne; “Muâviye’nin (radıyallahü anh) oğlu Yezîd’den daha hayırlı günahkâr kimse görmedim” derdi. Yezîd, Zeynel’âbidîn hazretlerini, sabah akşam sofrasına alır, birlikte yerdi. Onunla veda ederken; “Allahü teâlâ, İbn-i Mercâne’ye lanet eylesin! Vallahi ben olsaydım, babanın her teklifini kabul ederdim. Allah’ın takdiri böyle imiş, ne çâre! Her ne istersen bana yaz. Hemen gönderirim” dedi.”

Cilâ-ül-uyûn kitabında diyor ki: “Yezîd, İmâm-ı Hüseyn’in Ehl-i beytini kendi sarayına yerleştirdi. Çok ikram etti. Sabah-akşam yemeklerini İmâm-ı Zeynel’âbidîn ile beraber yerdi.” Hulâsat-ül-mesâib’de de diyor ki: “Yezîd, İmâm-ı Hüseyn’in Ehl-i beytine; “Şam’da benim misafirim olarak kalmak mı, yoksa Medîne’ye gitmek mi istersiniz?” dedi. Ümm-i Gülsüm, tenhâ bir yerde üzüntülerimizle başbaşa dua etmek istiyoruz” dedi. Yezîd sarayında geniş bir odayı bunlara verdi. Burada bir hafta yalnız kaldılar. Yezîd, sekizinci gün, Ehl-i beyti çağırıp, arzularını sordu. Medîne’ye gitmek istediler. Çok mal, hayvan ile iki yüz altın verdi. Her ihtiyâcınızı her zaman bildirin, hemen gönderirim, dedi. Nu’mân bin Beşîr’i, beş yüz süvari ile bunların emrine verdi. İzzet ve hürmetle Medîne’ye gönderdi.”

Hazret-i Hüseyn’in şehîd edilmesine sebeb Olan Ubeydullah bin Ziyâd, 686 (H. 67) senesinde Muhtar es-Sekafî ile yaptığı muharebelerde öldürüldü. Muhtar da, aynı sene Basra valisi Mus’ab’ın kbrriutânı Muhalleb tarafından öldürüldük

Hindistan âlimlerinden Mevlânâ Hafızı Hâkim Abdüşşekûr Mirzâpûrî, Şehâdet-i Hüseyn kitabında, hazret-i Hüseyn’i Küfe şehrindeki şiîlerin şehîd ettiklerini ve şehîd eden Şemmer’in, hazret-i Ali’nin askeri arasında, hazret-i Muâviye’ye karşı harb ettiğini vesikalarla isöât’etrnîektedir.

Yezîd’in halifeliği sırasında vuku’ bulan bir diğer hâdise de 683 (H. 63) senesinde vuku bulan Harre Savaşı’dır. Yezîd’e bî’at etmeyen Medîneliler üzerine Yezîd, önce bir hey’et gönderdi. Hey’eti dinlemeyip, hapsetmeleri üzerine de Müslim bin Ukbe komutasında bir ordu gönderdi. Bu ordu Medîne’ye yaklaşınca, Yezîd’e bî’at etmelerini söyleyip üç gün müddet verdi. Müddet sonunda da kabul etmemeleri üzerine Medîne üzerine hücûm edip, şehri yağmaladılar ve bî’at etmeyenler bî’at ettirildi.

Bir diğer hâdise de, o zaman Mekke’de halifeliğini îlân etmiş olan Abdullah bin Zübeyr’in bulunduğu, Mekke’nin kuşatılmasıdır. 683 (H. 63)’de vuku bulan bu kuşatmada, Mekke mancınıklarla dövüldüğü sırada Yezîd’in öldüğü haberi geldi. Bunun üzerine savaş durdu. Yezîd’in halifeliği döneminde ünlü kumandan Ukbe bin Nâfi’ tarafından Kuzey Afrika’da fetihler yapıldı.

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir