İslam Kardeşliği


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 13 Ekim 2019 Kerim Usta

İslam Kardeşliği
“İslâm kardeşliği” denince ilk akla gelenler, “Hucurât” sûre-i celîlesinin 10. âyet-i kerîmesi ile bu konudaki pek çok hadîs-i şerîf ve “Hicret”ten sonra Sevgili Peygamberimiz(s.a.v)’in Medîne-i Münevvere’de akdettiği, o güne kadar bir eşi-benzeri bulunmayan, dillere destân mesâbesinde olan “Muâhât (Kardeşlik) Akdi”dir.

Kur’ân-ı Kerîme göre: “Ancak mü’minler birbirlerinin kardeşleridirler.”

Allâhü Teâlâ, “Ancak mü’minler kardeştirler” (Hucurât, 10) buyururken, mü’min olmayanları, gayr-i müslimlerikardeş bilmek bu âyet-i kerîmeye aykırıdır.

“Evrensel dîn kardeşliği” ismi altında, gayr-i müslimlere “kardeşlerimiz” demek doğru değildir. Böyle bir düşünce, Kur’ân-ı Kerîm’i yalanlamak olur. Dînimiz, kâfirlerle de iyi geçinmeyi emreder, fakat iyi geçinmek ayrı, onları dost ve kardeş bilmek ayrıdır. Mü’min, İslâmiyet’e inanan müslümân demektir. Istılâhî ma’nâda, müslümân olmayan herkes kâfirdir; nelere inanırsa inansın, kâfirlere mü’min [müslümân] denemez. Ehl-i kitâb (Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi kutsal bir kitabı “Tevrat, İncil, Zebur” bulunan bir dinin takipçileri) olanlara da mü’min [müslümân] denmez.
Eshâb-ı kirâmdan Enes bin Mâlik hazretleri buyuruyor ki:

Müslümânları, “İnsan dünyâda kimi seviyorsa,âhirette onun yanında olacaktır” hadîs-i şerîfinin sevindirdiği kadar, hiçbir şey sevindirmemiştir.

Müslümânları seven, müslümânlarla birlikte Cennete;

Kâfirleri seven ise, kâfirlerle birlikte Cehenneme gidecektir.

(Hâdimî, Berîka)

Bir kimse, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v)’e, “Kıyâmet ne zaman kopacaktır?” diye sordu.

Ona cevâben, “Sen, kıyâmet için ne hazırladın?” buyurdu.

O kimse, “Fazla ibâdetim yok. Fakat Allah ve Resûlü’nü seviyorum” dedi.

O kimseye, “Herkes sevdiği ile berâber olacaktır. Sen de, âhirette sevdiğinle berâber olacaksın” buyurdu.

(Buhârî)

“Allah ve Resûlü’nü seviyorum” diyen başka bir zâta da Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurdu ki:

“Kıyâmette sevdiklerinle berâber olursun.“

(Müslim)

Allâhü Teâlâ’yı ve O’nun Peygamberini sevmek, emirlerini yapıp yasak ettiklerinden kaçmak demektir. Allâhü Teâlâ’yı sevmenin alâmeti de dostlarını sevmek, düşmanlarına düşmanlık etmektir.

Hadîs-i Şerîfte, “İbâdetin efdali, müslümânı müslümân olduğu için sevmek, kâfiri kâfir olduğu için sevmemektir” buyuruldu.

Allâhü Teâlâ’nın düşmanını, meselâ Ebû Cehil’i sevenin, “Allâh’ı da seviyorum” demesi yalan olur.

Allâh’ın sevdiğini sevmeyen de Allâhü Teâlâ’yı sevmiş olamaz.

Meselâ hristiyânlar Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) sevmedikleri için, “Allâh’ı ve Hazret-i Îsâ’yı seviyoruz” deseler de faydası olmaz. Yahûdîler de Hazret-i Îsâ’yı sevmedikleri için, “Hazret-i Mûsâ’yı seviyoruz” deseler de kıymetsizdir.

KİŞİ SEVDİĞİ İLE BERÂBER OLUR

Âlimler, “Kişi sevdiği ile berâber olur” hadîs-i şerîfini şöyle açıklıyorlar: Bir kimse sâlih bir mü’mini sever, onun gibi i’tikâda sâhip olup onun gibi amel işlemeye gayret eder; Allah dostlarını dost, Allah düşmanlarını da düşman bilirse âhirette sevdiği kimse ile birlikte Cennet’te olur. Bir kimse de hem müslümânları hem de gayr-i müslimleri sever, gayr-i müslimlerin i’tikâdlarını beğenirse, gayr-i müslimlerle birlikte Cehennem’e gider.

“Kişi sevdiği ile birlikte olur” demek, “sevdiği kimsenin derecesine kavuşur” demek değildir. Fakat iyileri sevdiği için, Cennet’te onlarla birlikte olur. Herkes îmânının parlaklığına, kuvvetine göre farklı derecelerde bulunur. (Mektûbât-ı Rabbâniyye, Hadîka)

Bundan anlaşılıyor ki îmânsızları sevmek, onların i’tikâdlarını beğenmek, insanı ebedî Cehennem’e sürükler. Âhirette iyilerle berâber olabilmek için, dünyâda da onlarla berâber olmak, onları sevmek, onların yolundan gitmek gerekir.

Allâhü Teâlâ, “Ancak mü’minler kardeştirler” (Hucurât, 10) buyururken, mü’min olmayanları, gayr-i müslimleri kardeş bilmek bu âyet-i kerîmeye aykırıdır. “Evrensel dîn kardeşliği” ismi altında, gayr-i müslimlere “kardeşlerimiz” demek doğru değildir. Böyle bir düşünce, Kur’ân-ı Kerîm’i yalanlamak olur. Kâfirleri dost bilmeden, uygun şekilde kendilerine emr-i ma’rûf yapılır.

İslâm dîni yeni gelmedi. 1400 yıldır dünyâda müslümânlarla gayr-i müslimlerin aynı ülkelerde beraber yaşadıkları da olmuştur. Osmânlılar ve onlardan önceki müslümânlar gayr-i müslimleri dost bilmediler, fakat hepsiyle iyi geçinerek, onlara güler yüz göstererek, aynı yerde yaşadıkları gayr-i müslimlere yaşayışlarıyla örnek oldular. Onlara kötü davranmadılar. Merhametli davranarak çoğunun müslümân olmasına sebep oldular. Zâten yüzlerine karşı “siz kâfirsiniz” diye hakâret etmek günâh olur.

“Cihâd” da, kâfirlerin şahıslarına karşı yapılmadı.”Cihâd“, İslâm devletinin, insanların İslâm dînini işitmelerine, müslümân olmalarına mâni olan zâlim diktatörlerin ordularıyla savaşması demektir. Böylelikle fethedilen yerlerdeki gayr-i müslimlerden bir kısmı, İslâmiyet’in adâletini, güzelliğini, müslümânların örnek hayâtlarını görerek müslümân oldular.  Müslümân olmayanlar bile, bu adâlet sâyesinde dünyâda rahat ve huzûr içerisinde yaşadılar.
Mâlikî âlimlerden İmâm Kurtubî (rahmetullâhi aleyh), Hucurât sûresinin, “Ancak mü’minler kardeştirler” meâlindeki onuncu âyet-i kerîmesinin tefsîrinde, bunun “Müslümânlar kardeştirler” anlamında olduğunu bildiriyor. Bakara sûresinin, “Ancak müslümânlar olarak cân verin (ölün)” meâlindeki 132. âyet-i kerîmesinin de, “Mü’minler olarak cân verin” demek olduğunu bildiriyor. Bu âyet-i kerîmelerde, “Mü’min” ile “Müslümân” aynı ma’nâda kullanılmıştır.

MÜSLÜMÂNLARA BAZI TAVSİYELER

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’de yukarıdaki âyet-i kerîmeleri aynı şekilde açıklamıştır. O, mü’min ve müslümân olanlar için “dîn kardeşiniz” ta’birini kullanmıştır. Bu konudaki hadîs-i şerîflerden birkaçı şöyledir:

“Bir müslümânın, dîn kardeşine üç günden fazla dargın durması helâl değildir.“

(İmâm Ahmed)

“Mü’min geçim ehlidir. O, dîn kardeşine rahatlık verir.“

(Dârekutnî)

“Bir müslümân bir dîn kardeşine, onun hidâyetinin artmasına vesîle olacak hikmetli bir söz veya kendisini tehlikeden kurtaracak bir söz kadar iyi hediye veremez.“

(Ebû Ya’lâ)

“Dîn kardeşinize rastlayınca selâm verin.“

(İbnü’s-Sünnî)

“Bir mü’minin, müslümân dîn kardeşine hayırla,sevgiyle ve şefkâtle bakması, benim şu mescidimdebir yıl i’tikâf etmesinden daha sevâbdır.“

(İbn-i Lâl)

“Mü’min beş çeşit şiddet arasındadır:Müslümân kardeşi onu çekemez; münâfık onabuğzeder, onu sevmez; kâfir onun canına kasteder;kendi nefsi onunla uğraşır ve şeytân onuşaşırtmaya uğraşır.“

(İbn-i Lâl)

MÜSLÜMÂN MÜSLÜMÂNIN KARDEŞİDİR

Konumuzla alâkalı olarak burada ifâde edelim ki, Resûlullâh s.a.vﷺ), hadîs-i şerîflerinde buyurmuşlardır ki:

“Müslümân müslümânın kardeşidir; ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu düşmâna teslîm etmez…” (Buhârî)

“Mü’min, mü’min için bir binânın birbirini destekleyen tuğlaları gibidir.” (Buhârî)

“Müminler, birbirlerine karşı muhabbet, acıma ve merhamette bir vücûd gibidirler. Vücûdun bir yeri rahatsız olunca bütün vücûd rahatsız, uykusuz kalıp onun tedâvîsi ile meşgûl olduğu gibi, müslümânlar da birbirlerine yardıma koşmalıdırlar.” (Buhârî)

“Birbirinizle münâsebeti kesmeyin! Birbirinize arka çevirmeyin! Birbirinize kin ve düşmanlık beslemeyin! Birbirinizi kıskanmayın! Ey Allâh’ın kulları kardeş olun! Bir müslümânın diğer kardeşine darılarak ondan 3 günden çok uzaklaşması helâl değildir.” (Buhârî)

“Müslümânla alâkayı kesmek, onun kanını dökmek gibidir.” (Ebû Nuaym)

“Îmân etmedikçe Cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de kâmil mü’min olamazsınız…“

Bütün müslümânlar bir âilenin fertleri, hattâ tek bir vücûdun uzuvları/organları gibidirler. Bir ayağımıza bir diken batsa, başımızdaki saçlarımız ayağa kalkmaktadır. Onun için, dünyânın neresinde olursa olsunlar, müslümânlara yardım etmelidir. Sâdece Ortadoğu ve İslâm âlemindeki değil, Afrika, Amerika, Asya ve Avrupa’daki müslümânlara da yardım etmelidir. Çünkü dünyânın öteki ucundaki herhangi bir müslümânın derdi bizim derdimiz demektir; ona yardım etmek gerekir.

Bir hadîs-i şerîfte buyurulmuştur ki: “Müslümânların dertleri ile ilgilenmeyen, onlardan değildir.” (Hâkim)

MÜSLÜMÂNLARA YARDIMIN ÖNEMİ

Yiyecek, giyecek ve başka ihtiyâçları konusunda müslümânlara yardım, hem dînî bir vazîfe, hem de çok sevâptır. Zîrâ hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Bir müslümânın sıkıntı ve kederini gidereni veya bir mazlûma yardım edeni, Allâhü Teâlâ affeder.“

[Buhârî]

“Bir dîn kardeşinin ihtiyâcını gideren, sanki ömür boyu Allâh’a hizmet etmiş gibi sevâp kazanır.“

(Buhârî)

“Kim bir mü’mini bir münâfığın eziyetinden korursa, Allâhü Teâlâ da onu Cehennem âteşinden korur.“

(Ebû Dâvûd)

“Allah indinde en kıymetli amel, mü’mini sevindirmek, onun sıkıntısını gidermek, borcunu ödemek veya karnını doyurmaktır.“

(Taberânî)

“Dîn kardeşini müdâfaa eden müslümânı Allâhü Teâlâ, Cehennem ateşinden korur.“

(Taberânî)

“Dîn kardeşinin aleyhinde konuşulurken ve onu müdâfaaya gücü yeterken bunu yapmayanı, Allâhü Teâlâ dünyâ ve âhirette zelîl eder.“

(İbn-i Ebi’d-dünyâ)

Bu hadîs-i şerîfleri, günümüz şartlarındaki bütün müslümânlar için de dikkatli bir şekilde düşünmeliyiz.

[Alfabetik olarak zikredecek olursak]

Afganistân, Arakan [Myanmar], Filistîn, Irâk, Mısır, Pakistân, Sûriye… dekiler gibi sıkıntıda olan müslümânları, bir de bu hadîs-i şerîfler açısından mülâhaza etmeliyiz.

Onlara karşı bazı sorumluluklarımızın olduğunu anlamak gerekir.

Eğer bir müslümân diğer müslümânlara eli ile (ya’nî bedeniyle) ve mâlı ile yardım edemiyorsa, o takdîrde duâ ederek yardım etmelidir! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

“Müslümânın müslümân üzerindeki haklarından biri de, ona gıyâbında duâ etmektir.” (Deylemî)

İslâm âlimlerinin ve Evliyâ-yı kirâmın büyüklerinden İmâm-ı Rabbânî (kuddise sirrûh) buyuruyor ki:

“İşte bugün her müslümân elinden gelen yardımı yapmayıp, İslâmiyet baskı altına düşerse, yardımı esirgeyen her müslümân âhirette mes’ûl olur. Bunun için kuvvetim olmadığı hâlde, yardıma koşmaya özeniyorum. Güçlükleri yenerek, İslâmiyet’e ufacık bir hizmet edebilmek yolunu arıyorum. ‘İyilerin çoğalmasını isteyen de onlardan sayılır’ buyuruldu.” (c. 1, m. 47)

“Bugün İslâmiyet’e yardım için az bir şey vermek, binlerce altın vermek gibi kıymetlidir. Hangi tâlihli kimseye bu büyük ni’met ihsân edilirse, ona müjdeler olsun! Dînin yayılmasına hizmet eden cihâd sevâbına kavuşur. Hele bu zamanda müslümânlara yardım etmek daha güzel, daha sevâptır. (c. 1, m. 193)

Yine İmâm-ı Rabbânî’nin (rahmetullâhi aleyh) zamânının sultânına yazdığı bir mektûbu da şöyledir:

“Kahraman askerlerinize yardım ve zafer ihsân etmesi için Allâhü Teâlâ’ya duâ ediyorum. Duâ ordusunun askerlerinin [leşker-i duânın] kalbleri kırık olduğu için savaş ordusunun askerlerinden [leşker-i gazâdan] daha ileridir. Duâ ordusunun  askerleri rûh gibidirler, gazâ ordusunun askerleri ise, onların bedenleridir. O hâlde gazâ ordusunun askeri, duâ ordusu olmadıkça iş başaramaz. Çünkü rûhsuz bedene hiçbir yardımın ve kuvvetin faydası olmaz.” [c.3, m. 47]

Bunun için dünyâdaki bütün müslümânlara duâ etmeliyiz!

MÜSLÜMÂNLAR BİRBİRLERİNE İYİLİK YAPMALIDIRLAR

Yemek yedirerek veya başka iyilik ederek insanları sevindirmek, darda kalanlara kolaylık göstermek, müslümânların ayıplarını örtmek, sıkıntılarını gidermek büyük sevâptır. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Darda kalana kolaylık gösterene, Allâhü Teâlâ da dünyâ ve âhirette kolaylık gösterir. Kim de bir müslümânın ayıbını örterse, Allâhü Teâlâ da dünyâ ve âhirette onun ayıbını örter. Kul kardeşine yardım ettiği müddetçe, Allâhü Teâlâ da ona yardım eder.“

[Müslim]

“Sizin en iyiniz, kendisinden hep iyilik beklenen ve kötülük etmeyeceğinden emîn olunandır.“

[Tirmizî]

“Arkadaşın iyisi arkadaşına, komşunun iyisi ise komşusuna iyilik edendir.“

[Tirmizî]

“Her iyilik sadakadır.“

[Tirmizî]

“İnsanların iyisi, insanlara iyilik edendir.“

[İmâm Ahmed]

“Müslümânın bir sıkıntısını giderene, Allâhü Teâlâ iki nûr verir. Verilen bu iki nûrla sırât üzerinde o kadar çok kimse aydınlanır ki, sayısını ancak Allâhü Teâlâ bilir.“

[Taberânî]

“Allâhü Teâlâ bâzı kimseleri insanların ihtiyâçlarını gidermek için yaratmıştır. İnsanlar, ihtiyâçları için onlara başvururlar. İşte bunlar, kabir azâbından emîndirler.“

[Taberânî]

“Müslümân kardeşinin ihtiyâcını karşılamaya gidenin her adımına yetmiş iyilik yazılır. Ve geri dönünceye kadar yetmiş günâhı affolur.“

[İbn-i Ebi’d-dünyâ]

“Duâsının kabûl olmasını ve kederinin giderilmesini isteyen, darda kalanı feraha kavuştursun.“

[İbn-i Ebi’d-dünyâ]

“Allah katında amellerin en sevimlisi bir müslümânı sevindirmek yâhut onun bir sıkıntısını gidermek veya sabrını taşıran bir kederini ortadan kaldırmak yâhut borcunu ödemektir.“

[Ebu’ş-şeyh]

“Hayra vesîle olan, hayır işlemiş gibidir. Allâhü Teâlâ sıkıntıya düşene, çâresize yardım edeni sever.“

[İbnü’n-Neccâr]

“Lâyık olana da, olmayana da iyilik et. Eğer lâyık olana iyilik edersen ne iyi. Eğer o kimse iyiliğe lâyık değilse, sen iyilik ehlinden olursun.“

[İbnü’n-Neccâr]

Konuyu Paylaş
Avatar

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir