En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Devamı var:

Irak bölgesinin en önemli merkezi olan Bağdat şehri hakkında biraz malûmat vermek gerekir. Bu şehir 762-766 yılları arasında Abbasî halifesi Ebu Cafer el-Mansur tarafından Kûfe halkının fesadına karşılık Abbasî Devletinin başkenti olarak inşâ edilmişti. Medinetü’s-Selâm, Seyyidetü’l-Bilâd, Ümmü’d-Dünya, Vâdiü’s-Selâm, Cennetü’l-Arz, Medinetü’l-Mansûr, Kubbetü’l-İslam, Aynü’l-Irak, İzzetü’l-Bilâd, Dârü’l-Hilafe, Dârü’s-Selâm, vs. isimler alan Bağdat arapça değil İranî bir kelimedir. Eski doğu dünyasının beşiği olan bu mıntıka, her zaman bir medeniyet ocağı, ticaret merkezi, çeşitli memleketlerden gelen yolların kavşağı, 766 yılından itibaren Abbasîlerin sonuna kadar dünyanın ilim merkezi olarak bilinen bir yer olmuştur.

Osmanlı Devleti hakimiyetinde iken, Bağdat’ın önemi dahada artmıştı. Osmanlı Asyası’nın en meşhur ve en büyük şehirlerinden olan Bağdat, pekçok camî ve mescitlere, birçok büyük zâtın türbelerine ev sahipliği yapmaktaydı. Osmanlı ticaret merkezlerinden olan Bağdat; Basra ile Hindistan’a, öbür taraftan İran, Musul ve Diyarbakır’a, ayrıca Halep ve Şam’a daima ticarî bağlantılı büyük bir merkez olmuştu. Abbasîler devrinde Bağdat’ta iki milyon insan yaşadığı rivayet edilir. Abbasî halifeliğine 1258 yılında Moğol Hulagu Han’ın son verirken Bağdat’ı zaptedip nüfusundan 700.000 kişiyi öldürtüp şehri yaktırdığı da ifade edilmektedir. Bu ifade oldukça mübalağalı görünmektedirki, katılmak mümkün değildir. Daha sonra Bağdat’ı 1400 yılında 90.000 insanı katlederek Timur işgal etmişti, denmektedir. Bu sayılar hayli abartılmıştır. 1501 yılında ortaya çıkan Safevî hükümdarı Şah İsmail’in eline geçen Bağdat, 1535 yılında Osmanlı Padişahı Kanunî Sultan Süleyman tarafından Irakeyn Seferi sonucu alınmıştı. Ortadoğu’nun en mühim siyaset ve ticaret merkezi ve dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Bağdat, ilk çağın parlak Babil harabelerinin yanısıra uzun bir müddet Abbasî hanedanlığınında başkenti olması sebebi ile tarihi stratejik önemide olan bir merkez olmuştu.

Osmanlı Devleti hakimiyeti Bağdat’ın dolayısı ile Irak’ın altın devirlerinden biri olmuştu 30 kasım 1534 tarihinde Bağdat’a giren Kanuni Sultan Süleyman şehrin yağma ve talan edilmesini önlemiş, büyük bir debdebe ile Bağdat sarayına yerleşirken ayakları altına Asûrî kırallarının arma ve nişanları serilmişti.Bağdat’ta dört ay kışlayan Kanuni Sultan Süleyman şiilik elinde mahvedilmiş olan bu islam memleketinde birçok değişik yerleri ziyaret ve ihya etmişti. Bu cümleden olarak İmam-ı A’zam Ebû Hanife, Musa Kâzım, vb. büyük kişilerin kabir ve türbelerini yeniden yaptırmıştı. Böylece Sunnî ve Şiî müslümanların gönlünü kazanmış, ayrıca Bağdat ve havalisini tahrir ettirmişti. Bundan sonra birkaç kez Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında el değiştiren Bağdat, sonunda Osmanlılar elinde dört yüzyıl kadar kalmıştır.

SURİYE BÖLGESİ:

a) Adları, Sahası, Sınırları; Suriye, Kitab-ı Mukaddes’te Aram ve Arap dillerinde Berrü’ş-Şam adıyla bilinen büyük ve önemli bir vilayettir. Bu vilayet batıda Akdeniz, kuzeyde Anadolu(küçük asya) doğuda Fırat, güneyde Arabistan ile çevrilidir. Kuzeyden güneye uzunluğu 600 km, genişliği ise 280 km’dir. Suriye; Akdeniz’in doğu kıyısı ile kuzeyde Anadolu, doğuda Fırat nehri ve güneyde Arap çölü(Bâdiyetü’l-Arab) ile çevrili bölgenin adı olup, müslümanların fethettikleri zamandan beri, buraya Bilâdü’ş-Şam veya yalnızca Şam demişlerdi.

Halep ve Suriye vilayetleri, Osmanlı Devleti’nin asli bölgeri arasında yer alırdı. Çok önceleri Fenike denilen Beyrût vilayeti ile Cebel-i Lübnan mutasarrıflığı ve Filistin dahi Suriye ismi sahasında bulunurdu. Osmanlıların idarî yapısı içinde Suriye vilayeti Suriye topraklarının bir kısmını oluşturdu. Suriye vilayetinden oluşturulan bugünkü Suriye Devleti’nin yüzölçümü ise 187.000 km karedir.

Yine eskiden Suriye denilince, doğu Akdenizde bulunan bugünkü Suriye, Lübnan, Filistin ve Ürdün devletlerinin topraklarını kapsayan tarihi yerler akla gelirdi. Şimdiki Suriye doğu Akdeniz kıyısında olup, kuzeyde Türkiye, doğu ve güney doğuda Irak, güneyde Ürdün, İsrail ve Lübnan, batıda ise Akdenizle sınırlı bulunmaktadır.

Romalılar ve çağdaş Avrupalı yazarlar burayı ifade için genel olarak “Suriye” kelimesini, Araplar “Bilâdü’ş-Şam” veya “Arzü’ş-Şam” kelimelerini kullanmışlardır. Suriye Viâyeti tabiri Osmanlıca metinlerde 1864 yılından itibaren, Suriye diye veyahut yukarıda zikredilen bölgenin bir kısmını ifade için kullanılmıştır. Suriye ilk devirlerden beri önemli bir yerleşim bölgesidir. Suriye toprakları üzerinde yüzyıllar boyunca çeşitli devletler hükümrân olmuşlardır.

Bugün Suriye, Ürdün, Lübnan ve İsrail arasında paylaşılmış olan Bilâdü’ş-Şam, günümüzde olduğu gibi geçmiş yüzyıllarda da ekonomik, askerî ve dinî konumu nedeniyle, daima milletler arası nüfuz mücadelesinin yoğunlaştığı odak noktalarından birisi olmuştu. Suriye bölgesinde; birde Suriye Çölü denilen, Arap Yarımadası’nın kuzeyinde çöl saha vardır. Bu saha, Suriye’nin güney doğusu, Irak’ın batısı ve Ürdün’ün kuzey doğu kısımlarını kapsar.

b) Suriye’nin Tarihî Coğrafyası: Suriye bölgesinde, önceleri Fenikeler, Sûr şehri ile İskenderun arasında sahil üzerinde bir devlet kurmuşlardı. Halep’in kuzeyinden güneye doğru Arâmiyyîn Devleti kurulmuştu. M.Ö. 14. yüzyıllarda Fenikeliler ve Arâmîler vardı. Yine ilkçağlarda Asurlular, Bâbilliler, Fârisîler hüküm sürdüler. Makedonyalı Büyük İskender Suriye’yi Farisîlerden M.Ö. 333 yıllarında devralmıştır. Ondan sonra Silifkeliler M.Ö. 64 senesine kadar yönettiler. Daha sonra ise Suriye toprakları Roma İmparatorluğu hükmü altına girmiştir.

Müslüman Araplar tarafından 634 yılında Doğu Roma İmparotorluğu’ndan fethedilen bu bölge, ortaçağda Haçlıların istilâsına uğradı. Haçlılar sahil şeridi ve Kudüs’te bir süre tutunmayı başarmışlar, ama iç bölgeleri ellerinde tutan ve Atabeğler diye bilinen Müslüman Türk beylikleri karşısında daha fazla ilerleyememişlerdir.

Suriye’de 1187 yılında yönetimi ele alan Eyyubîler, Bilâdü’ş-Şam’da da idareyi Atabeğler’den alarak Haçlılara karşı eskisinden daha çetin bir mücadele sürdürmeye başlamışlar. Kudüs ve çevresi haçlılardan geri alınmıştır. Bir süre Mısır ve Bilâdü’ş-Şam’ın yönetimini Eyyubîlerden devralan Mısır Memlûkları (1258-1517), Eyyubîlerin bıraktıkları yerden itibaren ileri harekâtâ devam etmişler. Nihayet Memluk hükümdârı Sultan Baybars (1233-1277) son haçlı kalıntılarını da 18. yüzyıla kadar birdaha buraya dönmemek üzere ortadan kaldırarak, müslümanların Bilâdü’ş-Şam’da ki hakimiyetlerini sağlamlaştırmıştır.

Lütfen Dikkat: Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz. Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...