En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Devamı var:Irak ve Suriye'nin Tarihi Coğrafyası ve 19.Yüzyıl Sonu İtibariyle İdari Konumu

Dicle nehri ile Fırat nehrinin birleştiği yerden aşağı kısmına Şattü’1-Arap denir. 150 kilometre uzunluğunda olup, Basra’ya kadar büyük gemiler, Bağdad’a kadar küçük gemiler seyrü sefer ederlerdi. El- Cezire; Irak Arabı; Osmanlı Asyası’nın güneydoğusunda geniş ovaları ve sahraları olan bir yerdir. Fransızların Mezepotamya dedikleri el-Cezire kıtası büyük bir yer olup, Şam Çölü ile birlikte büyük bir ova oluşturur. Dicle ve Fırat nehirlerinin birleşerek meydana getirdiği Şattü’l-Arap, Kurna kasabasından Basra Körfezine kadar uzanır.

Bugünkü hudutları içinde Irak Devleti’nin toprakları 452.500 kilometre kare yüzölçümünde olup, kuzeydoğuda dağlık arazi el-Cezire yaylalarının bir kısmı ile batıda Suriye Çölü’nün ortalarına kadar uzanır. Bu ülke, kuzeyde Türkiye, doğuda İran, güneyde Basra Körfezi, Kuveyt ve Suudi Arabistan, batıda Ürdün ve Suriye ile komşudur. Irak ülkesi tarihi Mezepotamya ve etrafındaki bölgeleri kaplar. En hayati bölgeleri Fırat ve Dicle vadileridir.

b) Irak’ın Tarihi Coğrafyası: Bu bölge insanlık tarihinin ilk bilinen medeniyet ve yükseliş yerlerindendir. Iraktaki birçok yapı islam öncesi devirde yıkılmaya ve haraba yüz tutmuştu. Eski şâşâlı zamanların eseri olan Babiller, Ninovalar vardı. Özellikle Moğol ve Timurîlerin istilâları Iraktaki eserleri, binaları, sürüp götürmüştür. Nuh’un evlatları, Babil kalesi yapılıncaya kadar bu sahrada yaşadılar, çoğaldılar, sonrada etrafa yayıldılar. Büyük İskender zamanından beri, Basra körfezi ile güneydoğu Toroslar arasında kalan bölgeye Mezepotamya denirki, “ Nehirler arasındaki ülke” demektir. Asıl Mezepotamya Bağdat civarında iki nehrin yaklaştığı sahanın kuzeyinde kalan kısımdır. Araplar “el-cezire” adını verirler. Bağdat’ın güneyindeki kısma da “Irak-ı Arap” denmektedir.

Irak-ı Arap denen bölge, eski medeniyetlerin doğuş yeri olmakla meşhurdur. Asurlular ve Babillerin sonra Abbasîlerin yükselme zamanlarında gayet mamur ve gelişmiş idi. Bugün dahi bulunduğu yer bakımından çok önemlidir. Anadolu, İran ve Hindistan arasında transit ticaret yolu kavşağıdır.Cezîre ise, Şam, Irak ve Anadolu arasında geniş bir bölgeye denmiştir. Cezîre 38 ile 33-20 derece kuzey paraleli ve 35-30 ile 42 derece doğu meridyenleri arasında Diyarbakır’dan Bağdat’a kadar olan büyük bir yerdir.Cezire bölgesi de, çok eski zamanlarda ve İslam’ın ilk devirlerinde pek mamurdu. Her tarafında bir çok şehir, kasaba ve kaleler vs. medeniyet eserleri ve viraneler bulunmaktadır.

Cezîre; Cûdi dağının altında bulunmakla insanların beşiği hükmünde olup, eskiden beri Sâmî Kavîmlerinin Tevrat’ta arem adıyla anılan bir kavmin meskeni idi. Tarihin kaydedilebildiği zamanlarda; Asurluların sonra Mısır Firavunlarının, İranlıların, Büyük İskender’in, Silifkiya’nın ve Sasânilerin ellerinde bulunmuştur. Milâdi ikinci yüzyılın ortasından itibaren İslam’ın doğuşuna kadar, İranlılar ile Romalılar sonra Rumlar arasında savaşlara sahne olmuş ve bunlar arasında devamlı el değiştirmiştir. Hz. Ömer halife iken Cezîre, milâdî 638 yılında Iyaz b. Ganem tarafından islam memleketlerine katıldı. Daha sonra birçok arap bu bölgeye yerleştirildi. Emevîler ve Abbasîler zamanında ise Cezîre’nin imar ve byındırlığına gereken önem verilmiş,birçok mamur şehir ve kasabalar tesis edilmiştir.

Moğol İmparatoru Cengiz Han’ın ortaya çıkmasıyla, diğer islam memleketleriyle beraber Cezîre’de tahrip edilmişti. Adetâ ondan geriye kalanıda Timur Han mahvetmiş, o zamandan beri Cezîrede bulunan birçok şehir ve kasaba harap ve viran bir haldedir. Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim Han, önce Akkoyunluların sonrada Safevîlerin elinde kalan Cezîre’yi 1514 yılında Çaldıran meydan savaşından sonra Osmanlı ülkelerine katmıştır. Irak bölgesi Osmanlılar eliyle yeniden tesis ve imar edilmiştir.

Keldânilerin vatanı eski Babilistan’dan ibaret olan Irak; 30-34 derece kuzey paralelleri ile 40-46 derece doğu meridyenleri arasında, Bağdat ve Basra isimleriyle iki vilâyete ayrılmıştı.Cezîre ve Irak-ı Arap adıyla anılan bu geniş bölge, XIX. yüzyıl Osmanlı Devleti idarî taksimatnda son olarak; Bağdat, Basra ve Musul adlarında üç vilayet ile Zûr mutasarrıflığını içine alıyordu.

Bugünkü Irak toprakları XX. yüzyıl başlarında henüz Osmanlı Devleti dağılmadan önce ise, mülkî ve idarî olarak; Bağdat vilayeti: Bağdat, Kerbelâ, Divâniye sancaklarına, Basra vilayeti: Basra, Amara, Müntefik, Elehsâ sancaklarına, Musul vilayeti: Musul, Kerkük, Süleymaniye sancalarına ayrılmıştı. Birde Şehri Zûr müstakil mutasarrıflığı mevcut idi.

Lütfen Dikkat: Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz. Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...