Irak ve Suriye’nin Tarihi Coğrafyası ve 19.Yüzyıl Sonu İtibariyle İdari Konumu


Prof. Dr. Remzi KILIÇ

ÖZET

On asır önceden beri, Anadolu toprakları gibi, atalarımız olan Selçuklu ve Osmanlı Türkleri tarafından, üzerinde devletler kurularak yüzyıllar boyu Türk Sultanları ve beyleri tarafından idare edilen, Irak ve Suriye coğrafyası ve buraların nasıl yönetildiğini ortaya koymaya çalışacağız.Bu bölgelerin tarihi gelişimi, nasıl idare edildiği, Türklerin hakimiyetleri esnasında ortaya çıkan idarî yapı, xıx. yüzyılda Osmanlı Devleti yönetiminde bölgede kurulan eyâletlerin konumu, buralarda oluşan sancak ve kazalar kısaca ortaya konulmuştur. Yüzyıllar boyu idare ettiğimiz Türkmen yurtlarının yüzyıl öncesine kadar olan durumları incelenmiştir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin geleceği bakımındanda buraların bilinmesi önemlidir.

Atalarımız olan Selçuklu ve Osmanlı Türkleri yüzyıllarca pekçok ülkeleri idare etmişlerdi. Bugün bu toprakların çoğu millî hudutlarımızın dışında olmasına rağmen, tarihimiz ve millî kültürümüz açısından araştırılması son derece önem arzetmektedir.

Irak ve Suriye topraklarında IX. yüzyıldan bu tarafa çeşitli Türk hanedân ve beyleri, daha sonraki dönemlerde ise, Selçuklular ve Osmanlılar, aynen Anadolu topraklarında olduğu gibi, hüküm sürmüşler, oraları imar etmişler, eşsiz kıymette tarihî eserler meydana getirmişlerdi.

Bu çalışmamızda, günümüzdeki Irak ve Suriye topraklarında XIX. yüzyıl Osmanlı Devleti zamanındaki idari yapıyı ortaya koyacağız. Ortadoğu coğrafyasında önemli bir yer tutan bu topraklarda Osmanlıların son zamanlarında bulunan eyalet, sancak, kaza, nahiye ve köyler hakkında bilgi aktaracağız. Bu coğrafyada bulunan Irak bölgesi ve Suriye bölgesinin, tarihî coğrafyaları ve idarî yönetimleri Osmanlı kaynaklarından yararlanılarak ortaya konulacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hudutları dışında kalan bu toprakların, geçmiş yüzyıllarda da önemli bir konumda olduğunu görüyoruz.
……..
Ortadoğu coğrafyasında önemli bir yer tutan, Mezepotamya(Cezire) veya Irak-ı Arap bölgesindeki; Bağdat, Basra, Musul vilayetleri ile Şehr-i Zûr mutasarrıflığını ve Suriye bölgesindeki; Halep, Beyrût, Suriye vilayetleri ile Cebel-i Lübnan, Kuds-ü Şerif mutasarrıflıklarını, tarihi coğrafyası bakımından tanıyalım.

IRAK BÖLGESİ:

a) Adları, Sahası ve Sınırları: Önasya’nın büyük bir parçasıdır. İran, el-Cezire, Arabistan yarımadası ve Berrüş-Şam çölleri ile Fars denizi denilen Basra körfezi arasında bulunan sahadır. Mezepotamya olarak bilinen coğrafi kısmına Fırat ve Dicle nehirleri hayat verirler. Tarhin ilk çağlarından beri bölge yerleşim ve tarıma elverişlidir.

Ceziretü ekûra; Fırat ile Dicle arasında Diyarbakır ve Diyar-ı Mudar’ı içine alan bir yerdir. Fırat ile Dicle arasındaki bu yere El-Cezire de denir. Ortadoğu da; Fırat ve Dicle nehirlerinin aşağı mecraları boyunda uzanan memlekettir. Irak, dar manası ile; Basra Körfezi’nin kuzey hudutlarından, güneydoğu ve kuzeybatı yönüne doğru uzanan çukur bir sahadır. Takriben 700 km uzunluğu, 200 km genişliği vardır. ‘Irak-ı Arab’ denilen Bağdat ve havalisini içine alan bölgeyede Irak denilebilir.

El-Cezîre; Fırat ile Dicle nehirlerinin arası, adetâ bir ada (cezire) oluşturduğu için İslam coğrafyacıları böyle kullanmışlardır. Aynı bölge antik dönemlerde Mezepotamya diye ifade edilmekteydi. El-Cezire üç bölümden oluşmaktadır; 1. Kuzeyde: Diyâr-ı Bekir (Amid), 2. Doğuda: Diyâr-ı Rebia(Nusaybin), 3. Batıda: Diyâr-ı Mudar (Harran)’dır.

Eskiden beri Fırat ve Dicle nehirlerinin arasında kalan bölgenin üst kısmına(kuzeybatısına) Cezîre, alt kısmına(güneydoğusuna) Irak-ı Arab denmektedir. Kazvînî de, El-Cezire; Diyarbekir, Mudâr ve Rebia beldelerini kaplayan yerdir, Dicle ve Fırat arasıdır demektedir. Irak-ı Arab(El- Cezire): Fırat nehri ile Dicle nehri arasında bulunan geniş bir arazi ki, eskiden Bâbilünya da denirdi. Bâbilûn selûs ve Ketezefûn şehirleri vaktiyle oradaydı. Bugün bunların hepsine bedel Bağdat vardır. Irak-ı Arap; Aşağı Mezepotamyada Bağdat’ın güneyinde, Bağdat ve Basra’yı içine alan bölgeye denir.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir