II. Abdülhamid Han ve Pasteur


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

II. Abdülhamid Han ve Pasteur

II. ABDÜLHAMİD HAN VE PASTEUR
II. Abdülhamid Han’a yönelik akıl almaz iftiralar atan güruha, cevap vermeye devam etmek istiyorum. Yaklaşık iki hafta önce kaleme aldığım “Abdülhamîd Hân-ı Sânî” yazımda, Ulu Hakan’a yönelik mesnetsiz ve yakışıksız karalamalara, onun yaptığı hizmetler ve açtığı çığırlar penceresinden bakmaya çalıştık. Bu yazımda ise daha öznel bir meseleyi ele almak istiyorum.

Malumumuzdur ki, her türlü teknik gelişmeyi dikkatle takip eden Sultan Abdülhamid Han, tıbbî sahadaki araştırma ve gelişmelerle de yakînen ilgileniyor, buna ayrı bir önem atfediyordu. Bu konuda Said Naim Duhânî,
birkaç kelâm etmiş ve bir yazı da kaleme almıştır. Bu arada, Said N. Duhânî, Osmanlı hariciye nâzırlarından ve bir vakitler de Paris sefirliği yapmış Naum Paşa’nın oğludur.
Said N. Duhânî, Abdülhamid Han ile Mikrobiyolog ve Kimyager Pasteur arasında vukû bulan bir hâdiseyi ve
takiben diğer anekdotlar aktarımında şunları dile getiriyor:
Rum-Ortodoks bir Osmanlı olan Ferik Dr. Zoeros Paşa (kuduz aşısı çalışmalarıyla tanınan Osmanlı hekim) II.

Sultan Abdülhamid tarafından, insanlığın velinimetlerinden birine, Louis Pasteur’e gönderilmişti.
Zeoros Paşa, Pasteur’ün meşhur enstitüsünün kurulmasına yardım olmak üzere 10 bin altın frank götürmüş ve ona padişah tarafından gönderilen Murassa Osmanlı Nişanı’nı takmıştı. Hatta Padişah, İstanbul’da açmayı tasarladığı Kuduz Enstitüsü’nün bizzat Pasteur tarafından kurulmasını istiyor, bu hususta Pasteur ile mektuplaşıyordu. Fakat ünlü bilginin işleri onun Fransa’dan ayrılmasını imkânsız kılıyordu.
Bu yüzden kendisinin yerini tutacağından emin bulunduğu yakın dostu Dr. M. Nicolle’ü Padişah’a gönderdi. Son derece tecrübeli bir âlim olan Dr. Nicolle, İstanbul’da bulunduğu sırada hiçbir zaman hasta muayenesine gitmemiş, bu konuda;

“Benim İstanbul’da belirli bir işim var. Üstelik burada çok iyi Türk doktorlar var” demiştir.
Buna rağmen Dr. Nicolle bir istisna yapmaktan da kendisini alamamış, egzama illetine yakalanan bir küçük kızı tedavi etmiştir. Zamanın her türlü tedavisiyle iyileşmeyen çocuğu iyileştiren Dr. Nicolle, kızın ailesinin teklif ettiği parayı almamış ve şu cevabı vermiştir:

“Hükümet bana aylığımı veriyor; ayrıca doktorluk yapmıyorum. Mesleki inisiyatifim ve vakayı bana anlatan dostunuz Süleyman El- Bostâni’ye olan sevgim beni hastanıza bakmaya sevk etti…”
Louis Pasteur ile devamlı olarak mektuplaşan Sultan Hamid, ona yazdığı nâme-i hümâyûnlarında, bilgine daima “Mon Cher Monsieur Pasteur” (Azizim Mösyö Pasteur) diye hitap eder, mektuplarını aynı hitapla bitirirdi.

Sultan Abdülhamid Han Serumu

Sultan Abdulhamid’in tıbba ve eczacılığa büyük merakı vardı. Söylendiğine göre Padişah, Sertabîb-i Hazret-i Şehriyârî Mavroyeni Paşa’nın yazdığı reçeteleri özel eczanesinde bizzat yaparmış. Her ne olursa olsun merhum hükümdarın tıp ve eczacılık alanındaki yeni buluşlarla ilgilendiği ve bunları çok yakından takip ettiği, bilinen bir gerçektir.
Bundan başka Sultan Hamid, ızdırap çeken insanların dertlerini gidermek, ızdıraplarını hafifletmek yolunda büyük gayretler sarf eden değerli ilim adamlarına her vesileyle takdirlerini bildirir, onlara ceyb-i hümâyûnundan (kendi kesesinden) çok yüksek rakamlara baliğ olan nakdî yardımlarda bulunurdu.

Buradan da anlaşılıyor ki, Abdülhamid Han; devletin tek bir kuruşunu heba etmemiş, neredeyse devlet için olan tüm harcamaları dahi ceyb-i hümâyûnundan yapmıştır
Çok muhtemel olarak, ilk defa tedavide kullanılmasına başlanan “antipnömokoksik serumu” tatbiki sırasında, Padişah’ın yaptığı bu kabil bir âlicenaplığa karşı bir cemile olmak üzere, zamanın Amerikalı doktorları yeni seruma “Sultan Abdülhamid Serumu” adını vermişlerdi.
Öyle ki, 1941 yılının 27 Kasım Perşembe gecesi şehrimiz Lâle sinemasında gösterilmesine başlanan “Untamed” adlı Paramount filminde de aktörlerden biri yüksek sesle bu ismi “Sultan Abdülhamid’s Serum” şeklinde söylemiştir.

Meyve veren ağaç taşlanır. Kalbi kararanlar da her türlü karalamayı yapar. Zira, her kap içindekini sızdırır. Öyle değil midir değerli dostlar; dünyada iyiler ile kötüler karıştırılmış, bir arada yaşamaları ve her kap içindekini sızdırarak bu mücadeleyi vermeleri murât edilmiştir. Bizler de bu mücadelemizi her safta ve safhada yapacağız. Bu yolun sıkıntılarla dolu olduğunu da biliyoruz.

Velhâsıl; hakkı ve hakikati savunmaya son nefesimize kadar devam edeceğiz biiznillâh… Varsın saldırsınlar, varsın karalasınlar, varsın kararmış kalpleri ile kinlerini kussunlar. Hak ve hakikat birdir. Kimse de bu gerçekleri değiştirmeye/çarpıtmaya muktedir değildir vesselâm…

İrfan Atasoy

Paylaşabilirsiniz
Avatar

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir