Hacivat İle Karagöz’ün Gerçek Hikayesi

Yayım tarihi

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 1 Ekim 2021 Kerim Usta

Hacivat İle Karagöz'ün Gerçek Hikayesi

Hacivat İle Karagöz

Orhan Gazi babası Osman Bey’in anısına o dönem ki başkent Bursa’da büyük bir camii yaptırmaya karar vermiş. Emrindeki bütün mimarları çağırmış huzuruna. “Babam Osman Gazi’nin anısına güzel olduğu kadar görkemli bir camii yapılmasını istiyorum. En güzel projelerinizi yapın getirin bana.” demiş onlara. Kısa bir süre sonra bütün mimarlar en güzel projeleriyle Orhan Gazi’nin huzuruna gelirler. Bütün projeleri tek tek inceleyen Orhan Gazi içlerinden en beğendiğinin sahibi mimarı çağırtmış ve ona kusursuz bir işçilik istediğini söylemiş; “Yörenin en iyi ustaların bulacaksın ve en kaliteli malzemeleri kullanacaksın, hiçbir masraftan da kaçınmayacaksın” diye de belirtmiş.

Mimarbaşı birkaç gün içerisinde ülkenin dört bir tarafından en iyi ustaları toplamayı, en kaliteli ve güzel malzemelerin getirtilmesini sağlamış ve sultanın huzuruna çıkmış. Mimarbaşı; “Padişahım” demiş, “Yörenin en iyi duvar, demir, ahşap ustalarıyla en becerikli hat sanatçıları ve nakkaşlarını topladım. İnşatta kullanılacak bütün malzemeler kılı kırk yararak seçildi. Biz hazırız, emir verirsen hemen başlamak isteriz bu kutlu işe” Mimarbaşı’nın anlattıklarından son derece memnun görünen Orhan Gazi, ” Mimarbaşı beni çok iyi dinle” demiş. “Söylediklerin güzel, hemen başlayabilirsiniz camiyi inşa etmeye ama aç kulaklarını dinle şimdi. Bil ki bu camii benim için çok önemli. Bu yüzden ,her kim ki inşaatın yavaşlamasına veya işlerin aksamasına sebep olursa o an kellesini vurdururum. Şimdi çıkın gidin başlayın camiyi yapmaya.

İnşaat hemen başlamış tabii ki. Mimarbaşı Kambur Bali Çelebi’yi (Karagöz) demirci ustası, Halil Hacı İvaz’ı da (Hacivat) duvar ustası olarak görevlendirmiş. Bu iki ustayı da işlerini her ne pahasına olursa olsun aksatmamaları için de sıkı sıkı tembihlemiş.

Karagöz, mektep okumamış ama inşaatlarda ustaların yanında çalışa çalışa iyice ustalaşmış artık işinin en iyisi olarak anılmaya başlamış cevahir birisiymiş. Tez canlılığı ve hazırcevaplığı yüzünden sürekli başını belaya sokan Karagöz, bu belalardan kıvrak zekasının marifetiyle kurtulmaya çalışırmış. Bu belalar artık onun içinden çıkamayacağı bir hal alınca da yardımına en yakın dostu Hacivat koşarmış.

Hacivat ise bu yakın dostunun aksine, medrese de eğitim görmüş, her konuda bilgisi olan görgülü ve bilgili birisiymiş. Karagöz’le hemen her konuda sürtüşse de yine de en iyi dostuymuş Karagöz onun. Sultan’ın babası için yaptırdığı inşaat çalışmaları tüm hızıyla sürüyormuş. İşçiler, ustalar, mimarbaşı camiyi sultanlarının istediği şekilde ve zamanda hazır etmek için var güçleriyle çalışıyorlarmış. Mimarbaşı ve ustalar, didişmeleri bütün ülke tarafından bilinen Hacivat ve Karagöz’ü de birbirlerinden ayrı tutmak için de uğraşıyorlarmış bir yandan. Bu duruma en çok kızanların başında da hiç şüphesiz can dostu Hacivat’la didişemeyen Karagöz geliyormuş. Gözünü kestirdiği Hacivat’a  sokulamayan Karagöz, mimarbaşının malzeme almak için şehre gitmesini fırsat bilmiş ve yanına sokulmuş Hacivat’ın. Hacivat can dostunu yanında görünce sevinmiş ve ona dönmüş demiş ki;

– Hacivat: Şuh levendim, şuh pesendim hoş geldin
– Karagöz: Şule levendim, turp dikenim hoş geldin diye karşılık vermiş Karagöz.

Hacivat Karagöz’ün huyunu bildiği için kızmamış ve yine güleç yüzüyle konuşmuş;
– Hacivat: Şuh levendim, şuh pesendim hoş geldin
– Karagöz: Kehlelendim, sirkelendim, boş geldim.
– Hacivat: Samur kaşlı, ok kirpikli hoş geldin
– Karagöz: Salak kaşlı, b*k kirpikli boş geldim
– Hacivat: Yusuf-ı Beytül Hazenim hoş geldin
– Karagöz: Yasef’im, bitli avramım boş geldim
– Hacivat: Ahu gözlüm, inci dişlim hoş geldin
– Karagöz: Ayı gözlüm, kazma dişlim hoş geldin

Hacivat ile Karagöz böyle birbirleriyle atışırlarken bütün diğer işçiler de başlarında toplanmış onların bu keyifli ve eğlenceli didişmelerini izleyip eğleniyorlarmış. İnşaattaki bütün işçi ve ustaların en büyük eğlencesi haline gelmişler zamanla. Artık ne zaman mimarbaşı inşaattan ayrılsa Hacivat ve Karagöz birbirleriyle atışmaya başlar hale gelmişler. Diğer bütün çalışanlar da etraflarında toplanıp onları izlermiş. Onlar atıştıkça izleyiciler kendilerinden geçer ve bütün yorgunluklarını unuturlarmış. Günlerden bir gün Padişah babası için yaptırdığı caminin inşaatını kontrole gelmiş. Fakat inşaatın istediği hızda gitmediğini görünce keyfi kaçmış ve hemen mimarbaşını çağırtmış.

Mimarbaşı, padişahın caminin inşaatı konusundaki hassasiyetini bildiği için de korkmuş.

Padişaha demiş ki ” Sultanım nedendir bilmem ama ben malzeme almak, veya başka bir iş için inşaattan her ayrıldığımda işler yavaşlıyor. Bunun sebebini en yakın zamanda öğrenip gereken tedbirleri alacağım.

Orhan Gazi sinirlenmiş ama yine de sorunun sebebini öğrenip, çözmesi için mimarbaşının istediği süreyi vermiş ona. Mimarbaşı bir gün yine “ben malzeme almaya gidiyorum” deyip inşaattan ayrılmış ama hemen yakında bir tümseğin ardına gizlenip işçileri izlemeye başlamış. Bir de bakmış ki kendisinin ayrılmasını fırsat bilen Hacivat ve Karagöz atışmaya başlamışlar ve bütün çalışanlar da onların bu atışmalarını izlemek için etraflarında toplanmış.

Mimarbaşı hemen soluğu Orhan Gazi’nin sarayında almış ve padişahın huzuruna çıkmış. Padişaha olup bitenleri ve inşaatın yavaşlamasının sebeplerini anlatmış. Bunu duyan Orhan Gazi çok sinirlenmiş ve derhal bu iki işçinin asılmasını emretmiş. “Onlar asılsın ki bu diğer bütün işçilere ders olsun” demiş. Padişahın emri derhal yerine getirilmiş ve Hacivat ve Karagöz çalıştıkları inşaattan apar topar alınarak asılmışlar hemencecik. (Bir rivayete göre ise Karagöz idam edilmiş, Hacivat ise hacca giderken yolda ölmüştür). Padişahın bu kararı inşaatta olduğu kadar bütün şehirde de büyük bir üzüntüyle karşılanmış. İnsanlar merhametli, şefkatli, halkı ve ulemayı seven padişahlarının böyle bir şey yapmasına çok üzülmüş ve her taraftan bu hoşnutsuzluklarını hissettirmişler padişaha.

Orhan Gazi de kısa bir süre sonra hatasını anlayıp vicdan azabı duymaya ve yaptığı bu yanlışa üzülmeye başlamış.

Padişahın bu üzüntüsünü gören Şeyh Kuşteri adındaki uleması sultanının üzüntüsünü hafifletmek için kendince bir yol bulmuş o anda. Başındaki beyaz sarığını çözen Şeyh Kuşteri sarığını açarak mum ışığının önünde germiş. Ayağından çıkardığı çarıklarını da kukla gibi kullanarak sarığın arkasında Hacivat ve Karagöz’ün atışmalarını taklit etmeye başlamış. O tarihten sonra da Karagöz oyunları değişik mekanlarda oynanır olmuş. Günümüzde de Karagöz perdesine Şeyh Küşterî meydanı denir ve Şeyh Küşterî Karagözcülüğün pîri kabul edilir.

Hacivat: Hasretinle beni koyup gidenin, hoş geldin.
Karagöz: Hasta iken turşu suyu içenim, boş geldin
Hacivat: Gel Karagöz, gidelim Göksu’ya yiyelim dolma.
Karagöz: Sümüklü burnumu ye de, namerde muhtaç olma..

Konuyu okumaya devam et.  Sayfa 2

Yazar: Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

76 yorum

  1. KARAGÖZ İLE HACİVAT: İŞKEMBE ÇORBASI
    Hacivat evden çıkar, bir koşu gidip Karagöz’ün evinin kapısını çalar. Karagöz kapıyı açar.
    Hacivat: ” Karagözüm, koş, hanım işkembe çorbası pişirdi. ”
    Karagöz: ” Hanım işkence çorbası mı pişirdi? ”
    Hacivat: ” İşkencenin çorbası mı olurmuş? İşkembe çorbası: Bol sirkeli, sarımsaklı. ”
    Karagöz: ” Beni evine götürüp işkence mi yapacaksın? ”
    Hacivat: ” Aman Karagözüm, ne işkencesi? Seni çorba içmeye çağırdım. ”
    Karagöz: ” Demek bana işkence yapmaya kararlısın? Seni kolculara söyleyeyim de falakaya yatırsınlar. ”
    Hacivat: ” Aman Karagözüm, etme eyleme. Beni kolculara teslim etme. ”
    Karagöz: ” Sakın buradan ayrılma. Tabanlarına on sopa ye de aklın başına gelsin. ”
    Karagöz gidince Hacivat evine döner ve samanlığa saklanır. Karagöz ile kolcular, biraz aradıktan sonra, Hacivat’ı samanlıkta bulur. 1. kolcu Karagöz’e sorar: ” Bu sana ne yaptı? ”
    Karagöz: ” Beni evine çağırdı. İşkence yapacakmış. Sonra da pişirip çorbamı içecekmiş. On sopa vurun da akıllansın. ”
    2. kolcu: ” Yüz sopa vuralım ”
    1. kolcu: ” O kadarı fazla. Elli sopa yeter. ”
    Çaresiz kalan Hacivat, Karagöz’ün boynuna sarılır: “Aman Karagözüm, sen büyüksün. Suçum azdır. On sopa yeter. ”
    Karagöz’ün demesiyle kolcular on sopa vurup gider. Karagöz Hacivat’ı ayağa kaldırır, sırtına biner, çevrede dolaştırır. Böyle yapmasının sebebi, Hacivat’ın tabanlarının şişmesini önlemektir. Yoksa Hacivat yürüyemez hale gelirdi.
    Karagöz’den ayrıldıktan sonra Hacivat ağır aksak evine doğru giderken, düşüncelere dalar: ” Söylediklerimi yanlış anlayan Karagöz’e mi kızsam, beni dinlemek zahmetine katlanmayan kolculara mı kızsam bilemedim. Belki her üçüne kızmak daha doğru. Bu dünyada niye böyle haksızlıklar, adaletsizlikler olur, onu da çözemedim. Gel de isyan etme. ”

    KARAGÖZ’ÜN KARGASI
    Karagöz: ” Hacivat, bak karga aldım. ”
    Hacivat: ” Ne!? Karga mı? Ne kargası? ”
    Karagöz: ” Karga kargası. Nasıl şaşırdın ama? ”
    Hacivat: ” Çok şaşırdım! Aman Karagözüm, nereden aldın bunu? ”
    Karagöz: ” Pazardan. ”
    Hacivat: ” Pazardan mı? Kaça aldın? ”
    Karagöz: ” Dört akçeye. ”
    Hacivat: ” Nee? Dört akçe mi? ”
    Karagöz: ” Evet, dört akçe. ”
    Hacivat: ” Sen ne yaptın Karagözüm? Hiç bu karga dört akçe eder mi? ”
    Karagöz: ” Etmez mi? Ya kaç akçe eder? ”
    Hacivat: ” Bırak dördü, üçü, ikiyi, bir akçe etmez. ”
    Karga söze karışır: ” Bir akçe etmez miyim? Karagöz kim bu ya? ”
    Karagöz: ” Hacivat, çok iyi arkadaşımdır. ”
    Karga, Karagöz’ün kolundadır. Hacivat’tan yana döner. Sesi tok, duruşu ciddidir. Sert bakar. Hacivat bir adım geriler.
    Karga: ” Senin adın Hacivat mı? ”
    Hacivat: ” Evet Hacivat. ”
    Karga: ” Nerelisin? ”
    Hacivat: ” Buralı.”
    Karga: ” Burası neresi? ”
    Hacivat: ” Şey, yani Bursa. ”
    Karga: ” Bursa’nın adı ne zamandan beri şey yani Bursa oldu? ”
    Hacivat söyleyecek söz bulamaz. Renkten renge girer. Başını hafifçe öne eğer. Gözlerini kısar. Karagöz’den yana döner. Bakışları, imdat, beni bu kargadan kurtar, Karagöz, der gibidir. Karagöz durumu hemen kavrar. Hacivat’ın süngüsü düşmüştür. Bu bulunmaz fırsatı değerlendirir: ” Hacivat korktu. Karga, parçala onu. ” diye bağırır.
    Karga: ” Sen sus Karagöz, ” der. Karagöz susar. Gözlerini kapatır. Bir imparatorluğun çöküşünü dinlemek için, kulaklarını on altı açar.
    Karga, Hacivat’a döner: ” Seni kanatsız, tüysüz yaratık seni. Kendini ne sanıyorsun? Beni dört akçeye Karagöz aldı. Sen kendini pazarda sat bakalım. Bırak akçeyi kuruş veren olmaz. Yolarım sakallarını sonra sokağa çıkamazsın. ”
    Bunun üzerine Hacivat bir kaçış kaçar ki sormayın.
    Aradan günler geçer. Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.
    Hacivat sorar: ” Vay Karagöz, karga yok mu? ”
    Karagöz: ” Yok. Sattım kargayı kurtuldum. Ne belaymış be. ”
    Hacivat: ” Aman Karagözüm, bela dedin. Sana ne yaptı bu karga? ”
    Karagöz: ” Ne yapmadı kİ? Geçen gece sabaha kadar uyutmadı. Hayatını anlattı. 200 yaşındaymış. Dünyanın pek çok yerini gezmiş, dolaşmış. Saraylarda yaşamış. Krallarla, prenslerle dost olmuş. Gençliğinde göklerin hakimiymiş. Kartallar, bundan korkarmış. Daha neler, neler.. Sabah olunca yarı uykuluyum ya, sus da biraz uyuyayım, dedim. Sen misin bunu bana diyen. Bana bir daldı. Yere yıktı. Kanatlarıyla vurdu, gagaladı. Ama elinden kurtuldum. Pencereden atlayıp kaçtım. Sokaklarda uzun süre dolaştım. Ağaçlık bir alan gördüm. Oraya girip saklandım. Kendimce hafiften söyleniyordum. Karagöz, ne vızırdayıp duruyorsun, diyen bir ses duydum. Kafamı kaldırıp baktım. Ağacın dalında karga!? Ağzım açık bakakaldım. Karga, beni pazara götür, on akçeye sat, dedi. Onu pazarda on akçeye sattım. Bu işten epey karlı çıktım. ”
    Hacivat: ” Desene bu kargadan ben ucuz kurtulmuşum.. Kargayı kim aldı? ”
    Karagöz: ” Kilimci Ahmet. Beni yerlerde sürükleyen karga kilimciyi ne yapar? ”
    Hacivat: ” Halı gibi dokur. Dörde böler, on ikiyle çarpar. ”
    Karagöz: ” Hal ve gidiş böyle. Bana güle güle ” der. Böylelikle iki arkadaş evlerine gitmek üzere birbirinden ayrılırlar.

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: KABAK PİŞTİ, TABAĞA DÜŞTÜ
    Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.
    Hacivat: ” Aman Karagözüm, ben de seni arıyordum. ”
    Karagöz: ” Buldun işte ne olacak? ”
    Hacivat: ” Hanım evde kabak pişirdi, bir tabak kap da gel. ”
    Karagöz: ” Senin hanım tabak mı pişirdi? ”
    Hacivat: ” Tabak değil, kabak pişirdi. ”
    Karagöz: ” Tamam gelirim. ”
    Hacivat geri dönüp giderken, Karagöz arkasından söylenir: ” Hanımı evde tabak pişirmiş. Ben evden kabak getirecekmişim. Pişmiş tabağı kabağın içine koyacakmışım. Şu Hacivat hekime bir uğrasa iyi olacak. ”

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: DOST ACI SÖYLER
    Karagöz: ” Hacivat, biz eski dostuz, değil mi? ”
    Hacivat: ” Aman Karagözüm, tabi ki eski dostuz. ”
    Karagöz: ” Mesela ne kadar eski? ”
    Hacivat: ” Çok eski. Yılları üst üste toplamak zaman alır. ”
    Karagöz: ” Dost acı söylermiş, doğru mu? ”
    Hacivat: ” Doğrudur. Yanlışta olan dostuna acı söylersin. Onu uyarırsın. ”
    Karagöz: ” Gel o zaman şu kebapçıya girelim. Bana acı söyle. ”
    Hacivat: ” Karagözüm, neden acı söyleyeyim? Yanlışa düşmedin ki. Acı konuşamam. ”
    Karagöz: ” Bre Hacivat, acılı Adana söyle. ”
    Hacivat: ” Ha şu mesele. Olur söylerim. Benim dostumsan sen de bana bir acılı söylersin. ”
    Karagöz: ” Söyledim gitti ama hesabı ödemen şartıyla. ”
    Hacivat: ” Olur Karagözüm, hesabı ben öderim. ”

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: HERKÜL
    Hacivat kurbanlık koyun seçmektedir:
    ” Karagözüm gel, şu koyunu kucakla. Bakalım elli okka çeker mi? ”
    Karagöz koyunu kaldıramaz. Etrafına toplananların bakışlarından etkilenir ve başını öne eğer.
    Hacivat böyle bir fırsatı kaçırmaz: ” Yazık sana Karagözüm, bir koyunu kaldıramadın. Oysa bu alanda bir tosunu kaldırdığına ben şahidim. ”
    Karagöz başını kaldırır, derin bir iç geçirir: ” Doğru o zaman yirmi beş yaşındaydım. Herkes bana herkül demişti. ”
    Hacivat: ” Şimdi yaşın elli oldu. Herkülün heri gitmiş, külü kalmış. Bir yirmi beş yıl sonra külün de kalmaz. ”
    Seyredenlerden gülenler olunca Karagöz Hacivat’ın alay ettiğini anlar. Hacivat’ın üstüne hamle yapar. Yakasından yakalar. Hacivat gömleğini çıkarıp, Karagöz’ün elinden kurtulur ve kaçmaya başlar. Karagöz Hacivat’ı kovalar ancak yakalayamaz.

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: DEVE ÇORBASI
    Hacivat: ” Karagözüm, yanında torba var mı? ”
    Karagöz: ” Hı.. ”
    Hacivat: ” Torba, torba. Şuradan biraz ot yolalım. ”
    Karagöz: ” Sabah içtiğim mercimek çorbası. ”
    Hacivat: ” Çorba değil, torba dedim. ”
    Karagöz: ” İşkembe çorbası, yayla çorbası. ”
    Hacivat: ” ? ”
    Karagöz: ” Tavuk çorbası, deve çorbası. ”
    Hacivat: ” Ötekiler neyse de deve çorbası ne alaka? ”
    Karagöz: ” Deveyi yatırırsın falakaya. ”
    Hacivat: ” Hani deve nerede? ”
    İşte diyen Karagöz hamle yapınca Hacivat kaçar. Arkasından koşan Karagöz, dur kaçma, elli sopa hediyem olsun, diye bağırır.

  2. kerim abi çok güzel sen o merveye bakma sosya dersinde ödevdi cok sağol

  3. Çok güzel ellerinizle sağlık Karagöz Hacivat proje ödevi için çok işe yarayacak :)

  4. Kerim abi gercekten cok saol.Turkce dersinde Karagoz ve Hacivat ile ilgili konusma yapmamiz gerekiyordu.Bu siteden yararlandim vee yuz aldim.♡♡

      1. Kerim hoca size birşey sormak istiyorum Hacivat’mı büyük Karagöz’mü?

        1. Estağfurullah hocalık kim biz kim?.
          Hacivatla Karagözün yaşı hakkında bir bilgi ve belgeye bu zamana kadar raslamadım.Fakat aynı yaşta olma ihtimalini de göz önünde bulundurmak gerekir.Sonuçta samimi arkadaşlar ve birbirlerine isimle hitap ediyorlar.

  5. Kerim abi süper
    Ben sana kızarım bu gece uyku diye yattığım yerde ve zamanda da bu konuda da bu şekilde bu yıl ilk çeyrekte ise bir türlü desteği vereceklerini ifade ederek bu gece çok güldüm izleyin mutlaka izleyin izlettirin ve çok sayıda vatandaş olarak kabul edilir

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir