Foton Kuşağı Hakkında


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 8 Ekim 2019 Kerim Usta

FOTON KUŞAĞI

Foton Kuşağı, yüksek enerjili fotonlardan oluşan büyük bir kuşaktır. 21 Aralık 2012 Cuma günü güneş sistemimiz tüm gezegenleri ile birlikte bu kuşağa girdiğinde, dünyamızın ozon deliği onarılacak ve tüm yaşam 3. boyuttan 5. boyuta geçecektir. 5. boyuta sadece dünyamız değil tüm güneş sistemimiz ve elemanları geçecektir. İnsanların 2 sarmallı DNA’ları ikişerli olarak biraraya gelip 12 sarmallı bir DNA’ya sahip olacaklar. Bu olay sırasında tüm insanların çakraları açılacak ve duyuları ve algılamaları artacaktır. Herkes birbirinin düşüncesini okuyabileceğinden, bu ilk önce kısa süren bir kaosa neden olacak fakat daha sonra herkes bir düşünce birliği halinde bir araya gelerek, önyargının, yalanın ve kötü düşüncelerin olmadığı bir ortama geçilecektir.

İnsanlar birbirinin auralarını görebileceklerdir. 12 sarmallı DNA’ya geçiş sonrası insanlarda hiçbir hastalık kalmayacak, hasta olanlar kendilerini ve birbirlerini iyileştirebilecekler. İnsanlar ölümsüz olacaklar. Ölüm olayı ise fiziksel dünya’da kalmaktan vazgeçip başka bir boyuta geçmeye karar verme şeklinde olacak. Yani, dünya’da geri kalanlar (kalmayı seçenler) ölmeye (başka boyut gitmeye) karar verenlerin ortadan bir anda kaybolduğunu göreceklerdir. Fiziksel dünyamızda kalmayı seçen insanların ışık bedenleri olacak ve bu cennete benzeyen ışıklı dünyada çok güzel vakit geçirecekler. Fiziksel olarak 2000 yıl kadar sürecek olan bu olay sonrasında foton kuşağı güneş sistemimizi terkedecek (başka bir deyişle, güneş sistemimiz foton kuşağının içinden çıkacak). Foton kuşağı deneyimi Evren’de bizimkisi gibi dünyalarda sık olmadığı için, bu deneyimi yaşamak için uzaklardan uzaylı ırklar da gezegenimize gelecekler. Zaten bu ırklar şu an yola çıktılar bile. Bu büyük uzay gemileri bugün itibarıyla dünyamızdan da görülmekteler. Bununla ilgili haberler çeşitli ajanslarda vardır.

FOTON KUŞAĞI

FOTON KUŞAĞI İLE İLGİLİ SIKÇA SORULAN SORULAR
Foton Kuşağına nasıl hazırlanacağız?
Meditasyon yaparak ve kuşakla ilgili bilgilerimizi etrafımızdakilerle paylaşarak.

FOTON KUŞAĞI
Foton Kuşağı diğer memelileri nasıl etkileyecek?
Gezegenimizin nazik devleri olan balinalar, tarihi kayıtları yüzbinlerce yıldır kuşaktan kuşağa aktardılar. Foton enerjisi insanları bu sevecen yaratıklarla iletişim kuracakları bir düzeye getireceği için, sahip oldukları bu bilgiyi insanlarla paylaşacaklardır. Balinalar, bir gün insanların kendilerini av olarak görmeyi bırakacağını biliyor ve o günü uzun bir süredir bekliyorlardı. Bu bekleme süresi boyunca insanların onları acımasızca avlamalarını bile anlayışla karşıladılar. Barındırdıkları bilgi hazinesi ortaya çıktığında, insanlık onları getirdikleri bu değerden ötürü balinaları onurlandıracaktır. Aynı şekilde, yunuslarla insanlar iletişime geçerek çok yüksek bilgileri paylaşacaklarından, yunusları korumaya ve sevmeye devam etmeliyiz.

FOTON KUŞAĞI
Foton enerjisinin diğer hayvanlar üzerindeki etkileri nedir?
Foton enerjisi tekâmül ettirici, enerjinizi yükseltici özel bir enerji olduğundan, foton enerjisi gezegenimizdeki hayvanlar gibi tekâmül etmeyen canlılar üzerinde bir etki yaratmayacaktır. Bu yüzden pekçok tür yok olacaktır. Foton kuşağı, bu canlıların tekâmüllerinin son safhasında dünyaya bir program dahilinde özel bir zamanlamayla ulaştığından, onların artık bu dünyada var olmalarına gerek kalmayacaktır. Zaten, yaradılış olarak sahip oldukları fiziksel yoğunluktan dolayı, foton enerjisine dayanmaları mümkün değildir. Dolayısıyla, foton enerjili yeni çağda, dünyada balıklar, kuşlar, sürüngenler ve böcekler dahil olmak üzere pekçok hayvan artık bulunmayacaktır. Kediler ve köpekler özel olarak dünyaya getirilmiş ve hala tekâmül etmekte olan canlılar olduklarından, dünyadaki hayatlarına devam edecekler. Bu yüzden özellikle kedilere dikkat etmeliyiz, sevip korumalıyız.

FOTON KUŞAĞI
Gezegenimizdeki kedilerin önemi nedir?
Felineler, 6. boyutta bulunurlar. Bunlar aynı anda 3. boyutta dünyamızda kedi formunda doğar, büyür ve ölürler. Felineler aynı anda 2 boyutta birden yaşarlar, 6. boyutta kendileri, 3. boyutta kedi olarak dünyamızda. Felineler, Aslan İnsanlar denen ırktır. 6. boyuttaki görünümleri, dünyamızdaki kedi görünümlerinden oldukça farklıdır. 6. boyutta kızıl-altın saçlı ve genellikle ela ya da yeşil gözlü, uzun boylu yaratıklardır. Felinler son derece gelişmiş, güçlü, sevgi dolu, nazik ve yardımsever varlıklardır. Savaşta yaralandığımızda, evrenimizin doktorları olarak onlara gideriz. Herhangi bir savaşta asla taraf tutmazlar, çünkü entegrasyon ve koşulsuz sevgi derslerini çoktan tamamlamışlardır. Ayrıca enkarnasyonlar sırasında fazlasıyla zarar görmüş ruhlarla da onlar ilgilenirler. Bu ruhlar, ölümden sonra ilgilenilmesi için Felinelere gönderilir. Felineler, görevlerini yerine getirmek için 6. boyut’ta bulunurlar ama aslında daha yüksek boyutlara ait varlıklardır. 6. boyut, yaradılış boyutudur ve bu boyutta enerji fiziksel hale gelir. Felineler, evrenimizdeki çeşitli gezegenlerin ve galaksilerin Ruhsal Hiyerarşileri ile yakın bağlantıda çalışırlar. Bir ruh grubunun bir gezegene ve enkarnasyon için fiziksel bir araca ihtiyaç duyulduğuna karar verildiğinde, gezegeni hazırlamak ve fiziksel bedenleri yaratmak Felinelerin görevidir. Gezegenleri yarattıkları zamanlar da olur. Felineler, Dünya tarihinde çok karşınıza çıkmışlardır. Dünyanın her yanında görülen Sfenksler, varlıklarına dair en güzel kanıtlardır. En büyük hayvan olmadığı halde Aslan’ın neden ormanların kralı olduğunu hiç düşündünüz mü? 3. boyuttaki, yani dünyamızdaki aslan, vaşak, panter, kaplan, ev kedileri vs tüm büyük ve küçük kedileri, Sirius A’ya bilgi aktaracak vericiler olarak Felineler bıraktılar. Özellikle aslanlar ormanların kralı haline getirildi, böylece öldürülmesi engellenerek, binlerce yıllık Dünya tarihi boyunca bilgi aktarımını sürdürmeleri sağlandı. Kediler, 3. ve 6. Boyutlar arasında iletişim sağlarlar. Kralların ve kraliçelerin sık sık yanlarında kedi gezdirdiklerini bilirsiniz. Antik zamanlarda, Mısır Firavunları da kediler aracılığıyla Felineler’den rehberlik alırlardı. Kedi gözü diye tanımlayabileceğiniz birine rastlarsanız, muhtemelen kısmen Feline kökenli olmalarından kaynaklandığını anlayabilirsiniz. Bu yüzden, gezegenimizdeki kedilerin önemini artık anlamışsınızdır. Tüm kutsal yazılarda kedi öldürme men edilmiştir ve büyük cezası vardır. Kediler, köpeklerden farklı olarak, daha farklı bir yaratılıştadır. Foton Kuşağı etkileri görülmeye başladığı zaman dünyada hayatta kalacak hayvanlardan birisi de kedilerdir.

Ya köpekler?
32bin yıl önce atalarımızın evcilleştirdiği ilk hayvanlardan biri olan köpekler, bugün insanların kullanamadığı, foton kuşağı gelince bilincin yükselmesi/açılışıyla farkına varılıp kullanmaya başlayacağımız beyin ağını kullanabilen canlılardır. Bu beyin ağını tüm memeliler kullanır. Foton kuşağı etkileri görülmeye başlandıktan bir süre sonra dünyadaki tüm insanların kullanmaya başlayacakları bu beyin ağı sadece insanları değil, köpek, kedi, balina, aklınıza gelecek tüm memelilerin telepatik olarak anlaşacakları bir ağdır. 32bin yıl önceki atalarımız köpeklerdeki (o zaman için kurt köpeği) bu potansiyelin farkıdaydılar.

Beyin ağı hakkında biraz daha bilgi?
Bugünkü İnternet’te benzer bir ağdır. Telepatik olarak, ışık hızından daha hızlı (düşünce hızı) olarak çalışır. Bu ağ şu an aktiftir, beyinlerimizle bu ağa zayıf olarak bağlıyız fakat kullanamıyoruz. Birisi hakkında kötü düşününce pozitif enerjimiz bu ağ üzerinden düşünce hızıyla düşündüğümüz kişiye akar, o kişinin pozitif enerjisi böylece artar. Başkaları hakkında kötü düşünmek, beddua etmek, fiziksel dünyada bizlere o psikolojide kolay görünse de, beyin ağının farkında olsaydık, düşünce yapımız değişir, böyle yapmazdık. Kimse hakkında kötü düşünmezdik. Bu mekanizmaya din kitaplarında sembolik olarak değinilmiştir. Beyin ağı, yüksek titreşimli bir ağdır ve bu ağı bugün kullanabilen nadir sayıda insan var. Foton kuşağı etkileri görülmeye başlayınca bu ağın herkes tarafından kullanılabileceğini görebileceğiz. Bu çok güçlü telepatik ağa bağlı olmamak, ağı reddetmek gibi bir şey olamaz. Evrendeki pekçok ileri medeniyetteki canlılar böyle bir ağı binlerce yıldır kullanmaktalar. Bu medeniyetler ışık hızından da hızlı bu telepatik ağ sayesinde, diğer medeniyetlerle de haberleşmekteler. Dünyadaki insanlar, foton kuşağı etkileri görülmeye başladıktan hemen sonra ilk iş bu beyin ağı sayesinde telepatik haberleşmenin mümkün olduğunu farkedecekler. İkinci aşama, foton kuşağı geldikten sonra foton enerjisinin nasıl kullanılacağını bize öğretecek olan uzaylı dostlarımızla iletişime yine bu ağ sayesinde geçebileceğiz. Gezegenimizdeki insan beyinleri arasındaki bu ağ, yeni doğan bebeklerin büyümelerinden sonra, onların müthiş beyinlerinin de katkılarıyla enerjisini öyle yükseltecek ki, artık başka boyutlardaki bilinçlerle ve evrenimizdeki galaktik medeniyetlerle iletişime geçebileceğiz. Yani, foton kuşağı etkileri görülür görülmez, yüksek boyutlar ve diğer medeniyetlerle iletişime geçmek mümkün değil. Bu yavaş bir süreçtir. Gezegenimizdeki insanların kurdukları ağ yeterince güçlenince bu kendiliğinden olacak bir şeydir. Bugün bu ağı kullanmak, özel eğitim, diyet ve özel bir yaşam şeklini gerektirir ve zordur. Foton kuşağının sunduğu mucizelerden birisi de, bu ağın herkes tarafından kullanıma açılmasıdır.

Foton enerjisinin bitkiler üzerindeki etkileri nedir?
Bitkilerin dünyada bulunma sebebi, insan bedenlerini beslemek, kutsamak ve güzelleştirmek olduğundan, foton enerjisi geldiğinde bunlar daha çok serpilecek, çoğalacak ve dünya atmosferinin hafifliğini arttıracaklardır. Vejetaryen olanlar çok mutlu olacaklar çünkü ortada eti yenecek hayvan kalmadığından, daha besleyici hale gelecek olan bitkilerle beslenme devri başlayacaktır.

Foton enerjisi tam olarak nedir?
Sevgi, insanların bildiği en kuvvetli enerjidir. Sevgi enerjisi, irade ve istekle başka birisine gönderilebilir. Alıcı olmayan birisine sevgi enerjisi gönderirseniz, o kişi bu enerjiyi alacak kapasitede ve enerji seviyesinde olmadığından, yolladığınız enerji o kişinin işine yaramaz. Enerji yoluna devam eder gider ta ki onunla birleşmesine izin verecek alıcı bir birim bulana kadar. Foton enerjisi ise sevgiden daha yüksek bir enerji seviyesinde olduğundan, yoluna çıkan her türlü birime o birim istemese de işleyebilir. Yani, daha düşük enerji titreşiminde olan birisine bile etki eden bir enerjidir. Kişi istemese de bu enerjiyi içinde hisseder.

Foton kuşağının anne karnındaki bebeğe etkisi nedir?
Foton enerjisinin etkisi, anne karnındaki bebeğe etkisi çok büyük olacaktır. Bebeğin gelişimini hızlandırarak doğumun daha kısa sürede ve daha acısız, hatta neredeyse hiç acısız gerçekleşmesini sağlayacaktır. Hamilelik süresi en fazla 6 ay sürecektir. Anne karnındaki bebek ile hem anne hem de baba, foton ışık enerjisi sayesinde astral olarak temasta bulunacaklarından, bebek ile ailesi arasında tam bir birlik ve kuvvetli bir bağ kurma şansı doğacaktır. Doğum öncesi kurulan bu iletişim bağı, doğum sonrası bebeğin gelişimini hızlandıracaktır. Foton Kuşağı gelmeden önce doğan bebeklerle, foton kuşağı geldikten sonra doğan bebeklerin durumunu karşılaştırırsak, durum böyledir. Foton Kuşağı sayesinde bebekler anne karnında daha çabuk gelişecekler, daha rahat doğacaklar, doğduktan sonra çok hızlı bir şekilde büyüyeceklerdir.

Dünyadaki doğum öncesi yaşamımız hakkında söyleyecekleriniz?
Bu benzersiz deneyimi (foton kuşağı etkisindeki dünyada bir bebek olarak doğup, büyüme deneyimi) yaşamak için uzaylıların bir kısmı çoktan güneş sistemimize geldiler. Bunların şimdiden hangi ailelerde nerelerde doğacakları bellidir. Sabırsızlıkla doğumlarını beklemektedirler. Bu tıpkı bizim bu dünyada bebek olarak doğmadan önceki sabırsızlığımıza benzer. Fakat tüm bunlar doğduğumuz anda unutturulur. Unutturma işi biz doğmadan önce bize bildirilir. Biz doğacağımız zaman herşeyi unutacağımızı, doğumumuzu, ailemizi, kardeşlerimizi, kaderimizi, nasıl öleceğimizi biliriz. Dünya denen 3. boyuttaki enerji seviyesindeki tamamen hayâlden ve illüzyondan ibaret, entegrasyondan bihaber, koşulsuz sevgiden bihaber fiziksel hayatımıza, şartlanmalarla formatlanarak başlarız. Sadece uyurken, fiziksel dünyadaki hayâl aleminden sıyrılıp, asıl gerçeğe döneriz. Bu astral boyutta tüm eskiyi, doğumuzu, seçimlerimizi hatırlarız. Bu boyutta yaşananlar tamamen gerçektir. 3. boyuttaki kısıtlı dünya yaşamımızda gözümüzle gördüğümüz renkler aslında geniş bir renk spektrumunda çok dar bir bölgededir. 3. boyutta kulaklarımızla duyduğumuz sesler de, geniş bir ses spektrumunda oldukça dar bir bölgedir. Bu bilerek kasıtlı olarak tasarlanmıştır. Yarasaların yüksek, balinaların düşük frekanstaki seslerini duymak, dünyada zaten sıkıntılı yaşamımızda bize birşey kazandırmaz. Morötesini ve kızılötesini görebilmek yine bize birşey kazandırmaz, hatta tüm bu spektrumları hissetmek, dünyadaki yaşamımızı işkence haline sokar. İşte, uyku halinde, yani fiziksel bedenimiz rüya görürken, asıl benliğimiz astral alemde tüm bu kısıtlamalardan bağımsızdır. Işık spektrumunun tamamını görür, ses spektrumunun tamamını duyar. O yüzden, rüyalarımızdaki olaylar çok renkli ve çok seslidir. O yüzden, uyanıkken gün boyu %10’unu kullandığımız beynimizin faaliyeti, uyurken %90’ları geçer. Çünkü beyin, çok daha zengin ses, renk ve diğer algılamalarla o boyutta türlü faaliyetler, tecrübeler geçirir. Biz uyurken beynimizde daha fazla veri işlenir. Uyandığımızda ise, biz bu yaşananların çoğunu hatırlayamayız. Çünkü, dünyada alışık olduğu ses ve renk spektrumunun dışındaki ses ve renkler ve diğer algılara anlam veremeyiz. Koşulsuz sevgiden bihaber bizler, astral alemde koşulsuz sevginin tam kaynağında türlü işler yaparız. Bu çok renkli, çok sesli, yüksek boyuttaki tecrübeleri uyanınca hatırlamak aslında mümkündür. Hatta, kendimizi eğiterek, uyurken bilinçli olarak rüya bile görebiliriz. Buna astral seyahat denir. Astral alemde yaşananlara, biz uyandıktan sonra, beynimiz yine de bazı sembolik anlamlar yüklemeyi bir şekilde başarır. İşte bu semboller de rüya yorumcularının iş sahasına girer. Türlü şarlatanlar bu yoldan epey para kazansalar da, bazı medyumlar bunlardan zaten haberdar olduğundan, bu bilgileri (kişinin hastalıklarının iyileşmesine yardımcı olmak üzere) karşılıksız olarak kullanırlar. Özbenliğimizi bilinçli rüya görme konusunda haberdar etmek herkes için mümkündür. Bununla ilgili yapılacak şey, çok basittir. Bir kağıda ne istediğinizi konsantre olarak (yoğun olarak düşünerek) yazıp, yastığınızın altına koyup öyle uyuyun. İlk başlarda zorlanılması olasıdır. Niyetinizle ve iradenizle bunu başarmak mümkündür. Özbenliğinizle, hayâl alemindeki benliğiniz (dünyadaki siz) iletişime geçtiğinde (aslında aradaki iletişim kuvvetlendiğinde diyelim), bambaşka biri olacağımıza eminiz. İkisi de sizsiniz. Özbenlik başka boyutta, her türlü kısıtlamalardan uzakta rahat bir yerde, siz ise dünyada doğmuş, insan bedenine bürünmüş bir hayâl yaşamaktasınız. Uyurken, özbenlikle bir olursunuz. Özbenliğin, insan formundaki size ihtiyacı vardır. Kendini öldürenlerin duyduğu en büyük pişmanlık, dünya yaşamından geriye dönüşü olmayan şekilde kopma farkındalığıdır. Fizikselliği yitirme şeklinde yapılan hatanın büyüklüğü o kadar büyüktür ki, bunun ruhsal alemde üstesinden giderilmesi işi çok uzun sürer. Dünya yaşamı çok çok önemlidir. O kadar önemlidir ki, bunun önemini burada anlatmaya kalksak sayfalar yetmez. Foton Kuşağı sayesinde bu farkındalığa ekspres yoldan geçeceğiz. Size düşen görevlerden en önemlisi, bedeninize iyi bakmanız, her türlü ihtiyacını en güzel şekilde görmeniz ve ölmeden foton kuşağı tecrübesini yaşayabilmenizdir.

Foton enerjisinin insanlar üzerindeki etkisi nelerdir?
İlk olarak, tüm değişimlerin ani olmayacağını söyleyelim. Tüm değişimler yavaş yavaş olacaktır. Bu hafif ve yüksek enerji sayesinde, insanlar istedikleri dış görünüşe sahip olabilecekler. Herkes birbirinin aurasını görecek, düşüncelerini okuyabilecek, telepatik yetenekleri açığa çıktığından konuşmaya gerek kalmadan yüksek hızda birbirleriyle uzak mesafelerden haberleşebileceklerdir. Şu anda insan beyinleri arası zaten kurulu olan bir telepatik ağı insanlar kullanamamaktadır. Foton enerjisi sayesinde insanlar bu telepatik ağla tüm insanların birbirlerine bağlı olduğu İnternet benzeri bir paylaşım ağının bilincine varacaklar, tek bir vücut gibi sürekli bu ağ sayesinde haberleşecek, paylaşacak ve güvende hissedeceklerdir. O güne kadar çözülemeyen tüm sorunlar, milyarlarca beynin uyum içinde çalışmasıyla çözülecektir. İnsanlar birbirlerini dış görünüşlerine göre (boy pos, güzellik vs) yargılamaktan vazgeçecekler. Çünkü, herkes istediği dış görünüme (ama erkek ama dişi) sahip olabilecektir. Bunun bir sonucu olarak, insanlar artık birbirlerinin özbenliğine bakmaya başlayacaklar, birbirlerindeki iç güzellikleri paylaşacakları yeni bir bilince yükseleceklerdir. Her türlü dış görünüm hem erkek hem kadın formunda denene denene, sonunda bir doyum noktasına ulaşılacak ve biçimsiz, cinsiyetsiz ve formsuz bir beden seçilecektir. En sonunda, 15-20 yıl kadar sonra, herkesin görünümü galaktik kardeşlerimizin görünümüne benzeyecektir. Tüm bu değişimlerden sonra, insan beyni büyüyeceğinden, kafatasının da genişlemesi gerekecektir. Bu kader daha önceden planlandığından, insan kafatası üzerindeki kemikler, bir fermuar gibi birbirlerinden ayrılabilecek şekilde tasarlanmıştır. Kafatası, zamanla yavaş yavaş büyüyecektir. İnsanlar beyinlerinin daha fazla kısmını kullanmaya başlayacaklardır. Şu anda 7 çakraya sahip olan insanlar, 12 çakraya sahip olacaklardır. Toplam 22 çakra olduğundan, 12. çakradan sonraki çakraların açılması zamanla yavaş yavaş olacaktır. Foton kuşağı dünyayı içine aldığında çakralarımız açılarak 12 olacak, ama 22 olan çakraların tamamının açılması zaman alacaktır. İnsanlar beyinlerini birbirlerine bağlayan ağla birbirlerine foton kuşağı gelmezden önce de bağlıydılar fakat kullanamıyorlardı. Bu telepatik ağı kullanabilen çok az insan vardı. Foton kuşağının gelişi ile çakralar açılınca, bu ağ da faaliyete geçecek. Bildiğimiz, İnternet’e benzer bir ağdır bu. Herkes birbirinin düşüncesini ve bilgisini paylaşır. Diğer tüm galaktik medeniyetler bunu yaparlar. İnsanlar gerek tek tek, gerek bir tek organizma gibi düşünerek, uzaklardaki medeniyetlerle iletişime geçebilecekler. Evrendeki galaktik ağa bağlanıp çok daha fazla bilgi ve tecrübe paylaşılabilecek. İnsanlar bu ağ sayesinde sadece başka medeniyetlerle değil, cansız olarak düşündüğümüz gezegenleri de dinleyebilecekler. Örneğin, ilk iş üzerinde yaşadığımız Dünya Ana ile iletişime geçeceğiz. Evrende cansız hiçbirşey olmadığı için, tüm evrenin ve diğer evrenlerin canlı olarak farkındalığı ve bununla sürekli iletişim halinde olmanın ne demek olduğunu o zaman öğreneceğiz.

Foton enerjisi içinde ne kadar kalacağız?
Yaklaşık olarak ikibin yıl kadar.

2000 Yıl boyunca neler olacak?
Dünya gezegeni kuşağın içinde olduğu bu süre içinde, insanlar yaşlanmayacaklar, hastalanmayacaklar, uyumayacaklardır. Sürekli olarak bilgilerini paylaşacaklar ve kendilerini geliştireceklerdir. Bir süre sonra tüm insanlık bir doygunluğa ulaşacak, daha üst boyutlarla tek vücut olarak (beyin ağı sayesinde) iletişime geçerek, bilgilerini daha da arttıracaklardır. Birkaç yüzyıl sonra insanlığın büyük bir kısmı üst boyutlara geçmek için kendisini hazır hissedecek, bunu istediği zaman yapacağı zaman geldiğinde bunu yapacaklardır. Dünya’da kalmakta ısrar edenler de olacaktır. Üst boyutlara gidenlerle dünyada kalanlar arasında iletişim devam edecektir. Dünya’da doğumlar devam edecek, yeni doğanlar anne ve babalarından çok daha yüksek boyutlara ulaşarak, bu deneyimlerini paylaşacaklardır. Foton enerjisi var olduğu sürece, insanlar istedikleri şekillere girebilecekler, dış görünümlerini istedikleri gibi değiştirebilecekler. Bir süre sonra tüm şekiller denene denene bir doyum noktasına ulaşılacak, sonunda şekilsizlikte karar kılınacaktır. Beyin ağı sayesinde tüm bilinçler birbirlerine bağlı olduklarından zaten bir süre sonra dış görünüşün de bir önemi kalmayacaktır. Foton enerjisi dünyadaki okyanus, deniz, göller ve akarsular üzerinde de etkilidir. Çünkü dünya üzerindeki bütün su kaynakları bu enerjiyi emecektir. Bunun sayesinde, tüm dünyadaki su, pür bir hale gelecek, içinde hiçbir pislik kalmayacaktır. Bu, Dünya Ana dediğimiz Gaia’nın temizlenişinin bir parçasıdır. Foton Kuşağını o çağırmıştır, şimdi kendisini arındırmakta ve temizlemektedir. Ancak, bu temizlenme değişimleri çok yavaş ilerleyecektir. Çünkü, son birkaç yüzyıldır insanlığın dünya üzerinde yarattığı tahrip ve kirlilik o boyuttadır ki, foton enerjisi gibi çok yüksek bir enerji bile bunu çabuk temizleyememektedir. Gelen enerji ne kadar mucizevi ve güçlü olursa olsun, okyanuslar ve akarsuların iyileştirilmeleri ve temizlenmeleri birkaç yüzyıl sürecektir. Bu temizliğin bazı aşamalarına insanlar da katılacaklardır. Su, şu an kullandığımız halinden daha yüksek enerjisel bir forma geçtiğinden, su genişlemiş olarak görünecektir. Foton Kuşağı geldiğinde insanlar daha fazla su kullanıyor gibi görünseler de gerçekte daha az su içiyor olacaklar. Çünkü, suyun değeri, besleyiciliği ve enerjisi daha fazla olacaktır.

2000 sene sonra Foton Enerjisi etkisini yitirince kazandığımız özellikleri kayıp mı ediyoruz?
Tabii ki hayır. 2000 sene boyunca insanlar o kadar üst seviyelere çıkacaklar ki, artık dünyada bulunmak istemeyecekler, başka boyutlardaki iletişime ve görevlere devam edecekler. Güneş Sistemimiz ve Dünyamız Foton Kuşağı etkisinden çıktıktan sonra, hala dünyada kalmaya devam edenler de olacaktır. Ama büyük çoğunluk başka boyutlardaki cennet benzeri yaşamlarına devam edeceklerdir.

Foton enerjisini sahiplenmeye kalkan olacak mı?
Enerji kuşağı dünyayı içine aldığında, foton enerjisi dünyanın her yerinde bol olarak bulunacağından, kimse bu enerjiyi satmaya, tekelleştirmeye kalkmayacaktır. Bu bedava bir enerjidir. Bu mucize enerji sayesinde artık petrol, kömür, doğal gaz vs başka hiçbir enerji kaynağına ihtiyaç duymayacağız. Hiçkimse işe gitmek zorunda kalmadığından, para kazanmaya gerek kalmayacak, tüm finansman sistemi çökerek, herkesin bedava yaşayacağı bir çağa gireceğiz. Foton çağında ne altının, ne de elmasın bir değeri vardır. Bu çağ, çalışılıp para kazanılacak, sonra emekli olup boşa zaman geçirilecek bir çağ değildir. Bu çağ, yüksek enerjili başka boyutlara açılan bir kapıdır. Maddiyatın sona erdiği, maneviyatın önemli olduğu bir çağdır. Şimdiye kadar yaratılan evrenlerin hiçbirisinde böyle bir deneyim yaşanmamıştır. O yüzden, sağlıklı kalıp, ölmeyerek, insan olarak bu mucizevi olaya fiziksel bedenimizle tanık olalım.
Foton kuşağını ilk olarak kim buldu?
Foton kuşağı ilk kez, Halley kuyruklu yıldızını da keşfeden astronom olan ingiliz Edmund Halley (1656-1742) yılında Pleiades takımyıldızlarını kuşatan gazımsı bir kuşak olarak gözlendi. Daha sonra, alman matematikçi ve astronom Fredrick Wilhelm Bessel ise foton kuşağının dönüş hızını keşfetti ki bu herbir yüzyılda 5.5 derece saniyedir. Jose Comas Sola, Pleiades takımyıldızındaki güneş sistemlerini keşfetti. Paul Otto Hesse foton kuşağının kalınlığını saptadı (2000 ışık yılı). Güneş sistemimiz her 25.860 yılda bir Pleiades çevresinde bir tur dönmektedir. Yani, yaklaşık olarak her 12.500 yılda bir güneş sistemimiz bu foton kuşağının içine girer. Güneş sistemimizin foton kuşağının içindeki yolculuğu 2000 sene kadar sürer. Yani, foton kuşağından çıktıktan sonra tekrar foton kuşağına girmek için 10.500 yıl geçmektedir. Bu devrelerin alt devreleri de vardır ama üst devre 206 milyon yıl sürer. Bu konu ve evrelerin detayı ile ilgili İnternet’te çok fazla bilgi vardır. 1950 yılında Paul Hesse (ölümü 1958) “Der Jüngste Tag” (Son Gün) isimli eserinde kuşaktan bahsetmiştir. Nisan 1994’te Virginia Essene (doğumu 1928) ve Sheldon Nidle (doğumu 1946) Galaktik İnsan isimli eserde Foton Kuşağından bahsetti. Daha sonra 2005’te Michael D. Harrington “Touched by the Dragon’s Breath: Conversations at “Colliding Rivers” isimli eserinde defalarca foton kuşağından bahsetmiştir.

Foton Kuşağını bugün görebilir miyiz?
Çıplak gözle görünmez. Çünkü, gamma ışınlarından oluşmuştur. 10-6-10-4nm arasındaki yüksek frekanslı fotonlardan oluştuğu için, görmek yada fotoğrafını çekmek için özel ve pahalı kamera sistemleri gerekmektedir.

Güneş sistemimizde şu an ne gibi değişikliklere sebep oldu?
Mars atmosferi kalınlaştı. Jüpiter, Uranüs ve Neptün’ün manyetik alanları kalınlaştı. Güneş’in manyetik alanı genişledi ve güçlendi. Güneş’in manyetik alanı 1987’den beri %230 arttı. Dünya’nın uydusu Ay’ın atmosferi hiç yokken, şimdi çok ince bir atmosferi var.

Dünya’daki değişiklikler?
1973’ten itibaren dünyadaki deprem istatistiklerine bakıldığında, depremlerin %400 arttığı görülmektedir. 1975’ten itibaren volkanik aktivite %500 artmıştır. 21 Aralık 2012’de dünya foton kuşağına girecek ve girdikten 5-6 gün sonra, 27-28 Aralık’tan itibaren foton kuşağı enerjisinin etkileri görünmeye başlayacaktır. Dünya ile birlikte tüm güneş sistemi 5. boyuta geçecektir.

5. boyut nedir?
Şu anda içinde bulunduğumuz boyut 3. boyuttur. Bundan sonra gelen boyut 4. boyut olup bu boyut düşünce boyutudur. 5. boyut ise astral alem boyutu olup, hiçbir dualite ve korkunun bulunmadığı bir boyuttur. Dolayısı ile bu boyutta Yin ve Yang bulunmaz. Saf sevgi boyutudur. 3. boyutta doğan bizler herşeyi ikiye bölerek büyürüz. Önce karanlığı sonra ana rahminden çıkınca aydınlığı, sıcağı, sonra soğuğu öğreniriz. Bu şekilde her şeyi ikiye böle böle dual olarak fiziki dünyayı öğreniriz. Büyüyüp aklımız erdiğinde ise içinde doğduğumuz bu 3. boyutlu, dualitik dünyadan başka, dualitenin olmadığı bir boyutu düşünemeyiz, hayal edemeyiz, idrak edemeyiz. Çünkü, doğumdan itibaren beyin o şekilde formatlanmıştır. Foton kuşağı enerjisi bizi 5. boyuta taşıdığında ise tüm öğrendiğimiz ve kanıksadığımız dualitik şartlanmalar ortadan kalkacağı için bu kısa süreli bir paniğe neden olacaktır. Karanlıkla aydınlığın, sıcakla soğuğun, beyazla siyahın, güzel ve çirkinin aslında hep aynı şey, tek bir şey olduğu gerçeği, bu tek gerçek dışındaki tüm görüntüler ve hislerin aslında bir kandırmaca, hayâl, illüzyon olduğu öğreneceğiz. Dualite yani ikilik kalktığında, karşımızdaki insanı artık yargılayamayız. Ona güzel yada çirkin diyemeyiz. Onu olduğu gibi kabul ederiz. Foton enerjisi etkisi sayesinde dualitenin kalkışı alıştıra alıştıra, yavaşça olacaktır. Dualitenin kalkışı ne kadar yavaş olsa da bu yavaş yavaş kalkışı bile kabul edemeyenler olacaktır. O yüzden, foton kuşağı gelmeden, 3. boyuttaki nefsi köreltme, herşeyin tek bir kaynaktan geldiğini idrak etme ve meditasyon çalışmaları aslında hepsi dualitesiz bir yaşama alışma denemelerinden ibarettir. Biz bugün meditasyonla buna kendimizi hazırlarsak, bu geçiş foton kuşağı geldiğinde çok daha kolay olacaktır.

Boyutlardan biraz daha söz eder misiniz?
1. boyut, bitkiler ve minerallerin seviyesindeki boyuttur. 2. boyut, hayvanlar, 3. boyut ise Dünyanın kendisidir. 4. boyut, astral alem, 5. boyut, Pleaidianlar’ın seviyesindeki boyuttur. Bunun üzerindeki 6. boyutta Feline’ler ve Carian’lar bulunur. 6. boyutta enerji fiziksel bir haldedir. 7. ve 8. boyutlar çok yüksek boyutlar olup, bu boyutları burada ifade etmek, kullanılan dil yüzünden çok zordur. 9., 10., 11. ve 12. boyutlar, kısaca, tüm evrenleri yaratmakla görevlendirilmiş meleklere aittir. 12. boyutta tüm evrenlerdeki canlıların kaynak ruhları bulunur. Bunun da üzerinde 13. boyutta Yaradan bulunur. Tüm evrenler, boyutların ve foton kuşağı gibi mucizelerin kaynağı, 13. boyuttan gelir. Mutlak Yaratıcıdır. Herşey O’nun isteğiyle şu anki gibidir. Bunu saf sevgi enerjisinin değişik titreşim seviyeleri ile yapar. Sürdürdüğü bu evrenleri ve boyutları ayakta tutma işine (hayâl etmeye) son veriverse, herşey bir anda yok olur. Tüm bu yaratılan boyutlardaki evrenlerin, galaksilerin vs. tüm envanterin başlamasını ve bitişini karşıdan görür durumda olma seviyesindedir. Tüm evrenler ve boyutlar onun vücududur/hayâlidir diyebiliriz. Şartlanmalarla yoğrularak büyümüş insanlara bunu ifade edebilmek neredeyse imkansızdır. Ancak sembolik olarak benzetmelerle ifade edilebilir. Okyanustaki su damlası buna iyi bir örnektir. Su damlasıyla okyanusu birbirinden ayıran bir sınır elbette yoktur. “Okyanus nedir” diye okyanustaki bir su damlacığına soru sorabilseydik, su damlası buna cevap veremeyecekti. Okyanusun tanımını yapamayacaktı. Aynı şekilde, 3. boyuttaki insan, okyanustaki bir su damlası gibi, Mutlak Yaratıcının enerjisiyle yaratılmış, Yaratıcıdan ayrı bir yerde değil, bizzat onun vücudu yada düşüncesi diyebileceğimiz enerji seviyelerinden birisindedir, hem kendi fiziksel vücudumuzla hem etrafımızdaki bize fiziksel ve gerçek olarak görünen yine onun yarattığı (düşündüğü) herşeyle. Tüm amaç, O’na ulaşmak gibi görünür. Su damlasının okyanusa ulaşmak için (okyanusun ne olduğunu öğrenmesi çabası) uğraşması gibi. Aslında o, okyanustur. Okyanustan ayrı değil, onunla birdir, içiçedir. O, şah damarımızdan da yakın derken bu anlatılmaya çalışılmıştır. 3. boyuttaki sıkışık bizler (kısıtlı görme, duyma özelliklerimiz vs) bu kavramları 3. boyuta göre şartlanmış aklımızla anlamakta o yüzden zorluk çekeriz. İşte o yüzden bir aslanın yeni doğan geyik yavrusunu parçalayıp yemesi bizi üzer. İşte o yüzden etrafımızdaki tüm tecavüz, katliam, savaşlar ve toplu ölümlere Yaradan nasıl olur da izin veriyor diye kendi kendimize sorarız. Aslında, aslanı da geyiği de yaratan O’dur. O herşeyi hem aslanın, hem yavru geyiğin gözünden görürken (deneyimlerken), aynı zamanda aslanın geyik yavrusunu yemesini seyreden insanın gözünden de görür (deneyimler). Aynı sahneyi gözleri önünde yavrusu aslan tarafından parçalanan anne geyiğin gözünden de görür. Bu şekilde, aynı tecrübeyi, farklı akıl ve bilinç seviyeleriyle görme/deneyimlemeyi tarif edebilmek zordur. Mekanizma, şartlanmış bir insan için oldukça karmaşıktır ve kavranması zordur. Eskiler, bunu basite indirgemişlerdir: Herşey bir tiyatrodur/oyundur. Foton kuşağının yükselteceği bilinç seviyesi, tüm bu anlaşılması zor olayların aslında ne olduğunu bize gösterecektir. Yaradan’a daha çok yaklaşacağız, O’nun çok büyük bir sevgiyle bizlere bahşettiği insan formumuza şükredeceğiz.

“Evrenler” diye çoğul ifade etmek doğru mudur?
Aslında bir tek evren var. Fakat sayısız farklı alt boyutlar var. Bu alt boyutların hepsi neredeyse birer evren gibi ve sonsuz denecek büyüklükteler. Bu kadar fazla alt boyut olunca, bunları ifade etmek, dünyada kullanılan diller yüzünden imkansız. İçinde bulunduğumuz evrenimizin ne kadar büyük olduğunu ancak tahmin edebiliyoruz. Kendi güneşimizden binlerce defa büyük güneşler var. Samanyolumuzun merkezindeki karadelikten daha büyük karadelikler var. Işık hızıyla bile bir uçtan bir uca milyonlarca yılda gidilebilen galaksiler var. Şimdi, hal böyleyken, bir de burada hiç söz etmediğimiz alt boyutlar da işin içine girince “evrenler” diyerek açıklamaya çalışılmıştır. Oysa, tüm boyutları kapsayan tek bir evren vardır. Tüm boyutlar, tek tek birer enerji seviyesidir, titreşimdir. Her seviye, bir bilinç düzeyidir. Bunu şöyle anlatalım: Mikroskopla bir objeyi binlerce defa büyütelim. Büyütmeye devam edelim. Ne kadar büyütürsek büyütelim, sonunda atom seviyesine kadar geliriz. Bu seviyede etrafa baktığımızda ne güneşi, ne galaksileri, ne bir karıncayı hiçbirşeyi göremez ve ifade edemezsiniz. Bu geldiğiniz nokta bir bilinç seviyesidir. Mutlak Yaradan’a yaklaştığınız yerdir. Bununla ilgili ilginç bir yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

Yaradan kavramından biraz söz eder misiniz?
Bunu fiziksel dünyada yaşayan bizlerin anlaması çok zor. Bunu anlayabilmek için ilk iş boşluk kavramını öğrenmeliyiz. Boşluk herşeyin hem içindedir hem dışındadır (okyanustaki su damlası). Atomların arasında muazzam bir boşluk vardır. Bugün modern bilim tüm olanaklarını bu atomların arasındaki boşluğun ne olduğunu bulmaya harcıyor. Bu boşluk ne zaman hassas aletlerle ölçülmeye kalkılsa, aletler ya mutlak sıfırı yada sonsuzu gösteriyor. Vücudumuzdaki tüm atomlardan daha fazla boşluk var vücudumuzda. Aslında bir insan vücudundaki tüm atom çekirdekleri bir araya gelseler (aradaki boşluk yok olsa), toplu iğneden daha ufak bir yere sığar bu çekirdekler (yani biz). Ama 80 kilo isek, bu çekirdeklerden oluşan toz zerresinin ağırlığı da (yani biz) 80 kilo olacaktır. Nötron yıldızından bir çay kaşığı aldığımızda dünyada yüzmilyarlarca ton (çay kaşığı 5 mililitre olsa, 5×1012 kg yada 5.500.000.000 ton) çekmesinin sebebi budur. Boşluk, tüm mevcut olasılıkların mümkün olduğu bir kaostur. Bu öyle bir kaostur ki, tarifi hiçbir dilde yapılamaz. Tüm olasılıkların mevcut olduğu kaotik bir süper dinginlik halidir. Evrendeki tüm atomların tek tek nerede olduklarını aynı anda bilmektir. İnsan olarak biz, böyle bir akla imkansız der işin içinden çıkarız. Boşluk kısaca, Mutlak Bilinçtir, Evrensel Zeka’dır, Mutlak Yaradan’dır.

Uzayda bizden başka canlı var mı?
İlk söylenecek şey, evrende cansız hiçbir şeyin olmadığıdır. Medeniyet kurmuş zeki varlıklardan söz edecek olursak, tabii ki vardır. Tüm evrende galaksiler arası yolculuk yapabilecek medeniyet seviyesinde yaklaşık olarak 1400 tür canlı/uzaylı var. Bunların medeniyet seviyeleri de birbirlerine göre değişiklik göstermektedir. Dünyamızı ziyaret eden farklı medeniyetlere ait uzaylılar var. Hepsinin amacı değişik. Kimisi, ileri medeniyet seviyesine gelip uzun bin yıllar boyunca üremeyi eşleşmeden, nesillerinin devamını sadece lâboratuvar ortamında yapmayı benimsemiş ve anne baba olmayı unutmuş. O yüzden dünyamıza geldiklerinde bizdeki üreme ve anne babalık kavramları onlara ilginç geliyor. Eskisi/bizdeki gibi üreyebilmek için, bilgi toplamak amacıyla, dünyadan seçtikleri bazı insanlara doku parçası benzeri, organik implantlar takıp izlemeye alıyorlar. Bu implant takılan insanların bazısı bunu hiç hatırlamıyor, bazısı kısmen hatırlıyor. Burada belirtmek lazım ki, kendisini uzaylıların kaçırdığını iddia edenlerin yarıdan fazlası hem bunu uydurmaktadır hem de buna ciddi anlamda inanmaktadır. Gerçekten uzaylıların kaçırdığı insan sayısı aslında çok fazla değildir. Yani, UFO’lar gerçektir ama konunun ilginçliği yüzünden ortada çok fazla yalan vardır. Bu uzaylıların bir kısmı kendisini bilerek bize gösteriyor, bazısı kazayla istemeden. Rapor edilen UFO gözlemlerinin yarısından çoğu göz aldanması, kandırmaca, yalan, kurmaca, uydurma vs ama diğer yarısı tamamiyle gerçek. Diğer başka medeniyetlere ait uzaylıların insanlar üzerinde böyle implant uygulamaları yok. Onlar insan görünümünde aramızda yaşıyorlar. Bunların bir kısmı fiziksel olarak bu dünyada foton kuşağı gelmezden önce insan olarak doğmayı kendisi seçmiş varlıklar, bazıları da şu an bizzat dünyamızdalar fakat gözle görünmüyorlar. Bunlar, görünmez halde dünyadaki herşeyi, karışmadan izliyorlar. Kendi dünyalarında dualite ve bizdeki kanıksanmış şartlanmalar onlarda olmadığından, bizden farklı olarak hepsi saf enerjiden oluşuyor. 3. boyuttaki dünyamızda tamamen şartlanmalardan oluşan bizim geri medeniyetimiz onlara ilginç geliyor. Her türlü dualite ve şartlanmadan bağımsız büyümüş bu uzaylılar, kendi eğitimleri için dünyamızdalar. Ayrıca, Haziran 1947’deki Roswell kazası gerçektir. Temmuz 1947’den itibaren olayı hasıraltı etme çalışmaları günümüze kadar gelmiştir. Sonradan çekilen siyah-beyaz uydurma otopsi filmi bilerek hazırlanmış bir kandırmacadır ve sonradan kasıtlı olarak sızdırılmıştır. Filmi izleyen doktorlar filmdeki otopsi yapanların amatörlüklerini ve plastik uzaylıyı görünce, filmdekilerin uydurma olduğunu söylemişler ve asıl istenen şey gerçekleşmiştir: Roswell olayının uydurma olduğunu söylemişlerdir. Bunun dışında, dünyaya zarar verebilecek, insanlığı ortadan kaldıracak teknolojide uzaylılar da var elbette. Çok uzaklardan, üstün teknolojik gemileriyle isteseler güneş sistemimize gelebilirler fakat yasa gereği gelip bizi yoketmiyorlar. Yasa, ilerleyen bir medeniyete her türlü müdahaleyi yasaklar, ama iyi yönde, ama kötü yönde. Bu ileri medeniyetler tabii ki birbirlerinin farkındalar. Birbirlerini ziyaret ediyorlar ve aralarında savaş vs anlaşmazlıkları binlerce yıl önce bitirmişler ve barış halindeler. Aynen film ve dizilerdeki gibi uzayın bir haritasını çıkarmışlar ve bölgeleri aralarında paylaşmışlar. Bizim şu an hayâl bile edemeyeceğimiz çok üst boyutlarla haberleşme ve o boyutlara gidip türlü görevler üstlenme işiyle yoğun olarak uğraşıyorlar. Hepsi genetik ve teknolojide çok ilerideler. Dünyadaki insanlar hariç neredeyse tüm galaktik uygarlıklar, uzayda çok ileri medeniyetler kurup, kendilerini geliştirdiler, galaksiler arası seyahatler yapabiliyorlar. Bunlar, dünyamıza gide gele baktılar ki, bizim kendi halimize bırakılmamız ilerlememizi sağlamıyor, aksine yerimizde sayıyoruz, teknolojiyi silah, savunma ve savaş temellerine oturtmuşuz. Birgün başka gezegenlere gitmek yerine kendimizi yoketme potansiyelimiz var. Süperbilinç haline gelebilmek için bir kısayola başvurulmak zorunda kalındı. İşte bu amaçla, foton kuşağı gerekli upgrade’i bize istesek de istemesek de yapacak.

Foton kuşağına ne zaman gireceğiz?
Foton kuşağının kendisinin de aurası vardır. Ve ilk aura katmanına (enerji seviyesine) 1962 yılında tüm güneş sistemimizle birlikte dünyamız da girmiş durumda. Yani 1962 yılından beri foton kuşağının düşük enerjili ilk kısmının içinde bulunuyorduk. Dünya’mız ikinci enerji seviyesine ise 1987 yılında girdi. Yani, bugüne kadar 2. enerji seviyesinde idik. 2012 yılında üçüncü enerji seviyesine girmesi sırasında 3-4 gün boyunca karanlıkta kalacağız. Üçüncü enerji seviyesine (foton kuşağının kendisinin bulunduğu esas enerjili kısım) girildiğinde ise karanlık sona erecek ve artık yeryüzünde hiç gece olmayacak. 2000 yıl süren bir tek gün başlayacak. Tamamen güneşli ama 2000 yıl süren bir gün.

Foton kuşağına giriş sırasında gün gün neler olacak?
1. gün: 21 Aralık 2012 Cuma günü kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik aygıtının çalışmaması, tam karanlık. Tam karanlığa geçiş 15-20 dakika gibi kısa bir sürede olacak.
2. gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş’in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması (buzul çağı soğuğu)
3.-4. gün: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri.
5.-6. gün: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı, uyanış, süperbilinç.

İlk 3 günlük karanlık nasıl bir karanlıktır?
Elinizi yüzünüze tuttuğunuzda bile elinizi göremeyeceğiniz zifir bir karanlık. Geçici körlük benzeri birşey. Hiçbir aygıt çalışmadığından ışık elde edilemeyecek. Bu sıradaki korku duygusunu atlatmanız gerekmekte. Karanlıktan sonra dünya soğumaya başlayacaktır. Bu büyük değişimin ilk safhasında pekçok insan yuvaya dönmeyi yani ölmeyi tercih edecektir. Bunu tercih edenler foton kuşağı mucizesini fiziksel olarak yaşayamadan başka bir boyuta geçerler ve artık kati suretle dünya ile bir bağları kalmaz. Yuvaya dönenler foton kuşağının mucizelerinden mahrum kalacaklar, ayrıca neler olup bittiğini de göremeyecekler. Kendisini foton kuşağı için hazırlamış olanlar ise sabredip 3. günün sonundaki aydınlığı görebileceklerdir. Bu kişiler “Yükseliş”i seçmiş olanlardır ki bu yazıyı buraya kadar okuyanlar onlardır :)

Para ve borçlar madem ortadan kalkacak, bugünden ödemesek ne olur?
5. boyuttaki istenmeyen şeylerden bir tanesi de 3. boyutta kalan bitmemiş meselelerdir. O yüzden, zamanı gelmeden önce yani 21 Aralık 2012’den önce tüm borçlarınızı bitirin, herkesle helâlleşin. Yükseliş’e tertemiz girin.

5. boyuta geçildiğinde bundan pişman olanlar olacak mı?
Evet! Bu tıpkı sınıf geçmeye benzer. 5. boyuta ayak uydurup, bilgi ve tecrübesini arttıranlar olacağı gibi, 5. boyuttaki dualite yoksunluğundan ortama alışamayanlar olacaktır. Bu, bir sonraki sınıfa geçemeyenleri çağrıştırır. Arkadaşları bir üst sınıfa terfi ederken o, aynı sınıfı tekrarlar. Sonunda gerek yanındaki yardımcı rehberleri, gerek arkadaşları sayesinde zamanla işin farkına varır ve sonunda o da dualitesiz boyuttaki yaşamını benimser.

Foton Kuşağı Güneş Sistemimizi içine aldığında Dünya hangi canlılar olacak?
İnsan, denizlerdeki ve karalardaki diğer memeliler, kedi ve köpeklerden başka canlı kalmayacak.

Foton enerjisini nasıl kullanacağız?
Uzaylı dostlarımız şu an görünmez şekilde bizimle birlikte. Gerek uzay gemileriyle uzayda dünyaya yakın konumda, gerekse fiziksel olarak insan görünümünde çok yakınımızdalar. Hiçbir evrende yaşanmamış bu mucizeye tanık olmak için buradalar. Foton enerjisini kullanmayı da onlar öğretecekler. Foton enerjisi aktif hale gelince bizler, gözlerimiz, kulaklarımız ve diğer algılamalardaki perdeler kalkacağından, bu uzaylıları görebileceğiz. Onlarla telepatik olarak haberleşebileceğiz. Onlara türlü sorular sorup usandıracağız. Onlar hiç sıkılmadan, bıkmadan, büyük bir sevgiyle bize yardım edecek, herşeyi öğretecekler. 2000 yıl bizimle birlikte tüm tecrübeyi yaşayacaklar.

Bugün kullandığımız İnternet’e ne olacak?
21 Aralık 2012 Cuma günü, bildiğimiz anlamdaki tüm elektronik aletlerin çalışmaz duruma gelmesidir. Elektriği üreten her türlü santralin ürettiği enerji, artık hiçbir şekilde işe yaramayacağından, İnternet’i ayakta tutan tüm kablolu ve kablosuz altyapı ve sunucular işlevini kaybedeceğinden, İnternet, radyo ve televizyon, tüm uydu haberleşmesi, cep telefonları vs duracaktır. Tekrar çalıştırma düşüncesi anlamsız olduğundan İnternet’i tekrar faaliyete geçirmek gibi bir durum da olmayacaktır. İnternet’teki tüm bilgiye zaten sahibiz. Çakralar açılınca, İnternet’e bugüne kadar koyduğumuz tüm bilginin hayal bile edilemeyecek kadar misline ulaşır hale gelince, İnternet’in artık hayatımızda olmamasına aldırmayacağız. Çünkü, zaten İnternet’e benzer bir beyin ağını yavaş yavaş kullanmaya başlayacağız. Galaktik evrim bakımından gerekli olan bir özelliktir bu ve dünyadaki medeniyetler bugüne kadar foton kuşağı gelmeden bunu başarma yolunda adım atmadılar. Savaşlar, cahiliye çağları ve korku yüzünden insanlık bu konuda ilerleyip, diğer galaktik uygarlıklarla haberleşir duruma bir türlü gelemedi. Foton kuşağı insanlara işte bunu sunuyor. Tüm filmler, tüm müzikler, tüm sanat eserleri, aklınıza gelecek gelmeyecek her türlü üretim merak etmeyin yok olmayacak. Hepsi beyinler arası telepatik ağ sayesinde istediğiniz anda ışık hızından da hızlı (düşünce hızıyla) emrinizde olacak. Akaşik kayıtlar denen evrenin hafızasına herkes anında ulaşabilecek. Foton kuşağı aktif olduktan 15-20 yıl sonra doygunluğa ulaşınca, tüm eski 3. boyuttaki hayatımızda saplantı halinde olan müzik, film, sanat vs işleri bugün hayâl bile edemeyeceğimiz bir seviyede olacak. Ürettiğimiz (yani düşündüğümüz) her sanat eseri anında milyarlarca beyin tarafından algılanacak. Foton Kuşağı geldikten sonra sanatçılara büyük iş düşüyor. Onlar, foton kuşağı gelmeden, kaderlerinde onlara bahşedilen yetenekler sayesinde türlü sanat eserlerini bu güne kadar yarattılar, halen yaratmaktalar. Foton kuşağı geldikten sonra bu sanatçılar, hem yükselen bilinç kapasiteleri sayesinde, hem de beyin ağının desteğiyle çok çok üst sanatsal yaratımlara imza atacaklar. Bugün ancak rüyâlarımızda görüp, uyanınca çok azını hatırlayabildiğimiz, sonra unuttuğumuz o çok sesli, çok renkli zengin sanatsal işler yapacaklar.

Foton Kuşağının bir merkezi var mıdır?
Evet, foton kuşağının merkezi, Pleiades takım yıldızının ortasındaki yıldız olup bunun ismi Alcyone’dur. Alcyone dünyadan 440 ışık yılı uzaktadır. Güneş sistemimiz ve dünyamız her sene Alcyone’dan uzaklaşmaktadır. Pleiades takımyıldızındaki yıldızların (güneşlerin) isimleri ise: Alcyone, Celaeano, Electra, Atlas, Merope, Sterope I & II, Taygeta, Maia ve Pleione.

Foton Kuşağını oluşturan güç nereden gelmektedir?
Bir kara delikten. Bugünkü bilgilerimize göre, bir foton aslında bir bozondur. Bir bozon ise, fiziğin dört kuvvetine sahip en ufak parçacıktır ve aslında elektromanyetik bir güç olan ışığın kendisini oluşturur. Foton kuşağı gibi yüksek enerjili bir kuşağın oluşması fiziksel olarak mümkündür. Tek gereken şey, çok muazzam bir gravitasyonel çekim gücüdür. Böyle yüksek çekim güçleri kara deliklerde görülür. Kara deliğin etrafındaki olay ufku bir foton kuşağı oluşturabilir.

Foton Kuşağını Dünya Ana neden çağırdı?
– Dünya atmosferi, denizleri ve karalarındaki aşırı kirlenme ve ekolojik dengelerin bozulması
– Gezegenimizin tarihi kayıtlarını kaydeden balinaların sayılarının azalması
– Ozon deliği
gibi sebeplerle zaten buna ihtiyaç vardı. Bu, foton kuşağının ilk gelişi değil. Periyodik olarak her 10.500 yılda nasıl olsa geliyor. Her 10.500 yılda bir güneş sistemimizle birlikte dünyamız bu deneyimi yaşıyor. Fakat tüm bu çevrimlerde tecrübe edilmeyen birşey ilk defa yapılacak. Dünyadaki insanların DNA’ları 12 sarmallı hale gelecek ve büyük uyanış gerçekleşecek. Bunun tek sebebi ise: Galaktik evrim açısından Dünya üzerindeki insanların diğer galaktik uygarlıkların geldiği düzeyden çok aşağıda kalması (savaşlar vs).

Dünya Ana çağırmasaydı Foton Kuşağı yine gelecek miydi?
Tabii ki gelecekti. Dünya Ana (Gaia) bu seferki foton kuşağının gelişinde bir istisna istedi daha önce değindiğimiz gibi. Dedi ki “gel ama insanlar bu sefer ölmesinler”. İşte sırf bu istek yüzünden, daha önce hiç yapılmamış birşey evdendeki tüm medeniyetlerin ilgisini çekiyor. İnsanların bu sefer ölmeyecek olmaları, foton kuşağının gelişinden önce Güneş’in ve Dünya’nın manyetik kutuplarının hassas şekilde ayarlanması vs çalışmalar daha önce yapılmadı. Bu seferki 5. boyuta geçiş, diğerler eski geçişlerden farklı. Tüm bunlar, bu seferki geçişi önemli kılıyor.

Foton Kuşağı gelmeden önce ölenlerin durumu?
Onlar fiziksel bedenlerini kaybettiklerinden, fiziksel olarak 12 sarmallı DNA’ya sahip bir insan olarak bu tecrübeyi yaşama imkanı bulamayacaklar. Kaderleri foton kuşağı tecrübesinden mahrum olacak şekilde çizilmiş olanlar, kendilerini bekleyen diğer görevlerle uğraşıyor olacak. Fakat şurasını tekrar edelim ki, evrenimizin pekçok uzak yerinden bu benzersiz olayı izlemek ve yaşamak üzere pekçok uygarlık güneş sistemimize gelmiş bulunuyor. Bunların içinden pekçoğu gönüllü olarak dünyada bedenlenip (doğup), foton enerjisi mucizesini insan formunda yaşayacaklar. Dünya üzerindeki insanlığımız cahillik ve savaşlar yüzünden bir türlü istenen galaktik bilinç seviyesine ulaşamadı. Bu benzersiz müdahale yada muazzam upgrade, daha önce hiçbir evrende denenmemiş bir tecrübedir. İşin benzersizliği budur.

Foton Kuşağına giriş tarihi kesin midir?
Foton kuşağına giriş tarihi 21 Aralık 2012 Cuma günü olarak biliniyor. Galaktik federasyon, dünya üzerindeki insanlar ve diğer canlılar kavrulup ölmesinler diye foton kuşağının gelişinden önce bazı önlemler almak zorunda idiler. Foton kuşağının daha önceki gelişlerinde bu müdahaleler yapılmamıştı. Foton kuşağı kendi halinde bırakılsa ve hızla gelip güneş sistemimize girse türlü felaketler olurdu. Kuşak 2000 yıl sonra çıkıp gittikten sonra herşeyi baştan yapmak zorunda kalırlardı. İşte bu seferkinde herşey baştan yapılmayacak. İnsanlar ölmeyecek. Dünya ana, daha önce söylediğimiz gibi, foton kuşağının bu seferki gelişinin tamamen zararsız, hatta aksine, çok faydalı olmasını istedi. İlk kez olan durum budur. Bunu sağlayabilmek için galaktik federasyon güneşimizin ve dünyamızın manyetik kutuplarına ufak müdahalelerde bulundu. Bu müdahaleler yavaş ve zaman alıcı şekilde ilk defa 1962’de başladı ve 1987’de hız kazandı. Bu müdahaleler yapılmasa, güneşin ve dünyanın manyetik kalkanları ve kutupları foton kuşağına göre ayarlanmasa, bu hem güneşimiz hem de dünyamız için kötü olurdu. Tüm bu ayarlamalar yıllar önce galaktik federasyon tarafından başlatıldı. Kuşağın 3. kısmına giriş ve foton enerjisinden tam olarak faydalanma, karanlık devreden çıktıktan sonra, 27 Aralık günü başlayacak deniliyor. Hep birlikte göreceğiz.

Bahsedilen 3 günlük karanlık günlerde ateş yakılabilir mi?
Evet. Ateş yakarak ısınma, yemek pişirme eylemleri yapılabilir.

Karanlık 3 günü atlatmak için tavsiyeler?
– İs yapmayan ateş kaynakları tedarik edin
– İçme suyu yedekleyin
– Elektrik olmadığından güvenlik sistemleri de çalışmadığından kendinizi savunacak aletler bulundurun
– 3 gün kara kış şartlarına maruz kalınacağından kalın kıyafetler bulundurun
– Hayatta kalma kitleri ve kandillerinden bulundurun
– Bu süre boyunca açık havaya çıkmayın, evde bulunun
– 21 Aralık günü uçağa binmeyin
– Panik olmayın, 3 karanlık günden sonra mucizelere tanık olun!

Kısaca, foton kuşağı dünya’daki tüm yaşam için çok büyük bir faydası olan, yüksek enerjili fotonlardan oluşan devasa bir kemerdir. Güneş sistemimiz bu kuşağa girdiği zaman, tekrar çıkması 2000 sene kadar sürecek. Foton Kuşağı (yada diğer ismiyle Manaşik Halka) kendi etrafındaki dönüşünü 25.860 yılda bir tamamlamakta ve güneş sistemimiz her bir 10.500 yılda bir foton kuşağına girmekte. Foton kuşağı torus şeklinde (araba lastiği biçiminde) bir kemer ve bunun kalınlığı (çapı değil, kemerin kalınlığı) 2000 ışık yılı. Önemli bir husus elektrikli hiçbir aygıtın ise foton kuşağına girildikten sonra hiçbir şekilde çalışmaması. 2000 yıl boyunca sürecek olan safhada elektrik enerjisi ile çalışacak araca ihtiyaç da olmayacak. Çünkü süperbilinç halinde olma hali ve foton enerjisi kullanabilecek teknoloji ile elektrik enerjisini kullanmaya ihtiyacımız olmayacak.

Hiçbir şekilde fosil yakıt kullanmaya da ihtiyacımız olmayacak. Dünya atmosferi, okyanuslar ve akarsular yavaşça arınacak, dünya tertemiz olacak. Sürekli gündüz olacak, hiç gece olmayacak. İnsanlar, ortada hayvan kalmadığından sadece yüksek besleyici hale gelen bitkilerle beslenecekler. Yani, herkes vejetaryen olacak. İş ve para gibi olaylar devre dışı olacağından kimse çalışmayacak. Sürekli gündüz olan bu gezegenimizde herkes cennet gibi bir hali yaşayacak. Kimsenin canı sıkılmayacak çünkü herkes bugünkü İnternet ağına benzer bir ağla, beyinlerinden birbirlerine bağlı olan özel bir telepatik ağla birbirlerinin düşüncelerini ve bilgilerini okuyup öğrenebilecek. Kimsenin kimseden saklı birşeyi kalmayacak. Tüm insanlar bir birey olarak, bu ağ sayesinde mesafe gözetmeksinin birbirleriyle an be an bağlı olacaklar. İnsanlar artık hiç uyumadıklarından, bu ağ sayesinde 15-20 yılda tüm bilgilerini paylaşmış olacaklar. Tüm dış görünüşler denenmiş, her türlü korkular giderilmiş, tüm hastalıklar tedavi edilmiş bir hale geçildiğinde, insanların bir kısmı 5. boyuttaki dünyamızda kalmayı tercih edecek, çok büyük bir kısmı ise üst boyutlara geçerek dünyayı terkedecekler. Kalanlar, 5. boyuttaki dünyamızın temizlenmesi işleriyle ilgilenmeye devam edecekler. Üst boyutlara gidenler, istedikleri zaman dünyaya gelebilecekler. Dünya 2000 yıl sonra foton kuşağından çıktığında ve 3. boyuta indirgendiğinde artık yeni jenerasyon ve görevler için hazırlanmış olacak.

Konuyu Paylaş
Avatar

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

“Foton Kuşağı Hakkında” için 4 yanıt

Kontrol etiğimde elle tutulur gözle görülür yeni bir kaynak ya da güncellemeye ne yazık ki rastlamadım. Zaten maya takvimine dayalı olan bu sistem 2012 yılında sona erdi. Bilgiler şimdilik hayal dünyasından ileri gitmiyor. Sadece ozon tabakasının 2019 yılından itibaren kapanacağı senaryosu ilginçtir bu sene gerçekleşti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir