Fetihname


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Fetihname

FETİHNAME

Fethedilen yerleri ve savaşlar sonunda kazanılan zaferleri, komşu hükümdarlara, hânlara, prenslere, şehzade ve valilere bildirmek için gönderilen yazılara, mektûblara verilen isim. Bilhassa doğudaki İslâm devletlerinde, eskiden fetihname göndermek âdeti vardı. Hükümdarlar, haberleşmenin güçlükle yapıldığı devirlerde, yanlış mütâlâa ve düşüncelere yer vermemek, içte ve dışta kendilerine zarar verebilecek olanların ümitlerini kırmak için, kazandıkları zaferlerini şaşalı bir şekilde fetihnamelerle her tarafa bildirirlerdi. Zîrâ fetihnameler, dostlar için bir müjde, düşman devletler için de bir tehdit hususiyeti taşırdı. Fetihnameler aynı zamanda savaşın bir tarihçesi olduğundan târihî önem taşırlar.

Fetihnameler, resmî me’mûrlar tarafından yazıldığı gibi, bâzan özel kişiler tarafından da yazılırdı. Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin (rahmetullahi aleyh), Bağdâd halîfesi Nâsır’a, Hattin ve daha önceki fetihlerini müjdeleyen ve İmâdüddîn-i İsfehânî’nin kaleme aldığı fetihnamesi şöyledir:

“Andolsun, Tevrât’dan sonra Zebur’da da yazdık ki, arza (ancak) sâlih kullarım mirasçı olur.” (Enbiyâ sûresi: 105)

Allahü teâlâya hamdolsun ki, O, bu vadini yerine getirdi. Daha önce de bu mübarek Hanîf dînine (İslâmiyet’e) yardım etti ve muzaffer kıldı. Zorluklardan sonra kolaylıklar ihsan eyledi. Müslümanların sabır ve tahammül gösteremeyecekleri yükü, onlara hafifleştirdi. Allahü teâlânın, müslümanlara ilk lütf ve ihsanı Asr-ı seâdetde, Eshâb-ı kiram (aleyhimürrıdvân) zamanında olmuştu. Diğeri ise, bizlere ihsan ettiği bu zaferler ve fetihler olmuştur. Kazanılan bu zaferlerle, kâfirlerin içlerinde sakladıkları bütün kin ve intikamlarına karşı, müslümanların yanan, kavrulan ciğerleri buz gibi sular ile serinlemiştir. Allahü teâlâya hamdolsun ki, bu zaferlerle müslümanlar, büyük bir galibiyet, izzet, şeref ve bol bol ihsanlara kavuştu.

Bu hizmetçi (Selâhaddîn Eyyûbî), Allahü teâlânın ihsanı ile Rebî’ul-âhır ayının 23’ünde Perşembe gününden diğer Perşembeye kadar geçen bir haftada kazandığımız zaferleri, İslâm düşmanlarının hezîmet ve zilletini, mü’minlerin gönüllerine sürûr ve ferahlık veren bâzı haberleri arzedeceğim. Öyle ki, bu zaferlerle kâfirler, köklerinden sökülmüş ağaçlar gibi yere serildi, memleketleri müslümanların eline geçti.

İlk Perşembe günü Taberiye fethedildi. Kale burçlarında İslâm sancağı dalgalanmaya, ezân-ı Muhammediyye okunmaya başladı. Cum’a ve Cumartesi günleri Frenklerle harbettik. Bir tanesi dahi ayakta kalmayacak şekilde hezîmete uğradılar. Allahü teâlâ, düşrfianlarını, sevdiği ve razı olduğu kulları eliyle yakalayıp cezalandırdı. Son Perşembe günü ise, beldelerin en gözdesi ve meşhûru İrem’in bir benzeri olan Akka, sulh ile alındı. Şimdi orada da ezân-ı Muhammedî sesleri yükselmektedir. Bütün bunların yanışıra, otuz bini aşkın zayiat verdiler. Küfrün başı olan kralları ordularıyla elimize esir düştü. Kantarların tartamayacağı kadar çok altın ve gümüş, ganîmet olarak alındı. Uzun zamandan beri kâfirleri barındıran bu topraklar, şimdi müslümanlara yurt olmaktadır.

Taberiyye, Akka, Kayseriyye, Nablus, Hayfa, Sakîf, Nasıra, Safûriyye, Fule, Tür, Mülyâ gibi pek çok kale fethedildi.

Sultan Muzaffer Takıyyüddîn, Sûr şehri ve Tebûn kalesini muhasara etmektedir. Kardeşim Melik Âdil Seyfüddîn’in Gazze ve Askalan’a inmek üzere olduğu, donanma gemilerinin yönünü Akka’ya çevirdiği haberi geldi.

Kudüs-i şerîf üzerine henüz yürümedik. İnşâallah bundan sonra bütün gücümüzle bu mukaddes şehre yüklenip, küfür karanlığından kurtarıp, hidâyet aydınlığına kavuşturacağız.”

Konuyu Paylaş

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?