Yayım tarihi:

Devamı var:

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Oysa Uzun Hasan, Venedik ile yaptığı anlaşma gereğince; Venedik gemileri ateşli silahlar ile bunları kullanacak küçük bir kuvveti Karaman kıyılarına getirecek, Uzun Hasan da bu tarafa bir kuvvet göndererek, müttefiki ile temas temin edecekti. Uzun Hasan Anadolu’yu alacak, Osmanlı padişahına kıyılarda hisar yapmaması ve Karadeniz’i Venedik gemilerine açık bulundurması kabul ettirilecek, Mora, Midilli, Ağriboz ve Argos’un Venedik’e iadesi sağlanacak, Venedikliler Uzun Hasan’a boğazları geçerek İstanbul’u zaptedeceklerini söylemekte idiler .
Ancak, bir taraftan da Venedik, Napoli, Rodos, Papalık ve Kıbrıs gemilerinden oluşmuş büyük bir haçlı donanması 1472 yazından beri Osmanlılar’ın Akdeniz kıyısında dehşet saçıyorlardı. Ağustos 1472’de Antalya, 13 Eylül 1472’de İzmir yağma edilmiş ve yakılmış idi. Bu donanma 1473 baharında Silifke’de bulunan Karamanoğlu Kasım Bey ile iş birliği yapmıştı. Bununla beraber Fatih’in Rumeli akıncı kuvvetlerini daha kıştan Sivas bölgesine göndermesi ve baharda büyük bir ordu ile Erzincan’a doğru ilerlemesi üzerine, Uzun Hasan İçel sahillerine kuvvet göndermek ve Hristiyan kuvvetleri ile temas kurmak imkânı bulamadı. Artık her şey Fırat vâdisindeki savaşın neticesine bağlıydı .

Fatih Mehmed, bir meydan savaşı yaparak kesin bir netice almak istiyordu . Uzun Hasan ise, üslerinden çok uzak düşmüş olan Osmanlı ordusunu yıpratmak ve iaşesiz bırakmak suretiyle ezmek istiyordu. Fatih’in ordusu en fazla yetmiş bin ile yüz bin arasında tahmin olunmaktadır. Tercan ile Erzincan arasında bir düzlükte Uzun Hasan, Osmanlı ordusunu görünce; “vay …ne deryadır”, diyerek hayretini ifade etmiştir. Osmanlılar toplarını ve arabalarını sahraya yayarak derhal savaş vaziyeti almışlardır . Venedik elçisi Caterino Zeno, Akkoyunlu kuvvetlerini üç yüz bin olarak gösterse de bu yanlış olmalıdır. Çünkü kaynakların çoğuna bakıldığında, Uzun Hasan’ın asker sayısı Fatih’in askerinden daha az olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.
Fırat’ın kuzey kıyısı boyunca Tercan bölgesinde Osmanlı ordusu bulunuyordu. Fırat’ın öbür yakasında ise Akkoyunlu ordusu vardı. İki ordu ilk karşılaştıklarında Uzun Hasan oğlu Uğurlu Mehmed komutasındaki Akkoyunlular sahte bir çekilme yaptılar. Bunun üzerine Osmanlı öncü kuvvetleri başında bulunan Rumeli beylerbeyi Has Murad, Fırat’ı geçerek onların tâkibine koyuldu. Osmanlı öncü kuvvetlerini dar bir geçide çeken Akkoyunlular onları imha etmişlerdir. Bu ilk müsademe 4 Ağustos 1473’te cereyan eylemiş ve savaş Osmanlı kuvvetlerinin aleyhine dönmüş, Has Murad başta olmak üzere Osmanlılar’dan on iki bin asker hayatını kaybetmiştir. Bunun üzerine Osmanlı ordusu hızla Fırat vâdisinden Bayburt’a doğru çekilmiştir ve Otlukbeli yakınlarındaki Başköy/Başkent mevkiine konaklamıştır. Fatih askerin uğradığı bozgun ruhunu düzeltmek için bir hafta savaşa girmemiş, bu arada yedi sekiz günlük bir iaşe kalmıştır . Uğurlu Mehmed, derhal Osmanlı ordusunu tâkip ederek savaşa devam edilmesinde ısrar etmişse de Uzun Hasan’a bu düşüncesini kabul ettirememiştir.
Uzun Hasan, Otlukbeli savaşından sonra Venedik Doc’una yazdığı bir mektubunda, Osmanlı ordusu ile öncü birliklerin çarpışmasında elli altı bin kişinin öldürüldüğünü, yüz elli Subaşı ve otuz beş bey’in esir alınmış olduğunu bildirmiştir. Uzun Hasan belli bir üstünlük elde etmiş olmasına rağmen, Fatih, nihâi savaşı kabul edebilecek bir tarzda hareket etmeyi sağlamış ve derhal subaşılarından birini Akkoyunlu otağına barış için göndermiştir.

Akkoyunlu kuvvetleri 11 Ağustos 1473’te Tercan civarında Üç-Ağızlı (Otluk-beli) yada Başkent mevkiinde Fatih’in ordusuna yetişmişlerdi. Uzun Hasan, oğullarının da ısrarı ile bir dere içerisinde bulunan Fatih’in ordusunu her taraftan kuşatma altına almıştı. Osmanlı ordusunda; Sağ kol’da Şehzâde Bâyezid ve Gedik Ahmed Paşa komutasında kırk sancakbeyi ve yirmi bin kapı kulu askeri vardı. Sol kol’da ise Şehzâda Mustafa yirmi dört sancakbeyi ve yirmi bin zırhlı azap olduğu halde bulunuyordu . Fatih ise merkezde yer almıştı.
Uzun Hasan ise, oğlu Uğurlu Mehmed ile Karamanoğlu Pir Ahmed kuvvetlerini Osmanlı ordugâhı üzerine sevkederken, diğer oğlu Zeynel Bey ile Bayındır Beyi bir miktar süvari ile Osmanlı kuvvetlerini muhasara altına almalarını söylemiş, kendisi de ordusunun büyük bir kısmı ile cepheden harekete geçmiştir. Uzun Hasan da bu kanlı savaşa bizzat katılmış, hatta atıyla Osmanlı saflarına kadar ilerlemiş ve top arabalarının bulunduğu yere kadar gelmiştir. Akkoyunlu kuvvetlerinin arkasından küçük toplar ve humbaralarla şiddetli bir ateş açılmış, bu top ateşiyle piyadelerin tüfenk ateşi arasında kalan Uzun Hasan’ın “ölüm makinelerinin sesine alışık olmayan” askerleri paniğe uğrayarak kaçışmaya ve dağılmaya çalışmışlardı. Zeynel Bey komutasındaki Akkoyunlu askeri tamamen bozulmuş, kaçanlar çadırlarını ve bütün ağırlıklarını terk ettikleri için Akkoyunlu ordugâhı ve ordu pazarı tamamen Osmanlı kuvvetlerinin eline geçmiştir. Osmanlılar’ın üstün topçu ateşleri karşısında savaş meydanını terk eden Akkoyunlu hükümdarı önce kadın ve çocukların bulunduğu yere gelmiş, yanına ulaşabilen Uğurlu Mehmed ve Pir Ahmed beyler ve diğer askeriyle Tebriz’e doğru çekip gitmişlerdir .

Neşrî Mehmed Efendi kendi üslubu ile; “Rivayettir, çünkü Has Murad vâkıâsı oldu. Andan sonra Hünkâr Baayburd’a müteveccih oldu. Altı göç dahi göçüb, Çarşamba günü Üç-Ağızlı dimekle mâruf yere yetişüp, konmak tedarikinde iken Otluk-beli dedikleri yerden na-gâh tepe başından Hasan Dıraz askerinden Kâfir İshak nâm kimse öğle vaktinde göründü. Davud Paşa’yı kâmrân ve Âsafü’z-zaman ol vakit Anadolu beylerbeyisi idi” diyerek savaşı anlatmaktadır.
Aşıkpaşaoğlu ise kitabının 151. bâb’ında bu savaşı şöyle nakleder: Padişah, Bayburt’a yöneldi, bu hadiseden sonra altı gün daha yürüdüler. Yedinci gün Çarşamba günüydü düşman gözüktü. Bir sarp dereli tepeli yerde bir nice alay belirdi. Bildiler ki istedikleri düşman budur. Padişah da daima hazır yürüdü. Durmadılar, yürüdüler ve bu dereyi tepeyi geçtiler. Padişahın iki oğlu iki koldan yürüdü. Şehzâde Mustafa koluna Uzun Hasan’ın bir oğlu karşı oldu ki, adına Zeynel derlerdi. Şehzâde Bâyezid koluna bir oğlu karşı oldu ki, ona Uğurlu Mehmed derlerdi. Padişah’ın karşısında Uzun Hasan’ın kendi durdu. Her kolda askerler saf saf karşılıklı durdu. Sultan Mehmed Han Gazi’ye Hak Tealâ inayet etti. Talihi galib oldu. Düşmanını mağlub ediverdi. Her kol bir birine yürüyüş etti. Şehzâde Mustafa kolundaki azablar Zeynel’i tuttular, başını kestiler. Onunla birlikte olan beylerin çoğunu kırdılar. Nicelerini de diri tuttular. Çok silah ve malzemelerini aldılar. Uğurlu Mehmed’i tutamadılar. O kaçıp gitti…. Uzun Hasan kaçıp gitti . O günkü konuşulan Türkçe ile yazılan bu eser ifade ve dil bakımından çok yalın bir şekilde olayları nakletmektedir.

Savaş öncesi Osmanlı ordusunun ancak sekiz günlük erzâkı kalmıştı. Tepeleri tutmaya muvaffak olan Davud ve Mahmud paşaların gayretleri neticesinde, Osmanlı ordusu dar bir vâdide baskın etkisinden kurtularak, savaş nizamı alabilmiştir. Şehzâde Mustafa komutasındaki sol kolda bulunan Anadolu azaplarının başarılı taarruzu ve Uzun Hasan oğlu Zeynel’in öldürülmesi savaşı belirlemişti. Fatih Mehmed kumandasındaki Kapı kulunun esaslı bir savaşa girmesine gerek kalmadan, Uzun Hasan durumu ümitsiz görerek, savaş meydanından çekilmiştir. Savaştan sonra Akkoyunlular’dan dört bin kişi idam edilmiş ve iki bin elli kişi esir alınmıştır. Fatih bundan sonra Şebin Karahisar üzerine yürümüş ve burayı ele geçirmiştir .

Sonuç:
Sonuç olarak, Osmanlılar Otlukbeli savaşının sonunda, Akkoyunlular’ı uzun uzadıya takip etmediler. Akkoyunlular bu savaşta; Koyulhisar, Şebin Karahisar ve Niksar dışında ciddî bir toprak kaybına uğramadılar. Ancak, Azerbaycan ve İran’a atılmışlardı. Akkoyunlular, askerî kuvvetlerini, bölgede hâkimiyetlerini, Türkmen boyları üzerindeki nüfuzlarını, belki de en önemlisi büyük devlet olma iddialarını kaybetmişlerdi. Bir daha bellerini doğrultamayacaklardır. Akkoyunlular git gide dağılma sürecine girmişlerdir. Fatih bir kısım beyleri eski yönetimlerine serbest bırakmıştır.

Fatih, Şebin Karahisar’da iken, Uzun Hasan’ın elçileri ulemâdan Mevlana Ahmed Bekricî gelerek barış teklifinde bulunmuş ve esir düşen Akkoyunlu beylerini kurtarmak üzere teşebbüse geçmiştir. Fatih Sultan Mehmed, bu âlime büyük bir saygı göstererek, savaştan sonra, esir düşen Karakoyunlu beyleri ile Akkoyunlu beylerinin çoğunu affetmiştir . Bir daha Osmanlı ülkelerine tecavüz etmemek ve Şebin Karahisar’ın fethini kabul etmek şartlarıyla, Fatih ile anlaşan Uzun Hasan, belgelere göre aynı elçiyi İstanbul’a göndermiş, bir daha aslâ Osmanlı topraklarına tecavüz etmemeyi teyid etmiştir. Bununla beraber Uzun Hasan’ın sözünde durmayarak Venedik ile tekrar temesa geçtiği haberleri duyulmuştur. Nitekim, Fatih Sultan Mehmed, Timur ailesinden Herat hükümdarı Hüseyin Baykara’ya mektup göndererek, Uzun Hasan’ı ortadan kaldırmak için iki taraftan birlikte hareket etmeyi teklif etmiştir. Bu arada Uzun Hasan ile kendisini sulh yapmaya râzı eden veziri Mahmud Paşa’yı da İstanbul’a döner dönmez görevden almıştı. Bununla beraber, Osmanı Devleti Akkoyunlular ile yaptıkları barış anlaşmalarına sâdık kalmışlardır .
11 Ağustos 1473’de Tercan yakınlarındaki Otlukbeli denilen yerde yapılan Osmanlılar ile Akkoyunlular arasındaki tarihî savaşta, Akkoyunlular ağır bir yenilgiye uğramışlardı. Fatih’in ordusu yüz bin kişi Uzun Hasan’ın ordusu yetmiş bin kişi kadar kabul edilmektedir. Sayı bakımından az olmasının yanı sıra, Venedik’ten gönderilen top ve silahların zamanında gelmemesi, Osmanlı kuvvetlerinin top ve silah bakımdan üstünlüğü, Akkoyunlu ordusunun yenilmesine sebep olmuştur diyebiliriz.

Lütfen Dikkat: Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz. Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Kerim Usta tarafından

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir