Yayım tarihi:

Devamı var:

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Fırat havalisinden Maveraünnehir’e kadar hakimiyetini sağlayan Uzun Hasan, kendisini devrin en güçlü Türk hanedanı sayarak, çağının gereği birçok mültecî konumuna düşmüş devlet adamını ve ilim erbâbını yanına toplamıştı. Bunlar, Karamanoğlu Pir Ahmed ve Kasım beyler, İsfendiyaroğlu Kızıl Ahmed Bey, Germiyanoğlu, Dulkadıroğlu Şah Mehmed, Rüstem ve Süleyman beyler, İnaloğlu, Bozca emirleri, Pazarlı Beyoğlu, Tozanlı Oğulları, Defterdâr Mehmed Çelebi vb. beyler idi. Bu kimseler vaktiyle Timur’un yapmış olduğu gibi, Uzun Hasan’ın Osmanlı padişahını yendikten sonra kendilerini tahtlarına iade edeceğini ummakta ve hâmilerini bir an evvel Fatih Sultan Mehmed üzerine harekete geçmeye teşvik etmekteydiler. Aynı zamanda Batı-Hristiyan âlemi de, bilhassa son zamanlarda pek tehlikeli bir hal alan Osmanlı padişahına karşı Uzun Hasan’ın kuvvetlerine büyük ümitler bağlamışlar ve onun bütün yardım isteklerini kabul ederek, faaliyete geçmesini sağlamaya çalışmakta idiler.
Bunlardan başka Uzun Hasan, zamanın ünlü bilginlerini ve ümerâsını da yanında bulundurmaktadır: Tiyrek Sinanoğlu Alem Bey, Kadı Mahmud Şüreyhî, Timuroğulları’ndan Muhammedî Bakır Mirzâ, Muzaffer Mirzâ, Çağatay ileri gelenlerinden Baba Hacı Beyoğlu Yusuf Bey, Zeynel Mirzâ, Kemah Beyi Suvar Bey, gibi şahsiyetler, onun yanında yer almışlardı. Hasılı Akkoyunlu hükümdarı, Osmanlılar aleyhinde olmak üzere kendilerinden faydalanabileceği bütün elemanları yanına çekmeye çalışıyordu .

Öte yandan Fatih Sultan Mehmed’in 12 Temmuz 1470’de batıda çok önemli bir merkez olan Ağriboz Kalesi’ni ele geçirmesi Papa II. Paulus ve Venedik’te bir şok tesiri yapmıştı. Zira çağdaş yazar Domenico Malipiero: “Senato üyeleri, tehlikenin ana şehrin kapılarına yaklaşmasından korkan halkın sorularına cevap vermeksizin, başları öne eğik, şaşkın bir halde evlerinin yolunu tutmuşlardı. Ağriboz’un sukutu ile Venedik’in şan ve itibarı kaybolmuş, gururu alçalmış idi” demektedir.
Fatih Sultan Mehmed, batıda ve doğuda Osmanlı Devleti’ne karşı düşmanlık yapan her devleti yakından tâkip etmekte ve onlara karşı devamlı yeni stratejiler geliştirerek, çağının en büyük hükümdarı olmayı hak etmişti. Venedik Cumhuriyeti, Akkoyunlular, Karamanoğulları ve bunların müttefikleri ile aynı anda savaşmakta ve baş edebilmekteydi.

Venedik için artık Uzun Hasan ile olan ittifaka sarılmaktan ve onu Osmanlı padişahı aleyhine tahrik etmekten başka çare kalmamıştı. 1464’ten beri Akkoyunlu sarayında Venedik’‘in temsilcisi olarak bulunan Lazaro Quirini, memleketine dönmeye karar verince, Uzun Hasan’da, aslen Ermeni olan Murad’ı (Mirat) kendi nâmına elçi olarak Venedik’e göndermeyi uygun bulmuştu. Doc Cristoforo Moro ile Papa II. Paulus’a hitaben yazılmış bir mektubu da götüren Murad, Lazaro Quirini ile birlikte hareket ederek 1471yılı Şubat’ında Venedik’e ulaşmıştı. Uzun Hasan 2 Ağustos 1470’de Sultaniye’den yazdığı Farsça mektubunda şöyle diyordu; “…Osmanlı Türklerinin oğlundan Mehmed Bey’den başka bir düşmanımız, yolumuz üzerinde bir mânia yoktur. O da yenilmeyecek, mülkünden ve saltanatından atılmayacak bir şey değildir. Biz sizinle ciddî bir iş birliği yapıp, sizin donanmanız denizden, bizim çok kuvvetli ordumuz da karadan hareket edince, Osmanoğlu Asya ve Avrupa’daki bütün topraklarından mahrum olacaktır”.
Görülüyor ki, Fatih Sultan Mehmed’e karşı harekete geçme zamanını geldiğine kanaat getiren Uzun Hasan, 1464 ittifakına dayanarak Venedik’i ciddî bir iş birliğine davet ediyordu. Uzun Hasan ayrıca, Kıbrıs Kralı II. Jacques (Giacomo), Rodos Şövalyeleri Reisi Giovanni Orsini (1467-1476) ve Alâiyye Hâkimi Alâi Bey’e gönderdiği 21 Şubat 1471 tarihli mektuplar ile “Karaman Oğulları’nın ricası üzerine Osmanlılar’ı Karaman’dan çıkarmak için harekete geçmek üzere olduğunu” bildirmişti .

Bunu tâkiben Venedik Cumhuriyet Senatosu tarafından, Akkoyunlu hükümdarı nezdine elçi olarak gitmek üzere, Caterino Zeno’ya 18 Mayıs ve 10 Eylül 1471’de iki tâlimat verilmiştir. O’da Akkoyunlu elçisi Murad ile birlikte İran’a gidip, Uzun Hasan’a ittifak gereğince donanma ile yardıma koşmaya hazır olduklarını bildirmek üzere yola çıkmıştı. Ancak, Caterino Zeno birkaç ay Rodos’ta beklemek zorunda kalmıştır. Çünkü, Uzun Hasan ile Venedik arasındaki “ciddî iş birliği” Fatih tarafından haber alınmıştı . Bundan dolayı, Osmanlı padişahı Venedik Cumhuriyeti’ni şaşırtmak için İstanbul’daki barış görüşmelerini uzatıyordu.
Venedik elçisi Caterino Zeno, Tebriz’e vardığı zaman, Uzun Hasan’ın Osmanlı ülkesine yürümek üzere bulunduğunu ve “Türk Sultanı”nı bozguna uğratmadıkça Anadolu’dan çekilmemeye azimli olduğunu, bu durumu bildirmek üzere, İspanyol asıllı bir Yahudi olan İsaac’ı Venedik’e doğru yola çıkarmış olduğunu öğrendi. Ancak Uzun Hasan’ı düşündüren biricik mesele, süvarilerden oluşan ordusunun, Osmanlılar’da fazlası ile mevcut bulunan ateşli silahlardan, bilhassa top’tan mahrum oluşu idi. Uzun Hasan, bu eksiklerini müttefiki Venedik’ten tamamlamanın mümkün olacağını biliyordu. İşte bunun için Uzun Hasan, Yahudi İsaac’tan sonra Venedik’e 30 Mayıs 1472’de Tebriz’den elçisi Hacı Muhammed’i önce Kıbrıs’ta Başamiral Pietro Mocenigo ile görüşerek yola devam etmek üzere gönderdi.
Venedik’ten istediği top ve diğer silahların yakında kendisine ulaşacağını tahmin eden Uzun Hasan, üç-dört defa üzerine sefer yaptığı Gürcü Kralı’na mektupla, arkadan vurulmamak için savaş haline son verilmesini isteyerek, Osmanlı topraklarının istilâsına kendisine en yakın ve İstanbul’a en uzak olan Trabzon’dan başlamak istiyordu. Bunda da, Komenonlar’dan olan eşi Teodora ile Komenonlar’ın akrabası olan Venedik elçisi Caterino Zeno’nun tesiri olsa gerektir . Bu desteklerden iyice cesaretlenen Uzun Hasan artık Fatih Sultan Mehmed ile savaşabileceğine karar vermiş oluyordu.

Uzun Hasan, hükümdarlık tahtına oturuncaya kadar Akkoyunlular önemli görünmüyorlardı. Fakat onun iş başına gelmesi ile birlikte durum değişmişti. Çünkü o Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah ile Maveraünnehir hükümdarı Ebu Said Miranşah’ı öldürmeye ve topraklarını kendi ülkesine katmaya muvaffak olmuştu. Horasan hükümdarı Hüseyin Baykara’yı yenerek topraklarından bir kısmını alan Uzun Hasan, Fırat’tan Maveraünnehir’e kadar büyük ve kuvvetli bir devlet kurmuştu. Akkoyunlu hükümdarı “cihangîr” olmak arzusu ile Osmanlı topraklarını da almak istiyordu. O, Fatih Sultan Mehmed’i de yenebileceğini tahmin ediyordu.
Hatta rivayete göre, Ebu Said Han’ı mağlup ettiği gün Uzun Hasan, atını meydana sürmüş ve; “Bu diyârın serdârları şecaatim âsarını gördüler, fırsat el verirse nevbet isterim ki cür’et ve celâdetim hüdâvendigâra (Osmanlı padişahı) gösterem” demişti. Ancak biliyordu ki, Osmanlı Devleti şimdiye dek yendiklerinden kıyaslanamayacak kadar çok güçlüydü. Bunun için bir taraftan hazırlık yaparken diğer yandan Osmanlılar’ı zayıf düşürmek için Osmanlılar ile ihtilâf halinde olan devletleri himaye ederek onlara bilfiil askerî yardımda bulunmuştu.

Otlukbeli Savaşı (1473):
Fatih Sultan Mehmed, Uzun Hasan’a bir mektup yazarak şunları belirtiyordu: Bundan önce annenin ricasıyla “pençe-i gazabımdan” kurtulmuştun. Biz de seni “semt-i salâha” yönelmiş kabul ederek affetmiştik. Halbuki senin gibi imansız bir Türkmen’in benim zamanı ma’delet-nişân-ı husrevânemde saltanat ve istiklâl davasında bulunması haramdır. Hattâ bütün kudret ve şevketine bizim müsâade ve müsamahamız sebep oldu. Buna rağmen bâde-i gurur ile mest ü medhûş olarak ve inâyât-ı pâdişâhânem hukukunu unutarak adâletli idârem altında yaşayan Tokat’a ve sonra da Karaman ülkelerine askerlerini göndererek …ahâliye zulmettirdiğin bir takım şiddetlere başvurduğun ve rezâletlere sebep olduğun malûmumuzdur. O’nun için seni öldürmek ve memleketini tahrip etmek üzere bu yılın baharında harekete karar verdik. Seni affetmek katiyen düşünülmemektedir. Sen vilayet yıkmayı pâdişâhlık mı zannettin…Çekinmeden korkmadan topraklarımıza tecavüz ettiğin için kılıcımız senin göğsünde kana bulanmalıdır. Er isen meydana gel. Delikten deliğe girme, hazırlıklarını yap, haber verilmedi deme. Zîrâ ki vücûd-ı habîsin arza-i telefdür ve bu bâbda özür bahane bertarafdur” deniliyordu. Şimdiye kadar yapacağı savaşları en yakınlarından bile gizleyen Fatih, bu sefer tersine olarak, mektupta ne zaman hareket edeceğini de Uzun Hasan’a bildirmişti. Bu seferi sadece Uzun Hasan’a değil başkalarına duyurmaktan da çekinmemiştir.

Pâdişâh “âli dîvân idüp vüzerâ-ı izâma” ilk baharda “şarkta pâdişâh-ı İslam nâmında” olan fakat şeriata uygun hareket etmeyen, Osmanlı tebasına karşı düşmanlık gösteren Uzun Hasan’a karşı yürüyeceğini, kendisine tâbi olan Hristiyan prenslerine, bütün Rumeli ve Anadolu beylerine savaş için hazırlık yapmaları hususunda emirler ve adamlar göndermiştir. Padişah bunların orduya katılacakları yerleri de belirtmişti. Fatih’in emri üzere Rumlar, Sırplar, Arnavutlar ve Eflaklılar’dan oluşan Hristiyan kuvvetleri Ankara’da orduya katılacaklardı. Emirler kısa sürede yerlerine ulaştırıldı. Osmanlı Devleti’nin bütün illerinde hazırlıklara başlandı. 1472 yılı sonbaharını ve kışı hazırlıklar ile geçiren Osmanlılar esas ordunun toplanma yeri olarak Bursa Yenişehir’i kararlaştırdılar. Rumeli’de toplanan kuvvetler Anadolu’ya Gelibolu’dan geçmişlerdi. Fatih Sultan Mehmed ise, İstanbul’daki kuvvetlerin başında 11 Nisan 1473’de hareket ederek İznik yolu ile Yenişehir’e gelmiştir. Beypazarı’nda Karaman Valisi Şehzâde Mustafa, Kazabat’ta Amasya Valisi Şehzâde Bâyezid kuvvetleriyle gelip orduya katılmışlardır. Osmanlı ordusu seksen beş bin kişiye ulaşmıştır. Bunların altmış bini zırhlı ve silahlı yirmi beş bini yeniçeri idi . Başka bir ifade ise, Fatih’in yüz elli bin kişilik ordusu ile Üsküdar’dan Akkoyunlular ile kesin olarak hesaplaşmak için sefere çıktığını , belirtmekte ki, bu sayı da fazla gözükmektedir.

Öte yandan kendisi Birecik önlerinde bulunan Uzun Hasan, oğlu Uğurlu Mehmed ile Bektaşoğlu Ömer Beyi yüz bin kişilik bir kuvvet ile önden göndermişti. Akkoyunlu kuvvetleri, 15 Nisan 1473’te Şebin Karahisar önlerinde Amasya sancakbeyi Şehzâde Bâyezid kuvvetlerini mağlup etmişti. Ayrıca, Fatih tarafından yardıma gönderilen Mihaloğlu Ali Bey kuvvetlerini de zayiata uğratmışlardı. Bu muştulu haberler üzerine Uzun Hasan, Birecik’ten hareket ederek, Venedik ve müttefiklerinin de yardımları ile Anadolu’daki Osmanlı hakimiyetine son vereceğini düşünerek, ikinci bir Timur edasıyla Anadolu’yu paylaşmak ve Karaman Devleti’ni ihya etmek amacıyla harekete geçmiştir. Uzun Hasan, Kasım Bey’e gönderdiği mektubunda; Fırat’ı geçerek Ankara yolu ile Osmanlı kuvvetleri üzerine yürüyeceğini, Anadolu’yu ele geçirip kış mevsimini Aydın’da geçireceğini buraları Karamanoğlu Pir Ahmed’e vereceğini vs. hususları bildiriyordu .
17 Haziran 1473’te Harput önlerinde olan Uzun Hasan, Temmuz başlarında Erzincan civarına ulaşmıştı. Erzincan Uzun Hasan’ın ordusunun toplanma yeri idi. Uzun Hasan’ın kuvvetleri üç yüz bin kişi olarak ifade edilmekte ise de, bu çok mübalağalı olsa gerektir. Çok geçmeden 11 Temmuz’da Akkoyunlu ordugâhına Fatih’in bir elçisi gelmiştir. Fatih’in elçisi İstanbul’dan Osmanlı ordusunun Akkoyunlu ülkesine yürüdüğünü ve Uzun Hasan ile savaşa hazır olduklarını bildiren mektubu getirmiştir. Fakat Uzun Hasan, Venedik’in gönderdiği top ve silahların kendisine ulaşacağını zannederek, Fatih’in elçisini huzuruna kabul etmemiştir. Venedik elçisi Caterino Zeno’ya Venedik Cumhuriyeti ile müttefik olduğunu, onun iştiraki olmadan barış yapmayacağını söyleyerek, Osmanlı elçisine; “Biz de kanlar akıtan askerimizle o diyara teveccüh ettik. Sizde yakına gelin ki, bir birimize mukabele edelim”, sözlerini Fatih’e nakletmesini istemiş, hatta ordugâhta yakaladığı bazı Osmanlı casuslarının kafalarını vurdurup Fatih’e yollamış ve ondan “çabuk gelmesini” istemiştir . Uzun Hasan, bir taraftan böyle derken, aslında Osmanlı ordusunun erken gelmesinden de rahatsız olmuştu. Çünkü kendisine henüz Venedik’ten gönderilen top, silah vs. mühimmat daha eline ulaşmamıştır.

Lütfen Dikkat: Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz. Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Kerim Usta tarafından

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir